Connect with us

Bomba

American Gods İyi Güzel Ancak Kim Bu Eski ve Yeni Tanrılar? Tek Tek Anlattık!

Yayınlandı

on

Çıkışıyla büyük bir yankı uyandıran American Gods, tam bir sanat eseri olup içerisinde bir sürü metafor bulundurmaktadır. Daha yumruk yumruğa şiddetli bir savaş göremediğimiz dizide soğuk savaş devam ederken, gördüğümüz ve göreceğimiz Tanrılara yakından bakalım dedik. Öncelikle bu Tanrılar ikiye ayrılıyor: Yeni ve Eski Tanrılar.

ESKİ TANRILAR

Dizi eski Tanrılar üzerinden gidiyor. Bunun nedeni dünyanın değişimini daha net bir şekilde göstermek. Hapisten çıkışıyla yeniden doğduğu belirtilen Shadow Moon, iki tarafın güçleriyle de tanışacak ve inancı konusunda bir seçim yapacaktır. İlk olarak tanıdığı Mr. Wednesday olmuştur. Bu da dinlerin, küçük yaşta öğrenmenin önemini gösterir. Bir dini tanıdıktan sonra değiştirmek oldukça zordur ve Shadow Moon, Mr. Wednesday ile anlaşarak hiç bilmediği bir yola çıkmıştır.

American-Gods-Poster-Featured-03272017

Mr. Wednesday (Bay Çarşamba)

Dizinin ilk bölümünde kendisini sıradaki uçuşa yalan söyleyerek sokmaya çalıştığını görüyoruz. Ve bu yalanda oğlunun vaftiz törenine yetişmesi gerektiğini söylüyor. Tam bir Hristiyan gibi! Shadow Moon ile tanıştığında ise bilgeliğiyle onu etkilemekte ve “Bugün, benim günüm.” diyerek kendisini tanıştırıyor. Wednesday, İskandinav Mitolojisinde Odin’in günü olarak geçer. Bu Odin’i Marvel filmindeki Antonhy Hopkins ile karıştırmayalım, kana susamış bir savaş tanrısı göreceğiz. Odin, Well of Wisdom’dan içip sonsuz bilgi karşılığında tek gözünü vermiştir. “Coming to America” adlı prologue’da da Mr.Wednesday’ın sağ gözünün cam olduğunu görebiliyoruz.

Ian McShane’in mükemmel oyunculuğuyla izlediğimiz Mr.Wednesday, savaş tanrısı olarak yaklaşan savaş için eski tanrıları toplamaya çalışmaktadır. Shadow Moon önemli bir rol oynayacak gibi görünse de 2. Bölümde Czernobog psikopatlığıyla ön plana çıkmıştı. O halde?

Czernobog

American Gods Season 1 2017

Slav Mitolojisinden gelen eski tanrılardan biri. Bielebog’un ikizidir. Bielebog yılın aydınlık günlerini yönetirken, Czernobog karanlığı yönetir. Karanlığın Tanrısı da diyebiliriz. Dizide Zorya kardeşlerle yaşadığı görülen, eski güzel günleri özleyen, kana susamış görkemli bir balyoza sahip mezbahacıdır. Irkçı bir söylem gibi başlasa da Shadow Moon’un siyahiliğine gönderme yaparak, “Bana benziyorsun” der ve içindeki karanlığı tanıtır.

Colt pistol ile inekleri öldürmekten sıkılmıştır. Görkemli balyozuyla tek hamlede inekleri nasıl öldürdüğünü içeren tiratıyla izleyicilerin kanını dondurur. Etin güzelliğinin, ineğin ölürken ki sakinliğine bağlı olduğunu söyler. Ancak işler değişmiştir ve inekleri öldürmenin eğlenceli bir yanı kalmamıştır. Dama oyununu satranca tercih eder. Shadow ile oynadığı bu oyun, benim gözümde bir bahanedir. Eski tanrılarla savaşmayı içten içe istiyor. Ama Shadow’u öldürmek de ona eski günlerini hatırlatmaya yetecektir. 2. bir dama oyunuyla Mr. Wednesday’e katılan Czernobog, Eski Tanrılar ekibinin en karanlık gücü olacaktır.

The Zorya Sisters

American-Gods-Zorya-Cloris-Leachman

Dizinin en etkileyici tanrılarından sayılabilirler. Zorya Vechernyaya doğal oyunculuğuyla, yaşlı tanrıların somut örneği olmasıyla mükemmel bir detaydı. Akşam Yıldızı ya da Alacakaranlık olarak geçer (Evening/Twilight). Zorya Utrennyaya sakinliği ve gizemiyle bizi içine çekmeyi başardı. Şafak ya da Sabah Yıldızı olarak geçer. (Morning/Dawn). Ve Zorya Polunochnaya… Güzelliğiyle bizi yedi bitirdi. Gece yarısı Yıldızı olarak geçer (Midnight). Karakterler Auroras’ı temsil eden, kıyamet günü tazılarına bekçilik yapmakla görevli iki Tanrıça’ya dayanmaktadır. Söylenenlere göre görevlerinde başarısız olurlarsa Kanatlı Tazı serbest kalacak, Ursa Minor’ı- Küçük Ayı Takımyıldızı- yiyip bitirecek ve dünyanın sonu gelecek. Bunu dizinin 3. Bölümünde görmüştük. Midnight Star yani Zorya Polunochnaya, Shadow Moon’a takımyıldızından ve görevlerinden bahsedip, ona Ay’ı vermişti.

Neil Gaiman’ın hikayesinde üçüncü Zorya kardeş yok. Dizi ile kitap birebir gitmiyor. Diğer kardeşi Slav mitolojisinde uyarladılar. Fal bakıp geleceği gördüklerini ve Chernobog ile yaşadıklarını öğrendiğimize göre, sağlam birer eski Tanrı olmalılar.

“Biz burada kahvemizi gece kadar koyu, günah kadar tatlı içeriz.”

Bilquis

American Gods Season 1 2017

Yine American Gods romanında çok görmediğimiz bir eski Tanrı ile karşı karşıyayız. Queen of Sheeba olarak geçer ve seks yoluyla ibadeti kabul eder. Doğal olarak cinselliğin yoğun olduğu vurucu sahnelerle karşımıza çıkıyor. Yarı insan, yarı tanrı oluşuyla ilgili bir senaryoya bağlanması öngörülüyor ancak başka bir bilgi barındırmıyor. Dizide de hala tam olarak tarafını görmüş değiliz. Queen of Sheba, bizde Saba Melikesi Belkıs olarak geçer. Hayvanlarla konuştuğu bilinen Hz. Süleyman döneminde, Saba şehrinin kraliçesidir ve Süleyman’ı ziyareti genel olarak bilinen efsanesidir. Hüdhüd kuşuyla sarayına mektup gönderdiği söylenir. Kur’an’da geçen tek kadın yöneticidir. Adaleti ve yöneticiliğiyle tanınır. Hatta bir Yahudi ve Arap efsanesine göre kraliçe, yarı insan yarı şeytan olan bir cin olduğunu söyler. Tabii bu bilgilerle dizideki arasında uçurum olduğunu söyleyebiliriz.

Mr. Nancy – Anansi

promo317324014

Gaiman’ın spin-off romanı olan Anansi Boys’dan uyarlanan karakter, romanın da ana karakteridir. Anansi masalları, Ganalı Akan halkından kaynaklanmaktadır. Ananse kelimesi Akanca “örümcek” demektir. Daha sonra Batı Hint Adaları’na, Surinam’a, Sierra Leone’ye ve Hollanda Antillerine yayılmışlardır.

Gücünü zekice ve iğneleyici yollarla eğlenmek için kullanır. Bu eğlencesini, bilgeliğinden şüphe duyanlar üzerinde kullanır. Dizide de gördüğümüz gibi bir yandan da örümcektir. Düzenbaz olarak kullandığı adı Compe Anansi’dir aynı zamanda gökyüzü tanrısı Nyame ile ilişkilendirilir. Batı Afrika ve Karayip kültüründe benimsenen, kurnaz ve aynı zamanda kalleş bir örümcektir.

Anansi karakteri çizgi romanlarda da yer almıştır. DC Comics karakteri olan Vixen, Anansi’nin her efsanede geçtiği gibi TÜM HİKAYELERİN TANRISI olarak aktarıyor. Hatta kendisinin ve Animal Man’in güçlerini manipüle etmiştir. Marvel’da ise örümcek dendiği an akla gelen elbette Örümcek Adam ve Anansi’nin burada önemli bir rolü var. 2003 yılında yayımlanan The Amazing Spider-Man Volume 2 serisinde Kwaku Anansi’nin ilk Örümcek Adam olduğu ortaya çıkıyor. Anansi, bilgelik karşılığında kendisini gökyüzü tanrısı Nyame’ye sattı ve bilgilerini örümceklere verdi.

kwaku-anansi-8

Bu sayede ilk Spider-Man kendisi oluyor. Güzel bağlamışlar değil mi?

Low Key Lyesmith

20174297e324a1e-270a-4060-9304-1cdc6f6dc7f9

Dizinin ilk bölümünde Shadow’un hapishane arkadaşı olarak karşımıza çıkmıştı. Yavaş söylediğimizde anladığımız karakter (low…key..) Loki’dir. Marvel’den aşina olduğumuz Loki, Odin’in oğlu olmamakla birlikte, duruma göre taraf değiştirmesiyle ünlüdür. “Sakın Havaalanındaki kevaşelere bulaşma.” repliğiyle hafızalara girdi. Shadow ile dostane görünse de Odin’in karşısında savaşa girmesi muhtemel. İskandinav mitolojisinde olan Loki, Neil Gaiman’ın The Sandman çizgi romanında da bulunmakta.

Easter

promo317326747

Alman Tanrıçası olarak adı Eostre’dir. Mr. Wednesday’in ekibinde istediği eski tanrılardan biridir. Gelenekler ve yenilikler arasında bir sınırdır. Shadow Moon’un hikayesinin tamamlayıcısı olarak görülür, romanın da kritik karakteridir. Almanlar tarafından ise gerçekleştirdiği doğurganlık festivalleri ve ritüelleri hala uygulanır. Sıradan bir sembolden fazlasıdır ve Easter’ın gerçeğidir. Gelecek bölümlerde daha fazlasını öğreneceğiz.

 

The Jinn

Bizim bildiğimiz adıyca Cin, hatta iyi sıhhatte olsunlar, üç harfliler gibi isimler taktığımız, batıl inançlara da konu olmuş bir varlıktır. Eski Tanrılar’a yazmamız o kadar da mantıklı değil ancak bahsetmemiz gerekiyor. Tanrı olmasalar da güçlü varlıklardır. İncil’de de geçen ancak İslam’ın konusu olan Cinler, iyi ve kötü olarak ayrılır. Bu yüzden inancımız, onları kullanabileceğimiz ancak kötüye denk geldiğimizde kurtulamayacağımız üzerinedir. Türk korku sinemasına malzeme olan bu güçlü varlık, American Gods dizisinde de ele geçirme gücü olarak işlenmiş ancak daha naif bir Cin’i karşımıza çıkarmıştı. Dizideki tanımı gözlerdeki ateş olan Cin, sadece bir hikaye olarak mı kalacak yoksa Mr. Wednesday ile görüşen Cin tarafını seçti mi bilmiyoruz. King Solomon yani Hz. Süleyman, Cin’leri kullanması ile anlatılır ve dizide The Lost City of Towers ile ilişkilendirilir. İfrit de denen Cin, Amerika’da taksicilerin Arap olmasıyla bağdaştırılmış ve ele geçirmek için seçtiği insanları Arap olarak tercih etmiştir.

Mad Sweeney

promo317323733

Neredeyse Mr. Wednesday kadar rolu olan Mad Sweeney’in Shadow ile hukuku olmuştu. Para hilelerini seven Shadow’u ezmiş, dayağını yemiş ve yanlışlıkla şans parasını vermişti. Küp küp altınları gizlediği rivayet edilen Leprikon – yeşil giyinen ufak cinler- özgürlüğü için yaşar ve herhangi bir esaret durumunda serbest bırakılırsa 3 dileğini yerine getirdiği söylenir. Evet, Mad Sweeney bir Leprikon’dur. Leprikon’lar İrlanda mitolojisinde ve İrlanda efsaneleri anlatan Buile Shuibhne’nin kaynaklarında geçer. İçmesi, barda takılması, aksanı ve dış görünüşü, dizide İrlanda yanını yeterince göstermiştir. Leprikonlar’ın İrlanda halkından önce orada yaşadığı söylenir ve Mad Sweeney de orada kutsal bir kayayı korumaktadır. Bantry Bay’den tanıştığı bir kız ile Amerika’ya gelir. Şimdiye kadar arka plan hikayesiyle, kavgacılığıyla İrlanda kanı gösterilmiş ancak şanslı parasını kaybetmesiyle işler sarpa sarmış ve asıl hikayesi başlamıştır. Bu şanslı paranın, Shadow Moon’un karısını canlandırması, Leprikon’u düşman yapabilir.

Mr. Jaquel

Dizinin 3. Bölümüne efsane girişiyle tanıyoruz. Tatlı mı tatlı Bayan Fadil’in ölümüyle ortaya çıkan Mr. Jaquel, Mr. İbis ile ölüm işlerine bakar ve Azrail rolünü oynar. Azrail desem de Mısır Mitolojisinde adı Anubis olarak geçer ve ölüm tanrısıdır. Sembolü köpek başlı olan olan Anubis, Upuaut olarak da geçer. Anlamı yolların açıcısıdır. Dizide gördüğümüz sahne birebir anlatılanlara tanıklık eder. Anubis, ölülerin kalbini bir teraziye koyar. Kalp hafif gelirse o kalbi Osiris alır, kalp ağır gelirse vay haline. Bölümde de Fadil’in korkusu ve Müslümanım ancak doğru Tanrı’yı mı dinliyorum şüphesi ise muazzamdı.

Kesin olarak Nepthys’in oğludur. Ancak İsis’in görünümüyle Osiris’i kandırdığı söylenir, bir yandan da Nepthys, Set ile evlidir. Aşk-ı Memnu tadında bir hikayeden ölüm meleği doğar. Sakin ve ağır tavırlarıyla dizinin bomba karakterlerinden olmayı başarmıştır. Hatta gelecek bölümlerde önemli sahnelerde göreceğimizi söyleyebilirim.

Vulcan

Romanda geçmeyen Vulcan, Neil Gaiman tarafından American Gods dizisi için bizzat oluşturulmuştur. Eski Tanrılar’dan olan ve Roman mitolojisinde geçen Vulcan, ateş tanrısıdır. Metal işlemesiyle de Silahlar Tanrı’sı yerine geçebilecek ve Mr. Wednesday tarafında mühimmat sağlama görevini alacaktır. Mr. Wednesday’ın ve Eski Tanrılar’ın yanında işlesek de Amerika’nın savaş ve silah merakına da bir göndermedir, selam çakmadır.

Volcano, volkan kelimesinden de ateşi çıkarabiliyoruz. Kitabı okuyanların da dizide paket olmasını sağlayabilecek yegane karakterdir. Hikayenin başından sonuna kadar büyük bir rol oynayacak, savaşı şekillendirecektir.

YENİ TANRILAR

Dizi Eski Tanrılar üzerinden gitse de, yapılış amacı Yeni Tanrılar’dır. Dünyanın geldiği son noktayı, şirketleri, teknolojiyi, haberleşmenin gücünü derinlemesine incelemek için tercih ettiği yol, takdire şayandır. En ilkel insanın puta tapmasından, tek tanrıya tapmasına kadar ilerleyen inanç sürecinde milenyum, ölümcül bir rol oynuyor. İnsanların teknolojiye taptığını söylesek de çok da absürt kaçmayacaktır.

Technical Boy

Eski Tanrılar’da muhabbet, efsaneler ya da anlatılanlarla oluşturulabiliyor. Ancak burada işe tamamen yazarın betimlemesi dahil oluyor. Teknoloji Tanrısı olan Tech Boy, o kadar muhteşem şekillendirilmiş ki insan hayran kalıyor. Teknoloji Tanrısı’nı bir makine ya da robot yapmaktansa, ergen bir genç yapmak dahice, öyle değil mi?

Eski Tanrılar üzerinde nasıl bir güç kullanacağını bilemiyoruz ancak şöyle bir güç ile ilişkilendirilir. Hayatlarını sosyal medyaya dökmüş ve bağlamış insanları, tek bir tık ile silebiliyor. Bunu internet geçmişini silmek olarak da düşünebiliriz. Medya ile ayrı tutulmuş bu tanrının spesifik gücünü internet oluşturmaktadır. Tapınma aracı olarak tarayıcıda her gezinişimizi söylesek, çok da uydurmuş olmayız. Dizinin en heyecanlı karakterlerinden olup, görmek için can attığımız bir Yeni Tanrı’dır.

“Ona s*ktiğimin gerçeğini tekrar programladığımızı söyle. Ona dilin bir virüs, dinin bir işletim sistemi ve duaların birer spam olduğunu.”

Medya

I Love Lucy filminden Ricky Ricardo’nun eşi Lucy Ricardo ile ilk izlenimi yaptık. 1951’de başlayıp 6 yıl süren dizi, televizyonun hitlerindendir. Shadow tüm ekranlarda onu görür ve 2. kez Yeni Tanrı tarafına çekilmeye çalışılır. İnsanların hayatına bir anda girip, internet gibi sosyal hayattan uzaklaştıran televizyon ile kişileştirilmiştir. Buraya kendi adıma bir kompozisyon yazabilirim ancak şimdilik haddime değil. Neil Gaiman’ın romanından yapacağım bir alıntı, daha manidar olacaktır:

– Ben salak kutusuyum. Ben televizyonum. Ben her şeyi gören göz ve katot ışının dünyasıyım. Ben gaf tüpüyüm. Ben ailelerin tapınmak için önünde toplandıkları küçük sunağım.

+ Sen televizyon musun, yoksa televizyondaki biri mi?

– Tv bir sunaktır. Ben insanların adına kurban verdikleri şeyim.

+ Ne kurban ederler? diye sordu Gölge.

– Çoğunlukla zamanlarını. Bazen birbirlerini…

Mr. Town

Mr. Town aslında Mr. World için çalışan birisidir. Ama dizideki yeri kritiktir. Stone ve Wood’dan daha fazla ön plana çıkacaktır. Sadece bunu söylemek için başlık açtım, evet.

Mr. World

Yeni Tanrılar’ın Lideridir. İlk bölümde Shadow’a saldıran Spooks, Mr. World’un ajanlarıydı. Mr. Town, Stone ve Wood en sağlam adamlarıdır. Yeni Tanrılar’ın metafor olup derin mesajlar içerdiğine tanık olduk. Ancak Mr. World adından da tahmin edileceği üzere, Eski Tanrılar’ın asıl rakibi olacaktır. Tehlikeli ve son derece güçlü.

Mr. World, Amerika’nın büyüleyiciliğini temsil eder. Ancak iyi açıdan değil. Oyunların ve komploların türlü paranoyalara dönüşmesini anlatır. Dünyanın kötüye gittiğini hiç düşündüğünüz oldu mu? Düşündüyseniz, sebebi Mr. World’dür. Neil Gaiman bunun, türlü entrikaların, güvensizlik sorunu yaratmasıyla bağdaştırır. Korkularımız ise belirgin bir şekilde Mr. World’den kaynaklanır. Giyimi devlet görevlisini andırır. Kitaptan da bahsedebilecek bir sürü şey var ancak bu dizinin gelecek bölümlerinin heyecanını kaçıracaktır. Charlie’nin Melekleri filmindeki sapık, psikopatı canlandıran Crispin Glover ise mükemmel bir cast seçimi olmuş.

“Bugüne kadar kendilerinin haklı olduğunda emin olmayan iki grup arasında, hiçbir gerçek savaş olmadı. Gerçekten tehlikeli kimseler, ne yaparlarsa yapsınlar sadece ve sadece doğru şeyi yaptıklarına inanan kişilerdir. İşte bu onları tehlikeli yapar.”

American Gods’ın yazar Neil Gaiman’ın favori kitapları: Narnia Günlükleri, Yüzüklerin Efendisi, Alice in Wonderland ve Batman çizgi romanları. Burdan anlıyoruz ki fantastik öğelerdeki başarısı, hem kendi dehasına hem de ilgi duyduğu şeylerin kalitesine dayanıyor. Diziden fazlaca umutluyum. Westworld’ün üstüne çıkmaya müsait bir senaryosu ve kadrosu var. Ve elimizden geldiğince sizi bilgilendirmeye çalıştık. Umarım soru işareti kalmamıştır. Kalmışsa da dizinin heyecanını artırmıştır.

Sağlıcakla kalın.

Okumaya Devam Et
yorum yapmak için tıkla!

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel3 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba6 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba6 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba