Connect with us

Bomba

ARROW 5.Sezon 13.Bölüm “SPECTRE OF THE GUN” İncelemesi

Yayınlandı

on

Süper kahramanlar dizi çağının ilk adımı olan Arrow’un özel bir bölümü ile karşı karşıyayız. Prometheus tehlikesi hala gölgede iken politik bir bölüm yapalım demişler. Ama öyle böyle politik değil. Neredeyse ülkemizde bile konusu açılabilecek “Silah Taşıma” yasası üzerine dramatik bir bölüm. Bu mesele çok enteresan bir çıkmaza sahiptir. Yasa dışı yollardan silah edinebilen insanlara karşı silah alabilmemizi sağlarken, yasa dışı silah alan insanların silahlara daha kolay ulaşmasını da sağlayabiliyor. Silah kaydı tutmak güvenlik önlemi olsa da cinnet olaylarını çok daha kötü sonuçlara itecektir. İnsanlar kendisini savunabilecek ancak şiddet olayları artacaktır. Ama eğer insanlar ülkesinde güvende hissetmiyorsa, silah taşıma hakkı olabilir. Ben de bölümdeki Oliver gibi bir türlü karar veremedim. Evet devam edeyim, bölüm Amerikan Anayasasının Second Amendment maddesini konu almaktır.

SPOILER: AÇIK

Arrow, Spectre of the Gun bölümü iyi çocuk Rene Ramirez ve kötü çocuk James Edlund üzerinden gidiyor. Thea hoşgelmiştir, Rene’yi Belediye binasında görünce şok olur, espriler yapar, Quentin’e sarılır ve terör saldırısı olur. Rezillik! Quentin adamı nasıl farketmez, nasıl girdi belediye binasına derken dizi her şeyi açıklar. Ama saldırı konusunda hep planlı olan Arrow Team, nedense şu güvenlik konusunda hiç başarılı değiller. Overwatch biraz da güvenlik önlemi alsa fena mı olur? Derken Rene’nin hikayesi girer. Wild Dog reisin solo hikayesini izledik. Karısı ve çocuğu olduğunu öğrendiğimiz Rene, Glades hayatından kurtulmuş, temiz sayfa açmaya çalışan bir babadır. Severim böyle hikayeleri. Rene silah taşımadan sokağa çıkmaz ve bunun nedeni flashback ile açıklanır. Beni her zaman tavlar. Küçük kızını maça götürürken karısı silah taşımasını istemez ve eve döndüğünde silahsız olduğu için tehlikeyi engellemek de geç kalır. Biz böyle hikayelere “Meşrulaştırma” diyoruz.

Wild_Dog-810x400

Bir diğer hikayemiz ise James Edlund’a ait. Avm’de ailesiyle alışveriş yapan masum bir baba, silahlı saldırıya uğradığında ailesini ve kendisini korumak için hiçbir şey yapamaz. Ailesini kaybeder ama kendisi kurtulur. Bunu da bir işaret olarak görüp, intikam için adalet için yaşar. Adaletimiz ne? Silah taşıma yasasını geçirmek. Zamanında bu yasayı geçirmeyenleri öldürmek, mesajını da açıkça iletmek. Bir sürü insan öldürerek bunu da kanıtlar. Bu bölümü incelemek zor değil. Klasik başlangıçlar, kötü adamın kimliği belirlenir, aslında iyi bir adamdır, hikayesi acıklıdır, ekip onu arar, her zaman bulunması çok zordur ama bulunur ve adam güzel bir konuşmayla sakinleştirilir. Bu klişeden kaçmak için yabancı diziler 12 bölümden 5 sezonu aşmamaya çalışıyor. Neyse, klişemiz işe yaradı ve Oliver bu işi Arrow olarak değil de Belediye Başkanı olarak çözdü. Edlund’u öldürmek bir çözüm değildi. Çünkü o haklıydı. Ve Oliver bir karar vermeliydi.

Arrow-513-4-600x397

İnsani özelliklere dikkat çekmek isteyen bölüm, yeni arkadaşımız Dinah Drake ile devam ediyor. Bahçeli güzel bir evde kalmak isteyen çığırtkanımız, kira protokelleriyle uğraşmak istemez. Son 3 yıldır neredeymiş, ikametgah, sabıka, öğrenci misin? bekara vermiyoruz, burası nezih bir mahalle etekle gezemezsin, erkek getiremezsin tarzı sorunlarla uğraşmak enteresan geliyor. Çünkü normal bir hayatı unutmuştur. Normal insanları yaptığı şeyleri yapmak istemez. Bu psikolojiden uzun metraj film çıkar. Rene’nin ve James’in hikayesi de aynı şekilde. 40 dakikada bunları izlemek bana tırt geliyor ki hikayenin arkasında Amerikan yasasını savunma, silahlanmayı meşrulaştırma var.

Diggle, Dinah’ı adam etmeyle uğraşır. Ama sanki onunla kalmayacak gibi. Ortamdaki elektriklenmeyi hissetmiş olmalısınız. Elbette dost olarak yardımcı oluyor Diggle Diggle ama ikisinin de içi bir hoş oldu gibi. Curtis, Rene’nin silah taşımasına karşıdır. Karşı cepheyi de işleyelim demişler. Felicity ise büyük gücü kullanmaya devam eder. Rene’nin nasıl Wild Dog olduğunu gördük. Flashback sahneleriyle karakter gelişimi çok iyi oldu çok da güzel iyi oldu. Tatlı(!) bir solo hikayeydi. Damien Darkh’tan sonra vigilante olmaya karar verir. Kızını da göremediğine göre artık kaybedeceği bir şey kalmamıştır.

ar513b_0121b-1

Üstünkörü incelememin bir nedeni var. Yönetmenlikte, senaryoda övecek veya gömecek pek bir şey bulamadım. Zayıf bulduğum bir bölümdü. Çizgi romana bir gönderme yok. Oyunculuklar klasik. Donald Trump sonrası Amerika’da konuşulan KİŞİSEL SİLAHLANMA politikalarına yönelik bir bölüm gibi gözükse de senarist Guggenheim, bunu yarım bir ağızla reddederek senaryonun ilk kısmını 8 Kasım’dan önce (yani Trump’ın başkanlığı kazandığı gün) öbür kısmını 8 Kasım’dan sonra yazdığını aktarmış.

Evvet, sizin düşüncelerinizi de merak ediyorum. Bölüm durgun ve politik. Oliver yasayı geçirmesi için meclis üyesiyle anlaşır. Kararını vermiştir. Daha büyük bir Starling City için silah yasasına evet diyor. Sizin bu konuda ne düşündüğünüzü merak ediyor ve yorumlarınızı bekliyorum.

Önümüzdeki hafta, aksiyon dolu bir bölüm geliyor. Liza Warner, Cupid ve China White intikam için geliyor! Prometheus yine yok! Haftaya görüşmek dileğiyle, sağlıcakla kalın. Fragman;

https://www.youtube.com/watch?v=ah0i2Rthf-c&feature=youtu.be

 

 

Okumaya Devam Et
2 Comments

2 Yorumlar

  1. Süleyman

    17 Şubat 2017 at 01:01

    Güzel Bir Bölümdü Prometheusu bi göremedik. incelemeniz çok güzel

    • Kutluhan Kesici

      17 Şubat 2017 at 14:17

      Çok teşekkürler. Prometheus önümüzdeki iki bölümde de olmayacak ne yazık ki.

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel4 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba7 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba7 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba