Connect with us

Bomba

Arrow 5.Sezon 17. Bölüm “KAPIUSHON” İncelemesi

Yayınlandı

on

“Kendini iki parçaya bölmek, sadece canavarı güçlendirecektir.”

Az önce Arrow’un en iyi bölümünü mü izledim? Son haftalarda sert bir şekilde eleştirdiğim Arrow, tokat gibi bölümle karşımıza çıktı. Hood her zaman favorim olmuştur. Her şeyi başladığı yer, Vigilante’nin en saf hali… İnsan öldürmemek, güçten uzak durmak gibi prensiplerden sıkılmışken, Prometheus’un bütün villianlardan farklı olarak Oliver’a Hood ile saldırması muazzam bir şey oldu. Çatı katlarında debeleşen kahramanlardan bıktık çünkü. SPOILER içeren yazıma geçmek için sabırsızlanıyorum, buyrun.

İTİRAF ET!
+İstediğim için! Ve öldürmekten hoşlandığım için!

S020B-322-ARW-110-23

Beyaz perde ya da televizyonda kendimizden bir şeyler bulduğumuz karakterlerden etkileniriz. Ve bu bence yapımların en kilit noktasıdır. Bir karakterin savaşmasına hayran kalabilirsin ama öncesinde savaşma sebebine ortak olman gerekir. Joker gibi kötü karakterleri bile sevebilirsin, fikirler kurşun geçirmediğinde. Logan’ı çok güçlü olduğu için değil, çektiği acılardan dolayı severiz. Evet, mutlu sonları mutsuz başlangıçlar sayesinde severiz.

Arrow içinde mutlu bir son kapısı açıldı. Ve bu kapıyı açan şey Oliver’ın kana susayan benliği, içindeki canavardı. Şehire bomba yağdırmayan bir villian gördüğümde seviniyorum. Prometheus da bu bölümde neden bu adı seçtiğini söyleyince “Thats what i’m talkin’ about” dedim. İyi karakterin düşüşünü sevdiğimiz kadar, kötü karakterin de haklı yanlarını sevmişizdir. İşte bu bölüm hissettiğimiz buydu. Ve Team Arrow dağılır.

arrow-season-5-kapiushon-image-4

Samovol’shchnia… Gregor’un ölümü Kovar’ı etkilemez ve Malcolm Merlyn ile bir devrim planlanır. Sovyetlerin düşüşünün Rusya’yı güçlendirmediğini düşünen Kovar, bir darbe planlar ve bu planı yeni Pakhan Anatoly öğrenir. Televizyonda ve duvarlarda yazan Rusça kelimelerden anlaşıldığı üzere Rusya’dayız. Bratva hikayesinin bitimine yakın Hood şekillenir. Nasıl mı? Verdiği her sözü tutamayıp içinde biriken sinirle, arkadaşlarının ölümü izleyerek bir canavar yaratır. Ve bu canavar adam öldürmek, kan akıtmak, işkence yapmak ister. Bu çıkarımı ben zorla yaptım. Bölümün tam anlamıyla bunu aktarabildiğini düşünmüyorum. Sürekli bilmiyorum diyerek vurucu sahneyi sona saklayan Arrow, bizi Adrian ile Oliver arasında oluşabilecek sağlam bir diyalogtan mahrum bıraktı. Ancak flashback kurgusunda zirveye ulaştı. Bu konuda Oliver’ın gelişimi olsun, düşman edinişleri, büyü öğrenimi olsun hep paralel gitmeye çalışan flashbackler 5 senenin meyvesini verebildi. 5 yıl boyunca Oliver sadece kahramana dönüşmedi, aslında bir canavara dönüştü. Ve bu canavar insan derisi yüzerek icraate başladı. Listedekilerin Oliver’ın öldürdüğü ilk kişiler olmadığını Gregor ve Kovar ile gördük. Taliana’nın annesinin ölümünden sonra iyice gözleri dönen Hood, Kovar’ın darbe planını engeller ama doymaz. Önüne geleni öldüren Hood, Kovar’ı ok ile değil çıplak elleriyle öldürmek ister hatta. Nasıl dandik bir sinir gazıysa önce limanda etkisiz olur, sonra da Anatoly’yi es geçer. Hood’un aksiyon sahneleri yine zirvedeydi bu arada. Lafımı balla kesiyorum. Kovar ile dövüşü muazzamdı. Seri hareketler olsun, yorucu geçişlerin olmayışı, kareografiler beni tatmin etti. Ve sonunda Hood, Kovar’a bıçağı taktı. Takmadan önce adalet yanlısı Anatoly’yi de anlamış değilim. Bratva ya da ne bileyim herhangi bir Rus mafyasının polise teslim etme gibi bir geleneği var da ben mi bilmiyorum? Oliver’ı koruma isteği ayrı tabi ama Oliver’dan önce kafasına sıkmasını beklerdim. Anatoly bilge biri olabilir ama Pakhan olarak düşünemiyorum artık. Ki Bratva da aynı şekilde. Ne yapıyorsunuz ki siz? İsimler iddialı, yeminler, defin gelenekleri, kimsiniz siz? Sırf böyle bir yapının dizisi çekilebilirken, 5-6 dakikalık sahnelere sığdırılması haksızlık oluyor. Marco Polo’yu izliyorsun, Kubilay Kağan’ın dünyaya hükmedişini önce gösterdiler bir sezon, sonra altın bir mührün tüm dünyada nasıl etkili olacağını anladık. Şimdi diyorsun ki bu dövme sana her yerde kapı açacaktır. I ıh.

arrow-season-5-kapiushon-image-5

Acaba bölümün güzel olmasının nedeni sadece Oliver olması mıydı? Ne dersiniz? Diggle yok, Felicity yok, daha da iyisi Curtis yok. Etrafta gezinen polisler yok, entrika yok, yalan yok. Dizinin ana karakterinin derinlerine inen bir bölüme ne kadar ihtiyacımız varmış değil mi? Curtis’in terkedilişinden, Diggle’ın iç huzurundan bana ne! Her neyse bölüm budur! Arrow budur. Felsefik açıdan güçlü, karakterizasyon ayrıntıları harika, yönetmenlik ortalamanın üstünde, daha ne ister bi süper kahraman izleyicisi. Varsın New York’u uzaylılardan korumasın.

Kovar’ın ölmemesi hoş olmadı. Vigilante çıkma ihtimali ya da Prometheus ile birleşmesi muhtemel. Bi de bu Adrian’ın çelişkisi kötü değil mi? Sen bunları öldürürken ailesini, karısını, kızını düşünmedin mi? diye ahkam kesen Adrian çok kötü değil mi a dostlar. Hani tanımasak harbiden bölge savcısı adam haklı diyeceksin. Hoş değil ve Evelyn pisliği çıktı yine. Bayadır görünmeyen karakter bizi kandırmayı başaramadı. Öyle boyun kırılmıyor benim bildiğim, hele kameraya göstermediyseniz daha bi kırılmamıştır. Ve kız harbi kötü karakter. Bakışlarından pislik akıyor. Gömeceklerim bu kadar. Onun dışında on numara beş yıldız bir bölümdü. Team Arrow’un dağılmasıyla bölüm bitti ve mutlu son. Haftaya görüşmek dileğiyle, mutlaka görüşelim çünkü Prometheus’un karşısına Bratva yani Anatoly dikilecek. Umarım Bratva gücünü görebiliriz. Sağlıcakla kalın

Okumaya Devam Et
2 Comments

2 Yorumlar

  1. Süleyman

    23 Mart 2017 at 22:27

    arrow ın son 3 sezonun en iyi 2. bölümü birincisi 3×9 daki ras-oliver dövüşüydü

    bide sonda kovar ölmedi gözlerini açmıştı.hemen öldürmezler adamı . 😀

    incelemenizde çok güzel

    • Kutluhan Kesici

      24 Mart 2017 at 01:30

      başrolün kötü yanlarının işlenmesini hep sevmişimdir o yüzden benim birim bu bölüm 😀
      Son paragrafı okumadın sanırım, ölmediğini hatta vigilante olabileceğini söylemiştim 🙂 Çok teşekkürler yorumun için

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel3 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba6 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba6 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba