Connect with us

Bomba

Arrow 5.Sezon 14.Bölüm “The Sin-Eater” İncelemesi

Yayınlandı

on

Televizyon dünyasıda Person of Interest hariç sezonu 24 bölüm süren dizilerde hep sezon finalini beklemişimdir. Önceden düşünülmüş, hazırlanılmış bir kurgu beni heyecanlandırıyor. Ama bu geçiş bölümleri.. Beni delirtir. Bir yapımı beğenirsem ışıkçısından boomcusuna kadar överim. Ama beğenmezsem de üzerine toprak atarım. Ve öldürmem gereken bir bölümle karşı karşıyayız. Parmaklarımı kütlettim ve başlıyorum. İncelemem SPOILER ve GADDARLIK içeriyor.

Someone else, Something else…

Çok iyi gizlenen Prometheus’u yakalamak adına bir ipucu bulunuyor. Felicity, flash diske sahip olduğundan beri işleri saniyede halleder oldu ve Prometheus’un anneciği bulundu. Oğlunu koruyan anne, evde tek başına bırakıldı. Evet, biri etrafta beklesin, belki Prometheus gelir, belki kadın ulaşmaya çalışır yok. Hatta Detective Malone cinayetinin adli tıp sonucu Prometheus’un annesinin bulunduğu şehirden geliyor. Prometheus’un bu hamlesiyle Green Arrow’un başı derde giriyor. 5 yıl oldu 5 yıl. Hood oldu kötü adamları öldürdü. Öldürdü diye peşine düştünüz tamam anladık. Sonrasında Quentin ile çılgın bir dostluk sürecine girildi. Starling City’i meta-humanlardan, büyücülerden, suikastçilerden, mafyalardan koruyan Green Arrow, hala SCPD’nin tamamen güvenini kazanamamış hatta hedefi haline gelmiş. Hayret edersin. He tabii bu bir sorun mu? Değil. Bölümün üç villianı China White, Cupid, Warner tam yakalanırken müdahale ettiler. Olması gereken buydu daha bölüm yeni başladı elbette hemen yakalanmayacaklardı. Quentin yaralı birini elinden kaçırdı, özel tim ACU, kaçak mahkumları umursamadan Arrow’u çembere aldı, dikkat dağıtıcı bir ok ile Arrow kaçtı. Konu polis olduğunda işi şiddetle çözemeyeceğini anlayan Oliver Queen, Lieutenant Pike’ın karşına Mayor kostümüyle çıktı. Birebir Arrow gibi konuşan Oliver’ı komiser çözemedi hatta yardım etmeye ikna oldu. “Hayatı boyunca bu yük ile yaşayacak.” Vay be diyerek etkilendi Komiser.

Ve çoook sıkıldığım bir konu daha var. Lt. Pike, Arrow’a yardım için mezarlığa operasyon düzenledi. Sürekli yüz yüze gördüğü Oliver Queen’i, yeşil başlık ve boyadan tanıyamadı. Yahu yönetmensiniz. Kapüşonun gölgesini suratına düşürün. Bu şekilde olmaz arkadaş. O sakalı yarım saat önce gördün sen. O ağız o mimikleri görüyorsun sürekli. Arrow da “Hayatım boyunca bu yük ile yaşayacağım.” dediğinde yine şüphelenmedi arkadaş. Sinir krizi geçireceğim. Black Canary’nin yerine geçmeye hazır olmayan Dinah Drake de siyah maskeyi Felicity tarafından aldı. MASKE. Kızlar zaten farla rimelle bir sürü boyayla o maskeyi yapıyor zaten. O bölge nedir bir insanın kişiliğini mi yansıtıyor anlamadım. Eğer o maskeyle Dinah’ı da tanımazsa ben o komiseri vururum. Gerçi senelerdir süren BİR GÖZLÜKLE SUPERMAN-CLARK KENT TANINMIYOR MU YEA geyikleri yanında Arrow gene kapşon takıyor.

Bir düzine suçlunun transferi tamı tamına bir şoför ve bir mal ile yapılırken 3 profesyonel kadın suçlu kolayca kaçıyor. Hızlı ve Öfkeli’deki efsane kaçış aklıma geldi de neyse şimdi dur. Neymiş Tobias Church’un parasıyla sokaklara sahip olacaklarmış. Parayla da ordu tutmuşlar. 10 saniyelik bir ordu olması da manidar tabii. Yönetmenimiz yeni. Sadece bu bölümde koltukta oturuyor. Kendisini gösterecek bir sahne de çekmemiş. Sanki asıl yönetmen sen bu bölümü hallediver zaten pek bir şey yok demiş gibi. Geçen hafta fragmanı görüp heyecanlandığım üç kadın, sürekli yakalanıp, kaçıp en sonda yakalandı. Aksiyon namına bir şey göremedik. Yine geçiş bölümü için ortalama bir senaryo ile karşılaştık.

Susan Williams. Starling City’i kadınlarını elinden geçiren Oliver, muhabire aşık olur. Bu muhabire Bratva dövmesini mecbur gösterir. Bu ipucundan yola çıkarak Oliver-Arrow ilişkisini bulur. Bunu ortaya çıkararak harika bir haber ile terfi alacak olan Susan Williams, sevgilisine ihanet etmeye hazırdır. Bu tehlikeyi engelleyen Thea ve Felicity suçlu çıkar. Neymiş, Susan Williams’ın hayatı bitmişmiş. Günümüz ülkelerinde böyle durumlar gazetecinin arabasına bomba koymayla sonuçlanırken, işinden olması Oliver’ı üzer. Susan’a karşı mahcup hisseder. Özür diler, benim haberim yoktu der. Ama belli ki bu iş Arrow’un aleyhine sonuçlanacak. Susan Williams bu işin peşini bırakmayacak ve yeni ipuçlarıyla bu işi sonuçlandıracak.

Flashback… Diziyi kurtaran kurgu bu sahneler olmasına rağmen, zayıf sahnelerle karşılaştık. Anatoly’ye sözler veren Oliver, saldırıya uğrar ki tamamen normal. Tehlike anında muhabbet ederken Oliver tehlikeyi sezer ve kaçış başlar. Kaçamayacağını anlayınca teslim olmuş gibi yapıp John Wick’e bağlar. Geçtiğimiz bölümde harika bir aksiyon sahnesi izlemiştik hatırlarsanız. Onlardan biri olabilirdi ama olmadı. Anatoly’yi yakalayan Gregor, öldürmek yerine boş muhabbet yapıp Oliver’ın kendisini yakalamasını sağlarken bölüm bitti.

Bu arada bölümün güzelliklerinden biri Mr. Terrific idi. Sonunda çizgi romandaki kostümüne kavuştu. Gerçi sonrasında yerde iki kız tarafından tepikleniyordu. Kızlar tabi narin narin dokunuyordu.

Ne izledim ben? diyerek izlediğim bir bölümü geride bıraktık. Allah rızası için twist dolu, renkli çekimleri olan, geniş açılı bölümler izleyelim artık. Yalvarıyorum. Çünkü Arrow’u çok seviyorum. Legion haricinde izlediğim tek süper kahraman dizisi. Bırakmak istemiyorum. Prometheus’u nasıl kurgulayacaklarını bekliyorum. Sonra sizinle dizinin gidişatını tekrar konuşacağız. Haftaya görüşmek dileğiyle sağlıcakla kalın.

Okumaya Devam Et
2 Comments

2 Yorumlar

  1. Süleyman Parlak

    23 Şubat 2017 at 21:38

    sıkıcı bölümdü . dediğiniz gibi kapşon olayı göze batmaya başladı ilk sezonlardaki kapşonu yüzünü baya kapatıyordu. Gelecek bölüm prometheus var promo videosuna göre baya iyi bir bölüm geliyor sanki . Son olarak incelemeniz çok iyi olmuş

    • Kutluhan Kesici

      24 Şubat 2017 at 03:43

      Çok teşekkürler. Ama diğer bölümde prometheus olacağını zannetmiyorum. Yeni bir vigilante Oliver’a saldırıyor. Mayor olarak yolsuzluğa karıştığı için. Diggle da ekiple Oliver’ı korumaya çalışacak.

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel2 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba5 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba5 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba