Connect with us

Bomba

Çizgi Roman Dünyasında Neler Oluyor? Rebirth Baharı ve Marvel’ın Syaf Krizi!

Yayınlandı

on

Başlık zirilyon farklı şeyle ilgili gibi duruyor ve hepsinin de birbiriyle bağlantısını kurabilmek zor, biliyorum. Ama bu yazı, aklıma gelen her yönüyle çizgi roman dünyasının son dönemdeki dönüşümü üzerine olacak. Bu noktada dizi/film meselelerinin –ben de dahil çok fazla yazar bin kere değindiği için- üzerinde durmayacağım. Ne oldu ne bitti kısmını ise spesifik bir tarihten makaslamak yerine ayrı ayrı sebepler üzerinden hem iki yıllık hem de son üç aylık bir değerlendirme olarak ele almaya çalışacağım. Hazırsanız başlayalım!

superman
New 52 ve All New-All Different Marvel

İlk bahsetmek istediğim konu, çizgi romanların konu edindiği ikonik kahramanların değişimi. Daha doğrusu U dönüşü diyelim. Neydi bu değişim? İlk olarak DC’nin New 52 atağına seneler sonra da olsa tekrar değinmek gerekiyor. Rebootlar ile arası zaten sıkı fıkı olan, ama hepsini de bir şekilde bir kozmik olaya bağlamayı başarabilen DC için, bu son evren sıfırlama çok tartışıldı. Neden? Karakterlerde yarattığı radikal değişimler için. Öncelikle çizerlerin paletleri bolca değiştirilmişti. Çok renkli diyebileceğimiz karakterlere noir bir hava katılmaya çalışılmış, zıtlarının rengi açılmıştı. İşte ilk akla gelebilecekler kot pantolonlu Superman ya da yeniden ancak bambaşka bir tarzla yansıtılmış Barbara Gordon-Batgirl. Bu yeni DC de temel politikanın, daha genç, daha renkli ve toplumun her kesimine hitap etmeye çalışan bir süper kahraman profiline yöneldiğini söyleyebiliriz. Ama gerçekten bu iddiasını gerçekleştirebildi mi ya da takdir gördü mü? Bugün baktığımız yerden açıkça söyleyebiliriz ki hayır. Nitekim, Rebirth’in var olma gerekçesi de bu dönüşümü tersine çevirip kahramanları tekrar klasik çizgisine getirmekti. Bu konuya birazdan geleceğim. Ama New 52 ve yarattığı akımı biraz daha irdelemek gerekiyor.

Aslında olan biten belliydi, çizgi roman okuru değişiyordu, genel manada tüketici profili değişiyordu. Sadece çizgi romanda değil piyasadaki bütün alanlarda -ama en çok da medyada- genel tüketici genç profildi, harcamalar bu yöne ilerliyordu, dolayısıyla “genç” bir DC bir gereklilik haline gelmeye başlamıştı. Dahası, Nolan üçlemesi ve üzerine gelen MCU filmleriyle beraber artık daha “genel” bir kitle çizgi romana yöneliyordu ve çizgi roman şirketleri de o kitlelerin attığı bir adıma, on adımla gitmeye karar vermişti. Ve bu atılımın, rakamlar ne derse desin, medyada bir karşılığı oldu. Batgirl gibi, gençliği, kişisel dertlerini kahramanlık motivasyonlarının dahi önünde tutan karakterler, örneğin Tumblr’da çok tuttu. Öyle ki, bu alana girmenin tüm risklerini, yaşatabileceği tüm imaj kayıplarını yaşadı DC. Çok problemli, tecavüzü ve tramvayı yeniden ürettiği yönünde eleştiriler aldığı için bir Batgirl kapağını geri çekti. Batwoman adım adım evlenmeye yaklaşırken, LGBT bir karakterini evlendirebilecek kadar esneyemedi, ancak bunun da yine “medya”dan karşılığını aldı. Ancak dediğim gibi, medya bu yeni karakterleri çok konuşsa da, satışlar aynısını söylemiyordu. Nitekim senelerdir ilk ona her ay 3’ten fazla dergi koyamayan DC, bir noktadan sonra yine aynı yere geldi, neticede birinci sayıları her ay basamıyorsunuz (marvel hariç). Görünen tabloda, hem çizgi roman dünyasından gelen eleştiriler hem de satışlar aynı şeyi işaret ediyordu. New 52’nin, öncesine göre başarılı olabildiği çok az şey vardı, ilk akla gelenler Batman, Wonder Woman ve belki parça parça Justice League (ha bir de Harley Queen, New 52’daki radikal değişimi olmasa bugün belki bir Suicide Squad filmi de olmazdı). Ki bu hikayelerde de özellikle Batman’da, New 52 çok radikal bir değişiklik yaratmamış, standart bir sıfırlamada olduğu gibi, eski hikayeleri ve isimleri tekrardan sunma fırsatını tepe tepe kullanmış, bunu yaparken de Scott Snyder gibi bir şansa sahip olmuştu. Nitekim Tumblr’da girilen entri sayıları satışları bulamayan New 52 dönemi, geçtiğimiz yaz itibariyle bitti. Rebirth ise tersinden hem satışlarda hem de eleştirilerde yüz güldürdü, uzun zaman sonra ilk kez aylık rakamlarda ilk onu domine etti ve hala da etmeye devam ediyor. Ancak dediğim gibi, buraya henüz gelmeyelim.
comics_captain_marvel_1
DC New 52 ile son on yılın riskini alırken Marvel’de neler oldu peki? Bu dönemde iki Marvel NOW! Fazı, bir de All New All Different gördük. Aslında üçü de aynı yere işaret ediyordu ancak planladıkları şeyin gerçekleşebilmesi için sadece ismen değil, evrende de kritik değişimlerin olması gerekiyordu, nitekim Secret Wars oldu. Seri aslında ciddi ölümler, değişimler ile sonuçlanmadı. Ultimate evreni yıkıldı, oradaki bazı karakterler 616’ya geçti, Reed ve Sue çocuklarını da yanlarına alıp evrenleri düzeltmek için sırra kadem bastı. Ancak Marvel, herhangi bir sıfırlama yapmadan, ilk Marvel Now fazıyla başlattığı yeni nesil kahramanların sayısını bu dönemde daha çok arttırdı ve elimizde şöyle bir sonuç ortaya çıktı: siyahi Spider-Man (Miles Morales), genç Nova (Sam Alexander), Koreli Hulk (Amadeus Cho), Afgan Ms Marvel (Khamala Khan), kadın Wolverine (Laura Kinney), kadın Thor (Jane Foster), kadın Captain Marvel (Carol Danvers), kadın Hawkeye (Kate Bishop),siyahi Captain America (Sam Wilson)- bir de alternatif Daniela Cage var ama çok yer kaplamıyor ana evrende- ve en son birkaç ay önce kadın Iron Man (aka Ironheart, Riri Williams).

Arada kaçırdıklarım mutlaka vardır –Wiccan gibi hızlı vazgeçilmiş isimler de var tabii- ancak genel anlamıyla şu anki durum bu. Marvel’de bu yeni nesil kahramanları incelerken belki biraz da New 52 ile paralel bakarsak belki çizgi roman dünyasında şimdilerde başlayan U dönüşü daha anlamlı bir şekilde görebiliriz. Öncelikle, aynı DC’deki gibi ağırlığı genç ancak oradan da farklı olarak çok daha fazla renge ve kimliğe dağılmış bir kahramanlar evreni. DC’de tartışma kabaca daha çok “tanrılarımızın yüzünde sivilce var” iken, Marvel’de daha politik bir ikiliğin olmasının sebebi de bu çeşitlik oldu. Ki New 52 tartışmalarını hafife almıyorum yanlış olmasın. Ancak burada durum daha kritik ve toplumsal boyutlu. Yani sadece değişen tüketici profilini değil, Obama dönemi yükselişe geçen yeni politik doğrucu medyayı da göz önünde bulunduran bir karakter çizimi var önümüzde. Burada meselenin sadece ekonomik değil toplumsal boyutunu en basitinden iki tarafta Harley Queen ve Carol Danvers’in kostüm-tarz değişikliğini karşılaştırarak da bulabilirsiniz. Peki Marvel’deki bu değişimin toplumsal boyutu ne oldu? Örneğin Ms Marvel oldu. Genç, Müslüman, kadın bir karakterin bir yandan yaşadığı ülkeye uyum, kendini kabul ettirme çabası, bir yandan muhafazakar ailesiyle yaşadığı sorunlar ve bir yandan da genç olması, kadın olması, süper kahraman etiğinin yok olmaya başladığı bir dünyada doğruyu araması. Sadece kağıt üstünde bile enteresan duran bu fikir çok tuttu, öyle tuttu ki genelde Image Comics’in bavulla gittiği ödül törenlerinden bu kez Marvel –Friction’ın Hawkeye’ı istisnası hariç- elleri dolu dolu döndü. Bununla da kalmadı, çok tuttu, o kadar tuttu ki en son Trump’ın ağırlığı Müslüman ülkelerden gelen göçmenlere karşı tavrından sonra ırkçılık karşıtı bir sembol haline geldi. Sadece Marvel’de değil, tüm çizgi roman karakterleri arasında en politik olanı oldu. Ki burada bir duralım, Syaf skandalına değineceğim yerde Ms Marvel meselesini bir kez daha açacağım. Geri kalan isimler arasında bunca ses getireni pek olmadı, Marvel Carol Danvers’i aldı, tüm kahramanların en tepesine, en önemli olayların ortasına yerleştirdi, güçlü kadın figürü yaratmaya çalıştı ancak benzerlerinin aksine çok içini dolduramadı. Yani:

Captain Marvel, yeni Wonder Woman olamadı.

Diğerleri üzerinden ise pek ciddi bir politik yarılma ya da sembolleşme olmadı. Halihazırda artık var olan siyahi kahraman komitesi genişledi, yeni kadın kahramanlar ağırlıklı olarak bir öncekilerin çevresindendi (Jane Foster, Laura Kinney), burada bir başka önemli nokta da Riri Williams üzerinden gerçekleşti. İlk kapağında, 15 yaşında bir genç için abartılı hatlarla çizildiği için çokça eleştiri aldı ve aynı New 52 DC’sinde olduğu gibi kapak çektirdi. Böyle derin denizlere dalmanın riskleri. Bütün bunların yanında daha genç olacağız ve daha çok kesimi katacağız denilerek Spider-Gwen, Gwenpool, Squirrel Girl, Hellcat serileri çıktı, açıkçası Spider Gwen dışında tutan olmadı o da ağırlıklı olarak Spider-Man serisinde devam ediyor. Bir önemli gelişme de geçmişten gelen Iceman’in retconlanarak eşcinsel olduğunu kabul etmesi oldu ki bu orijinal Iceman’i de kapsadı. Üzerine en az düşülmüş karakterlerden biri de olsa 616 zamanıyla en az yirmi, biz okurların zamanıyla elli senelik bir retconun inandırıcılık seviyesi pek yüksek olmadı ancak genç Iceman’in bu doğrultuda gelişen karakteri de hikayeleri de bence keyifli oldu. Peki bunca gelişme, bunca değişim, evren sıfırlamadan ancak yine de bir anda tüm evreni kaplayan bu yeni nesil kahramanlara okur tepkisi ne oldu? Burada tartışmanın taraflarını sadece ikiye bölmenin dahil yeterli olmadığı kanısındayım. Kendi siyasi görüşleri sebebiyle olumsuz bakanlar bir yana, bunun zıttı sebeplerle olumlu bakanlar bir yana, bir de neticede bir eser olarak ele almak gerekiyor bence. Ki şahsi görüşüm, var olan isimlerin çoğunda ciddi bir değişime gidilmesi gereksiniminin ve bunların da artık toplumun farklı kesimlerinden olması niyetinin kağıt üzerinde çok iyi olduğu, ancak pratikte çuvalladığı şeklinde. Nasıl bir çuvallama peki bu? Örneğin çokça gözümüze sokulmuş, değişim adına karakterizasyonu sıfırdan yazılmış ancak yine de başarılı olamamış bir Carol Danvers var elimizde. Gençleştirme sevdasına üstlendiği görevle sırıtan bir Sam Alexander ya da. Amadeus Cho Hulk’un iyi yönleri de var, ancak tüm dramı sıfırlanmış, aksine gereksiz egolu 17 yaşında bir Hulk herkesin sevebileceği bir karakter olamadı. Geri kalanlar da, Ms Marvel’in bir siyasi fenomen olmasını bir yana bıraktığımızda, sadece eskilerinden sıkılanlar için bir “eh” molası yarattı. Molası diyorum çünkü aynı DC’deki gibi Marvel’da da şu an bir U dönüşü söz konusu. Peki bunun sebebi ne?

r2lpqdfymrzmi5xqbkfk

Satışların feci durumda düştüğü, normalde ilk 10 içerisine 6-7 çizgi romanını sokan ve kimseye bırakmayan Marvel, sebep bulma konusunda da, yeni nesil karakter yaratmak kadar başarılı denilebilir ancak. Ki henüz geçtiğimiz günlerde yapılan bir açıklamada okurların kimlik çeşitliliğine bekledikleri ilgiyi göstermediğini satışların bu yüzden düştüğünü söylediler. Ne kadar doğruydu peki bu? Açıkçası satış rakamları sevgili Marvel yetkilisini pek de doğrular cinste değil. Evet çeşitlilik diyerek işaret ettiği kimi seriler iptal edildi, kimisi diğer serilere oranla aşağı sıralarda ve en göz önünde olanlar, yani yeni Avengers-Champions üyelerinin solo dergileri de, eskilerine göre ciddi düşüşte. Tabloyu böyle gördüğümüzde söylenenler doğru. Ancak çok daha önce fark edilmesi gereken ama yine de gözden kaçan bir nokta var ki o da şu, satışlardaki düşüşlerin Marvel dergilerinin tümünü kapsaması. Yani tüm bu tartışmaların uzağındaki Disney’in gözdesi Guardians Of The Galaxy için de bu böyle, senelerce her zaman satışları ayakta tutmuş X-Men için de. Dolayısıyla sebebi sadece yeni nesil kahramanlarda aramak yanlış olur. Ancak şu da bir gerçek ki, onlarca yeni renkli kahraman bir anda evrene dahil oldular ve ciddi bir kısmı herhangi bir derinlik aranmadan, dan diye üstten geldi. Hikaye arkları, karakter gelişimleri müthiş boşluklar içeriyordu dolayısıyla eskilerden sıkılanlar bile ehveni şer diyerek ellerini cüzdanlarına götürmediler çoğu zaman, burası kesin. Ancak Marvel’in, zaten ne kadar başarılı olduğu tartışmalı olan bir “çeşitlilik” denemesine de tüm suçu atması ayrı bir saçmalık.

Genel manada satışları düşüren etkenleri belli ki başka yerde aramak gerekiyor: Örneğin, iki haftada bir patlayan eventler, bitmek bilmeyen dev hikayeler, üç ayda bir birinci sayı çıkartan seriler. Birincisi, bunca event bir yerden sonra takip etmesi çok zorlaşan ve bitmeyen bir yılan hikayesine dönüşüyor. İkincisi, son üç-dört senede üç faz ilan edince, yeni seriler ekleyerek, birinci sayıları sattırarak günü-ayı kurtarıyorsunuz belki ancak iyi giden serileri de mahvetmiş oluyorsunuz. Düşüşün tüm serilerde olmasının bir sebebi de bu. Ki Marvel de bu konuda dersini almış ki, Secret Empire sonrası bir buçuk sene bir tane bile büyük event olmayacağını duyurdu. Marvel’in kendi içinde çözmesi gereken sorunlardan biri buydu. Peki gelelim DC ile paralel ele almamız gereken U dönüşüne.
Generations
Rebirth’ten Generations’a

Rebirth’in ilk sayılarda kalmayıp hala süren, Marvel’i uzun yıllar sonra tacından eden başarısı, belli başlı şeyleri ortaya çıkarmıştı aslında. Okurlar eski-klasik çizgisindeki kahramanlarını geri istiyordu. Rebirth bunu görüp sunan bir olay oldu, ki en son Superman’in yaşadığı dönüşüm bunun en önemli göstergelerinden biri. Nitekim Marvel de bunu görmüş olacak ki, hali hazırda küçük küçük geri getirdiği eski klasik kahramanlarını tekrardan ön plana çıkarmaya başladı. Örneğin güya kalkanı Sam Wilson’a devredip bir anda yaşlanınca geri plana çekilecek sandığımız kaptan bir anda Marvel’in en son eventin Secret Empire’in en önemli karakteri oluverdi. Film hakları meselelerinden senelerce yapmadıklarını bırakmadıkları X-Men’e satışlar düşünce tekrar sarıldılar, hem de öyle böyle değil. DC gibi pre 52’ye dönmekle karşılaştırınca, Resurrection’ı doksanların X-Men çizgi filminin jenerik müziğiyle duyurmak…  Buram buram eskiye dönüş, buram buram soru işaretsiz, net süper kahraman mesajları veren bir seri ile. Ancak X-Men Gold ilk sayısı bambaşka bir olaya/rezalete kapı açtı, onu da yazının sonlarında değerlendireceğim. Ve son olarak da Alex Ross’un yaptığ teaser niteliğinde görselle bir anda gündeme oturan Generations. Steve Rogers’ten, ölmüş olan Wolverine’e, orijinal Phoenix’ten komadaki Tony Stark’a, Mar-Vell’e, Richard Ryder’e, Marvel’in tüm klasik kahramanlarının belki bir kanon belki bir mini seri hatrına döneceğini düşünürken, yetkili ağız kesin konuştu:

“Bu bir paralel evren hikayesi değil, bu bir Mahmut abi tuzlukmuş hikayesi değil, hepsi gelecek, hepsi de ana evrende bugünkü zaman çizgisinde geçecek.”

Tabii yine de bu geri dönecek karakterlerin ne kadarının kesin olarak kalacağını henüz bilmiyoruz. Aralarında Mar-Vell gibi geldiğinde nereye oturacağı belli olmayan, ya da orijinal Logan gibi artık evrende alternatif versiyonu gezen, kıyafetini bir başka gence devretmiş olanlar da var. Bütün bu karışıklıklar elbette ki tutarlı bir hikayeyle çözülecektir. Buna şüphe yok. New 52 öncesi Superman’i New 52 kahramanları arasında dolaşırken, iki bilincini de birleştirdiğini gördü bu gözler henüz yakın zamanda. Ki Marvel, bunca karışıklığa da girmemek adına, değişiklik yapacağı zaman bunu hali hazırdaki karakterleri sıfırlayarak değil, yeni karakterler üreterek yapıyor ki U dönüşü daha kolay oluyor. Peki iyi hoş, DC’de Rebirth’le, Marvel’de Resurrection ve Generations ile tekrardan bir klasiklere dönüş yaşıyoruz/yaşayacağız diyelim, sonra ne olacak? Yani düşündüğümüzde, New 52 de, Marvel NOW! fazları da öyle ya da böyle belli başlı gerekliliklerin sonucuydu.

Yazarlar, çizerler biraz da genç karakter üretelim demediler kendi kendilerine. Eldeki o “klasik” karakterler artık kendi kendini tekrar eder olmuştu ki devreye bu gençleştirme ve çeşitlendirme hamleleri geldi. İki cephede de bunca uğraşa ya da gürültüye değecek başarıda işler çıkmadı ve şimdi tekrar eski çizgiye dönülüyor. Da sonrası ne olacak? Klasik Superman ya da Steve Rogers tekrar sıktığında ne yapılacak? İkinci bir New 52 fazı mı? Uluslararası Captain America tugayları mı? Bu kısmı çok net değil. Aslında Marvel’in eli daha kolayda, çünkü kimseyi sıfırlamıyor ya da bir anda DC’nin Wally West’e yaptığı gibi zihinlerden silmiyor. Biri sıktığında bu kez –aynı X-Men’de yaptığı gibi- kıyıda köşede duran alternatiflerini tekrar ön plana çıkartabilir. DC de bu kez evren sıfırlamak yerine daha ağırdan bir çizgi değişimine gidebilir. Ancak bu döngü daha ne kadar sürecek. Hadi Generations aslında komple bir eskiye dönüşün değil, yeni nesil kahramanları eskileriyle bir daha bir daha beraber anarak daha da pekiştirme çabası diyelim. Yine de, bence artık sorunu doğru yerinden kavrayıp, karakterleri yaşlı-genç değiştirip durmak yerine daha derinlemesine –bazen daha cesur- hikayelere yönelmek gerekiyor gibi. Ki beş dergiden ikisinin senenin belirli dönemlerinde dizi-film promosyonuna döndüğü bir çağda bu çok daha zor gözüküyor. Endişem de tam olarak bu. Başarılı olma şansı olan değişimlerden, doğru temellere oturmadığı için vazgeçiliyor. Yerine konan ise, öyle gelecek bir beş-on seneyi kurtaracak cinsten değil. Peki hem onu hem bunu tüketmenin ne faydası olacak? Yarın bir gün komple bu evrenlerin ve kahramanların içini boşaltacak, sonunu getirecek bir noktaya evrildiğinde? Bu kısmı işte tam olarak yaşanan gelişmelere sevinemediğim kısım. O yüzden her neye dönülecekse, bu adımların çok dikkatli atılması gerekiyor. Yani kot pantolonlu Superman’den bir anda Action Comics #1’e referans verilecek sayılara ya da tam terine geçişlerde, elimizdeki kahramanları da kaybetme riski. Ama sadece bu da değil, bunun yanında çizgi roman kahramanlarının her zamankinden daha çok gündelik politikadan etkileniyor oluşu da bir başka mesele. İşte Ms Marvel’in kazandırdıkları ve Ardian Syaf’ın kaybettirdikleri burada başlıyor.
C3YrUGhWAAADMAv
Gerçek Ms Marvel Bu Değil?

Bu meseleye değinmeden önce bazı şeyleri doğru oturtmak gerekiyor. Öncelikle, Batıdaki Müslüman ayrımcılığını bulunduğumuz noktadan anlamak çok kolay değil. Neticede orada bir renk ya da ayrım nesnesi olarak görülen şey bu ülkedeki baskın kimlik. Dolayısıyla misal eşcinsellere yönelik ayrımcılığı daha net algılayabilirken, Ms Marvel’e Müslümanlık övüyor bu diye bakabiliyoruz. Basıldığı ülkede vermek istediği alt metin, bizde bambaşka bir noktaya işaret edilebiliyor. Ki şahsen de çok sevebildiğim ya da empati kurabildiğim bir karakter olmadı benim de bu yüzden. Ama bu şeye benziyor biraz. Bir iki ay önce şöyle bir haber vardı: Bolu’da iki siyahi vatandaş, kendilerini “saatçi” diye aşağılayanlarla kavga etti. Haber tabii ki böyle verilmedi, sanki oradaki iki siyahi genç, basit bir şeyi çok abartmış gibi bir imayla verdi tüm haber bültenleri. Baskın olandan taraf tutmaları normaldir, ancak ortadaki ırkçılığı saklama şekillerinde bir fark vardı. Türkiye gerçekten siyahilere karşı ayrımcılığın yerleşik olduğu bir ülke değil. Evet yapılan eylem ırkçılık, ama böyle bir şey yokmuş gibi davrandığınızda çok ciddi bir itiraz yaratmıyor. Çünkü aynı kimlikler gibi, bu kimliklere karşı geliştirilen nefret söylemleri de yerel dinamiklerle ileriliyor. Bu yüzden Ms Marvel, ABD’de ayrımcılığa uğrayan kesimlerin sembolü olabilirken burada abartılı gelebiliyor. İkisini de makul görmek gerekiyor. Çünkü ortadaki ifade, yaşam tarzı evrensel de dursa bambaşka yerellerde, bambaşka siyasi atmosferlerde farklı şeylere işaret edebiliyorlar. Kimlikle yerellikle doğrudan bağlantılı hiçbir şey de zaten sabit bir siyasi pozisyonda olamıyor doğası gereği. Örneğin Avrupa’da muhafazakar bir toplam basın açıklaması yapacağı zaman yanında destek için sosyalist bir parti durabiliyor. Burada ise tam tersi bir sonuç yaratacağını, yarattığını biliyoruz. Burada dayanaksız bir karşılaştırma yapmak niyetinde değilim. Zaten amacım da içi boş bir hoşgörü mesajı vermek falan değil. Söylemeye çalıştığım şey, burada sıradan, sıkıcı hatta bağnaz görülebilecek kimi nosyonların, Amerika da bir çizgi roman kahramanı üzerinden muhalif bir sembol halini alması. Peki neden çizgi roman dünyasının gidişatı üzerine bir yazıda bunun üzerinde bu kadar durdum. Çünkü henüz birkaç gün önce yayına çıkan X-Men Gold’un ilk saysında Endonezyalı çizer Ardian Syaf’ın, Colossus’un tişörtünden sokak tabelalarına kadar son derece rahatsız edici, Hristiyan ve Musevi karşıtı sübliminal bir mesaj vermeye çalıştığını gördük. Bakın, bir yanda ayrımcılığa uğrayan Müslüman göçmenlerin sembol edindiği bir karakter yaratıyorsunuz, bir yandan Müslüman bir yazarınız sizden habersiz başka bir derginizde radikal İslamcı bir mesaj veriyor. Nitekim Marvel de gerekli disiplin işleminin yapılacağını ve derginin dijital kopyalarının çekildiğini açıkladı. Büyük ihtimal Syaf’ı da uzun süre DC ya da Marvel dergilerinde görmeyiz. Daha önce de, iki şirketin de çeşitlilik meselesine dalmışken birer kez sorunlu kapaklar çıkarttıklarını, dank edince geri çektiklerini söylemiştik. Ama şimdi artık başka bir atmosferdeyiz. Marvel yetkililerinin açıktan çeşitlilik satışlarımızı düşürdü dediği, medyadaki politik doğruculuk rüzgarının, Trump’ın seçilmesiyle birlikte milyonlarca Amerikalıda pek de etkisinin kalmadığının ayyuka çıktığı bir döneme girdik. Yani ilk Marvel NOW! Dönemindeki gibi ya da New 52’deki gibi, çeşitlilik de ayrımcılık karşıtı mesajlar da “olması gereken” bir fenomen değil artık birçokları için. İşte tam böyle bir dönemde, eşitlik ya da ırkçılık karşıtı mesaj vermeye çalışmak, hele de kendi şirketinize kadar sızmış radikal İslamcılar varken, çok daha zor. Bu yüzden, yarın Ms Marvel’in, herhangi bir Meksikalı karakterin sonunun ne olacağı dünden daha önemli ya da kalkanın Sam Wilson’da mı Steve Rogers’ta mı kalacağı. Ms Marvel bizim açımızdan önemli mesajı olan bir karakter değil, bizim kardeşçe yaklaşmamız ya da hoşgörü göstermemiz gereken kimlik o kimlilk değil. Ama Batı’da, bu atmosferde üstelik böyle skandallarla bu dergilerin hala çıkması, bu karakterlerin var olmaya devam etmesi önemli. Ki ayrımcı taraf keskinleştikçe ayrımcılığa uğrayan da keskinleşecektir,çizgi roman dünyasında olmasa bile medyanın geri kalanında Ardian Syaf gibi ahmaklar ilk ve son olmayabilir. Evet, dünyayı çizgi roman kurtarmayacak, ama tüm bu “çeşitliliğin” sadece zamanın ruhundan ya da üç beş sayı sattırmaktan fazla anlama geldiğini görebilmemiz için, bu karakterlerin geleceğinin ne olacağına bundan sonrasında daha dikkatli bakmamız gerekecek. Ve umarım
böyle devam edecek.
C3YcW2DVYAE9fjR

Okumaya Devam Et
1 Comment

1 Yorum

  1. Dr.Kosucuoglu

    13 Nisan 2017 at 10:13

    Valla eline sağlık. Çizgi roman takibim ben küçükken gazete falan satan yerlerden bazen de tamamen random yerlerde “mega seri” “süper seri” falan gibi, supermanler, spidermanler bazen conanlar okuyarak başlamıştı. sonrasında biraz italyan ekolü ile haşır neşir olmak ve şu an sadece Dampyr (italyan) okuyan birisiyim. Ara ara DC ve Marveldan onemli ciltleri serileri okurum tabi ama onlarda çeşni olsun diye. Bu New 52, Rebirth hep gördüğüm ama bu Superman daha suratsızmis buradaki lobo anime kötüsü gibi yakışıklıymış falan diyeydi. Marvelda noldugunu zaten hiç anlamiyordum. Genel bir perspektif kazandırması açısından iyi oldu. Teşekkürler.

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Obi-Wan Kenobi Solo Filmi İçin Konuşmalar Başladı!

Yayınlandı

on

Star Wars dendiği zaman hayat durur. Bu gerçeği seven, sevmeyen herkes kabul ediyordur. Bu yüzdendir ki, Star Wars adının geçtiği herhangi bir cümle, herhangi bir paragraf söz konusu olduğunda hayranlar orada bitiverir. En ufak haberin küresel bir birliktelik oluşturduğu Star Wars, bir de büyük haberlerin geldiğinde nelere dönüştüğünü siz hayal edin. İşte o büyük haberlerden biri yaklaşık 1 saattir konuşuluyor. Haber, dedikodu sitemiz The Hollywood Reporter’dan geliyor.

THR’a göre The Hours filminin yönetmeni Stephen Daldry ile Disney arasında solo Obi-Wan Kenobi filmi için konuşmalar başlanmış. Henüz ne senaryo ne de oyuncuların konuşulmadığı sadece bu film için fikirlerin aynı yerde buluştuğu bir sohbet gerçekleştirilmiş. Buradan olumlu sonuçlar çıktıysa yakında filmin çekileceği de açıklanması yüksek bir ihtimal. Zaten genç Obi-Wan’ı canlandıran Ewan McGregor bu projeye baştan hazır olduğunu zamanında belirtmişti. Filme bir de Liam Neeson’lı Qui-Gon eklendi mi tadından yenmez!

Siz ne düşünüyorsunuz? Sizce de Obi-Wan filmi gelir mi? Gelmeli mi?

Okumaya Devam Et

Bomba

Jessica Jones 2. Sezon Setinde Neler Oluyor? Kilgrave Geri Mi Dönüyor?

Yayınlandı

on

Marvel Sinematik Evreni içerisinde alışkın olduğumuz bir durum var. O da tek kullanımlık kötüler. Hal böyle olunca derinliği olmayan, kolay harcanan ve unutulup giden kötülerimiz oldu hep evren içinde. Bu duruma bir istisna olarak karakter motivasyonu detaylı bir şekilde işlenmiş olan, hikaye derinliğine sahip ve ana karakterle olan bağlantısı inandırıcı olan Kilgrave karakteri karşımıza çıkmıştı. Jessica Jones birinci sezon finalinde Kilgrave’i boynunu kırarak öldürmüş ve tek kullanımlık kötüler arasına yollamıştı karakteri.

Önce şunu bir kabul edelim, David Tennant gelmiş geçmiş en iyi karakter oyuncularından birisidir ve marka değeri oldukça yüksek bir oyuncudur. Marvel kolay kolay kendisini harcamayacak diye düşünüyordum zaten. İkinci sezon duyurusu çıktığından beri Jessica Jones dizisinin sosyal medya hesapları Kilgrave göndermeleri yapıp duruyordu. Her ne kadar iyi yazılmış bir hikayeye sahip olsa da Kilgrave (a.k.a Purple Man) hikayesi çizgi roman evreninde çok geniş bir hikayeye sahip. Tüm bunlar düşünüldüğünde David Tennant’ı tekrar Kilgrave olarak görmeyi zaten bekliyorduk ve sonunda resmileşti.

Geçtiğimiz günlerde David Tennant’ın da olduğu Jessica Jones ikinci sezon set fotoğrafları paylaşıldı. Üstelik şöyle bir şekilde “Marvel, karakterin hikayeye ne şekilde dahil olacağını saklı tutar” gibisinden gizemli laflarla paylaşıldı.

Gelin olası bir kaç durumdan söz edelim, öncelikle tam olarak ölümden dönmek gibi olmasa da karakterimizin benzer bir kaç yeteneği var. Yani Kilgrave ölmemiş, ölüp geri gelmiş ya da birileri tarafından diriltilmiş olabilir. MCU artık iyice kozmik olaylar, büyüler, Darkhold’lar, iblisler, boyutlar hikayesine girmişken her şey mümkün aslında. Yani baya mor bir Purple Man’in olduğu alternatif bir boyutta geçen hikaye görürsek şaşırmayın (Şaka, şaka o kadarını da yapmazlar). Karakteri flashback olarak görme ihtimalimiz de var elbet ama ben işin o kadar basit olacağını sanmam. Benim esas oynamak istediğim bahis şu, ikinci sezon Jessica Jones’un güçlerini kazanmasını ve Kilgrave ile tanışmasını daha detaylı bir şekilde anlatabilir ve tamamen geçmişte geçebilir.

Siz neler düşünüyorsunuz?

Okumaya Devam Et

Bomba

Game of Thrones 7. Sezon 5. Bölüm “Eastwatch” İncelemesi

Yayınlandı

on

Kutluhan’ın İncelemesi:

Seven Samurai…

Meydan muharebeleri bitmiş durumda. Bu sezonluk insanların savaşına ara veriyoruz. Daenerys de oklarını kuzeye çevirmiş durumda. Durağan bir bölüm olan “Eastwatch” sezonun en iyi sahnelerine ev sahipliği yaptı. Yalnız dizi kitaptan koptukça ya da para kazandıkça Hollywood vari bir görüntü çizmeye başladı. Geçen bölümdeki savaşın tutarsızlıkları bu bölümde de devam etmekte ve bu durum beni az da olsa rahatsız etmeye başladı. Sezon finaline iki bölüm kala, Eastwatch en kısa incelemem olacak.

Spoiler uyarısı vererek başlıyorum.

Broon, Jaime’yi Ejderha’nın gazabından kurtarmış ve boğulmaktan kurtulmuşlardır. Jaime ile göz göze gelen Daenerys ya Jaime’nin komutan olduğunu anlamamış ya da umurunda olmamıştır. Zira nehire düşen ikilinin bulunması için bir ekip göndermeliydi. Bunun yerine özgürlükle, kan hakkıyla kurduğu liderliği, korkuyla sürdürmeyi tercih etmiştir. Ve sezonun en iyi sahnelerinden biri olan Tyrion’un durumu sorgulaması cereyan eder. Cersei’den, babasından ya da onun ölümünü görmeyi bekleyen halktan nefret etse de, halkının tamamen adaletsiz bir koşulda savaş vermesi, Tyrion’ı düşüncelere yollamıştır. Okla, kılıçla öldürülemeyen, kalkanla savrulması imkansız olan Ejderha saldırısında, milletinin yanarak can vermesine şahit olmuştur. Khaleesi’nin sağ eli olmasına rağmen de aldığı ağır yenilgilerden sonra, Khaleesi’ye artık sözünü geçiremiyordur. Martell, Tyrell hanesinden sonra Tarly hanesininde lider soyu tükenmiştir. Diz çöktürme takıntısı olan Daenerys, güzel sözlerle değil artık Ejderha’nın varlığıyla yandaş çekmeye başlamıştır. Bu etkili sahne, tüyleri diken diket etmiş ve çok güzel bir şekilde resmedilmiştir.

Dizinin en büyük kozu olan müzikleri yine boy gösterdi. Drogonla birlikte Dragonstone’a dönen Daenerys’i Jon Snow karşılar. Ve hiçbir savaş sahnesinin bırakamayacağı etkiyi, yirmi saniyede bırakır. Ejderha, Jon Snow’u tanıdı. Ejderha dilini bilmiyor olabilir ama gözler her şeyi anlattı. Drogon, Jon’un onu sevmesine müsaade etti. Çıplak elle Ejderha’ya ilk teması, gerçek soyunu da ilk hissedişi oldu. Ice and Fire dedik, Kuzey’in Kralı dedik ama içinde yatan alevi daha göremedik. Bran ile Jon karşılaşmasını sezon finaline saklayacaklar ya da asla gerçekleştirmeyecekler. Bu dizi izleyicisini süründürmeyi gerçekten seviyor.

Cersei hamile ha. Ondan bir çocuk daha görmeye dayanabilir miyiz? Ejderha’nın yıkımını görmüş biri olarak Jaime, tam savaştan vazgeçmiş, umutsuzluğa düşmüşken çocuk haberini alınca toparladı. Bu durum Cersei’nin yalan söylediğini düşündürmedi değil. Eğer yalan söylediyse yine Fox Tv kalitesine düşmüş olacak. Entrika değil, sade bir son istiyoruz artık. Bütün kıvılcımlar alev almışken, dizinin gitmesi gereken yol belli. Gerçekçi sahneler ve Taht Oyunları’nın hazin sonuyla veda etmenin zamanı geldi. Şahsen dizinin eski heyecanı kalmadı. Yeni Sezon geldiği gibi, görevmiş gibi sabahları altyazısız izliyorum evet. Akşamı bekleyemiyorum. Ama artık teoriler ve beklemek yordu. İstediğimiz ve beklediğimiz şeylerin olmayışı izleyiciyi yıprattı. İlk yazıdan beri Winterfell’deki büyük buluşmayı yazıyorum ama Jon’un yolu Winterfell’e düşmüyor. Ki Winterfell düşmeden de Jon dönmeyecek belli ki.

Evet, Winterfell düşüyor. Taşlar yerinden oynuyor. Sadece bir kişinin dokunuşlarıyla. Jon’un gönderdiği haberi gizleyen Littlefinger, Sansa’nın gerçek lider olmasını sağlayacak gibi duruyor. Kuzey’i dağıtmak eline ne geçirecek bilmiyorum. Akgezenlere inanıyorsa böyle amaçlar peşinde koşması çok saçma. İnanmıyor ve Kuzey’in birlikteliğini bozmaya çalışıyorsa, büyük bir katliam kış ile birlikte geliyor demektir.

Bu dizide bayıldığım bazı karşılaşmalar var. İki karakteri ayrı ayrı çok sevmiyor olabilirim. Ama karşı karşıya geldiklerinde ba yı lı yo rum. Bu bölümde tamı tamına iki tanesi gerçekleşti. Jaime ve Tyrion, Jorah ve Daenerys. Jon Snow hümanistlikte çığır açmış ve bir taşla iki kuş vurmak için yeni bir görev edindi. Bir tane Akgezen getirip, Cersei’nin desteğini kazanmak ve bu desteği kazanmasıyla Dany’nin desteğini de kazanmak. Bütün düşmanlıkların anlamsızlığını, Yabanilerle öğrenmiş, sevdiği insanları asmak zorunda kalmış ve nihai düşmanla göz göze gelmiştir. Tyrion, Jaime ile buluşmuş ve Cersei’ye mesajını ulaştırmıştır. Bu durum ise tek bir kişiyi ölüme götürecek. Broon’u. Önümüzdeki bölümlerde Broon ya kaçacak ya da Dağ ile yüzleşecek.

Masterlar. İzlerken Sam kadar sinirlendiğim mahlukatlar. Her şeyi biliyorsunuz, Akgezen tehlikesini de bilmeniz gerek. Eğer böyle bir ihtimal dahi varsa gerekeni yapmalılar. İhtimal diyorum. Gözlerle görülmesine gerek bile yok. Yedi Krallık sizin bilgeliğinize güvenirken, hata yapma şansları yokken, Akgezen gördüm diyen birine inanmamaları, Üç gözlü kuzguna inanmamaları fazla dramatik fazla şüpheci.

Şüphe… Bölümün teması. Önce Tyrion, sonra Jaime, Master ve Arya… Littlefinger’ın bir şeyler çevirdiğini gören Arya, yakında büyük bir tehlikeyle karşılaşacak. Sansa’nın değişmediğini düşünüp, ablasını da karşısına almış durumda. Hali hazırda Brieene ile de karşılaşmışlığı var. Winterfell’i büyük bir tehlike beklerken, Jon ise evinden çok uzakta. Khaleesi’sine kavuşmuş Jorah’ı, son Baratheon Gendry’i, Tormund’u, Beric, Toros ve The Hound’u bir araya getirdi. Tekrar Duvar’ın ötesine yolculuk. Seven Samurai, Seven Companion, Fellowship of the Dead gibi isimlerin aklımda uçuşmasına neden olan topluluk. Hepsinin birbirinden nefret etmesi için sebepleri var. Ama birbirlerini öldürmek yerine yan yana savaşacaklar. The Hound yine harika bir karakter olduğunu gösterdi ve diziyi güzelleştirdi. Diğer bölüm Akgezenler’i bir ordudan daha tehlikeli bir ekip bekliyor. Ghost Rider gibi kılıcını ateşleyebilen Beric, ölümcül hammerı ile son Baratheon Gendry, Krallık’ın en iyi savaşçısı Jorah Mormont, Krallar’ın Kralı Jon Snow… Hollywood vari durumlardan biri de buydu. Tam bir The Expendables durumu. Ama insan heyecanlanmadan duramıyor. Önümüzdeki bölüm kuzeyin en tehlikeli bölgelerinde geçecek.

“Hepimizin ortak bir yanı var. Nefes alıyoruz.” 

Varys’i ve Jaime’yi daha çok sevdiğimiz, Littlefinger ve Cersei’den daha çok nefret ettiğimiz Eastwatch bölümünü geride bıraktık. Littlefinger’ın tiratı, Tyrion’ın mahkemesi, Hodor’un gizemi gibi vurucu sahneler bekliyorum. Ve bir de Akgezenler arasında tanıdık yüzler… Haftaya görüşmek üzere, sağlıcakla kalın. Dracarys!

Anıl’ın İncelemesi:

Jon of Thrones olarak isminin değişmesini düşündüğüm dizimiz Game of Thrones, bu hafta Cersei-Daenerys savaşına ara vererek ana konumuza odaklanmamızı sağladı. Herkesin gözü artık Duvar’ın ötesinden gelen Ölüler Ordusuna döndü. Canımı sıkan kısım ise Jon’un idealleri ne zamandan beri Kraliçe Daenerys ve Kraliçe Cersei’nin ortak amacı olmaya başladı veya başlayacak? Dany, Jon’dan hoşlandı orası kesin. Mormont’a da ayrı üzülüyorum. Adam çözümü olmayan hastalığı yendi geldi yine karşısında başka yakışıklı bir erkek adayı. Neyse Dany, Jon’dan hoşlandığı için onun davasına yardımcı olabilir ama işi Cersei’ye kadar götürmek? Çok zorlama olmadı mı sizce de? Gece Kralını kanlı canlı Cersei’nin karşısına getirse dahi Jon’un yanında olmayacağı çok net. Ölüler Ordusunun dünyayı dümdüz etmesini bile görür ama Winterfell ile bir iş birliğine yanaşmayacaktır Cersei. Sırf bunun için Tyrion’ın ışınlanarak Westeros’a gidip Jaime ile yüzleşmesini sevsem de olmayacak bir iş bu. Herkes kendi ideallerini bir kenara bıraktı ve  Jon Snow’un ideallerini benimsediler. Çok zorlama arkadaşlar. Mesela Jon, Drogon’u sevdiği sahnede kendimden geçtim ama herkesin Jon’un ideallerini benimsenmeye zorlanması bana yanlış geliyor.

Görsellik olarak ise yalan yok harika bir göz ziyafeti çektik! İkisinin başrolünde ise Drogon vardı. Dany’nin Lannister askerlerinin önüne gelirken arka fonda bütün haşmetiyle durduğu, artı olarak Jon Snow’a sinirli sinirli gelip sonra perdelerini kaldırdığında kedi gibi olup kendini sevdirdiği sahne. Jon’un Targaryen-Stark karışımı olan ateş ve buz’un şarkısı olduğunu tartışmıyoruz elbette. Ancak söz konusu Game of Thrones. Bakın Jon gerçekten ön planda. Fazla ön planda ve sizce de her şey fazla iyi gitmiyor mu? Jon’u öldürdüler bir daha öldürmezler mantığı doğru ama dizimizin bitmesine çok az bölüm kaldı. Ve bu dizinin en sevdiği şey, en sevdiklerimizi elimizden almak. Jon kendine dikkat etmeli, fazla ön planda.

Ejderhaları sevebilen artık Dany’den başka iki kişimiz daha var. Önceki sezonlarda YARDIM ETMEYE GELDİM. YARDIMI YEMEYİN esprileriyle iki ejderhanın zincirlerini kıran Tyrion Lannister, bir diğeri ise bu bölüm Jon Tar.. Snow. Ölüler Ordusunu halletmek için bu üçlüyü ejderhaların üzerinde görür müyüz? BU İHTİMALİ DÜŞÜNMEYİ SEVİYORUM! 

Littlefinger-Sansa-Arya üçgeninde ise işler Taht Oyunlarına yakışır şekilde ilerliyor. Baelish, Kuzeyin Kralı olabilmek için Sansa’yı önce başa geçirmeli sonra ise kendisiyle evlenmesini sağlamalı. Sansa gibi zırtapoz olduğu sürece zor bir ihtimal değil. O yüzden yavaştan Jon’a karşı ayaklanmalar başlayacaktır.. Ancak, Arya bunu BAŞ KESEREK engellemez ise. Littlefinger akıllı bir adam ama Arya bir suikastçi. Bakalım hangi akıl kazanacak bu savaşı.

Gendry.. Bu çocuğu sebepsiz yere seviyorum ve tahtta görmek istediğim 1 numaralı adayım. Geçen seneki incelemelerimde bundan bahsetmiştim, hatırlayanınız var ise elbette. Gendry’nin hem cool duruşu hem babası Robert Baratheon’dan gelen asi bir ruhu var. Dany ve ejderhalarını göreceğime Gendry’i oraya oturtmak benim için en doğru final. Bunların olması için ortada Cersei, Dany veya tahtta gözü olan kimsenin kalmaması lazım farkındayım ama, belki gerçekten kimse kalmaz? Bunu buraya not alalım.

Dany’nin diz çök takıntılığı son sürat devam ederken arada kaynayan Tarly hanesi oldu. Tabii onların ölmesi lazımdı çünkü bizim şüşko Sam’in aile reisi olarak Tarly ailesini Jon’dan mütevellit Dany’nin yanında savaşmasına sebep olmalıydı. Sam’de Üstat olmaktan vazgeçti ve görebildiği ne kadar bilgi varsa hepsini çalarak oradan ayrıldı. Winterfell’e gelen gelene olduğundan Sam’in de yolu burası olacaktır. Burada ailesinin öldüğünü öğrenerek Tarly ailesinin başına geçer ve ordularını Jon Snow’un yanında savaştırır. True story. Sam ve Gilly sahnelerinin en önemli noktası ise atlanmamalı. Gilly, Sam’i bunaltıyor gibi gözüktüğü sırada aslında Jon’un babasından bahsetmek üzereydi.

“Maynor says here he issued an annulment for Prince Rhaegar and remarried him to someone else in a secret ceremony.”

Gilly bu sözleri söylüyordu. Rhaegar, Daenerys’in abisi Jon’un ise babası olduğu söylenen Targaryen. Robert’ın Targaryen nefretini körükleyen, hayatının aşkı Lyanna’yı elinden alan kişi. Rhaegar’ın Dorne’da gizli bir düğünle evlendiği yazılmış. Bu kişi muhtemelen Lyanna Stark. Jon’un genleri iyiden iyiye ortaya çıkmış ama inatla resmiyete kavuşmaması deli etse de benim sevdiğim bir yol.

Cersei’nin hamilelik meselesi.. İki ihtimal var; 1- Ya yalan söylüyor ki ihtiyacı yok 2-Hamile ancak doğmadan ölecek. Çünkü Maggy the Frog’un kehanetine göre üç çocuğu olacaktı. Dördüncüden hiç bahsedilmemişti. Eğer Jaime gerçekten Queenslayer olursa hem sevdiği kadını hem doğmamış çocuğunu öldürmesi dramatik bir facia yaratacağından tam da Game of Thrones’a göre bir seçim olurdu. Muhtemelen Jaime, Cersei ve son çocuklarını kendi elleriyle öldürecektir. Sonra da kendisi uzun yaşamaz. Tabii Azor Ahai çıkmadığı sürece. Reddit’de bu teori oldukça fazla dolanmaya başladı. Jaime’nin Azor Ahai olma ihtimalinin arttığından bahsediliyor. Azor Ahai’nin kılıcı, yanlış hatırlamıyorsam sevdiği kişinin kalbine saplanmasıyla oluşmuştu. Cersei’yi öldürürse kehanetin bir kısmı gerçekleşebilir. Teori bana da mantıklı gözüküyor.

Jon’a dönersek The Hound, Beric, Myrli Thoros, Tormund, Gendry bildiğiniz Justice League üyeleri gibi toplandılar ve Gece Kralı ile dövüşmeye gittiler. Bu ekibin hepsinin sağ salim dönmesinin imkanı yok. Brotherhood’un iki önemli karakteri burada ölebilir. Beric, alevli kılıcıyla son epik mücadelesini yapacaktır, bence.

İncelemeler bu kadar. Haftaya görüşmek üzere!

 

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Bomba11 saat ago

Obi-Wan Kenobi Solo Filmi İçin Konuşmalar Başladı!

Star Wars dendiği zaman hayat durur. Bu gerçeği seven, sevmeyen herkes kabul ediyordur. Bu yüzdendir ki, Star Wars adının geçtiği...

Bomba14 saat ago

Jessica Jones 2. Sezon Setinde Neler Oluyor? Kilgrave Geri Mi Dönüyor?

Marvel Sinematik Evreni içerisinde alışkın olduğumuz bir durum var. O da tek kullanımlık kötüler. Hal böyle olunca derinliği olmayan, kolay...

Bomba4 gün ago

Game of Thrones 7. Sezon 5. Bölüm “Eastwatch” İncelemesi

Kutluhan’ın İncelemesi: Seven Samurai… Meydan muharebeleri bitmiş durumda. Bu sezonluk insanların savaşına ara veriyoruz. Daenerys de oklarını kuzeye çevirmiş durumda....

Bomba4 gün ago

Kitaba Göre Game of Thrones Karakterleri Aslında Nasıl Gözükmeliydi?

Neredeyse bütün dünyanın bayıla bayıla izlediği ve şu sıralar bilgisayar tehditleriyle başı dertte olan Game of Thrones’un oyuncuları aslında kitaptakiler...

Bomba5 gün ago

Çizgi Roman: Rebirth Batman’de Neler Oldu? -Part 2-

Batman Rebirth incelemesinin ikinci bölümü ile sizlerleyim. İlk bölümde ilk dört story arc’ı ve Rebirth One Shot’ını incelemiştim bu yazımda...

Bomba5 gün ago

Çizgi Roman: Rebirth Batman’de Neler Oldu? -Part 1-

Merhabalar, bendeniz Ömer Fatih, yepyeni yazarınız. Film, kitap ve çizgi romanlar hakkında yazacağım. Çizgi romanlarda özellikle takip ettiğim mini seriler,...

Bomba5 gün ago

Ben Affleck’ten Snyder, Whedon ve Adalet Takımı İçin Yorumlar Var!

DC’nin ağır topu Adalet Takımı artık vizyona girmeye hazırlanıyor. Pek çok talihsiz olaylar zinciri ve kaybolan umutlardan sonra sonunda film...

Bomba5 gün ago

Ne Biliyoruz-Ne Bekliyoruz? #1: INHUMANS

Yaklaşık üç aydır buralarda yoktum. Okuluydu, şahsi meseleleriydi derken baya bir ara vermem gerekti yazılara. Bu ara için özür dileyip...

Bomba7 gün ago

Yüzüklerin Efendisi Karakterlerini Tanıyalım #3 Boromir Son of Gondor!

17 Oscar sahibi, başyapıt Yüzüklerin Efendisi serisinin sadece bir filminde rol alıp, bize delikanlılığın dersini veren Boromir, bu haftaki karakterimiz....

Bomba7 gün ago

Venom Filminde Carnage Rolü Kimin Olacak?

Çıkan son söylentilere göre Venom filminde yer alması beklenen Carnage’i Star Wars’tan hatırladığımız Riz Ahmed’in oynayacağı konuşuluyor. Bana kalırsa gerçek...

Bomba