Connect with us

Bomba

Agents of Shield 4.Sezon Finali ”World’s End” İncelemesi. Ghost Rider Geri Döndü!

Yayınlandı

on

Bu inceleme Agents of Shield 4. Sezon 22. Bölüm hakkında SPOILER içermektedir.

Öncelikle bu incelemeyi Agents of Shield ”finali’‘ şeklinde değil de, Agents of Shield ”sezon finali” şeklinde yazdığım için ne kadar mutluyum kelimelerle anlatamam. Diziye epeyce geç gelen yeni sezon onayı, gelmeseymiş bir sonraki sezon neler kaçırabilirmişiz bu bölüm bir daha gösterdi. Bu sezon Ghost Rider, Lmd ve Framework şeklinde 3 hikaye arkı işlemiş olan dizimiz bu bölüm sezonun önceki 21 bölümünde olan bir sürü olayı, cevabı bırakılmış soruyu bağladı. Agents of Shield 4.sezonunu harikulade bir şekilde bitirdi. Yani, ne bölümdü öyle! Daha iyi bitemezdi herhalde. Her şey vardı bölümde. Bütçe yetersizliğinden dolayı hikayeden çıkarılmış Ghost Rider döndü öncelikle. En üst düzey bir hikaye, bazı karakterlere veda, yeni sezon için bırakılmış açık kapı, mükemmel aksiyon sekansları, Team-up diyebileceğimiz Quake, Ghost Rider ikili çalışma sahneleri, ve romantik çiftlerimizin, ekibimizin duygusal anları! Öncelikle şu sözünü ettiğim aksiyon sahnelerinden bahsetmek istiyorum. Çok kaliteli değiller miydi yahu? Ve bence süper kahraman yapımlarında herhalde her hayranın görmek isteyeceği, birlikte çalışma, team-up sahneleri bile vardı. İşte o Ghost Rider, Daisy Team-up’ı!

gif5

Alley-oop yaptılar ya resmen!

Aksiyon sahnelerini yeterine övdüysek şu çiftlerden mi bahsetsek az? Bu bölüm hem May-Coulson yakınlaşmasının yavaş ama tatlı romantik adımlarını gördük az da olsa, hem Fitz Simmons ikilisinin neler atlattığını bir kez daha gördük, hem de Mack Yo-Yo ikilisinin Framework’ten kaçışını izledik ki en iyi çift hikayesi, dinamiği bu bölüm buydu. Üzgünüm Fitz Simmons severler. Agents of Shield hep elindekini esirgememiş, bir etki bırakmak için hızlı ve sağlam adımlar atarak bu etkiye yaklaşmış bir dizi olmuştur. Bu sezon Mack’in ölmüş kızından ilk kez bahsetmesi Yo-Yo ile olan ilişkilerinden dolayı oldukça mantıklı gelmişti fakat kim bunun bu bölümdeki sanal kızına veda sahnesinin etkileyiciliğini artırmak için olacağını tahmin edebilirdi! Shield dizisinin en iyi yaptığı şeylerden biridir zaten karakterleri detaylı ve mantıklı bir şekilde geliştirmek. Daisy, Fitz, Simmons, Ward karakterlerinin gelişimleri en güzelleriydi kanımca. Mack ise bu bölüm yaşadıkları ile bu dörtlüye katıldı. Geçtiğimiz bölümlerde dizinin duygusal sahnelerinin çok kaliteli olduğunu fakat birkaç aktör, aktris dışında bu yazılan kaliteli sahneleri kaldırabilen kalitede oyuncu olmayışından yakınmıştım. Bu bölüm Mack karakterini oynayan Henry Simmons dediğimi yedirtti bana. Kızının yok olduğu sahne gözlerim doldu, boğazım düğümlendi. Bir diğer duygusal sahne ise Holden Radcliffe’in diziye vedasıydı. Dünyada dönecek kimsesi kalmasını geçelim, dönecek bir bedeni bile kalmamıştı. Harika bir sahne, harika bir monologtu. Elveda deli bilim adamı! Hep gri bir karakter olmuştun.

Radcliffe_World's_End

“This is the way the world ends , not with a bang but a”

Aida’nın ölümü ise yine güzel bir twist ile oldu. Coulson Rider, – aktör kendi Instagram hesabında bu adı kullanıyor – ne gibi bir anlaşma yaptı acaba o güçler için? Gelecek sezon öğreneceğiz gibi. Ekibin yemek yerken gelip bir devlet kurumu, Shieldvari olduğunu düşündüğüm organizasyon tarafından alınması ise klasik Agents of Shield twistlerinden biriydi. O cihaz acaba zamanı mı, ekibi mi durdurdu bilmiyoruz fakat sanırsak artık ekibimiz uzayda. Sanırsak diyorum çünkü şu ana dek sadece Coulson’ı görebildik. Görünüşe göre sezon, belki de bu yıl Doctor Strange filminin çıkışının da etkisiyle Darkhold gibi bir büyülü eşyanın büyük yer kapladığı, büyü temasının işlendiği bir sezon izledik. Önümüzdeki sezon ise konu tekrar bilim kurguya, uzaya kayacak gibi. Filmlerin temasının git gide uzaya kaydığını düşünürsek kesinlikle mantıklı bir seçim. Şimdiden beklemek zor geliyor! Şimdi sizi harika görsellikler ile, teorilerle ve detaylarla baş başa bırakmak istiyorum.

Muhteşem Detaylar, Görseller, İstediğimiz Teoriler!

  • En barizi ile başlamak istiyorum. Robbie’nin açtığı boyutsal kapının efekti, görünüşü, Doctor Strange filminde kullanılanlar ile tıpatıp aynıydı! Çok hoş bir bağlantıydı.kapı1Belki dizideki kapımız bu kadar büyük değildi fakat şu kadar büyüktü:gif1
  • Robbie’miz Ghost Rider’ımız diziden ayrıldı, fakat artık bir solo dizisinin gelmesi çok müsait değil mi? Darkhold da onda, keşke bir Netflix dizisi gelse de keyiften dört köşe olarak izlesek! Böylece olmayan Shield – Netflix Marvel dizileri bağı da oluşturulabilirdi.
  • Sezon finalinde Coulson’ın ünlü arabası Lola’yı görmek isterdim, özellikle bu sezon Ghost Rider’ın arabası ile olan kovalama sahnesi tek kelimeyle muhteşemdi. Anmazsak olmazdı!gif2
  • Ekibin her şey tatlıya bağlandığında bir şeyler yemeye gitmeleri Avengers’ı bir tek bana hatırlatmadı herhalde!
  • Radcliffe’in söylediği sözler T.S.Eliot’un ”The Hollow Men” kitabından alıntı ve dizenin tamamı “This is the way the world ends / Not with a bang but a whimper.” şeklinde.
  • İncelememin başında team-uplardan, ikili çalışmalardan bahsetmiştim. Buyurun Ghost Rider Daisy ikilisinin bana hatırlattığı diğer ikili anlar. gif7Hangisi en güzeli kararı size bırakıyorum.gif8
  • Dizinin temasının uzaya kayıyor gibi göründüğünden bahsetmiştik. Teori kısmımıza gelirsek sonda gözüken örgüt S.W.O.R.D örgütü olabilir mi? Sword  Shield’ın daha çok uzayla ilgilenen hali olarak çizgi romanlarda boy gösteriyor. Örgütün üssü bile uzayda ve Peak adında. Örgüt hakkında daha çok bilgiyi eğlenceli yoldan almak isteyenlere Avenger Earth’s Mightiest Heroes animasyonunu şiddetle tavsiye ederim.
  • Hazır tema uzaya kayıyorken, sizce Marvel’ın cosmic karakterlerinden, herolarından, villianlarından görür müyüz dizide? Bir Kree ırkı üyesidir, bir Watcher, bir Nova Corp üyesi, Yondu’nun üye olduğu birlikten belki bir üye, bir Asgardlı, belki tekrardan Sif görmek ister miyiz? Ben isterim! Infinity War da yaklaşıyorken, o filmin dizide Winter Soldier’ın bıraktığı kadar büyük etkiler bırakması harika olurdu. Thanos adının geçmesi, ekibin o sırada Thanos’un minyonlarıyla baş etmesi güzel bağlantılar olabilirdi.
  • Son olarak bölümün sonunda yazan Powers Boothe adını bilmeyenler için kısaca hatırlatalım. Kendisi Avengers filminde ve Agents of Shield dizisinin 3.sezonunda Dünya Güvenlik Konseyi’nden Gideon Malick adlı karakteri canlandırmıştı. Kendisi geçtiğimiz günlerde uykusunda vefat etti.

Benim sezon ve sezonun finali hakkında söyleyeceklerim bu kadar, siz de yorum bırakabilir, tartışabilirsiniz.

Gelecek sezon Agents of Shield’ta görüşmek dileğiyle!

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel5 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba1 hafta ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba1 hafta ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba3 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba4 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba