Connect with us

Bomba

Arrow 5.Sezon Finali “LIAN YU” İncelemesi

Yayınlandı

on

İyi bölümlerin azınlıkta olduğu bir sezonu daha geride bıraktık. Süper kahraman evreninin dizi sektörünü ele geçirmeye başladığı bu dönemde, tarzını bozmayarak geride kalan Arrow, flashbacksiz bir 6. sezon mu yapacak anlamış değilim. Çünkü bu sezon finalinin ismini ve temasını Lian Yu seçerek, dizinin ilk bölümündeki sahneye bağlayarak flashbackleri sonlandırmış oldu. O halde hem sezona hem de sezon finaline bir bakalım.

(Spoiler muhakkak)

Sezon harika başladı. Gerçek anlamda yönetmenlik, kurgu olsun tatlıydı ve 4.Sezonun rezaletini kapatıyordu. 23 bölümün verdiği bir şey midir bilinmez, sonrasında klişeler, gereksiz bölümler ile bozmaya başladı. Gizemli, sağlam bir villian ile sona kadar geldi. Bu villian’ın “Beni öldür, sen bir katilsin!” psikopatlığı bir yere kadar sağlam ilerledi. Arrow’u öldürmeyi kesinlikle düşünmeyişi, Arrow’un da onu kesinlikle öldürmeme kararı kurguyu gerçeklikten uzaklaştırdı. Fazlasıyla mesaj içeren, zorlama bir konuya getirdi. Gördüğümüz sahnelerden yola çıkalım.

Arrow_Finale

Rezalet bir flashback ile başladık. Kovar’ın elinden basit kaçışı, iyi bildiği ormanı lehine kullanarak Rambo gibi savaşmak yerine 6 kişiyi böcek gibi ezişi, helikopter vs Ak47 (namı diğer keleş) savaşını Ak47’nin kazanması, Kovar’ın rasyonalizmden uzak “Onu ben öldüreceğim” düşüncesi, çok sıkıcı bir hale getirdi bölümü. Ta ki flashback ile günümüz birleşene kadar. O da şöyle gerçekleşti; Slade, Digger, Nyssa, Malcolm ve Arrow birleşip, tek seferlik çılgın bir takım oluşturdular (Tek tek değinmeden önce hikaye usülü gideceğim). Espriler şakalar sonrası Nyssa ve Malcolm ayrılır, bizimkiler de tuzağa düşer. Tuzağı tırt çocuk Evelyn ve herkesin eğitmeni Talia kurmuştur. Digger ihanet eder, Slade ihanet etmiş gibi yapıp karşıya ihanet eder, kolayca döverler, Nyssa ve Malcom gelince Assassin’s Creed sis bombası ile Digger ve Talia kaçar. Evelyn, Team Arrow’un yerine demir kafese tıkılır (Evelyn kesin ölüyor bu şekilde). Ekibin bir kısmı serbest kalır ve görev dağılım şeklinde aramaya devam ederler. Gereksiz ekip kaçış yolu arar, C4leri ve Prometheus’un uçağını bulur. Bu arada Arrow, Nyssa ve Deathstroke tapınağa girer. Dinah -Black Canary- sonic gücünün sonic jammer ile kaybetmiştir ve Arrow bunu önceden biliyordur, Curtis’in yaptığı sonic activated device’ı (uydurdum) Dinah’a vermek için Slade ile plan yapmıştır. Slade daha gerçekçi bir ihanet süsüyle Oliver’ı ekibin yanına sokar ve ihanete tekrar ihanet eder. Ekipten ayrına Nyssa, sister’ı Talia’nın peşindedir. Yakalar ve döver. Sen çok mu güçlüsün şimdi Nyssa Assassin. Talia’dan nasıl daha güçlüsün nasıl? Fedailerini de Slade doğrar ve ihanetin ihanetini burda görürüz. Her şey yolunda giderken Chase ezik elemanlarla çıkar ve Arrow ile yumruk yumruğa dövüş başlar. Chase’i tokatlayan Arrow, flashback ile bağlanır. Evet buraya bağlamak için bu hikayeyi yazdım şimdi daha rahat devam edebiliriz. Kovar’ı da Chase’i de avucunun içine alan Oliver, infaz kararını vermelidir. Senin ölümünden emin olacağım dediği için Kovar’ı öldüren Oliver, artık değişmiştir. Değişim de öyle böyle bir değişim. Neymiş efenim, ben artık insan öldürmüyorum, senin istediğin kişi olmayacağım, herkesi öldürebilirsin ama benim seni öldürmemi sağlayamazsın falan filan. Kovar’ın boynunu kıran Oliver, Chase’i salar ve yine Assassin’s Creed sisiyle kaçar. Güzel aletmiş yahu, bundan bi tane de ben alayım.

arrow-lian-yu-photo-021-1495219357674_1280w

Siz bu adadan çıkın, ben oğlumu alacağım diyerek ekibi ölüme yollayan Oliver, Chase’i harbiden yakalar. Chase, Oliver’ı tekneye alır ve klişe sahne gelir. Bu bölümde öngöremediğiniz hiçbir sahne yok sayın KaraBüyücü okuyucuları. Her adımı tahmin etmiş olmalısınız. İşlerin bu noktaya geleceği o kadar barizdi ki bir iki sahnede gözlerimin dolmasıyla yetinebildim. Evet, Chase’in William’ı teknede tutma barizliğiyle, esir alıp elinde kaçıracağının barizliği kapışırken, kendisini öldüreceği barizliği galip gelir. Felicity tabletle C4’lerin Chase’e bağlandığını farketmiş ve Oliver’a söylemişti ancak yapacak bir şey yok. Altıpatlar magnumu çıkarıp beynini dağıttı Adrian Chase. PROMETHEUS! Ne isim be, herkes hatırlayacak bu psikopatı. Hiçbir amacına ulaşamayan, beceriksiz biri. Savcılığı çok daha iyiydi, gül gibi mesleği bırakmayacaktı bence.

Klişelere bir göz atalım. Arka Sokaklar’ın bayrağı taşıdığı, bütün yerli dizi sezon finalinde bir patlama olur. Önemli karakterler o patlamaya maruz kalır ve diğer sezon geri gelir bir şekilde. Aynısının burada olması içler acısıydı. İşleniş olarak çok çok iyiydi tabii, yiğidi öldürüp hakkını yemeyelim. Lian Yu’nun patlaması muazzamdı. Ama bu muazzamlık, gelecek sezon kimsenin ölmeyişiyle sonlanınca, sönüp gidecek. William’ın annesi, Talia, Digger, Evelyn ölebilir, onlar sorun değil. Chase’in 10 adım önde olduğunu söyleyip durması, son planının adayı uçurmak olması, etkileyici gibi görünse de anlamsız geldi bana. Şöyle ki; -thats the deal- ya oğlunu kurtarırsın ya arkadaşlarını diyerek Oliver’a acı çektirmek istiyor Chase. Zaten elinde olan tüm sevdiklerini öldürmesiyle çektireceği acıyı yeterli bulmuyor, bu seçimi Oliver’ın yapmasını ve içindeki katilin çıkmasını istiyor. Senaristler iyi beslenemiyor sanırım.

arrow-lian-yu-photo-009-1495219357663_1280w

Bölüm, kendi arasında bir sürü konuyu halletmekle uğraşan ikililerle geçiyor. Tırtlardan başlayayım, Quentin-Dinah-Black Siren (bu üçlüymüş), Felicity-Oliver, Felicity-William’ın anası, Nyssa-Malcolm, Oliver- Slade ve bölümün bombası olan Thea-Malcolm. Thea ayak küçük parmağını sehpaya vursa orada bitecek olan Malcolm, yine Thea için Oliver ile birlikte adaya gelmiştir. Başka hiçbir şey umurunda değildir. Her sezon gereksiz atraksiyonlara kalkışsa da tek düşündüğü şey kızıdır. Ve bu bölümde zirveye taşıdı duyguyu. Yaptığı seçimlerden dolayı kızı tarafından affedilmeyen Malcolm, son şansı kullanmıştır. Evet keklik gibi dolaşan ekipten mayına senaryo gereği Thea basar ve babalar babası Malcolm, Thea’nın yerini alıp onlara zaman kazandırmak için kendini feda eder. Gözümden bir damla yaş akmadı diyemem. Malcolm Merlyn’i nedense çok seviyor ve karizmatik bir villian olarak görüyorum. Thea için kendisini feda etmesi ise şaşırtmadı. Benim gözümden akan yaşın hesabını kim verecek peki? Çünkü bir flashbackte Oliver’ın mayından kaçış sekansını izlemiştik. Aynısını Malcolm’un Digger’a yaptığı hakkında düşüncelerim mevcut. Mayından kaçması olağan, hatta bizim ekibi bile kurtaracak kişi olabilir. Gelecek sezon, baba kız ilişkisi izleyebiliriz (Senaryo lazım arkadaşlar, ölüm zor iş).

arrow-lian-yu-photo-005-1495219357658_1280w

Ve sona sakladığım ama bölümün ilk sahnesi olan Slade-Oliver ilişkisi. Slade’in oğlunun izlerini bulan Oliver, Slade’e “İkimiz de oğullarımıza kavuşalım” der. Adada geçirdiği zamanla aklı başına gelmiş olsa da, bu olay Slade’i daha bir etkiler ve gelecek sezona bir dostluk taşınır. Evelyn’e dostlarını iyi seçmelisin diyerek gönderme de yapan Slade’e bakıp gülebilirsiniz. O konuda akıl verecek son insan olmalı. Deathstroke’un kıyafeti Çizgi Roman’a uygun olsa da hoş durduğunu söyleyemeyeceğim. Action Figure gibi gezdi ortalıkta.

Merak uyandırıcı bir sonla sezonu kapatan Arrow, benim gibilere heyecan yaşatamadı. Duygusal anlar yanımıza kar kaldı. Unuttuklarımdan biri de Moira Queen ile Oliver’ın konuşmasıydı. Dramın tavan yaptığı, on numara sahneydi. Daha zekice kurgulansa kusursuz bir final olacaktı ki şu an Imdb’de 9.9 alan bölüm, Arrow’un en sevilen bölümü olacak gibi duruyor. Bunun sebebi karakter bolluğu ve dozunda yapılmış dramıydı sanırım. Unutmadan, tek plan dövüş sahnesi, on numara beş yıldızdı. Bunu her bölüm yapsaydınız, kaç para kaybederdiniz acaba? Cut cut çekmek yerine, dövüşü tek plan çekip, dövüşenleri alanda zekice göstererek, muazzam bir dövüş sahnesi çıkardılar. İşte bu sahne övülür canlarım.

Yorumuzu esirgemeyin. Bu sezon ve gelecek sezon hakkında görüşlerinizi yazın konuşalım. Seneye görüşmek üzere, sağlıcakla kalın.

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel3 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba6 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba6 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba