Connect with us

Bomba

BUGÜNE KADAR SEÇİLMİŞ EN KÖTÜ 5 STAR WARS OYUNCUSU

Yayınlandı

on

Tekrar merhaba. Geçirdiğim minik bir burun ameliyatı sonrası yazılara 1 haftalığına ara vermek durumunda kaldım. Bu ve bundan sonraki içerikler 1 hafta gecikmeli yazılıyor maalesef. O yüzden üzgünüm ve anlayışınız için teşekkür ederim. 

Hatırlıyorsanız geçtiğimiz hafta içi, bugüne kadar seçilmiş en iyi 5 Star Wars oyuncusu içeriğini hazırlamıştım. Burada ki tercihlerin tamamen kişisel olduğunu ve SW evrenine kattıkları anlam bakımından tercih edilmişlerdi. Şimdi ise sıra, ilk içerikten bile daha çok zorlandığım kötü oyuncu tercihlerine geldi. Kötü oyunculuktan kastım oyuncunun kendisine değildir, haddim dahi değildir. Ancak SW içerisinde stenileni veremeyen ve çok fazla sırıtan oyuncular yok değil. Bu yüzden yorumlarınızı asla sakınmamanızı ve görüşlerinizi söylemeniz hem benim hem site için oldukça önemli. Gelin birlikte övelim, sövmeyelim. Ehe.

Star Wars filmlerinden herhangi birini henüz izlememiş olanlar için SPOILER olabileceğini belirtelim. 

Hadi başlayalım.

5- Mace Windu / Samuel L. Jackson

tumblr_mv6tt2vutg1qffiy2o4_500

En başta söylediğim gibi, burada yazacağım oyuncular ciddi anlamda büyük oyuncular ve usta insanlar. Ancak herkes gibi onlarda insan ve bazı rollerin altından kalkamadıkları ve orada ne işleri var dedirten performanslar sergileyebiliyorlar. Mesela Master Windu rolünde ki Samuel L. Jackson. Kariyerini sorgulamak kimsenin haddine düşmeyecek kadar büyük bir profesyonel ancak Master Windu rolünde somurtan bir surat ifadesi + mor ışın kılıcı dışında herhangi bir etkisini gösterebilir miyiz ? He Anakin’e inatla güvenmeyerek, inanmayarak Darth Vader olma yolunu hızlandırmasını ekleyebiliriz ancak hikaye açısından bu da pozitif bir olay değil. George Lucas’ın sen film boyunca sırıt, mor ışın kılıcınla Boba Fett’in ve Darth Vader’ın yaratılmasında başrol oyna gel de sonra iyi bir şeyden bahset! Tabi bu söylediklerim şaka çünkü Anakin Skywalker’ın Darth Vader olmasından daima üzüntü duymuş biriyim. Onun karanlık tarafa gidişine etki eden herkese tiksintiyle bakma refleksim gelişti. Samuel L. Jackson’ın ise birçok muhteşem performansı arasında bu rolü saymak malesef mümkün değil.

4- Yaşlı Obi Wan Kenobi / Alec Guinness

tumblr_mfpk19esdv1qbhbseo1_500

Linç edilme ihtimalimi git gide arttırdığımın farkındayım ancak dediğim gibi, bu kişisel bir liste ve ben Alec Guinness gibi efsane bir ismi Obi-Wan rolüne bir türlü oturtamıyorum. Kendini en baştan itibaren BEN olarak tanıtan ve Luke Skywalker’ı karanlık taraftan ciddi anlamda koruyan, seçilmiş kişileri eğiten kalan son Jedilardan biri. Genç Obi-Wan Kenobi’yi iyilere alıp, asıl Obi-Wan’ı kötülere almak için YÜREK Mİ YEDİN ? iç seslerinizi duyabiliyorum. Belki teknolojik altyapıların yetersizliğinden çekilmiş rezil ötesi Darth Vader ile düellosu ve sonucunda olan ölümü, belki Luke Skywalker’ın o olmasa bile hala iyilikte kalabileceği ihtimali olması gözümde onun rolünü daha da azaltıyor. Bilge bir Jedi evet ancak bilgelikten çıkarak donuk bir oyunculuk sergilemiş Guinness reyiz. Belki de istediği gibi karaktere bürünemedi veya ona böyle oyna dendi bilemeyiz ancak filme yedirilme kısımlarında büyük sorunlar var. Tüm hayatı SW olmuş biri için benim listem, onun muhteşem kariyerine herhangi bir zarar veremeyeceği için gönül rahatlığıyla kötü kısma ekledim. Ne olursa olsun, Leia’nın dediği gibi HEPİMİZİN UMUDUDUR OBI-WAN KENOBI!

3- Natalie Portman / Padme Amidala

tumblr_m3h19gjidr1ro0pz8o1_500

Böyle bir yere gittiğiniz vakit çevrenize bakar ve size çok tanıdık bir sima gelir ya ? Ben Natalie Portman’ı öyle sanıyordum. Her filmde oynayabileceğini düşünmek yerine AA BU PADME’YE NE ÇOK BENZİYO YA EHE falan der kendimce bilmişlik taslardım. Kadın gerçekten neredeyse her dönemin her önemli filminde oynadı ve böylesi sevilen filmler de rol alması onun şansı mıdır bilinmez ancak kendisi eminim oldukça mutludur. Star Wars Prequel üçlemesinden tutun, V for Vendetta’ya, Thor’dan verin eli Black Swan’a kadar uzanan muhteşem bir kariyer. En güçlü kadın oyunculardan biri olduğu şüphesiz ancak SW içinde yine çok sırıtan bir rol, çok düz bir oyunculuk ile karşımızdaydı. Ben hala Klon Savaşları sırasında tek başına o duvara nasıl tırmandığını ve Anakin canavarımsı kaplanı kontrolü altına aldığında oradan nasıl güle oynaya atladığında kısmındayım. Alt metni o kadar düz kalıyor ki Anakin Skywalker’ın karanlık tarafa geçişi de bu yüzden sığ ve yetersiz kalıyor. Zincirleme şekilde tüm karakterler birbirini istemsiz etkilemiş oluyor ve oyuncuların rollere kattıkları önem burada ortaya çıkıyor. Yine de Natalie Portman’ı görünce içimizde ki ergen SEÇİLMİŞ ÇOCUĞUN ANNESİSİN SEN BE diye bağırdığına eminim. Ben bağırıyorum. Evet.

2- Anakin Skywalker / Hayden Christensen

41755a0ce30245d1af6cbb38cc7ad10f

Dananın kuyruğunun koptuğu yer. Hayden Christensen’in kariyeri ne SW öncesi yükselişteydi ne SW sonrası yükselişe geçti. Bu dünyaya nötr olmaya gelmiş ancak dünya tarihini en ikonik karakterini canlandırma şerefine kavuşmuş biri. Phantom Menace’da ufak Anakin Skywalker’ı da buraya eklersek tüm Anakin’ler ciddi anlamda DARTH VADER’a giden yollara depremlerle çukurlar açmıştır. Padme’nin hamilelik sonrası öleceği korkusuyla karanlık tarafa akıl oyunlarıyla geçirildi tamam, her zaman sabırsız ve kafasının dikine giden biriydi tamam ama Darth Vader ile büyümüş ve 30-40 sene sonra tekrar izleme fırsatı doğmuş bu insanlara sen bu Anakin’i takdim edersen seni paramparça ederler. Yine de Revenge of Sith’in son anlarında yaptıklarıyla Clone Wars ile Revenge of Sith’in başlarında oynadığı çok saçma tripleri kapattığını düşünüyorum. Obi-Wan ile yaptığı enfes ışın kılıcı düellosu, diyalogları, küçük Jediları öldürmesi ve o Darth Vader’a geçiş anını harika tamamladığı için Hayden’ı her zaman affetmişimdir. Yine de genel itibariyle ikinci sırada yer almaktan kurtulamadı.

1- Adam Driver / Kylo Ren & Ben Solo

tumblr_inline_o4qq97pyhy1tdbakd_500

Yani bir başkasını 1 numaraya koyabileceğimi düşünemiyorum ben arkadaşlar. The Force Awakens filmini ilk kez izleyen herkes maske çıkana kadar EVET, EVET İŞTE BU HARİKASINIZ diye giderken maske çıktıktan sonra KRDŞM HAYALLERİMİ GERİ VRR MSN ? moduna büründük, kabul edelim. Oyuncu en baştan belliydi, kim olduğu ve kimi canlandıracağı vs sorun bunlar değildi. Darth Vader’ın o ağır yükü altında ezilen torun Skywalker’ı canlandırması için Hayden Chrinstensen’den daha berbat birini nasıl tercih ettiler aklım almıyor. Koyun Brad Pitt’i oynasın demiyorum tabiki ancak Rey/Daisy Ridley gibi muhteşem bir yeteneği bulabiliyorsan karanlık tarafada aynı kalite de bir oyuncu tercih edilebilmeliydi. Her zaman derim, bir filmin en iyi tarafı kötüsünün iyi olmasından başlar. Darth Vader neden sevilir? nasıl sevilir? dersini vermeme gerek yok size. Ancak Disney ve J.J Abrams’ın bana kalırsa çok kötü çuvalladığı kulvar, Adam Driver idi. Kariyeri yükselişte bir yıldız Driver ancak bir Poe Dameron bir Rey karakterine uyum sağlayan oyuncular gibi Kylo Ren karakterine uyum sağlayamıyor. Han Solo’yu kaybettiğimiz meşhur sahneden etkilenmemin sebebi dahi Harrison Ford’un müthiş oyunculuk dersi vermesi ve arka planda yarıda kalan aydınlığın tamamen kararak aksiyonun gerçekleşmesi kısmıydı. Adam Driver’ı övebileceğim, epik tek anı yarasına vura vura kendini öfkelendirmeye çalıştığı kısımdı. Umarım gelecek 8. filmle birlikte bu sözlerimi bana yutturur.

BONUS: 

maxresdefault

Herhangi bir şey dememe gerek var mı ? Evet, aynen öyle.

Benim kişisel listem bu şekilde oluştu. Sizin düşünceniz neler ? Sizce Star Wars tarihinde sırıtan oyuncular kimler ? Görüşlerinizi belirtin, tartışalım!

tumblr_inline_n9fkjoxip71s6bk13

Okumaya Devam Et
yorum yapmak için tıkla!

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel4 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba7 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba7 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba