Connect with us

Bomba

ARROW 5.Sezon 12.Bölüm “BRATVA” İncelemesi

Yayınlandı

on

Üzülerek söylüyorum ki az önce 5. sezonun en zayıf bölümünü izledim. Şahsi yorumum olması bir tarafa, Second Chances bölümünün o dinamiğini hissedemedim. Second Chances isimli bölümde daha fazla Bratva görmüş olmamız, Bratva isimli bölümün neden zayıf kaldığını açıklıyor. Bunun yanı sıra Bratva geçmişini sevsek de Prometheus fazla geride kalıyor. Sezon finaline saklandığı aşikar ama bu hiç hoş değil. Belki bizimkiler peşine düşmemiş olabilir ama Prometheus’un neden sessiz kaldığını umarım açıklarlar. SPOILER alarmımı cebime koyup, yoluma devam edeyim.

Bölüm Talia ve Oliver’ın flashback sahnesiyle başlıyor. Geçtiğimiz bölüm Oliver’ın , The Hood oluşuna tanık olmuştuk. Bu gerçekten heyecan vericiydi. Bratva bölümü ile Talia’nın hedef talimi dersiyle devam ediyor. Oliver babasının görevini geride bırakmış, Bratva ile zaman kaybediyordu. Hiç değilse Talia’nın düşündüğü bu. Geçtiğimiz bölümde şu şekilde açıklamıştı; “Lian Yu’daki gemi enkazı, Hong Kong, Omega Virüsü, Shadowspire , Bratva. Bu zorlukların üstesinden gelen biri, daha fazlasını hak ediyor.” Evet bu repliğin ışığında bir düşünelim. Deathstroke, Damien Darkh, Malcolm Merlyn, R’as Al Ghul gibi düşmanlar, Arrow’un geçmişindekilerden daha mı büyük acaba? Tartışılır. Prometheus zaten geliyor, dayağını yiyip gidiyor. Kovar benim favorimdir, bu yüzden kurcaladım bu kadar. Kötü karakterler çok önemlidir. Bu sıralar hem sinema dünyasında hem de televizyonda, bu konuya kafa yoruyorum. Arrow dizisine biraz daha kaliteli kötü karakter istiyorum. Bu karakter gelene kadar, Felicity, Diggle, Quentin dramından fazlasını bulamayacağız.

ar512b_0251b

Bratva isimli bölümde, birazcık Bratva’dan ayrılmayı gördük. Bu durum hiçbir mafya senaryosunda değişkenlik göstermez. Bir kişi sadece tabutta ayrılabilir. Racon budur. Talia’nın babasının defterini yüzüne vurmasıyla Bratva ile yollarını ayıracak olan Oliver, Anatoly’i berbat halde görür ve hikaye biraz daha uzar. The Hood olmasına rağmen hala göreceğimiz birkaç Bratva senaryosu kaldı.

Ve geçmiş gelecekle birleşir. Diggle’ın kurtulmasını sağlayan belgelerden sonra, General Walker ülkeden kaçmış da, Rusya’ya nükleer bomba anlaşması yapmaya gitmiş. Evet. Tam da benim Arrow’da izlemek istediğim bölüm. Merakla bekliyordum General ne yapacak diye. Bölümü zayıf bulmamın nedeni buydu. Ne yapsak bu bölüm demişler, Diggle ile Felicity kendini kaybetsin, Oliver da bunlara yol göstersin. Gerisi önemli değil zaten. Ben beğenmedim canlarım. O yüzden hızlıca ele alalım. Elle tutulur bir aksiyon sahnesi mevcut değildi. Nükleer tehdidi engellemek için Rusya’ya (Duvarda Rusça yazılar, yukarıdan Rus havalimanı, Uşanga giymiş insanlar) Arrow ekibi gelir. Anatoly havalimanına adamlarıyla gelmiştir ki, Oliver’a yumruk atıp, buradan gidin desin. Ama sonra iki adam döverse, affedeceğini söyler. Arrow da döver. Anatoly de yardıma 20 adamla gelir. Onlar heayuu diye bağırır. Savaş esnasında da silahlarınızı bırakın diyerek ortaya çıkarlar. Sonra işimiz bitmedi falan filan. Bölümün Bratva senaryosu buydu. Tırt bölümün güzel yerlerine geçelim yoksa geriliyorum.

ar512b_0005b

Quentin is back, bitches! Dizi filmlerde rehabilitasyon sahneleri çok gösterilmez. Sıkıntılı insan gider, iyileşir ve döner. Ve Quentin döndü! Yazılarımı takip edenler iyi bilir ki benim favori karakterimdir kendileri. Starling City’nin yadigarlarından olması, onu bir açıklama yapmak zorunda bırakır. Ekip Rusya’ya gitmek zorunda kaldığında Quentin’i yalnız bırakmamak için Rene’yi geride bırakır. Bu psikolog Wild Dog kardeşimizi, daha önce Curtis’e psikanaliz yaparken izlemiştik. Şimdi sıra Quentin’de. Sert mizacı ve pes etmeyişiyle Quentin’i dize getirir. Ki bence bölümün en iyi sahneleriydi. Sadece içkiyi bırakmak, işe geri dönmekle olmuyor. Bazı soruları duyduğunda üstesinden gelmeyi de bilmelidir. Hayat ne kadar acımasız ise muhabirler de öyledir. Rene ile Quentin sert provalar yapar. İnişli çıkışlı geçse de o harika sahneyle biter. Quentin zamanında Rene’yi daha iyi biri olabilirsin öğüdüyle, doğru yola sokmuştur. Seviyorum böyle sahneleri! Quentin babanın gözleri dolunca ben zaten dağıldım. Yeni Black Canary ile tanıştığında, nasıl hissedecek merak ediyorum.

ar512a_0016b

Diggle Diggle çıldırırken, Felicity güç ile oynamaktadır. Bunun örneklerini çok gördük. Elbette ki kontrolsüz güç, güç değildir. Hatta güç, yapabileceğin bir şeyi yapmamaktır. (Bkz: Schindler’s List) Gücün ve amacın birleştiği noktalarda Felicity ne yazık ki sınavları geçemiyor. Çünkü gerçekten gözle görülür kötü hiçbir yanı yok. Bilgiler hem yardımcı oluyor, hem de bad guys yakalatıyor. Kimse böyle bir güce hayır diyemez. Şimdilik ağır bir sınavdan geçmedi Overwatch. Ama bölüm sonunda, durmayacağım, diyen Felicity, büyük felaketlere yol açacak gibi. Çünkü büyük güç büyük sorumluluk getirir. (yine bkz: Uncle Ben)

ar512a_0209b

Tırt olan nükleer bomba senaryosunda, efsane bir detayı atladım. Ragman, nükleer bombanın üzerini örterek 100 km çaplı patlamayı absorbe eder. Komik bulmamış olabilirsiniz. Ama patlama sonrası yüzü is ve patlama izleriyle kaplanmıştır. Bu ne len? En son Arka Sokaklar’da Mesut Komser bazukadan öyle kaçmıştı. Ayıptır, yapmayın. Çizik almadan kurtulduğu patlamada, Ragman’in çaputları sihirli özelliğini kaybetmiştir. Bir zahmet. Bu da Rory’in ekipte kalma gereksimini yok ediyor tabi. Çaputları olmadan hiçbir işe yaramayacaktır. Evelyn’in ihaneti tazeyken, ekipten birinin ayrılması iyi olmaz.

09722-arrow1 (1)

Ve gelelim tehlike dolu son sahnelere. Anatoly, Oliver’a vodkayı dayar dayamasına ama işimiz hala bitmedi der. Green Arrow’un Bratva’ya olan borcu kapanmamıştır. Daha önce bir yumruk yiyerek kurtulduğu durum, daha da ciddileşecektir.

Körpe sevgili Susan William, Oliver ile çıplak aktivitelerde bulunurken Bratva dövmesini görmüştür. Bir Belediye Başkanı’nın Bratva geçmişine sahip olması, fazla nadir bir durum olabilir. Susan, bir gazeteci ve tehlikeli sularda yüzüyor. Affınıza sığınarak söylüyorum ki bölüm sonunda buluştuğu adamı tanımadım. Daha önce görmüş olmamız muhtemel. Ve sahip olduğu bilgi ise ise iç açıcı değil. Sezon geçtikçe, Arrow’un kimliği daha da açığa çıkmaya başlıyor. Bu dikkatinizi çekmiştir. Bir gazeteci için sansasyonel haber değeri olan bu bilgi, tehlikeli ellere geçebilir. Halkın öğrenmesi panik yaratacaktır elbet. Ama halledilir o. Çok da şey yapmayın. Bir özlü konuşmaya bakar. Ama artık Starling City’yi sağlam bir tehdit ile görmeliyiz. Haftaya görüşmek dileğiyle, sağlıcakla kalın.

https://www.youtube.com/watch?v=SB-_5gaO62Y&feature=youtu.be

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel5 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba1 hafta ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba1 hafta ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba3 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba4 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba