Connect with us

Animasyon

ANİMASYON KELİMESİNİN BEŞ GÖMLEK ÜSTÜ : KÜÇÜK PIXAR VE BABASI STEVE JOBS

Yayınlandı

on

Pixar Animation denildiğinde hepimizin aklına şu ünlü jenerik gelir; masa lambasının i harfinin üzerinde zıplaması. Çoğumuzun aklına gelen bu imgesel çağrışımın arkasında çok fazla emek ve çok fazla başarı öyküsü saklı. Bu başarının %90’lık bir kısmını ise Steve Jobs’a bağlar isek yanlış bir söz söylemiş olmayız.

Bazen Steve Jobs’un ailesine evlatlık verilmesi duygusunu ya da o hiç ”gerçek ailesi ile gerçek bir çocukluk geçirememesi” duygusunu işin de özellikle Pixar firmasını satın alırken hissettiğini görüyorum. Bu bir öngörü aslında. Sadece benim düşündüğüm bir öngörü. Zor bir çocukluk geçmişi yok Steve abimizin.  Gayet düzgün, eğitimli ve ”okusun, adam olsun üniversiteye gittiğini görelim oğlanın” diyen bir anne baba figürüyle yaşadı hayatını. Öyle oldu da; annesi ve babası neredeyse tüm emeklilik maaşlarını Steve Jobs’un okuluna yatırdı. Bu nedenle Jobs okulu yarıda bıraktı. Bu olaydan sonra sadece kendi istediği derslere gireceğini düşünen Jobs, o zamanki durumunu şöyle açıklıyor: “Bu aslında hiç de romantik bir durum değildi. Yurt odam olmadığından arkadaşlarımın odalarında yerde yatıyor, kola şişelerinin 5 sentlik depozitolarıyla yemek alıyor, her Pazar akşamı güzel bir yemek yemek için 7 mil uzaklıktaki Hare Krishna kilisesine gidiyordum”.

İnsan bazen hata yapa yapa ayağı kalkıyor. Çok çabuk olgunlaşan bir elma(!) nasıl sahibine tat vermez ise, Jobs’da aynı sakinlikle bütün bu yükleri teker teker aşmak istiyordu. Üniversiteyi bıraktığı ve bir zorunluluğu olmadığı için dönemin en iyi kaligrafi dersinin verildiğini düşündüğü Reed Üniversite’sinde kaligrafi dersi alıp nasıl yapıldığını öğrenmeye karar verdi. Belki de o dersler hayatının dönüm noktası olacak değişimlerde ona yol gösterdi, sabrı ve düzgün işler yapmayı,herkes için teknoloji üretmeyi belki de kaligrafi dersleri sayesinde öğrendi. Kendisi bu konuda ki açıklamalarında “Eğer o derse hiç girmemiş olsaydım, Mac hiç çok yönlü yazı karakterlerine veya boşlukları doğru orantıda kullanan fontlara sahip olmayacaktı. Windows da Mac’ten kopyaladığına göre, hiçbir kişisel bilgisayarın bunlara sahip olmayacağı muhtemeldir.”

Jobs liseden arkadaşı Steve Wozniak ile birlikte 1976 yılında Jobs 21, Wozniak 26 yaşındayken Apple Computer Company’i Jobs’ın ailesinin garajında kurdular. İlk piyasaya sürdükleri bilgisayarın adı Apple I’dı. İlk bilgisayarları fazla dikkat çekmemiş fakat 1977’de piyasaya sürdükleri Apple II ev piyasasında sağlam bir yer elde etmiş ve Apple’ın yerini sağlamlaştırmıştı. Şirket büyüyordu ve artık işin ciddiyetini bilen Jobs,John Scully(o dönemin pepsi-co Ceo’su) e şirketi devrediyor ve artık işin daha çok Ar-ge kısmında bulunmaya başlıyor. Kendisi ile birlikte aslında bir hayalini daha gerçekleştirmek için yeni çalışmalar için gitmektedir.

Steve amcamızın Apple firmasının yeni yeni parladığı ve Amerika’nın yeni rüyasına katkısında su götürmez bir payı olacağını hatta ve hatta ileriki yıllarda da kendini tüm dünya da yeterince duyuracağı firmasına katmak istediği Animasyon şirketi olan Pixar’ın tarihi, 1979 yılında Lucasfilm’e bağlı bir bilgisayar birimi olarak çalışmaya başlamasına dayanıyor. 1986 yılında Steve Jobs’ın satın alması ile şirket Lucasfilm’den ayrılarak bugünkü şekliyle çalışmaya başlıyor. Bugünkü 3D animasyonun temelleri o günden atılmaya başlıyor. Pixar, bu alana yaptığı yatırımlarla ve geliştirdiği teknoloji ile işin altyapısını çözmeye başlıyor. Jobs ise şirkete sadece para değil şirketin kurumsal bir yapı ile ”aile şirketi” tadında yönetilmesini sağlamaya da katkı sağlıyor. Şirketin çalışma prensipleri ise bir hayli ilginç ve günümüz innovasyon dünyasını peşinden sürükleyecek nitelikte.

Uzun metrajlı film süreçlerinde en iyi işi çıkarmak için Braintrust toplantıları düzenleniyor. Burada katılımcılar projenin eksiklerine dair eleştirilerini ve geribildirimlerini iletiyor. Bu sayede filmlerin eksikleri tamamlanıyor ve ortaya yapıcı eleştiri sonrası düzgün bir iş çıkıyor. Bu toplantılarda yapılan eleştirinin şahsen algılanmaması gerektiği vurgulanıyor. Önemli olan yapıcı eleştiride bulunmak. Bir filmde çalışacak ekip, o filmdeki konuyla ilgili eğitim alıyor ve araştırma yapıyor. Buna da ”Araştırma Gezileri” deniyor. Örneğin Brave filmi için, ekip ok atma eğitimi alıyor. Finding Nemo için ekiptekiler dalış sertifikası sahibi oluyor. Monsters University filmi için isim yapmış okullara günlük geziler düzenleniyor. Bunun için yurtların ve öğretmenlerin odaları, laboratuvarlar geziliyor, kampüste çimlerin üstünde takılınıyor, öğrencilerin yediği yerlerden pizza yeniyor. Kısacası bir günlüğüne o çizgifilm karakterinin ruh haline bürünüyorsunuz ve karşıdaki izleyiciye duyguyu daha iyi aktarabilmenin yollarını arıyorsunuz.

Aslında okuduğunuz bu yazıda her zaman paranın ikinci planda olduğunu hissettiğinizi düşünüyorum. Çünkü işlerine gönlünü ve aklını yeterince koyan ve istediği yolda yılmadan ilerleyen insanların mutlaka bir gün başarılı ve ayakları sağlam yere basan insanlar olduğunu görüyoruz. Apple dendiğinde aklınıza elma yerine artık bir teknoloji firması gelebilecek kadar iyi bir pazarlama ve iş zekası ürünü kullanmak geliyorsa, yeni yüzyılın yeni teknolojisi sizi çoktan (iyi mi kötü mü kişisel bir tercih) etkisine almış. Daha güzel geleceklerde, daha zeki teknolojik ürünlerle karşılaşmak ümidi ile bir daha ki yazımda görüşmek üzere.

Kendinize iyi bakın. Görüşürüz.

 

 

Animasyon

ARROW 5.Sezon 19.Bölüm “Dangerous Liaisons” İncelemesi

Yayınlandı

on

Uzun bir aradan sonra tekrar birlikteyiz. Dönüşü hiç sevindirmeyen bir dizi olarak Arrow, ortalamanın üzerinde bir bölümle geri geldi. Tabii bu kadar kısa bir yorumla kurtulamayacak. Oliver Queen’in karanlık rezilliğinden sonra sıra Felicity ve Lyla’da imiş. Bu bölüm bunu gördük bunu yaşadık. SPOILER içeren yazıma geçebilirim.

Prometheus, gizli kimliğini kaybetse de gizlenmeyi iyi bilen biri olarak bölümdeki yerini alıyor. Reis saklanmış. Argus, CIA, Amerikan Başkan’ı dahil herkes devreye girmiş Prometheus’u aramaktalar. Herkesten daha zeki olduğu için güzel bir tuzak hazırladı ve bölüm de böyle başladı.

Sevdiceğini kaybetmiş Felicity sonunda Sith tarafına geçiyor. Beklenen de buydu. Ama ne kadar karanlık orasını tartışabiliriz. Bir ajan öldü, most wanted bir mahkum kaçırıldı. Felicity’ye sanki dünyayı yakmış gözüyle bakıldı. He bir de Felicity’yi durdurma kararı alan Oliver, evine gidip konuşup ikna edemediğinde, orada durdurmayı aklına getirmedi. Ya planın bir parçasıydı ya da içten içe Felicity’nin başarılı olmasını istiyordu. İşleyemedikleri kısımlardan birkaçı buydu. Bu kadar bölümdür körü körüne Helix’e güvenen Felicity Team Arrow’a sırf intikam için sırtını dönüyor. Bu çok güzel bir olay. Severim yani böyle durumları. Ama dargınlık olmadan geri dönmeler, aflar, pişmanlıklar olacağı için bu kurgu da çuvallayacaktır. Sonuç olarak finali düşünülerek çekilmiş bölümden ancak böyle bir sonuç çıkabilir. Duygu gelişimi zayıf, Helix’in kaçışı bariz, kaçırılan adamın gizli tutulması belirgin bir tehlike, sadece amors çekimler ile Arrow yine vasat bir dizi olmaya devam ediyor. Bir DC Süper Kahraman dizisi değilsin Arrow. Her zaman söylüyorum Kanal D dizisisin. Heh oraya da değineyim.

Kanal D dizileri ağır, dramatik, entrikalı olur. Ve bu bölümde meyvelerini verdi. Rene ile Quentin beni ağlattı. That’s the spirit dostlar. Böyle bir gidişat istiyorsan böyle sahnelerle gel. Rene, kızıyla görüştüğü sahnede üst düzey bir oyunculuk gerçekleştirdi. Quentin’in de gözleri dolunca zaten seyirci kolayca paket oluyor. Benim için bölümün en iyi sahnesiydi ki bu bölümde Rene ile Quentin’in yeri büyüktü. Dramatik yanı, Lyla ve Felicity’den çok daha derindi.

He, Lyla var bir de. Uzun bir süre ev hanımı olarak karşımıza çıkan Lyla, davranışları ve kararları açısından tam bir Waller olma yolunda ilerliyor. Bunu gören Diggle diggle diggle, trip atıyor. İllegal yollara başvuran Lyla, çok düzgün  bir insan olan Diggle tarafından yargılanıyor. Ben böyle şeyleri tırt buluyorum. Gerçekçiliği yok.

Bölümle ilgili hiçbir şey anlatmadım değil mi? Çünkü hiçbir şey yok. Curtis hala car car konuşuyor, Dinah çığırıyor, Oliver bilmiş tavırlarla geziyor, Prometheus gizleniyor, Felicity ve Lyla kötü kararlar alıyor. Felicity bütün tuşlara basarak fotoğraflar açıyor, yer tespit ediyor falan filan. Aksiyon sahneleri zayıf ve az sayıdaydı. Sonuç olarak Felicity’nin bütün kararları suratında patlıyor. Tam ahkam keserken, Helix tarafından tuzağa düşüyor ve bölüm bitiyor. Uzun uzun konuşmalar bizi bekliyor. Ben ise gelecek bölümü beklemiyorum. Arrow’u incelemeye devam edeceğim ancak Arrow benim için bitmiştir. Haftaya görüşmek üzere sağlıcakla kalın.

Okumaya Devam Et

Animasyon

Rick & Morty Üçüncü Sezon Sonunda Başladı

Yayınlandı

on

Herkese merhaba dostlar.

Öncelikle şunu bir kenara iliştireyim, bu tam olarak bir inceleme yazısı değil. İşin erbabı bir sürü arkadaşım elbette zaman içerisinde bölümde geçen en küçük detayın bile arkasında yatan hikayeyi, sinematoloji veya animasyon tekniklerinden konuşacaktır. Bugün ben Rick&Morty’e bir saygı duruşunda bulunmak istiyorum. Aşağıda seri ve bölüm ile ilgili spoiler var. Bak bulunabilir değil, var.

rick-and-morty-season-3-creators-tease-a-return-to-previous_31mx

Benim Rick&Morty ile tanışmam bir hayli geç oldu. İnternette gördüğüm paylaşımlar, resimlerin Netflix’de gözüme ilişmesi üzerine izlemeye başladım seriye, tahminen üç ay önce. Yani ben sizler gibi aylardır heyecan içerisinde bir bekleyişte değilim, biraz yenisiyim buraların. Kırksekiz saat içerisinde iki sezonu tüketip, sessiz bir bekleyişe girdiğimi hatırlarım. Gerçekten çılgınlar gibi güldüğüm ilk seridir Rick&Morty. Yazarlarının dahiyane bir şekilde sunduğu olayları, “Mind-blown” anları ile pek çok izleyici gibi benim de hayranlığımı kazandı. Doğal olarak üçüncü sezon için bekleyişe geçtim ve ucundan kıyısından haberleri takip ettim.

Sonunda üçüncü sezon önümüzde. Bölüm hakkında ilk söyleyebileceğim şey, keşke daha uzun olsaymış. Gerçekten tadı damağımda kaldı. Bölümü Rick’in dördüncü duvarı yıkan tiradını dinleyerek bitirirken kendi kendime bende ufak bir tiradda bulundum. “Bu kadar beklettiniz de yirmi dakika mı reva gördünüz bizlere?! Hay sosunuz batasıcalar!” replikleriyle bitirdim bölümü. Çünkü Rick’in federasyonu beş dakikada yok etmesi her ne kadar seri içerisinde mantıklıysa bile benim için yeterli değildi. Kısa kaldı.

Seri içerisinde mantıklı demişken, altının çizilmesi gereken bir konu var. Serinin en büyük başarımlarından biri kendi içerisinde tutarlılığını kaybetmemesi, bunu üçüncü sezon ile çok şık bir şekilde devam ettirmişler. Benim için herhangi bir kurguda ki sürekli tutarlılık çok önemlidir. Kendisiyle çelişmeyen bir evren yaratmak bir hayli zor bir şeydir, eline kalem alıp iki sayfa yazı yazan bilir bunu. İşte bu tutarlılık, Rick&Morty gibi absürt komedi elementlerini sıkça kullanan bir seride aslında çok daha az seviyede tutabilecek iken, yazarlarının inşa ettiği süreklilik kesintisiz bir şekilde, kendi absürt mantığı çerçevesinde çok mantıklı. Rick’in, Rick konseyini yok etmesi, federasyon’un tek bir hamle ile çökmesi… Fevkalade.

rick-and-morty-season-2-episode-3-wedding-squelchers-rick-prisoner

Bölümün kendisi konuya uzatmadan girdi, Rick on beş dakika içerisinde hapishaneden kaçtı, devrim yaptı, Dünya’yı uzaylılardan temizledi. Rick bunu Rick olarak yaptı. Diğer Ricklerin yok olmasına ön ayak oldu. Burada aslında seride ki alt hikayeye katkı sağlayacak iki sahne var. Birincisi ilk garaj sahnesi. Rick’in gençliğine döndüğümüz bu sahne aslında Rick’in kendi kurgusu. Tam olarak karakterin geçmişini irdelemese bile, Rick’in geçmişi hakkında gördüğümüz ilk sahne. Boyutlar arası teleportasyon cihazını inşa ederken Rickler konseyinden gelen bir Rick’in konuya dahil olmasıyla gelişiyor ve bu tamamen Rick’in kurgusu olarak, Rick’in gözünden anlatılıyor. Burada ben bu kurgunun içerisinde gerçeklik payı olduğunu düşünüyorum, bu sezon muhtemelen Rick’in geçmişinden daha çok sahne göreceğiz. İkinci sahne ise son sahne. Burada Rick, Mortyi köşeye sıkıştırıp “Sen ve ben, sonsuza kadar maceralara atılacağız.” söyleminde bulunuyor. Burada Rick aslında Morty teorisinin bayağı kuvvetlendiğini düşünüyorum.  Aynı şekilde bölümün kendisinin Kötü Morty, orijinal Morty’nin yerine geçti teorisini de desteklediğini düşünenler var internette.

Nasıl övsem bilemedim, Elimizde bir efsane var, bu dönemin kültü olmuş bir seri var ve ben bunun hakkında ne söylesem asla hislerimi tam olarak yansıtamayacak.

Bu arada, şu McDonalds sosunu yemiş olan var mı ?

Okumaya Devam Et

Animasyon

DC’den NIGHTWING Filmi Geliyor! Yönetmen ise Enteresan…

Yayınlandı

on

Dün Batman solo filminin yönetmeni, önce anlaşamayıp masadan kalktıkları, sonra yeniden anlaştıkları Matt Reeves ismi kesinleşti. Aday olarak deneyimsiz olduğunu düşünürken, Nightwing filmi yönetmeni için ise Chris McKay uygun görülmüş. En son The Lego: Batman Movie animasyonunu yönettiğini bilmekteyiz. Filmin Live-Action olacağı hakkında bir bilgiye de sahibiz. Yani şaka maka nur topu gibi bir Nightwing filmimiz çekilmek üzere!

Senaryosunu ise Bill Dubuque yazmakta. Kendisini ilk The Jugde filminde izlemiştim. Çok sevdiğim bir dokuya sahipti senaryosu. Son filmi The Accountant fena değildi. O yüzden güvenebiliriz.

Kimdir bu Nightwing. Birden fazla kişiye sahip bir DC karakteri. İsmi bir Mahsun Kırmızıgül filmi olan Gecenin Kanatları’nı andırmaktadır. En ünlü Nightwing, Batman’ın tatlı yardımcısı Dick Grayson’dır nam-ı diğer Robin. Sinemada görmeyi beklediğimiz de bu Nightwing’dir. The Dark Knight Rises’ın twist karakterini solo bir yapımda görmek isteriz.  Batman Forever ve Batman & Robin animasyonlarında gördüğümüz Dick, Chris’in son filminde The Lego’da da görünmüştür. Hee demek burdan aklına geldi seslerini duyabiliyorum.

Marvel Sinema Evreni, göklerden DC Evreni’ne bakarken bu haber fena olmadı. Bu yıl Wonder Woman ve Justice League filmleriyle kendini kanıtlayacak, Aquaman, Gotham City Sirens, Cyborg, Green Lantern Corps., The Flash ve Shazam ile Marvel’i yakalamaya çalışacak. Nightwing de yerini almaya çalışacak. Hee Batman filmi yüzünden kaynar ya da sürekli ertelenmekten zaman aşımına uğrarsa güncel haberlerle sizi bilgilendireceğiz. Takipte ve sağlıcakla kalın.

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel3 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba6 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba6 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba