Connect with us

Bomba

74. Altın Küre ödüllerine saatler kala favorilerimizi seçtik!

Yayınlandı

on

Altın Küre bu sene 74 yaşına giriyor. Şahsen Oscar’dan daha çok sevdiğim bir organizasyondur. Kendi filmlerine veriyorlar yea, diye yorumlar yapıyoruz her yıl. Hiç eskimez. Harcadıkları filmler bir yana seçtikleri filmler de kaçırılmaması gereken filmler oluyor şüphesiz. Bu sene de bir haftamı ayırıp, izleme imkanı bulduğum filmler arasında seçimler yaptım. Adaylar, favoriler ve gönlümdekilere bir bakalım derim.

EN İYİ FİLM – DRAMA

1

Manchester By The Sea – Hacksaw Ridge – Hell or High Water – Lion – Moonlight

In Moonlight Black Boys Look Blue kitabından uyarlanan Moonlight, bu yılın favorisi olarak görünüyor. Afro Amerikan bir gencin üç dönemini anlatan bu film, insan ilişkileri, sevgi ve insanın kendini keşfi konuları üzerinde duruyor. Benim gönlümdeki filmin bu film karşısında pek şansı olmamalı ama bir de ona bakalım.

Hacksaw Ridge, Amerika’nın Virginia eyaletinde büyüyen, inançlı bir genci anlatıyor. Savaş döneminde yaşaması onu önemli bir karar vermeye zorlar. İnsan öldürmeye karşıdır ancak halkı savaşırken sıcak yatağında uyumak istemez. Uzun zamandır şirin ve romantik başlayan, sert ilerleyen bir film izlememiştim. Pearl Harbor kokusu alıyordum izlerken ancak çok daha fazlasını barındırdığını kanıtladı. Oyuncu kadrosunun sağlamlığı (Hugo Weaving başı çekiyor) senaryoyu zirveye taşıyor. Bekleyip görelim.

EN İYİ FİLM – KOMEDİ VEYA MÜZİKAL

2

La La Land – 20th Century Women – Florence – Sing Street – Deadpool

Deadpool‘u görünce şaşırdım diyebilirim. Marvel’in en sağlam filmlerinden olması onu buraya taşımadı elbette. Kaliteli bir komedi olsa da kazanmasını sürpriz olarak görürüm.

La La Land, tam 7 dalda aday olarak Altın Küre‘ye damgasını vurdu. Bununla yetinmeyeceğini, kaliteli oyuncu kadrosu, derin senaryosu ve müzikal zevkiyle diğer adayla şans tanımayacaktır. İki sanat tutkunu insanın yollarının kesişmesi ve bu uğurda yaptıklarını izleyeceğiz. Ryan Gosling ve Emma Stone, filme kesinlikle renk katmış. Benim gönlümdeki kazanan da Aşıklar Şehri yani La La Land’dır.

EN İYİ OYUNCU – DRAMA

za-horz

En İyi Erkek Oyuncular : Casey Affleck, Manchester by the Sea – Joel Edgerton, Loving – Andrew Garfield, Hacksaw Ridge – Viggo Mortensen, Captain Fantastic – Denzel Washington, Fences

lad
En İyi Kadın Oyuncular: Amy Adams, Arrival – Jessica Chastain, Miss Sloane – Isabelle Huppert, Elle – Ruth Negga, Loving – Natalie Portman, Jackie

89. yıl Oscar, 74. yıl ise Altın Küre… Sanırım her zaman en zor kategori bu olmuştur ve olmaya devam edecektir. Yukarıdaki isimleri görüyorsunuz, kalitesini kanıtlamış oyunculardan, genç yeteneklere doğru gidiyor. Karar vermesi imkansız, sonuç ise asla haksız olamayacak kadar dolu bir kategori. Casey Affleck önemli bir rol üstlenmiş ve başarıyla tamamlamıştır. Interstellar filmindeki ufak rolünde bile beni etkileyen bu aktör kazanırsa şaşırmayalım. Loving filmi, izleyemediklerim arasındadır fakat ağır bir dram filmidir. Sağlam oyunculuk getirir böyle filmler. Joel Edgerton’un başardığına eminim. Favori filmimden Andrew Garfield, büyük isimlerin altında ezilmeyeceğini bilsem , Harika oynadı o almalı, derdim. Ve Viggo Mortensen ve Denzel Washington. Sözün bittiği yer. Kaptan Fantastik filmi nasıl en iyi film kategorisinde değil bilmiyorum. Ancak Viggo Mortensen’i bu filmle ödül alırken görmek isterim. Denzel Washington ise Viola Davis’in harikalar yarattığı filmde ön plana çıkmayı başarıyor. Hep birlikte göreceğiz.

John F. Kennedy’nin eşi Jackie Kennedy Onassis’i canlandıran Natalie Portman’a favori gözüyle bakıyorum. Filmin konusu olsun, o hayatı ekrana yansıtışı olsun, seçilirse eğer alkışlamak düşer. Gönlümün kazananı ise Amy Adams’dır. Arrival filmi de neden en iyilerde değil dediğim yapımlardan. Sağlam bir bilim-kurgu filmi olan Arrival, Amy Adams’ın harika oyunculuğuna ev sahipliği yapıyor. Bir başka aday film Nocturnal Animals’ta da Amy’i görüyoruz. Bu yılın hakedenlerinden olduğunu düşünüyorum.

EN İYİ OYUNCU – KOMEDİ VEYA MÜZİKAL

3

En İyi Erkek Oyuncu: Colin Farrell, The Lobster – Ryan Gosling, La La Land– Hugh Grant, Florence – Jonah Hill, War Dogs – Ryan Reynolds, Deadpool

annette-bening-horz

En İyi Kadın Oyuncu: Annette Bening, 20th Century Women – Lily Collins, Rules Don’t Apply – Hailee Steinfeld, The Edge of Seventeen – Emma Stone, La La Land – Meryl Streep, Florence

Bu kategoride kısa tutmayı istiyorum. Yine kesin bir sonuç göremiyorum. Ryan Gosling’i favori görüyorum. Colin Farrell, Hugh Grant gibi usta, Jonah Hill, Ryan Reynolds gibi başarılı komedyenlerin arasından sıyrılıp ödülü kapacaktır. Ancak benim gönlümden geçen Colin Farrell’dır. Eşsiz bir komedi filminde, insan ilişkilerinde başarılı olamayan bir karaktere hayat veriyor. Yalnız kalmış insanların tutuklandığı ve ilişki kurmaya zorlandığı bir distopya öyküsünde gerçekten duruşu bile insanı gülümsetiyor.

Bu organizasyonun kraliçelerinden Meryl Streep yine yerini almış gözüküyor. Buradaki çoğu filmi izlememiş bulunmaktayım. Ancak La La Land filminden veya Meryl Streep varsayımından yola çıkarsam, bu ikiliyi seçebilirim.

EN İYİ YARDIMCI OYUNCU – DRAMA, MÜZİKAL VEYA KOMEDİ

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Mahershala Ali, Moonlight – Jeff Bridges, Hell or High Water – Simon Helberg, Florence – Dev Patel, Lion – Aaron Taylor-Johnson, Nocturnal Animals

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Viola Davis, Fences – Naomie Harris, Moonlight – Nicole Kidman, Lion – Octavia Spencer, Hidden Figures – Michelle Williams, Manchester by the Sea

30ccf5c4a51a496a9efb33d2152110ed-horz

Yine zorlu bir kategorideyiz. İyi filmlerden, göze çarpan oyunculuklar. Favorinin Mahershala Ali olduğunu düşünüyorum. Jeff Bridges de hakedenlerden elbette ama Moonlight filminin ağırlığıyla Mahershala bu ödüle ulaşabilir. Gönlümün kazananı ise Aaron Taylor-Johnson’dır. Film ile birlikte, oyunculuğu beni gerçekten etkiledi. Kötü karakter oyunculuğu kolay gibi gözükür ancak fazla derindir. Başardığını düşünüyorum.

Daha demin ufak da olsa belirtmiştim. Bu kategoriyi Viola Davis, delip geçmeli, esip gürlemeli. Nicole Kidman gibi bir ismin bulunduğu bu kategoride Viola Davis’ten başkasına şans veremiyorum. Fences filminde harikalar yaratıyor.

EN İYİ YÖNETMEN

Damien Chazell, La La Land – Tom Ford, Nocturnal Animals – Mel Gibson, Hacksaw Ridge – Barry Jenkins, Moonlight – Kenneth Lonergan, Manchester by the Sea

Seçim yapmama imkan yok. La La Land filminin o sanatsal yapısının altında, Whiplash ile duyduğumuz Damien Chazell var. Savaş filmlerinin üstadı Mel Gibson benim favori filmimle burada yer alıyor. Ancak filmleri göz önünde bulundurarak, Barry Jenkins diyeceğim. Boyhood tarzı filmler – film şeridinde bir hayat- yönetmenlik ister. Senaryoyu yazarsın, oyuncuya oynatırsın ama diyalogsuz mimiksiz bir şekilde duyguları yansıtmak başkadır. Moonlight buna sahip. Favori, Barry Jenkins’dir. Gönlüm ise Tom Ford. “Damn, man” bu Nocturnal Animals beni çok etkiledi. Ödül almadan çıkmamalı. Başarılı bir yönetmenlik eseriydi.

EN İYİ SENARYO

Damien Chazelle, La La Land – Tom Ford, Nocturnal Animals – Barry Jenkins, Moonlight – Kenneth Lonergan, Manchester by the Sea – Taylor Sheridan, Hell or High Water

Farkındaysanız yazıp yönetmen yaygın bir hale geldi. Sanırım bu biraz işin kolay yanı. Yazdığınızı yönetmek. Yetenek gerektirmesi dışında tabi. Gönlümdeki belli Nocturnal Animals. Kendimi bulduğum, ağladığım, elimin titrediği senaryo. Kazanırsa saygılar, kazanmazsa da herkese önermekten vazgeçmeyeceğim. Favori çoğu kategorideki gibi aynı, etkileyici senaryosuyla Moonlight. Uyarlama senaryo gibi farklı bir kategori olsaydı iş değişirdi tabi.

EN İYİ MÜZİK

Nicholas Britell, Moonlight – Justin Hurwitz, La La Land – Johann Johannsson, Arrival – Dustin O’Halloran, Lion – Hans Zimmer ve Pharrell Wiilliams, Hidden Figures

The Middle of the World… Moonlight filminin soundtrack albümündeki favorim. Gördüğünüz gibi Hans Zimmer gibi büyük bir isim mevcut. Ancak Nicholas Britell, rakip tanımayacaktır. La La Land’ın müzikal olmasına rağmen. Arrival’da en etkili müzik On the Nature of Daylight olması ve parçanın da Max Richter’a ait olması sanırım yeterli bir yorum olur.

EN İYİ ŞARKI

Cant Stop the Feeling, Troller – City of Stars, La La Land – Faith, Sing – Gold, Gold – How Far I’ll Go, Moana

Justin Timberlake imzası olan Can’t Stop The Feeling favori görünüyor. Herkesin bildiği bir şarkı. Ancak How Far I’ll Go ile City of Stars’ın zorlayacağını düşünüyorum. Ryan Gosling zaten mükemmel bir şarkıcı. Dead Man’s Bones grubunu takip ediyordum. Emma Stone’un duru sesi ve güzel bir şarkıyla, City of Stars’ı da destekliyorum.

EN İYİ ANİMASYON FİLM

Kubo and the Two Strings – Moana – My Life as a Zucchini – Sing – Zootopia

Kubo and Two Strings, şahsen çok eğlenceliydi. Klişe bir senaryoya rağmen beni etkilemeyi başardı. Zootopia, yaratıcı bir animasyondu ancak kazanacağını düşünmüyorum. İzleme şansı bulamadığım diğer filmlere yarışmada başarılar diliyorum.

EN İYİ YABANCI FİLM

divines-horz

Divines (Fransa) – Elle (Fransa)- Neruda (Şili) – Forushande (İran/Fransa) – Toni Erdmann (Almanya)

Her sene bir ziyafet olan kategorideyiz. Asgar Farhadi, Forushande (Satıcı) filmiyle yerini alıyor. Divines gibi güçlü rakiplerden. Bağımsız sinema bu kategoride kendisini gösteriyor. Favoriyi bilmiyorum ancak benim adayım Toni Erdmann. Sade bir işleyiş, derin sahneler. Leviathan filmini anımsatan mesajlar ve oyunculuklar. Kazanırsa, görüşelim.

Evet, önyargılarımızdan kurtulup film izlemekte çok zorlanırız. Tür seçeriz, oyuncu seçeriz bazen süre bile seçeriz. Bu organizasyonlar bizler için birer nimet. Kazananlar, kim olursa olsun, filmleri kazananlar bizleriz. Film izlemeyi eksik etmeyin. Ödüller ise gece NBC’de yayınlanacak. Yarın sonuçlar elimizde olur. Beklemekteyim. Sağlıcakla kalın

Okumaya Devam Et
yorum yapmak için tıkla!

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel2 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba5 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba5 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba