Connect with us

Bomba

22.02.2017 HAFTALIK MARVEL/DC İNCELEMESİ VE MAYIS AYI DUYURULARI (SONUN BAŞLANGICI?)

Yayınlandı

on

(Geçtiğimiz son iki haftanın incelemelerini dersler, hastalıklar, teknik aksaklıklar sebebiyle girememiştim. Bir sonraki haftalarda o sayıları da devam sayılarıyla birlikte gireceğim, merak etmeyin)
Marvel, serilerini belirlerken hafta tercihlerinde fazla adaletli davranmıyor açıkçası. Ben her hafta okuyacak sayılar bulsam bile, özellikle bazı iki haftalık sayıların bu haftaya denk gelmesiyle dolu dolu bir hafta çıktı. Ben de bu vesileyle, incelemelere başlamadan önce ileriye yönelik bazı şeylerden bahsetmek istiyorum.
tumblr_okauvucNlp1s0p5ulo1_500
Belki duyanınız göreniniz olmuştur. Bu hafta Marvel, Mayıs ayı sayılarının duyurusunu yaptı. O sayılarda artık standartlaşmış sıfırlamanın da ötesinde yepisyeni bazı gelişmeler var. Öncelikle, Steve Rogers’ın Hydra ajanı olması sonucu gelişen Secret Empire serisini Mayıs ayı boyunca tüm ek sayılarıyla beraber okuyacağız. Burada, Netflix ekibi de diyebileceğimiz JJ, Luke Cage, DD ve Iron Fist’in ortaklaşa sokakları Hydra’dan koruyacağı, Occupy Avengers serisi ile bir noktaya gelmiş kahramanlığı sorgulanan karakterlerin bir adım öne çıkacağı bir kompozisyon var elimizde. Sadece bu da değil! Secret Empire, Cap hariç bütün kahramanların uzun bir aradan sonra tekrar yan yana dövüşeceği bir hikaye olmasıyla da artık çok uzatılmış bir evrenin sonu olma anlamı taşıyor. Kapaklarda göreceksiniz, Polaris’den Medusa’ya, Magneto’dan Iron Heart’a herkes bu faşist örgütlenmeye karşı yine yan yana, her şey ya siyah ya beyaz. Bu, Civil War 2 ile müjdelenmiş olan ancak hala daha gerçekleşmemiş, eskiye ve belki de olması gerekene dönüş açısından iyi bir gelişme.

Evet, kahramanların karanlık yönlerini görmek, tereddütlerini, çelişkilerini, yüzeye taşımaktan imtina ettikleri insani ve bir o kadar da problemli yanlarını yansıtmak derinlik katıyor ama lütfen artık birbirine girmiş kahraman görmekten siz de fazlasıyla bunalmadınız mı? Üstelik bu kadar kaotik bir ortamda her seferinde bir grup kahraman hala daha meşruiyetini nasıl sağlıyor. O toplumda kazananın iyi ya da kötü karşılanması hala daha nasıl gerçekleşiyor? Bütün bunlar olurken, Dark Reign arkında olduğu gibi nasıl kötüler bir şekilde kontrolü ele almıyor? Cidden artık sıkıcı olmanın da ötesinde çok düşünülmemiş hikayeler çağındaydık Marvel açısından ve bir sonu gelmesi gerekiyordu. Ki şu da bir gerçek, her kahramanı bu kadar gri yapamazsınız. Yani araya değil Xavier beyinli Red Skull’ı, Elderleri Beyonderleri koyun, karakter gelişiminin, bütünlüğünün bu denli dışına çıkamazsınız iki tane sansasyonel sayı çıkartıcam diye. Bunu yapınca, doğal olarak sebep-sonuç ilişkisinden de çıkıyorsunuz ve biz bir on yıl dönüp dönüp o aksaklığı kotaran retconlar okumak zorunda kalıyoruz. Velhasıl kelam, Secret Empire ile birlikte kahramanların yine kötü adam dövdüğü evren görmek güzel. Hoş kötü adam dediğimiz de Steve Rogers olacak ama varsın olsun. İyilerin iyi olduğunu hatırlaması için ikonik bir karakterin şeytanlaşmasının gerekliliği bence hoş bir detay.

geliyor mesihimiz

geliyor mesihimiz

Peki Mayıs ayının müjdelediği tek şey bu mu? Aynı zamanda, Nisan ayından başlayarak, Marvel’ın son 10 yıldır işlediği en büyük günahı tersine çevirmesini de göreceğiz. Evet, Nisan ve Mayıs aylarında X-Men Blue, X-Men Gold, Weapon X, Generation X, Cable, Jean, Ice-Man serileri çıkıyor. Hali hazırda devam edecek olan All-New Wolverine ve Old Man Logan’ı da ekleyin ve tabii Hulk serisine konuk olan Logan’ı, Thor’lara konuk olan Quentin Quire’ı –izninizle ahahahahahahah- Champions ve Uncanny Avengers serilerindeki mutantları ve hatta Shi’ar’ı. Evet Marvel sadece mutantları seri sayısı olarak değil, evrenin merkezindeki hikayelerde oynayacağı etkin rollerle de tekrardan altın çağlarına getirme planında. Bunun sebeplerini iyi-kötü yanlarını elden geldikçe konuştuk, şu an benim için heyecanlanmaktan başka bir şey kalmıyor. Sizin başka fikirleriniz varsa da yorumlara beklerim diyor ve incelemelere geçiyorum. Ha bir de bitirmeden, iyi mi kötü mü bilmiyorum ama X-Men Blue’nun dördüncü sayısında bildiğimiz Wolverine’in geri döneceği konuşuluyor, seveni hypelasın.
MARVEL

All hail the queen!

All hail the queen!

Inhumans vs X-Men #5
Secret Wars sonrası evrenin, CW2 ile beraber en çok tartışılan ve belki en önemli hikayelerinden birinin artık yavaş yavaş sonlarına geliyoruz. Elimizde biraz Avengers vs X-Men’de olduğu gibi tam da savaş olamamış ama çokça taktiksel hamlenin, doğru eşleşmelerin olduğu ve fakat iyi iyiyle kapışıyor türünün örneklerinden olduğu için tereddütlerin, hataların havada uçuştuğu hikayemizde artık iyi kavramının da sorgulandığı bir noktaya gelmiş bulunuyoruz. Bu sayıda, önce Limbo içerisinde X-Men okulunu bulan Inhumanlar, koşa koşa Black Bolt’u arar ve bulur. Hikayenin başından beri göremediğimiz Havok, istediği anda Bolt’u öldürebilecek bir düzenekle Medusa ve ekibinin karşısındadır. Fakat Havok intikam duygusuyla böyle bir şey yapacak tıynette bir karakter değildir ve zaten aslında Cyclops’u öldürenin Bolt olmadığını bilen az sayıda insandan biridir (Emma, Havok, Magneto, 3 Cuckoos bir de genç Cyclops). Ancak burada benim dikkatimi çeken bir sözü var. Medusa’yla karşılıklı birbirlerine gider yaparlarken bir yerde Havok, bu mesele Terrigen meselesi değil, Mutant-Inhuman meselesi değil, Emma ve Scott arasında bir mesele der. Bu benim kafamı karıştırıyor. Yani bildiğimiz kadarıyla ortada bir yanlış yok, Terrigen iki hafta içinde Mutantları yok edecek (eğer Emma Mccoy’un zihniyle oynamadıysa). O zaman Alex Summers tam olarak neyi kastediyor? Death Of X’de de hiçbir cümlenin boşuna söylenmediğini görmüştük dolayısıyla aynı yazarların bu cümleler ile son sayıda Emma’nın yapabileceklerini işaret ediyor olabilir.

Niyesine gelirsek, Forge’un planı Iso’nun çok üst düzey(!) planıyla en başından cortlamıştı, bu sayıda Karnak Fantomex’in yarattığı evrenden çıkmış ve Medusa’ya ulaşmıştı. Her ne kadar Mosaic’in genç Cyclops’un kafasına girerek Mutantların iki hafta sonra ölecek olmasından dolayı saldırdığını öğrenmesiyle Ms.Marvel’in topladığı genç Nuhuman takımı Cyclops ve Forge ile birlikte yeni bir makine yapımına başlamış olsa da, Emma bunları henüz öğrenmemişti. Ve Death Of X’in son sayısından biliyoruz ki, Emma, Cyclops’un “fikrine” delilik noktasında bir takıntıyla bağlanmıştı. Ve en güçlü Inhumanları bile bir dakika içinde düşürebilecek bir stratejik dehanın, her şey kötüye gittiği anda, belki X-Men ekibiyle paylaşamayacağı derecede kesin bir planı olup olmadığını bilmiyoruz, ki altıncı sayının kapağı biraz da böyle bir planı işaret ediyor gibi. Neticede mesele Mutantlar ve Inhumanlar arasında bir hayatta kalma mücadelesi olmuş olsa da, başından beri her şey Emma’nın ajandasında olup bitenlerdi. Finalin de onun etrafında gelişmesi, Nisan-Mayıs aylarında çıkacak hiçbir sayıda gözükmeyen White Queen’in ne noktaya geleceğini de açıklamış olur. Ayrıca muazzam dedektiflik yeteneklerim sonucu öğrendim ki, Uncanny X-Men’in son sayısı, Psylocke’un Magneto’dan savaş sırasında çizgiyi aşmasından ötürü hesap sorması üzerine. Ve Extraordinary X-Men’in son sayısında da “savaşı atlattılar, ama ne pahasına?” diye bir açıklama var. Buradan Emma ve Magneto’nun çizgiyi aşarak bu savaşı bitirebildiği tahminine varıyoruz. Son ek, Limbo’daki karşılaşmada Colossus, Gorgon’u çok fena harcıyor.
Extraordinary_X-Men_Vol_1_19_Textless
Extraordinary X-Men #19
IvX ile başladık, ek sayıları ile devam edelim. Ben bu sayının tam olarak nerede geçtiğini anlamadım açıkçası. Daha doğrusu bahsedilmemiş ancak benim tahminim Medusa ve ekibinin Limbo’dan kurtulması sonucu New Atilan’da gerçekleşiyor. İlk sayıdaki kuşatma değil çünkü orada ne Gorgon ne Crystal var idi. Ana hikayenin beşinci sayısında da genç nuhumanlar arayı bulmaya çalışırken, baba mutantların ve inhumanların birbirine girdiğini biliyoruz. Büyük ihtimal tam o sıralarda gelişiyor olay. Olay ne? Sapna’nın , Magik’in kılıcında hapsolmuş ruhunun bir anda seslenmeye başlaması. Aniden savaş meydanından çıkıp kendimizi acıklı bir hikayenin ortasında buluyoruz dolayısıyla.

Ruhu pratik anlamda bir ruh yiyen tarafından ele geçirildiği için Limbo’daki bütün Mutantları öldürmek üzereyken Ilyanna tarafından öldürülmek zorunda kalmış küçük yaşta bir Mutantın ruhunun, kendisini gözyaşları içinde öldüren Mutanttan ilgi bekleyişi. Cidden ağır bir hikayeydi ancak Ilyanna Sapna’nın zoruyla ruhunu kılıca hapsederek hayatının geri kalanını onunla geçirmek ya da komple sırt çevirmek yerine Sapna’nın ruhunu kılıcın dışına çıkartıyor. Sadece kendisi görebilecek ve konuşabilecek olsalar da savaşa beraber devam ediyorlar. Bütün bu duygusal akış içerisinde ise en güzel detaylardan biri ruhu sürekli kılıcının içine girip çıkan Magik’in iki arada bir derede “sen de bir dur şimdi” diyerek saniyesinde Crystal’i harcadığı an. Hoş bir tie-in olarak hafızamıza kazınıyor. Özellikle son dört beş senede hep en önemli hikayelerin ortasında olmasına rağmen karakter gelişimine ilişkin çok bir şey göremediğimiz “kar çiçeği”nin savaş sonrasında ne yapacağı, nasıl bir ruh halinde olacağına ilişkin hoş bir ayrıntı olacağını umut ediyorum Sapna meselesinin.

konuşma bulutlu kapak, en sevdiğim

konuşma bulutlu kapak, en sevdiğim

Captain America: Steve Rogers #12
Marvel evrenindeki bir başka önemli olayın adımları da yavaş yavaş Cap üzerinden gelişmeye başlıyor. Ancak bu sayıda pek de bir şey göremiyoruz. Eh, Mayıs ayında olgunlaşacak bir hikaye için Şubat sonunda dev adımlar atılmayacağı belliydi aslında. Bu sayı da yine Cap ve Zemo’nun Kobik’in yarattığı orijinde ne kadar yakın dost olduğu, Rogers’in Amerikan cephesinde ajanlık yapmaktan yorulup Hydra-Nazi cephesine geçmek hevesi gibi flashbackler görüyoruz. Ana hikaye ise Shield’ın başındaki kahraman Steve Rogers’in kafayı yemiş androidler ile savaşı var. Heyecanlı kesit, Taskmaster’in Cap’İn sırrını Maria Hill’e satma girişimiydi ki, bu da yeni bir Madame Hydra ile engellendi. Elisa Sinclair, yani Kobik’in Steve’in geçmişi için yarattığı bir karakterin ete kemiğe bürünmüş olmasını ve bu denli ciddi bir rol oynaması biraz heyecan verici. Taskmaster’in Maria Hil’e bu bilgiyi satamaması üzücü. Puanım yedi. O da kötü Ant-Man’in iyi şakalarına.

annesinin bir tanesi

annesinin bir tanesi

Infamous Iron-Man #05
Bu sayıda, Doom’un sonunda biricik anneciğine kavuşmasına tanıklık ediyoruz. Ediyor muyuz yoksa cidden? Başından sonuna sürekli bunu sorgulatan bir sayı var önümüzde. Başta, Thing’in derisini dökecek güçte ve korkutuculukta bir kadın görüyoruz. Ancak Doom onun annesi olduğuna bir türlü inanmıyor. Amma ve lakin istersen genlerime bak ananım ben senin atarı sonucu Doom biraz duruluyor. Sonrasında hala yıllar sonra gelen bir retcon mu bilmediğimiz bir konuşma başlıyor. “Annesi”, Doom’un yıllarca kötü bir insan olduğu için yanına gelmediğini, hep en sonunda iyi olmasını beklediğini ve bunun önüne geçebilecek her şeye karşı biricik oğluşunu savunacağını, bu yüzden Thing geldiği sırada ortaya çıktığını anlatıyor. Buralar hala acabalarla geçe dursun sayının sonunda ise başka bir gerçek öğreniyoruz. Maker! Evet, 1610 evreninin karanlık Maker’i usulca yaklaşıp, Doom’un cidden inanıp inanmadığını soruyor ve hikaye kapanıyor. Maker’in amacı ne? Anne gerçekten anne mi? Doom’un hayattaki en büyük rakibinin kötü klonu ile iyiliği seçtikten sonraki karşılaşmasının esprisi ne kadar yapılacak? Bunların hepsi bir sonraki sayıya kalırken bize de merakla beklemek kalıyor.

ANLAMLI

ANLAMLI

Uncanny Avengers #20
Çizgi roman tarihinin en kritik beyin ameliyatı, her seferinde bu sefer bitti derken bir türlü bitmeye bitmeye 2017’ye kadar geldik. Evet, bir yandan Steve Rogers üzerinden dev planlar yapan Red Skull, bir yandan da neredeyse tümünün zihnini ele geçirdiği Unity Squad ile Deadpool’un topladığı Spidey’li, Wong’lu kahramanlar ekibinin ağzını yüzünü kırıyor. Ancak bu birkaç sayının artık Red Skull meselesinin sonunu getireceğini bildiğimiz için mesele biraz da bitecek de nasıl bitecek kıvamında. Deadpool bir şekilde beyni yıkanmış takım arkadaşlarından sıyrılıp Skull’ı bulur. Ancak Skull gizli silahı Rogue’u üzerine salar. Burada görsel açıdan baya keyifli ve bir o kadar da karanlık şekilde Rogue’un Deadpool’u harcayışını görüyoruz. Evet, özellikle 2010 sonrasında hep geri planda kalan Anne-Marie’nin uzun zamandır gözükmeyen potansiyelini en yüksek seviyede izlediğimiz kareler belirsiz bir sona bağlanıp bizi bir sonraki sayının kollarına bırakıyor. Hiçbir şey için değilse bile beyni yıkanmış Rogue’un Deadpool’u ikiye ayırışı için okunur.

Elektra Müge Anlı version

Elektra Müge Anlı version

Elektra #01
Bu ilk sayı için çok umutlu şeyler yazmak isterdim. Neticede mahalle arkadaşları Bullseye ve Kingpin’in ilk sayıları çok başarılıydı. Daredevil ve JJ iyi gidiyordu dolayısıyla Elektra’nın ilk sayısında da kendisine yakışır, bütün sayı gerim gerim gerilerek okuyacağım kan revan bir hikaye bekliyordum ama olmadı. O yüzden çok da uzatır mıyım emin değilim. Hikayemiz, ne yapmak istediğinden emin olmayan Elektra’nın sarı perukla bir Vegas kumarhanesinde içerken sürekli şiddete uğradığını gördüğü bir kadına yardım etmek için tekrar kırmızıları giyinmesiyle başlıyor ve son buluyor. Hikaye güya bitmedi, ikinci sayısı da var yani heyecandan kafamı duvarlara vurup kandan Elektra yazdım. Yazıyı hastaneden yazıyorum. Öyle bir heyecan. Muhteşem bir hikaye. Toplumun karanlıkta kalmış günahlarına ışık tutan, satır aralarına bıraktığı mesajlarla insanı iç sorgulamalara yönlendiren, çizgi roman dünyasında yeni bir evrenin müjdecisi bir eser. Bu cümleleri yazarken hangi tarafımla güldüğüme ilişkin belli tahminleriniz vardır. Ben açıkçası Marvel’in Tumblr’ı niye bu kadar ciddiye aldığını bilmiyorum. Niye alması gerektiğini de. Evet politik doğrucu karakterler, hikayeler bunlar çok doğru mesajlar verebilir. Özellikle de 10’lu yaşlardaki gençlere. Evet bu hikayeleri kültleşmiş karakterler ya da hiç değilse onların ismi üzerinden anlatmak bu mesajların gücünü arttırabilir. Ama Marvel bunu beceremiyor. Marvel, toplumsal cinsiyet, etnik-dinsel ayrımcılık gibi bir çok kritik konuyu son beş altı yıldır kamu spotu gibi veriyor. Zorunlu yayın gibi. Okan Bayülgen’in bir aralar programının arasında verdiği aşırı tiz bir sesle “zighaaara sağlığa zararlıdır” kısa videoları gibi. Hatırlayanlar ne demek istediğimi anlamıştır. Hatırlamayan Youtube’den bulabilir. Yani bakın, herhangi bir kimliğe ayrımcılık, ezme, şiddet bu evet bütün kahramanların hatta anti-kahramanların sorunu olabilir. Hatta Elektra gibi hayatında öldürdüğü insan sayısı sayılamayacak karakterler için dahi. Ancak Marvel, bu meseleleri hikayelerin içine yedirmeyi beceremiyor. Evet Marvel hikayenin katmanlarını arttırarak bunu yapmak yerine her şeyi en kaba en oturaksız haliyle veriyor. Mockingbird ile denediler olmadı seri iptal oldu. Wasp serisiyle herkes dalga geçiyor. Yani Marvel öne çıkarmaya çalıştığı mesajlara aslında başarısız hikayelerle zarar veriyor. Derinliğini bozuyor. Diyeceklerim bu kadar. Umarım bu meseleyi ciddiye almaya başlarlar bir gün. Biz de hem daha derinlikli, katmanlı hikayelerle toplumsal mesajlar okuruz, hem de karakterle örtüşen seriler.

Gönlümün barok efendisi

Gönlümün barok efendisi

Scarlet Witch #15
Scarlet Witch serisini ne denli sevdiğimden daha önceleri de çokça bahsetmiştim. Bu sayıda ana hikaye çok abartılacak bir şey değil. Ruhu, dedesinin büyü güçlerini ele geçirmeye çalışan bir şeytan tarafından ele geçirilmiş ve bu yüzden anasına babasına tam bir hayvan evlat gibi bağırıp çağıran bir çocuğu kurtarışını izliyoruz Wanda’nın. Halihazırda Witchcraft’ı düzelttiği için çok da sorunu kalmamış, hayır işi yapıyor. Peki bu ne demek? Yani Secret Wars sonrası her şeyini Witchcraft’ı eski haline getirmeye çalışmış, bu yolda gerçek annesine kavuşup hemencecik veda etmiş Wanda için, yapacak bir şeyi kalmaması ne demek? Avengers’a dönmesi demek. Yani öyleymiş, ben de okuyunca öğrendim. Bence hoş oldu. Yani uzun süredir çok mekanik karakterler içinde kalmış, okudukça darlayan ve hali hazırda evrende olup bitenle pek alakası olmayan Avengers ekibine yeni bir soluk getirecektir. Hele de solo serisiyle karakter gelişimi çağ atlamış bir Ultron’un olduğu ekibe. Ki ilk değerlendirmesini de o yapıyor. Peki, bir takıma girmesi solo serisini fakir bırakır mı? Emerald Warlock’un halen dışarıda bir yerlerde olduğunu hatırlatmasıyla, büyü savaşlarının da durmayacağını haber ederek, bizi umutsuz bırakmıyor bu hoş, butik serimiz.
DC COMICS
C5UXjIsUkAAPDZ-
Detective Comics #951
Geçen sayıda Lady Shiva, Cassandra’ya göz koymuş bir şekilde uzaklardan gözükmüş idi. Bu sayıda ise Gotham’a neden geldiğini öğreniyoruz. Colony, Batman’in kendilerini Gotham’dan sürmesinden ve Colonel Kane’i esir almasından sonra bir şeyler başarabilmek için Shiva’ya saldırı düzenliyorlar. Tabii ki başarısız oluyorlar ve Shiva olan biteni öğreniyor. Gözüne Batman’i kestiriyor ve dünyanın en iyi dedektifi hala Batwoman ile League Of Shadows gerçekte var mı yok mu diye tartışadursun önce Belediye Başkanı Hady’i öldürüp suçu yarasanın üzerine atıyor sonra da hepsini uyuyan ajanlarının ortasına atıyor. Bu sayı biraz prelüd tadındaydı. Bir yanıyla da baba Kane’in şüphelerini doğrulayan bir noktada. Evet, Gotham’da sıradan bir hayat süren ama tek bir emirle katil Ninjalara dönüşen onlarca insan var. Peki bakalım Batman ve ekibi ne yapacak?

peki kimse mi sormuyor bu batmanin gözlere noldu diye

peki kimse mi sormuyor bu batmanin gözlere noldu diye

Justice League Of America #01
Batman, yeni kurduğu süper takımıyla henüz ilk sayıdan kendini dev bir savaşın ortasında buluyor! JL vs SS serisinden beri Rebirth’in bir amacının da kıyıda köşede kalmış kötüleri ortaya çıkarmak olduğunu görmüştük. Şimdi de elimizde kendi gezegenleri Agnor’un özgürlük fikri ve bu fikri savunan kahramanlar yüzünden yok olduğunu, aynı kaderi yaşatmamak için bu dünyayı ele geçireceğini söyleyen Lord Havok ve fazlasıyla Marvel çakması ekibi var. Daha doğrusu bütün Extremist takımının bir olayı da bu, bir nevi Marvel kötüleri parodisi olması. Geldikleri dünya, Agnor ya da Earth-8 de aslında o evrendeki Avengers’in olduğu bir gezegen. Bunlar da çakma Octopus, Doom, Magneto vs. Bugünün DC’sinde ne kadar iş yapacaklar, merakla bekliyoruz. Nighthawk’ın (bkz. Çakma Batman) zırt pırt bir yerlerden fırladığı ve hatta kendi solo serisine kavuştuğu, Squadron Supreme’in (bkz. Çakma Justice League) eskiye oranla daha çok gözüktüğü bir Marvel’dan sonra DC neden Marvel parodisi karakterlerini kullanmasın. Şu an için elde çok fazla bir şey yok, ancak ben ileriki sayılarda daha güzelleşebileceğini düşünüyorum bu hikaye üzerinden JLA’nın. He bir de elde henüz oturmamış bir takım dinamiği var tabii. Kendini kanıtlama gayretinde bir Ray Palmer, iyiler dünyasına yeni katılmış bir Frost, Lobo’nun varlığından rahatsız bir Canary. Bakalım takım aksiyon içerisinde ne kadar oturacak ne kadar oturmayacak.

Okumaya Devam Et
Advertisement
1 Comment

1 Yorum

  1. Cyclops

    28 Şubat 2017 at 20:21

    Geçen iki haftanın incelemelerini de yazarsanız mutlu olurum. Kaleminize sağlık.

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Avengers: Infinity War İncelemesi – Yeni Bir Bakış Açısı ve Tüm Easter Eggler!

Yayınlandı

on

27 Nisan Cuma günü, çok önemli bir olay gerçekleşti. İnsanların ateşi bulması gibi, sanat rönesansı, din reformu ve hatta hatta sanayi devrimi yaşamış Dünya, 27 Nisan Cuma günü en az bunlar kadar önemli bir “Sinema Devrimi” yaşadı. Ben, Avengers: Infinity War’u bu şekilde özetliyorum. Filmin artısı, eksisinden bahsetmiyorum. Elbette artıları, eksileri, klişeleri her süper kahraman filminde olduğu gibi bunda da var. Ancak sıradan bir insan olarak yarınımı zor planlayabiliyorken Marvel Stüdyo’nun 10 seneyi fazla riske girmeden, garantici bir yol ile dahi olsa ilmek ilmek işlediği, hatalardan çok başarıyla karşımıza çıktığı 10 senelik bir devrimden bahsediyorum. Tüm sinema filmlerinin, daha çekim aşamasındayken bile planlarını Disney-Marvel filmlerinden uzak tutarak planladığı bir süreçten bahsediyoruz. Marvel’in çağdaşı, en büyük rakibi DC bile sadece bu evrene yetişebilmek adına daha emeklemeden koşmaya çalıştı. Sonuçlarını hepimiz biliyoruz. Bu açıdan Marvel, 2000’li yılların en büyük devriminin, en büyük planlamasının son halkasını 27 Nisan günü Infinity War ile bizlere sundu. Şimdi gelin bu epik filmin detaylarına girelim.

Yazımız buradan itibaren SPOILER içermektedir.

Infinity War Avengers GIF by Marvel Studios - Find & Share on GIPHY

 

Infinity War, adına yakışır bir şekilde tüm evreni ilgilendiren bir meseleyi konu alıyordu. O meselenin adı da Thanos idi.

Öncelikler her zaman söylediğim bir konu şudur ki, bir filmin düşmanı ne kadar iyi ise filmde o kadar tutar. Marvel’ın en büyük eksikliğini yaşadığı villain konusu, Thanos ile kökünden çözüldü. 10 yıllık planlama tamamen buna mı odaklıydı bilinmez ancak Thanos, bildiğimiz kötülerden değildi. Çünkü kendi düşüncesine göre evren, bir denge içinde olmalıydı. Bu dengenin önünde ise sınırsız nüfusa ve isteğe karşılık sınırlı kaynaklar yer alıyordu. Evrenin dengesi ancak yaşayan nüfusun yarısını fakir, zengin, büyük, küçük ayırmadan öldürmekten geçiyordu. Thanos’un düşüncesini biz insanlar soykırım olarak görsekte onun böyle bir hayali var ve karakterini oturtan olay tamamen bu denge meselesi. O yüzden Thanos’un yaptığını yanlış bulurken, onu anlayabiliyorsunuz. Yanlış olduğunu düşünseniz dahi onunla empati kurabiliyorsunuz. Ben bu empatiyi en son Darth Vader ile kurabildiğimi şu an anımsıyorum. İşte Infinity War’un güzelliği burada yatıyor. Sinema tarihinin en sevilen kötüsü Darth Vader ile Thanos’u yan yana bir cümle içerisinde geçirebiliyorsunuz. Elbette bu benim kişisel düşüncemdir ancak sizlerin de içten içe bunu düşündüğünüzü tahmin edebiliyorum.

Thanos’un motivasyonu, tüm stoneları toplayarak bu dengeyi tek bir parmak şıklatmasıyla sağlamaktı. Titan’ın evreni dengelemek için yola çıkması elbette o yolun Avengers ile kesişmesine yol açtı. 3 taşın direkt olarak bizimkilerin elinde olmasının (Loki’yi de artık bizden sayıyorum) doğal bir süreci olarak Thanos, Avengers ve Galaksinin Koruyucuları ile birden fazla karşılaştı. Hepsinde de ekiplerimizin hem taşlar hakkında ne kadar az bilgisi olduğunu ve Thanos’un yanında ne kadar güçsüz kaldıklarını anlamış olduk. Üstelik Russo kardeşler, Avengers gibi bir ekibin Thanos’un yanında ne kadar aciz duruma düştüğünü bizlere birden fazla kez gösterme cesaretinde bulundular. Bizim 10 yıl boyunca şikayet ettiğimiz ne kadar detay varsa ki örneğin tek filmlik villainlar, cesur kararlar alınamaması gibi soruların cevaplarını tamamen son filme sakladıklarını anlıyoruz. Bunun için bile Infinity War, tüm sinema severlerin kalbinde çok özel bir başarı çıtası olarak duracak. Bir Yüzüklerin Efendisi için gösterilen saygı ve sevgi, hem şimdi hem ileride Infinity War içinde gösterilecek. Benim kısa süreçli kehanetim bu yönde.

 

Infinity War Avengers GIF - Find & Share on GIPHY

 

Filmin adı direkt olarak Avengers ile başlasa bile, Infinity War bir Thanos filmidir. Spider-Man: Homecoming’in başında yazdığı BU BİR PETER PARKER FİLMİDİR ibaresi yoktu belki ama Thanos’un solo filminde gözüken Avengers üyeleri dersek sanırım kimse karşı çıkmayacaktır. Filmin bu gidişatta ilerlemesi, sona doğru giderken bizim kafalarımızın karışıklığı yerine herkese empati yaparken bulmamızı sağlıyor.

Espriler ve umutsuzluğun bu kadar dengede tutulabilmesine ise ayrı hayran kaldım. Bir önceki sahnede gülerken diğer sahnede gözleriniz tamamen açılmış bir şekilde şoka girebiliyordunuz ve daha az önce güldüğünüzü unutuyordunuz. Russo kardeşler, tıpkı Thanos gibi bu filmde denge’yi harika bir şekilde kullanmış. Hollywood’un en çok para kazanan ünlülerini tek bir filmde buluşturacaksın ve hepsine aynı süreyi aynı diyaloğu sorunsuz bir şekilde vereceksin? Bu denge değil de nedir arkadaşlar? Konuşurken basit konular gibi gelebilir ancak dışarı çıkarken 2 arkadaşınızı yan yana getiremiyoruz bazen yahu. Oradan yola çıkın gerisini siz düşünün.

Tüm bu süreç ise Thanos’un güneşin karşısına geçerek gururlu bir şekilde gülümsediği an içindi. Kahramanlarımızın yarısından fazlasıyla birlikte tüm evrenin yarısı öldü. Beni en çok üzen ölüm şahsen en sevdiğim kahraman olan Spider-Man oldu. Tom Holland’ın orada yeni kahraman olmuş, genç bir Peter Parker olarak ÖLMEK İSTEMİYORUM cümlesini ağlayarak tekrar etmesi her seferinde kalbimi paramparça edecek. O sahne için tek ama tek bir isteğim vardı.. Bir gücüm olsaydı ve Russo Kardeşler’e ulaşabilseydim ölmeden önce son cümlesinin gökyüzüne bakarak “ÜZGÜNÜM BEN AMCA..” olmasını söylemek olurdu. Bu ölüm zaten üzücüydü ancak destansı olması için tek eksik bu cümleydi. Olmadı tabii bu ancak Peter Parker’ı öldürmek bile çok cesur bir karardı. Sadece bu yüzden bile Russolara ve senariste hayran olmamak elde değil. Ölen kahramanlarımızın listesini bir verecek olursak baştan sona;

  • Heimdall
  • Loki
  • Gamora
  • Bucky
  • Black Panther
  • Scarlet Witch
  • Vision
  • Falcon
  • Groot
  • Doctor Strange
  • Spider-Man
  • Star-Lord
  • Drax
  • Mantis
  • Nick Fury ve Maria Hill (End Credits)

Kalanlar ise klasik Avengers ekibimiz Captain America, Iron Man, Thor, Hulk, Black Widow, War Machine’nin yanı sıra Nebula, Rocket, Okoye ve M’Baku kaldı.

İlk Avengers filmine geri dönecek olursak orijinal kadro yaşarken, yenilerin neredeyse tamamı öldü. Buradan çıkabilecek bir ihtimal şu, gelecek filmde eskilerin yeniler için kendini feda ederek ölümlerin değişmesi ve bu sayede New Avengers olarak yola devam edilmesi. Bu akla hemen gelen, en basit çözüm umarım bunu denemezler ve ölümlerin arkasında dururlar.

Gelelim bu işin nasıl çözüleceğine. Aklımda 3 teori var;

1- Gamora’nın ruhunun ruh taşına hapsedildiği ve ikinci filmde Thanos’u bu şekilde içeriden durduracakları. Infinity Stones, Thanos ile birlikte yok olabilirler.

2- Dr. Strange’in 14.000.653 ihtimalden sadece birinde kazandıkları süreci o andan itibaren başlatmış olduğu. Bu ihtimalde ise Tony Stark’ın hayatı çok önemliydi. Bunun yaşanmasının 20 dk öncesinde Stark-Parker ve Taş arasında seçim yapması gerekirse taşı seçeceğini söyleyen bir kadim büyücü anında kararını değiştiriyor ve taşı düşmana veriyorsa bu, o tek ihtimal sürecinin çoktan başladığını gösteriyor. Kendisinin fedakarlık yapıp ölümünü görse bile bu süreci başlatan Strange, bitiren ise Tony Stark olacak gibi duruyor şu an için.

3- Filmin sonunda Nick Fury’nin sinyal gönderdiği Captain Marvel, hikayenin en büyük unsurunu oluşturabilir ve Thanos’u yenmede çok güçlü bir müttefik olabilir.

Umarım dördüncü bir seçenek çıkar ve tüm izleyenleri tatmin edecek bir şekilde Marvel’ın yeni faz filmleri şekillenir. Bu faz şekillenirken ise tek isteğim, Spider-Man geri dönerse artık Tony Stark’ın hegomanyasından çıkması. Spider-Man’in MCU’ya dönüşü hayatımda aldığım en heyecan verici haberlerden biri iken yavaştan pişman olmaya başladığımı hissediyorum. Tony ile olan ilişkisi iyice Rick and Morty’e bağladı. Bu da beni oldukça rahatsız ediyor.

Gelelim Easter Egglere ve filmden önemli anlara;

  • Loki’nin Thor için kendini feda etmeden önce BİZDE DE HULK VAR sözü ilk Avengers filmine gönderme olmakla birlikte sırf bunu Loki söyledi diye inanılmaz hoşuma gitti ve ilk maddeye eklemek istedim.
  • Hulk belki sadece bir kere sahneye çıktı ama bana film boyunca yeten HULK vs THANOS’u görmemizi sağladı. Ağır dayak yedi belki ama o versus’u görmeseydim çok mutsuz olurdum.
  • Çizgi romanlarda dünyayı uyarmaya gelen Hulk değil Silver Surfer idi. Ancak “THANOS GELİYOR” sözü ikisinin de kullandığı ortak nokta oldu.

  • Loki ölmeden önce Thanos’a teklif ettiği REHBERLİK hizmetini çizgi romanda da sunuyor ve bunu yapıyordu. Filmde ise kandırma yolunu seçerek Loki’yi erkenden öldürdüler ki, çok iyi bir karardı. Thor’un motivasyonu tamamen buradan kaynaklı oldu ve mantıklıydı.
  • Aklıma takılan bir soru var, takipçiler aydınlatırsa memnun olurum. Thanos, bu filmde eldiveni Cüce Eitri’ye zorla yaptırdı ancak Age of Ultron’un sonunda “FINE, I’LL DO IT MYSELF” cümlesiyle eldiveni kendisi Xandar’a benzer bir yerden alıyordu. O sahne için;

End Credits sahnesini saymamış olmaları bir ihtimal ancak burası cüce şehri falansa bir şey diyemem elbette.

  • Thanos’un görevini başarıyla yerine getirip sonunda dinlenebileceği bir yer teması, çizgi romanda ÇİFTÇİ THANOS olarak işlenmişti.

  • Tony Stark’ın Ebony Maw’a yaptığı Squidward benzetmesi MCU tarihinin en komik esprisi olabilir. Düşündükçe hala gülüyorum.
  • Thor, MCU tarihinde çekilen filmler hatta dizilerin bile gerisinde kalan bir karakter oldu. Ragnarok filminde Thor’u nihayet çizgi roman karizmasına yaklaştırmışlardı. Infinity War filminin ise Thanos ile birlikte en büyük yıldızıydı. Wakanda savaşında gösterdiği performansla tüm izleyenleri kendinden geçirdi.
  • Cüce Eitri’yi biricik Tyron Lannister’ımız Peter Dinklage canlandırdı. Eitri’nin çizgi romanlarda ilk çıkışı 1983 yılında yayımlanan Thor Annual 11.sayısıdır.
  • Thor’un MCU içerisinde 1500 yaşında olduğunu öğrendik.
  • Spider-Man’in Thanos’un yüzüne ağ atması bir ilk değil. Daha önce çizgi romanda da aynısını yapıyor.

 

  • Filmde en büyük süprizi Red Skull’ın geri dönüşü ile yaşamıştık. Ben filmde kendimi tutamayıp OBAAA diye bağırdığımı hatırlıyorum öyle güzel bir detaydı. Belki Thanos’un generallerine katılsaydı çok daha güzel olabilirdi ancak Ruh taşını koruyan biri olması ayrı anlamlıydı. Tek bir sahnesi olmasından ötürü karakteri bu sefer Hugo Weaving değil, The Walking Dead’de Aaron olarak tanıdığımız Ross Marquand canlandırdı.
  • Tony’nin Pepper ile konuşmasında çocuklarının olduğunu görmesi ve ismini Morgan olarak koyduklarını hatırlıyorsunuzdur. Morgan Stark, çizgi romanlarda var olan bir karakterdi. Kendisi Tony’nin kuzeniydi ve ikili, hiç anlaşamazlarmış. Sonrasında Morgan Stark, bir trafik kazası geçirerek ölüyor.
  • Groot’un film boyunca oynadığı oyun 81 yılına ait Defender idi. Filmde The Defenders’ı beklerken oyun isminde görebildik ancak.. Neyse. 
  • Thanos, Reality Stone’u kullanarak Mantis ve Drax’ı şekilden şekle soktuğunu hatırlıyor olmalısınız. Çizgi romanlarda ise bunu Nebula’ya ve Thanos’un erkek kardeşi Eros’a bunu uyguluyordu. Şekil A’da görüleceği üzere;

 

 

Okumaya Devam Et

Bomba

Avengers: Infinity War Film İncelemesi – Hem Spoilersız Hem Spoilerlı!

Yayınlandı

on

Yazımızın ilk kısmında SPOILER YOKTUR. FİLMİ İZLEMEYENLER AŞAĞIDAKİ SPIDER-MAN GİF’İ VE SPOILER UYARISI ALANA DEK YAZIYI OKUYABİLİRSİNİZ.

Dipnot: Anıl’ın full Spoiler dolu ve Easter Eggleri anlattığı yazısı ise yakında karşınızda olacak 🙂

Tam 10 yıl… Iron Man filmi ile başlayan MCU macerası, tüm hızıyla devam ediyor diyemeyeceğim. Infinity War filmine kadar en iyi film bana göre hep Iron Man oldu. Robert Downey Jr. uzun süre en iyi oyuncu seçimi olarak MCU’nun yüzü oldu. Sonra az bir ihtişamla Thor geldi. Başarılı komedisiyle Guardian of Galaxy, iyilik emsaliyle Captain Amerika, mistik sanatıyla Dr. Strange ve sebebini bilmediğim bir şekilde büyük gişe başarısı yapan Black Panther geldi. Agent of Shield da televizyonda senaryosuyla boy gösterdi. Koskoca 10 yıl, Infinity War filminin hazırlığıydı. Başarılı filmlerin arkasında hep bu hazırlı yatmıştır. Senaryo hazırlığı uzun yıllar sürer. MCU bu hazırlığı beyaz perde de yaptı. Sürekli gelişen ve evrilen senaryolarıyla 2018’e geldi. Bitti mi? Hayır. Ant-Man ve Captain Marvel filmleriyle birlikte, Avengers’ın son filmine hazır olacağız. Bu sinema stratejisinin başarısına sinir oluyor ancak ayakta alkışlıyorum. Gelelim Infinity War filmine…

Halihazırda efsane olan Avengers Theme, Infinity War filmine süper kahraman girişlerini süsleyerek, en iyi film müziklerinden biri olarak hafızlara kazındı. Peki 2 milyar $ hasılatı geçeceğini düşündüğüm bu yapımın başarısı neydi? Öncelikle demin konuştuğumuz 10 yıllık serüven. İzleyici kitlesini koruyup, sürekli artırması. Bir film önce Black Panther ile elde edilen büyük başarı bunun ilk kanıtı. Spider-Man’in efsane sözüyle devam edeyim. “Büyük güç büyük sorumluluk getirir.” MCU’nun karşı karşıya kaldığı durum buydu. Bu kadar hayran kitlesi, bu kadar film büyük beklenti yarattı. Ve beklentiyi karşılayıp, ikinci filme daha büyük bir beklenti yarattı. DC, çığ gibi büyüyen bu başarının altında kaldı. Infinity War’ın yanında Justice League, çocuk filmi gibi kaldı. Hatta Captain Marvel ile, Wonder Woman başarısını da ellerinden almak istiyorlar. Brie Larson ile bunu yapabileceklerini düşünmesem de, Captain Marvel’in güçleri buna imkan sağlıyor. Peki Marvel filmlerini sevmeyen ben, Infinity War’u neden beğendim? Ona geçelim.

Malum sahne – Hulk’un Loki’yi dövmesi- ile Marvel komedisine karşı cephe almıştım. Deadpool ile komedi filmi budur deyip, küçümsemeye devam ettim. Ama sonra Thor Ragnarok’ta malum sahneye gönderme yaparak beni de güldürdükleri vakit, beyaz bayrağı çektim. Son noktayı Infinity War koyacaktı. Filmin yarısında tüm salon kahkahalarla gülerken ben gülümsemeden öteye geçmedim. Hala küçümsüyordum. Ama filmin sonunda bu kahkaha atan insanları birden ağlatmaya başladıklarında bu başarının önünde eğildim. Senaryo olarak da, hala en iyi süper kahraman filmi olan Dark Knight’a rakip olacak tek film olduğunu kabullendim. Kurgusu, soru işaretleri, gizemi, finali, villian prensipleri, yan hikayeler, giriş, duygu değişimleri on numara beş yıldızdı. Göze batan Cgi sahnelerinin yanı sıra, muazzam planlar ve sekanslar bulunuyordu. Bu sahnelerde iki düşman – Thanos ve Iron Man- boy gösteriyordu. Robert Downey Jr. ve Josh Brolin, MCU filmlerinin üzerinde bir oyunculuk sergiledi film boyunca. Ama yalnız kalmadılar. Her ekibin hikayesini ayrı bir filmmiş gibi izlediğimiz bu harika yapımda, diğer süper kahramanlar da bizi etkilemeyi başardı. Rocket, Thor, Heimdall, Gamora, Wanda, Star Lord, Spider-Man.. Ufacık sahneler, unutulmayacak duygular yaşattı.

Bu bir sanat filmi değil o yüzden derin bir yönetmenlik beklemiyordum ancak tatmin oldum. Bir Tarantino ya da Nolan ekibi olmadığı için senaryo, diyalog beklemiyordum, tatmin oldum. Tiyatral oyunculuk bekliyordum, doğal oyunculukla karşılaştım. Bu artı yönler ve daha fazlası nedeniyle Infinity War, sinemada izlenmeyi hak ediyor. Buradan sonra spoiler içeren yoruma geçip, beğenmediğim kısımlara değineyim.

Infinity War Avengers GIF by Marvel Studios - Find & Share on GIPHY

 

SPOILER İÇERİR:

Çizgi romanlarla uyumu, hikayeleri değiştirip kurguya dahil etmeleri muazzamdı. Red Skull’ın eksik kalmış hikayesi tamamlandı. Thor’un halkını, kardeşini ve dostunu kaybettikten sonra intikamına kadar gelen hikayesi dopdoluydu. Rocket ile dertleşirken ağlaması, intikam için Nidavellir’in ışığına maruz kalışı, Wakanda’daki savaşa girişi ve Thanos’a son darbeyi vuruşu… Ragnarok ile birlikte gerçek bir Tanrı olan Thor, bu filmle zirveyi gördü.

Captain America, mükemmel bir giriş yapsa da, fragmanda bizi kandıranlardandı. Sahte bir Hulk sahnesinin yanı sıra, eldiveni tutabilen Captain America; Thor, Iron Man, Dr. Strange hatta Iron-Spider’ın yanında eksik kaldı. Thanos tehlikesi mevcutken Captain America’ya güvenmeyen, tutuklayın diyen Bakanlık, herhangi bir varlık gösteremedi. Nick Fury bile parmak şıklatmasında on saniye önce olanları öğreniyor. Bu da Wakanda ve Titan’da geçen savaşların, senaryoyla uyumunu gösteriyor. İnsanların, Ant-Man ya da Hawkeye’ın ulaşamayacağı iki bölgede büyük savaş gerçekleşti. Bu da klasik New York istilasını kırmış oldu. Hulk’ın uyanamaması, hayran kitlesini sinir etse de başarılı bir yan hikayeydi. Araları kötü olan Bruce-Hulk ikilisi kendi hikayesini finale taşıdı.

Hugo Weawing, ufak bir rol için Red Skull’a dönmemesinin yanı sıra, Peter Dinklage’in ufak bir rol için Infinity War’a girmesi enteresan uç noktalardı. Gerçi bu ufak rolü Peter, fazla iyi oynadı. Yüz hatları yeter. Dev Cüce tezatı da beğendiğim yanlarındandı. Taşlara gelirsek, 4 taş için bir feda mevcuttu. Wanda, Vision’u feda ederken, Strange, Iron Man için taşı feda etti. Thanos ve Quill ruh taşı için Gamora’yı öldürmeyi göz aldı. Ve biri başardı da! Başta bahsettiğim gülen hayranları ağlatan sahneler ağırlıkla bunlar oldu.

Thanos’un Death’e aşkını işlememeleri ve bunu Gamora üzerinden yapmalarının yanı sıra, Dr. Strange’in sahneleri haricinde beklemediğim bir duygu yaşamadım filmde. Birçok karakterin öleceğini biliyorduk. Tony’nin ölümü bekledim ki bu beni ağlatabilecek tek sahne olurdu. Çünkü Pepper ile aile kurma hayalleri güzel bir sahneyle işlenmişti. İlk filmde kurtulsa da ikinci filmde ölmesini bekliyorum. Yıllardır korktuğu tüm arkadaşlarını kaybetme durumu gerçekleşmiş olsa da, ikinci filmde tüm arkadaşlarını geri getirdiğinde kendisinin ölmesi olası. Kısacası onları geri getirmek için düşünmeden kendini feda edecektir. 2 film oluşunun dezavantajları var. İlk filmde ölenlerin diğer filmde geri geleceğini herkes biliyor artık. Teoriler önemli değil. Gelecekler mi gelecekler. Önemli olan bunun olması için ne feda edecekleri. Thanos’un filmi olan Infinity War’dan sonra, ikinci film Avengers ekibinin filmi olacak ve mutlu son gelecek. Başta da söylediğim gibi en iyi süperkahraman filmi Dark Knight bile mutlu sonla bitmişti. Rises filmi bu yüzden rezalettir gözümde. Batman nükleer bombayı havada patlatıyor, şehri için kendini feda ediyor ama bir bakıyorsun CatWoman ile balayında Paris’te. Hoş değil. Mutsuz son istiyorum. Wanda’nın rage atıp herkesi öldürmesini istiyorum. Çok mu?

Film, muazzam bir Cgi başarısı olarak tarihte yerini alacaktır. Bazı sahnelerde suratlar yapma dursa da, Thanos, çizgi romandaki halinden kat kat iyiydi. Ağlayan bir villian… Sinemada izleyin, 2 milyar dolar hasılatı görelim. Sağlıcakla kalın.

Okumaya Devam Et

Bomba

2017’nin Hayal Kırıklığı Yaratan Filmleri

Yayınlandı

on

Uzun süredir gerek eğitim durumu gerekse yolculuklarımdan dolayı yazamıyordum. Hali hazırda vaktim olmasa bile evren ve sinema savaşları ile geçen bu yılın küçük bir değerlendirmesini yapmayı kendime borç bildim.

Öncelikle 2017 yılı; birbirini hiç tanımadan sadece mesajlar ile bir araya gelebilen, samimi bir şekilde kar amacı gütmeden fikir alışverişi yaptığımız, bir kişi dahi olsa ulaşmaktan, yeni şeyler kazandırmaktan çekinmeyen bu ailenin, küçük de olsa bir parçası haline geldiğim, her şekilde güzel hatırlayacağım bir yıl olacak.

Ama, 2017′ de sinema da her şey güllük gülistanlık değildi. Bu durum vizyona da yansıdı. Gelin listeye bir göz atalım.

RESIDENT EVIL:FINAL CHAPTER

Önce oyunu ile tanışıp filmlerine yönelmiştim. Kendimce daha çok olayın içinde yer alabildiğim için oyunlarını filmlerine her zaman tercih ederim. Ancak finale yakışmayan, bayağı ve ruhsuz olmuş. Serinin en kötü anlarında bile hepimiz Mila Jovovich ile filme tutunduysak da artık o ruh kalmamış. Son film şimdiye kadar gördüğüm en kötü uyarlama ve CGI’lara sahip. Film boyunca müthiş bir isteksizlik hakim. Bitse de gitsek havasında son bir iş çıkmış ortaya. Mila Jovovich de tek başına bir yere kadar.

Sanki FPS oyununu hayatında hiç oynamamış birinin ilk defa aksiyon-savaş içerikli bir oyunu izlemesine maruz kalıyorsunuz gibi bir his uyandırdı.

DUNKIRK

Bomboş. Koskoca bir hiç. Yüzü bile gözükmeyen Tom Hardy. İnsanı olaydan soğutan bir durağansızlık. Anlamsız bir zaman bükümü. Belgesel yapayım derken, yarısında filme karar vermek. En ünlü psikologların bile ‘Bitmedi mi daha?’ diye soracağı bir drama. Nolan’ın eline yüzüne bulaştırdığı bir zaman kaybı olmuş kendileri. Büyük umutları boşa çıkarmakta başarılıydı.

TRANSFORMERS: THE LAST KNIGHT

Git gide yıprananlar diye listeyi değiştirsem daha iyi olacak sanki. Efsane seri her seferinde bir adım daha geriye düşüyordu ki, dibi boylayana kadar. Öncelikle belirtmeliyim, iyi robotların yaramaz robotlarla savaşması iki saat yirmi sekiz dakika gibi bir süre beni tutamaz. Üstelik öyle kendini tekrar ediyor ki, süre iki kat yavaş geçiyormuş gibi geliyor. Mark Wahlberg gibi bir zamanın bitik efsanesi filmde başrol oynayınca insan kendine kızıyor ‘Baştan anlamalıydım!’ diye.

Tek olumlu puanı alan şey ise, dünyanın insanlıktan önce bu yaşlı arabalara ait olması teması olmuştu.

TESTERE 8

Ben hayatımda böyle rezalet görmedim. Bir kere bile heyecanlandırmayan film olay örgüsü olarak 2. filmin kopyası olarak da hiç bir yeni şey katmamış durumda. Jigsaw öleli 10 yıl geçmesine rağmen adamları işi hala devam ettiriyor. Bu zaten 4. filmden itibaren mükemmel dizayn edilmiş bir iplik gibi çözülüp 7. filmde her şeyin başladığı yerde mükemmel bir şekilde son bulmuştu. Arayış içinde yeni yönetmeni ile birlikte yeniden canlandırılmaya çalışılan efsane, yine aynı son ile biterek kendini yenilemedi. başı ve sonu belli olmayan bir film gibiydi. Seriyi hiç izlemeyenler doğrudan bu filmi izleyebilirler. O kadar alakasız. 2. filmin kesilmiş sahneleri deseler daha iyiydi.

MUMYA

Açık ara en berbat film olabilme potansiyeline sahip bir film. Mantık hataları ile başlayan sahneler zorlama çarpışmalar ile devam ediyor. Karanlık evreni, dandik espriler ile süslemeye çalışmışlar. Efsaneleşen Rachel Weisz’lı Mumya serisinin parodisi olarak yayımlansa daha iyi olurdu. Akıllarımızdaki Tom Cruise’den uzak sıkıcı birini saatlerce izlemek bayıyor. Bütün stüdyoların Marvel çakması universe oluşturma çabası insanı soğutuyor.

KONG:KAFATASI ADASI

Görüntüler ve atmosfer olarak büyüleyici gibi gözükse de, Godzilla’nın aynısı. İnsanlık tekrar tekrar ölüme ve sona inanmışken başka bir yaratık tarafından kurtarılıyor.Amaçsız karakterlerle süslenmiş, neresinden tutsan elinde kalan bir film.

JUSTICE LEAGUE

Listenin olmazsa olmazı, belki de kendine ilk sıradan yer bulabileceği tek yer olan film. Kötülüğü, talihsizlikleri, demirbaş Batman’in halleri, kıyas içinde olduğu Marvel’in ezmesi derken baskılara rağmen böyle bir ekibi toplayıp film çıkarmak saygı duyulacak bir iş. Ancak Marvel ile kıyas içinde oluşu iki kat beklentileri boşa çıkarmasını sağladı. İzleyiciler zaten beklentilerini belirli bir seviyeye çekmişlerdi. Marvel her zaman olduğu gibi daha iyisini yapınca Fanboylar bile DC’den soğudu. Suicide Squad ile haber veren DC, yine de elinden geleni yaptı ama ilerleyemeyerek 2017’ye yenilgi ile veda etti. Oyuncu kadrosu potansiyeline yakışmayan derecede hayal kırıklığı olmuştu.

Öyle ya da böyle 2017 yılını geride bırakıyoruz. Ne dersiniz? Sizinde bu yıl büyük umutlar ile bekleyip boşa çıkan filmleriniz oldu mu? Umarım 2018 yılında herkesi memnun eden evrenler ortaya çıkar ve genişlerler. Mutlu Yıllar Karabüyücü Ailesi!

Okumaya Devam Et
Advertisement

Facebook

Bombalamasyon

Bomba2 sene ago

Avengers: Infinity War İncelemesi – Yeni Bir Bakış Açısı ve Tüm Easter Eggler!

27 Nisan Cuma günü, çok önemli bir olay gerçekleşti. İnsanların ateşi bulması gibi, sanat rönesansı, din reformu ve hatta hatta...

Bomba2 sene ago

Avengers: Infinity War Film İncelemesi – Hem Spoilersız Hem Spoilerlı!

Yazımızın ilk kısmında SPOILER YOKTUR. FİLMİ İZLEMEYENLER AŞAĞIDAKİ SPIDER-MAN GİF’İ VE SPOILER UYARISI ALANA DEK YAZIYI OKUYABİLİRSİNİZ. Dipnot: Anıl’ın full...

Bomba2 sene ago

2017’nin Hayal Kırıklığı Yaratan Filmleri

Uzun süredir gerek eğitim durumu gerekse yolculuklarımdan dolayı yazamıyordum. Hali hazırda vaktim olmasa bile evren ve sinema savaşları ile geçen...

Genel2 sene ago

Star Wars: The Last Jedi İncelemesi – Skywalker Efsanesine Saygı Duruşu!

Herkese merhaba. Star Wars: The Last Jedi’ı izledik ve incelememizi hazırladık. İncelemeyi Kutluhan ile Anıl farklı açılardan, farklı bakış açılarıyla...

Bomba2 sene ago

The Walking Dead 8.Sezon 8.Bölüm “How It’s Gotta Be” İncelemesi

Kutluhan’ın incelemesi: The Walking Dead, 8. sezona hızlı bir giriş yapmıştı. Resident Evil filmi gibi konu değiştirmiş,  zombi mücadelesi insanların savaşına...

Bomba2 sene ago

Inhumans 1.Sezon 4. 5. ve 6. Bölümleri İnceleme ve Easter Eggleri

Bu dizi, çok sancılı süreçlerden geçerek ekranlarımıza geldi. Ortaya bu konsept ile çıkabilecek çok güzel işler varken, elimizdeki sonuç ne...

Bomba2 sene ago

En Underrated Diziler #3 : Falling Skies!

Doğancan Gedik’in başlattığı ve Person of Interest ile Luther hakkında yazmış olduğu ”En Underrated Diziler” serisinde mutlaka olması gerektiğini düşündüğüm...

Bomba2 sene ago

Agents of Shield 5.Sezon Part 1 ve Part 2 İncelemesi: Orientation!

Marvel hayranları şu sıralar ellerini kana bulamış ve Punisher’ı bitirmiş, Infinity War fragmanıyla yükselmiş, Black Panther’i ve tabi ki Infinity...

Bomba2 sene ago

İddialar Gerçek Olmak Üzere! Disney, Fox’un Haklarını Aldığını Haftaya Açıklayabilir!

Biliyorsunuz ki, şu sıralar en önemli konu Disney’in 20. Century Fox’un çoğunluk hakkını satın alıp alamayacağı idi. Hatta haberini X-Men,...

Bomba2 sene ago

The Walking Dead 8. Sezon 7. Bölüm İncelemesi: Time For After

Bu inceleme The Walking Dead 8. sezon 7. bölüm hakkında SPOILER içermektedir. 8. sezon hayal kırıklıkları ile yoluna devam ediyor....

Bomba