Connect with us

Bomba

89. Akademi (Oscar) Ödülleri Adaylarını Açıkladı! Biz De Yorumladık!

Yayınlandı

on

Geçtiğimiz günlerde yazarımız Uğur Uçkıran tarafından Hollywood’un kan kaybetmesi üzerine bir yazı paylaşmıştık. Bu konu elbette tartışmaya açıktır. Ancak kan kaybettiğini göz önüne alırsak, yaralı da olsa hala savaştığını görebiliyoruz. Bu yıl, harika filmlerle karşımıza çıktılar. Elbette  ki türler arasında karşılaştırma yaptığımızda, eskiye nazaran seçmesi daha kolay bir adaylık sürecinden geçmiştir. Başarılı film sayısı iki elin parmağını geçmiyor. Ancak! Oscar tarihinin rekorlarına ismini kazımış 3 unutulmaz film, bu sene yeni bir rekor girişimine ev sahipliği yapıyor. LA LA LAND! Tam 13 dalda 14 adaylığa sahip (En İyi Orijinal Şarkı dalında iki adaylık) olarak tarihe geçiyor. Yüzüklerin Efendisi: Kral’ın Dönüşü, Ben-Hur ve Titanic filmlerinin 11 dalda ödül alma rekorunu kırma ihtimali doğmuştur. 74. Altın Küre ödüllerinin sonuçları ise bunun imkansız olmadığını kanıtlamıştır. Yanı sıra Meryl Streep de Florence Foster Jenkins filmi ile 20. kez En İyi Kadın Oyuncu dalında yerini alacak.

Akademi Ödülleri, yıllardır sansasyonel tartışmalara neden olmuştur. Bunun nedeni bazı filmlerin, hakettiği değeri görmemesidir. Ancak bu Oscar’ın propoganda filmleri dışında yaptığı absürt seçimlerin nedenini bilemiyoruz. Evet tüm zamanların en iyi filmi dendiğinde doğrudur diyebileceğimiz Esaretin Bedeli, En İyi Film ödülünü alamayanlardan. Forest Gump’ın arkasında kalması benim açımdan sorun değil. Ancak çoğu kişi tarafından kabul edilemeyen bir durum. Bunların dışında o yıl Pulp Fiction’ın da aday olduğunu unutmamak gerek. The Big Lebovski , Groundhog Day (Aday bile olamadı) , Heat , Modern Times, Once Upon a Time in the West , Inception,  Once Upon A Time in America (Aday olamadı), Shining (aday olamadı). Bu aklıma gelen filmlerin yanısıra bir de bombalar var. Bu konuda tartışalım, tartışmadan uzak tutmamız gereken bazı yıllar var. Onların nedeni de adayların birbirinden güzel olması. Mesela Altıncı His ve Yeşil Yol ödülü American Beauty’ye kaptırdı. Good Will Hunting, Titanic filmindeki Jack gibi serin sularda boğuldu. Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği, Akıl Oyunları’nın gölgesinde kaldı. Taxi Driver’ı Rocky dövdü. Kurtlarla Dans filminin Oscar’ı aldığı sene rakipleri, Awakenings, Godfather III, Ghost ve Goodfellas idi. Hadi diyelim buralar azgın sular. Peki ya Ölü Ozanlar Derneği? Citizen Kane? Back to the Future? Django, Pi’nin Yaşamı? Mahşer korkusu olmayan canlılara sesleniyorum! Saving Private Ryan, Life is Beautiful, Elizabeth, The Thin Red Line filmlerinin aday olduğu sene Shakespear in Love’a nasıl verirsiniz ödülü? 2017’nin adaylarını yorumlayacaktım, bak konu nereye geldi. Gerildim yine. Biz önümüze bakalım. Ve işte adaylar;

EN İYİ FİLM

1

Arrival
Fences
Hacksaw Ridge
Hell or High Water
Hidden Figures
La La Land
Lion
Manchester by the Sea
Moonlight

EN İYİ YÖNETMEN 

Denis Villeneuve, Arrival
Mel Gibson, Hacksaw Ridge
Damien Chazelle, La La Land
Kenneth Lonergan, Manchester by the Sea
Barry Jenkins, Moonlight

EN İYİ ERKEK OYUNCU

Casey-Affleck-Hair-horz

 

Casey Affleck, Manchester by the Sea (Lee Chandler)
Andrew Garfield, Hacksaw Ridge (Desmond T. Doss)
Ryan Gosling, La La Land (Sebastian Wilder)
Viggo Mortensen, Captain Fantastic (Ben Cash)
Denzel Washington, Fences (Troy Maxson)

EN İYİ KADIN OYUNCU

78a0f4fb30b30864d2bcc1f691c51d48-horz

Emma Stone, La La Land(Mia Dolan)
Isabelle Huppert, Elle (Michele LeBlanc)
Ruth Negga, Loving (Mildred Loving)
Natalie Portman, Jackie (Jackie Kennedy)
Meryl Streep, Florence Foster Jenkins (Florence Foster Jenkins)

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU

t100poll_davis_viola-horz

Viola Davis, Fences
Naomie Harris, Moonlight
Nicole Kidman, Lion
Octavia Spencer, Hidden Figures
Michelle Williams, Manchester by the Sea

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU

Mahershala Ali, Moonlight
Jeff Bridges, Hell or High Water
Michael Shannon, Nocturnal Animals
Dev Patel, Lion
Lucas Hedges ,Manchester by the Sea

EN İYİ ORİJİNAL SENARYO

20th Century Women – Mike Mills
Hell or High Water – Taylor Sheridan
La La Land – Damien Chazelle 
The Lobster – Yorgos Lanthimos
Manchester by the Sea – Kenneth Lonergan

EN İYİ UYARLAMA SENARYO

Arrival – Story of Your Life, Ted Chiang
Fences – Fences, August Wilson
Hidden Figures – Hidden Figures, Margot Lee Shetterly
Lion – A Long Way Home, Saroo Brierley ve Larry Buttrose
Moonlight – In Moonlight Black Boys Look Blue, Tarell Alvin McCraney

EN İYİ ANİMASYON

Kubo and the Two Strings
Moana
My Life as a Zucchini
The Red Turtle
Zootopia

EN İYİ YABANCI FİLM

Land of Mine (Danimarka)
A Man Called Ove (İsveç)
The Salesman (İran)
Tanna (Australia)
Toni Erdmann (Almanya)

EN İYİ SİNEMATOGRAFİ

Arrival
La La Land
Lion
Moonlight
Silence

EN İYİ GÖRSEL EFEKT

Deepwater Horizon
Doctor Strange
The Jungle Book
Kubo and the Two Strings
Rogue One: A Star Wars Story

EN İYİ KOSTÜM TASARIMI

Allied
Fantastic Beasts and Where to Find Them
Florence Foster Jenkins
Jackie
La La Land

EN İYİ SAÇ & MAKYAJ

A Man Called Ove
Star Trek Beyond
Suicide Squad

EN İYİ FİLM MÜZİĞİ

“Audition (The Fools Who Dream),” La La Land
“Can’t Stop the Feeling,” Trolls
“City of Stars,” La La Land
“The Empty Chair,” Jim: The James Foley Story
“How Far I’ll Go,” Moana.

Birkaç kategoriyi es geçtiğimi söylemeliyim. Kısa film, yapım dizaynı, müzik yapımı vs. Öncelik sırasını göz önüne aldım. Filmleri göz önünde bulundurarak size kısa bilgiler vereceğim. Oscar ödülleri, Amerika propogandasına, LGBT konusuna, biyografilere ve son zamanlarda Afrika kökenli oyunculara protestolarından dolayı öncelik tanınmaktadır. Bu söylediklerimi The Hurt Locker, Brokeback Mountain, The Aviator, Schindler’s List ile örneklendirebilirim. Bunlardan yola çıkarak LGBT içerikli film olan Moonlight’ın – tabiki LGBT ile sınırlandırılamayacak kadar geniş bir senaryoya sahip – ödülsüz ayrılmayacağını düşünüyorum. La La Land’ın süpürdüğü Altın Küre ödüllerinde en iyi film ödülünü alan Moonlight, Oscar’da daha fazlasını alacaktır.

Amerika’nın Okinawa Savaşı’nı konu alan Hacksaw Ridge de Oscar’da boy gösterebilir. Mel Gibson’ın yönetmenliğini üstlendiği bu film, propoganda’dan öncelikli olmasına artı olarak yılın en iyi filmlerindendir. Demek isteğim kayırılmadan, hak ederek ödülünü alabilir.

Altın Küre’ye nazaran, Nocturnal Animals’a yer vermeyen 89. Oscar Ödülleri, La La Land’ı rekorundan alıkoyabilir. Şahsi incelememde La La Land‘ı 2016 yılının en iyi filmi olarak nitelendirdiğim doğrudur. Ancak Manchester by the Sea, Moonlight, Lion, Hidden Figures, Hacksaw Ridge filmleri de La La Land’ı birçok kategoride geride bırakabilecek düzeyde filmler olup, Altın Küre’de yer bulamayan Arrival’a hak ettiği ilgiyi gösteren Oscar, La La Land’ı hayallerinden edebilir.

En İyi Görsel Efekt kategorisinden ne filmler geldi geçti değil mi? Adayları görünce benim gözlerim doluyor. Terminator, Matrix, Lord of the Rings, King Kong, Pirates of the Carribean, Interstellar, Inception, Gladiator , Forest Gump, E.T. , Alien, 2001 Space Odyssey… Yok mu benim gibi hisseden? Bu sene baktım da bir tane Marvel yapımı efekt konusunda başarılı, Star Wars efsanesi senaryo olarak daha ön planda, bir tane tatlı animasyon, bir tane Disney’in Jungle Book yapımı (kayırılma ihtimali yüksek) , bir tane de Amerika menşeili felaket filmi. Hangisine verirlerse versinler benim için farketmeyecek.

Suicide Squad, zayıf bulduğum bir yapımdı. Süper kahraman filmleri revaçta iken bekleneni veremeyen ancak kostüm ve makyaj konusunda döktüren film hak ettiğini alabilecek mi dersiniz? Sanırım Oscar’ın bir artısını buldum. Makyaj konusunda gerçekten hak edeni seçiliyorlar. Neden acaba, bilmiyorum.

Jackie filmimizde, Jackie Kennedy’nin biyografisini (ayrıcalık!) konu alıyor ve Amerika tarihinin önemli adlarında Kennedy’yi temsil ediyor. 3 dalda aday olup, Oscar’sız dönmeyeceğini düşündüğüm yapımlardan. Göreceğiz.

En iyi yabancı filmi çoğu zaman tahmin edemiyorum. Leviathan, Mandariinid ve A Seperation almadıktan sonra neyleyeyim Toni Erdmann’ı. Evet favorim Tony Erdmann. Buradan kazanamayacağını çıkarabiliriz.

Müzik kategorilerini La La Land’ın (Müzikal) toplayamaması beni üzer.

26 Şubat, Hollywood semalarında ödüller sahibini buluncaya dek sağlıcakla kalın. Sizi bu parçayla uğurluyorum.

Okumaya Devam Et
yorum yapmak için tıkla!

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel5 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba1 hafta ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba1 hafta ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba3 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba4 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba