Connect with us

Bomba

Bir Video Oyunundan Fazlası: LIFE IS STRANGE!

Yayınlandı

on

Şu an bir internet kafeye gittiğinizde Wolfteam, Metin 2, League of Legends, Point Blank vs. oynayanlar göreceksiniz. 90’lar da onlara ek olarak Counter Strike 1.6, Call of Duty 2, Battlefield 1, Fifa serisi vb. oyunlarını oynadı. Birçoğumuz 10.000 feet’ten samanlığa atladı suikastçi olarak, Tanrı’lara kafa tuttu Kratos olarak, PANZER yazıp tankla Amerika semalarında gezindik Tommy olarak ya da Half Life’ta arkadaşlarından habersiz bombayı aktif hale getirdi hain olarak. Ama artık devir seçim tabanlı oyun devridir dostlar. Ve şimdi burada Life is Strange’i incelemek adına bulunuyorum. Kulak verin söyleyeceklerime.

Beyond Two Souls, Fahrenheit, The Last of Us, The Stanley Parable aklıma gelen en iyi hikaye bazlı oyunlardır. Ama bunların arasından yükselebilen ve benim en iyi olarak gördüğüm Life is Strange’dir. Dontnod Entertainment tarafından geliştirilen, Christian Divine ve Jean-Luc Cano tarafından yazılan bu yapım, oyun motoru olarak da Unreal Engine 3’ü kullanmıştır. 5 Bölümden oluşmaktadır. Beni içine çeken kısmı sinematik yapısıdır.

03_lis_ep2_bus_ride

Oyunumuz, Maxine Caulfield adlı teenage bir kız gözünden ilerleyecektir. Büyük bir hortumun yaşadığı yeri – Arcadia Bay- yok edeceğini görmesiyle başlıyoruz. Birden bire Fotoğrafçılık dersinde uyanır. Tanık olduğu görüntünün etkisindeyizdir. Tenefüs zili çalar ve kendine gelmek için lavaboya gider. Orada bir erkeğin, bir kıza silah çektiğini görür. Mavi bir kelebek görür, bir anda geçmişe, fotoğrafçılık dersine döner. Ve zamanı geriye alabildiğini farkeder.

Zaman sarma yeteneği, yapılan her eylemi geriye almanızı sağlayacak ve daha doğru kararlar alabilmek için bir şans verecek. Yaptığınız her seçimin bir sonucu olacak. Şahit olduğunuz her şeyi aklınızda tutmalı ve kararlarınızda kullanmalısınız. Etrafınızdaki nesneler  ve insanlar ile etkileşime geçerek belirli durumları çözme şansı bulacaksınız. Çoğu kararı siz verseniz de akıl almaz derecede etkili bir kurguya sahip. W,A,S,D hareket etmenizi sağlarken, kararlarınızı ve zamanı geriye almayı mouse ile yapacaksınız. Sıradan bir oyun olmadığını size madde madde anlatmak istiyorum.

3101198-6284020879-maxre

1- Gidişatını etkileyebileceğiniz bir film izlediğinizi düşünün. Sonunda ne olacak merakıyla izlediğiniz bir filmin, sonuna siz karar vereceksiniz. Ay kızım girme o odaya diyen teyzelerin, sesi olacaksınız. Yaptığınız seçimlerle sadece oyunu değil kendinizi de tanıma fırsatı bulacaksınız.

2- Çoğumuz yüzlerce şarkı ile hazırladığı playlistte, bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar şarkıyı dinlemeyi seçersiniz. Next, next, next derken, replay, replay yapılan şarkılar. Geleceğim noktayı görebiliyorsunuz. Oyundaki şarkıları her kim seçmişse teşekkürü borç bilirim. Tekrar tekrar dinleyebileceğim şarkılar kazandım, sizi de beklerim.

3- Fantastik bir etkiden, sadeliğe yolculuk. Her karakter hayattan izler taşıyor. Call of Duty oynarken karşınıza gelen Naziler değil bunlar. Her birinin hayat hikayesi sizin kararlarını etkiliyor. Günlük hayatta nefret ve sevginin kısa zamanda değişebildiğini görürüz. Oyunda da tanık olmak mutlu etti beni. Zamanı geri alabiliyorum şu bankayı soyayım diye düşünürken, zor zamanlar yaşayan bir kıza yardım edeceksiniz. İnsan ilişkilerini irdeleyip, gözümüze sokması, empati ve özeleştiriye olanak sağlayacak. Esgeçmeyin.

3f07d293db4d2549f22f184ce52e9c9b51fe1dcc

4- Başta önerdiğim oyunların birkaçından zayıf bir yanı var. Karakterlerin grafik detayı pek iyi değil. Bildiğiniz gibi bazı oyunları, oyuncular canlandırıyor ve gerçekçilikte sınır tanımıyorlar. Bu oyunda o mevcut değil ancak bu hiç sorun değil. Temalar, inceleyeceğiniz posterler, resimleri, çöpler, izler, grafitiler, her şey, inceleyeceğiniz her şey orijinal. Doğa manzaraları, kasabanın dip bucak köşeleri, en pislik karakterinden evsizine, kurulan her diyalog her etkileşim, O-Rİ-Jİ-NAL! Oyunun bu özgün yapısı beni çok etkiledi, kusuruma bakmayın.

5- Senaryo. The Vanishing of Ethan Carter oyunundan sonra en etkilendiğim senaryo. (Onu da yazacağım.) Bir çok durumda canınızı vermek istediğiniz dostlara sahip olacaksınız. Chloe bunlardan biri. Hatta en önemlisi. Bu oyunun kilit karakteridir, başta anlattığım konuda, tuvaletteki kız, Chloe’dir. Onun hayatını kurtararak başlayan bu serüven, gittikçe zorlaşacak, derinleşecektir. Kendinizi eğlenirken, Chloe ile zaman geçirmekten hoşlanırken, hüngür hüngür ağlarken bulacaksınız.

6- Zamanı manipule etmek sizi başlarda iyi hissettirebilir. Ancak bazen bunun sonuçları ağır olabilir. Geçmişte değiştirdiğiniz şeyler, kontrolünüzde olmayabilir. Karar vermek kolaydır ama sonuçları Naptım ben? dedirtebilir. Bazen ise yaptıklarınızı değiştirmek için çok geç olacaktır. İki nedenden dolayı alacağınız kararlar çok önemlidir. Bu da oyunu oynamak için harcadığınız zamanın boşa gitmemesini sağlayacaktır.

thumb-1920-679666

Toparlamak gerekirse bir oyundan fazlasıyla karşı karşıyayız. Oyun konusunda otorite sayılan Metacritic’te 100 üzerinden 85 puana sahiptir. Best Adventure, GameStar Gold-Award, Develop – Use Of Narrative, Eurogamer – RECOMMENDED, Best Soundtrack, British Academy – Best Story, aldığı ödüllerin birkaçıdır. 5 bölümden oluştuğunu belirtmiştim. 1. bölüm Steam üzerinden ücretsiz oynanabilmektedir. Beğenirseniz tamamına 31 tl’ye sahip olabilirsiniz. Bir sonraki oyun incelememizde görüşmek üzere sağlıcakla kalın. Sizi en sevdiğim soundtrack ile başbaşa bırakıyorum.

 

 

Okumaya Devam Et
yorum yapmak için tıkla!

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel5 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba1 hafta ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba1 hafta ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba3 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba4 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba