Connect with us

Bomba

BUGÜNE KADAR SEÇİLMİŞ EN İYİ 5 STAR WARS OYUNCUSU

Yayınlandı

on

Rogue One, Star Wars külliyatına girdiğinden beri gündemimiz yine ışın kılıçları yine karanlık ve aydınlığın savaşı oldu. Her sene bir SW filmi de geleceğine göre bu liste zamanla güncellenebilir ancak şu ana kadar oynamış olan 8 filmde seçilmiş en iyi oyuncuları derledim. Bunun bir de tam tersi olan en kötü Star Wars oyuncu seçimleri de olacak. Ancak önceliği iyi seçimlere verdim. Yaptığım liste yine kişisel bir listedir ve herhangi bir şarta göre yapılmamıştır. Tamamen oyuncunun büründüğü karaktere verdiği artıları, rolünün altından kalkıp, kalkamadığına göre belirlediğim kişisel bir listedir.

5- Genç Obi-Wan Kenobi / Ewan McGregor / Star Wars Prequel Üçlemesi

giphy

Prequel üçleme, politik konuların çok tatlı harmanlandığı ancak en iyi oyuncuların bile sebepsiz sırıttığı bir seri olarak görülür. 70’li yılların teknolojisiyle çekilen ilk filmlere nazaran, teknoloji artmış ancak yine de yetersiz bulunmuştur. Bunlara rağmen ben SW Prequel üçlemesini sevenlerdenim. Darth Vader’ın o hale nasıl geldiğini küçüklüğünden itibaren anlatıp ana konuya dönme fikri George Lucas’ın hep istediği bir şeydi. Hayranları üzen taraf, koskoca imparatorluğu yöneten ve en sevilen kötülük olan Darth Vader’ın aşk uğruna bu hallere düşmesi meselesiydi. Biz meseleye dönersek prequel üçlemenin en iyi yanlarından biri genç Obi Wan’ı oynayan Evan McGregor’dır. Hem yaşlı Obi-Wan’dan kalan bilgilerimizle genç halini görmek, bilgeliğiyle ön plana çıkmış bir karakteri ustasının yanında ne kadar sabırsız olduğunu bilmek çok güzel anlatılmıştı. Genç Obi-Wan rolünü çok iyi taşıdığını düşünüyorum.

4- Chirrut Imwe / Donnie Yen / Rogue One 

tumblr_oezlw9am9h1spz1xao1_540

“I am one with the Force. The Force is with me”

Hafızalara bundan sonra bu sözlerle yer edeceği kesin. Film boyunca tekrarladığı bu sözler aslında Star Wars evreninin sadece ışın kılıçlarından ibaret olmadığını ve Güç’ün herkes için her yerde olabileceğini bizlere gösterdi. Donnie Yen, epik bir oyunculuk sergiledi ve hem Rogue One için hem Star Wars evreni için harika bir karakter kazanmasına sebebiyet verdi. Her ne kadar bir daha göremeyeceğimizi bilsek dahi bu listeye girmeyi kesinlikle hak etti. GÜÇ SENİNLE OLSUN CHIRRUT REYİZ!

3- Han Solo / Harrison Ford / Star Wars Orijinal Üçleme ve The Force Awakens

giphy-4

İçinizde kötü bir his olduğu vakit aklınıza kötü histen bile önce Han Solo’nun akla geliyorsa, yalnız değilsiniz. Harrison Ford, Han Solo karakteriyle uzun yıllar özleşmiş biri. O yıllar henüz ünlü değildi ve kariyerini Han Solo ile başlattı desek yalan olmaz. Buradan aldığı popülerite ile gelecekte Indiana Jones olacak ve gişe rekorları kırmaya devam edecek filmlerin aranan yüzü olmaya başlayacaktı. Force Awakens’te kendisine veda edişimiz ise tam vaktinde ve yerinde bir olay olduğunu düşünenlerdenim. Star Wars evreni için çok önemliydi ancak bu evrene verebilecekleri hem yaşı hem Skywalker Saga’nın son demlerini yaşamasından ötürü bitmişti. Üzücü ama olması gereken bir son ile Han Solo’ya jübilesini yapmış oldu.

2- Luke Skywalker / Mark Hamill / Star Wars Orijinal Üçleme ve Force Awakens

giphy-5

Mark Hamill’in Star Wars için anlamını ve NEDEN İLK SIRADA DEĞİL YAHU ? soruları kafanızı karıştırabilir ancak 1 numaraya gelince bana hak vereceğinizi düşünüyorum. Mark Hamill geek bir adam, burada hem fikiriz. Onun karakterini şekillendirenin Luke Skywalker olduğunu da biliyoruz ancak Mark Hamill’in hayatından Skywalker karakterini kaldırsaydık nasıl olurdu ? Bence hala aynı şekilde popülerliğini sürdürürdü. Yaptığı işler arasında hala en sevilen Joker olmasının yanı sıra, Klon Savaşları animasyonunda Darth Bane’i seslendirmesi, DC’nin yarattığı neredeyse her animasyonda olması, Lego Movie filmlerinin vazgeçilmezi gibi etkenlerle bu adam bizim nesli resmen mutlu etmek için yaratılmış. Luke Skywalker karakterine kattıkları yadsınamaz, katkılarını inkar ettiği teklif dahi edilemez. Ancak onun kattıkları, keşfedilen çok daha yeni biri var..

1- Daisy Ridley / Rey / The Force Awakens

source-1

The Force Awakens filmi üzerine tartışabileceğimiz çok konu var. Ancak şuan oyuncu bazında değerlendirdiğim için tüm bunları es geçiyorum. İngilizlerin Benedict Cumberbatch’den sonra ki en yetenekli en güze.. öhöm yetenekli ve doğal oyuncusu net Daisy Ridley olduğunu düşünüyorum. Star Wars gibi küresel çapta aynı etkiyi gösteren, Jedi dini ilan edilecek kadar sevilen ve her nesli farklı şekilde etkileyen bir filme daha önce neredeyse sıfır başarısı olan genç bir oyuncuyu başrolüne koymak başlı başına bir delilikti. Daisy Ridley’nin Star Wars öncesi oynadığı birkaç kısa film ve diziler dışarısında gerçekten bir başarısı yoktu. Peki Star Wars gibi bir evrenin merkezine konulmasına rağmen sanki daha öncesinden tanınmış, profesyonel bir oyuncu gibi bu işin üstesinden nasıl kalktı ? Benim yorumuma göre Daisy’nin bir Messi gibi doğal yetenek oluşu. Bazıları Cristiano Ronaldo gibi çalışır ve makineleşerek mükemmel olur ama bazıları Messi gibi daha az çalışarak bile çok çalışanın ulaşamayacağı noktalardadır. Daisy aynı şekilde doğal yetenek ve inanıyorum ki harika bir Jedi olacak. Seneler sonra Luke Skywalker’ın yaşlanmış halini görüp nasıl buruk bir gurur duyuyorsak aynısını Rey karakteri içinde duyacağız. Bu doğallığı ve Rey karakterine kattığı içtenlik için onu listemin başına yerleştirdim.

Size göre en iyi Star Wars oyuncuları kimler ? Görüşlerinizi belirtin, birlikte tartışalım.

GÜÇ SİZİNLE OLSUN.

 

Okumaya Devam Et
2 Comments

2 Yorumlar

  1. Udunalevi

    21 Aralık 2016 at 17:17

    İçinizde kötü bir his olduğu vakit aklınıza kötü histen bile önce Han Solo’nun akla geliyorsa, yalnız değilsiniz.

    Burada ne demek istediniz ?

    • Anıl Kaleli

      24 Aralık 2016 at 00:22

      Han Solo’nun klasik bir repliği vardır. O da İÇİMDE KÖTÜ BİR HİS VAR lafıdır. Star Wars filmlerinde buna dikkat edin sizde mutlaka görceksiniz 🙂

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel2 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba5 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba5 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba