Connect with us

Bomba

Çizgi Romanlardan Süper Kahraman Filmlerine Yansıyan En Fantastik 7 Sahne!

Yayınlandı

on

Çizgi romanlar ile büyüyen ve 90’lı yılların Spider-Man’i fasikül halinde marketlerde bakkallarda satılan döneme denk gelenlerden biriyim. Bu yüzden geçmişte dahi zar zor bulunan sayıları şimdi ciltler halinde ve neredeyse Amerika ile aynı anda okuma şansına sahip olabiliyoruz. İngilizcesini zaten aynı anda okuyabiliyoruz ama Türkçesi için araya bir miktar zaman dilimi koyulması gerekiyor. Bunu çizgi roman dükkanı işletenler daha iyi bilir ancak demem odur ki; çocukluğumuz kutu Coca Cola’yı ezip futbol oynamak dışında çizgi romanlarla geçti. Kahramanların fantastik dünyasını zihinlerimizle hayal etmekle kalmadı, oralara gitmeyi istedi. Büyüdükçe bunların gerçekleşmeye başladığını gördük. Blade serisinin Wesley Snipes’a getirdiği ün’ü hala kullandığını düşünürsek bu sektörün geleceğini görmemek olmazdı. Sam Raimi’nin Spider-Man üçlemesi ise çizgi roman sektörünü iyice cesaretlendirmiş oldu. Kahramanlarımız artık kanlı canlı karşımıza çıkmaya başlıyordu ve biz kendimizden geçiyorduk. İşte 2000’li yıllardan yükselen süper kahraman filmleri, sinemaya aktarılırken elbette kaynak olarak çizgi romanları birçok kez kullandı. Bu ikonlaşmış sahnelerin en epik olanlarını sizler için derledim.

7- The Amazing Spider-Man 2 / Gwen Stacy’nin ölümü

Gwen-Death-horz

Filmin fragmanı yayına konduğu günü hatırlıyorum da, daha fragmandan hepimiz spoilerı yemiş ve çemkirmiştik. Çünkü Peter salya sümük ağlıyordu ve kollarında birini tutuyordu. Bunu çözmek için Shield ajanı olmaya gerek yok. Besbelli Gwen ölüyordu ve fragmandan bunu görmek filme olan düşünceleri iyice diplere düşürmüştü. Film geldi, Gwen tahmin edildiği gibi öldü ancak çizgi roman tarihinin en önemli olaylarından biri filme aktarılması nasıl olmuştu?

gif6

Amazing serisinin tek doğru yaptığı hareket, Gwen’in ölüm sahnesini çok güzel çektikleri gerçeğiydi. Goblin ile dövüşen Örümcek, Gwen’in düşüşünü durdurmak için ağını fırlatır ve o ağ, bir el şeklini alıyordu. Şahsen Amazing film serisini hiç sevmediğimi bilen bilir ancak o sahne ile tüylerim yerinden fırlamıştı. Ve yer çekimini, düşüş hızını hesaba katmayan Peter, Gwen’in ölmesinde biraz da olsa sorumlu olmuştu.

6- Batman v Superman: Dawn of Justice / The Dark Night Returns

960-horz

90’lı yıllardan itibaren Spider-Man’den çok gördüğümüz bir karakter var ki o da Batman. 3-4 sene ortalama ile bir film çıkarmış bir Batman’in hikayesini tekrar ve tekrar anlatmak insanları yormuşken karşımıza Christopher Nolan diye bir adam çıktı. Karşımıza çıktı derken önceki işleriyle zaten ne kadar iyi bir yönetmen olduğunu göstermişti ancak Batman’in hikayesini gerçeğe en yakın şekilde aktararak bizlere 3 filmlik efsane bir film serisi bırakmış oldu.

Şimdi ise Ben Affleck’li bir Batman daha izliyoruz. Bu sefer bir fark var elbette. Batman artık yaşlı ve tecrübeli biri. Yıllardır Batman anlayacağınız. Kökeni anlatılmadan hızlıca bu hale geçilmesi en doğru kararlardan biriydi. Tıpkı Spider-Man’in de bunu uygulayacağı gibi.

Batman v Superman fikri ise Men of Steel 2 filminden Batman filmine dönüştü. Martha meselesini direk atlarsak herkes kanka oldu ve Doomsday ile dövüşe geçildi. Tam bu sırada Batman’in kaçarken arkada çakan yıldırım sayesinde The Dark Knight Returns çizgi romanının o epik o hatıralarda coşku seli uyandıran sahneyi filmde de görmüş olduk.

5- Captain America: The First Avengers / Hitler’e atılan yumruk

MCU filmleri içerisinde en çok sevilen solo filmlerden biri olan The First Avenger, çizgi roman tarihinin başlarına bir saygı duruşu da içermekte aslında. Kaptan’ın ilk hayat bulduğu sayı olan Captain America #1‘in kapağında Steve Rogers, Hitler’i yumrukluyordu. İkinci Dünya Savaşı kahramanı için harika bir açılış öyle değil mi? Aynısı filmlerde biraz daha değiştirilerek karşımızdaydı.

Kaptan’ın şöhreti savaştan çok tiyatrosal oyunlarla artmıştı ve burada ise bir sahne, Hitler’e yumruk atmasıyla sürüyordu. Amerika’nın farklı şehirlerinde Hitler’i kaç kez yumrukladı sayamadık ama çizgi romanlara gönderilen selam ve saygı oldukça tatlıydı.

4- Suicide Squad / Gotham’ın Kral ve Kraliçesi

3c5f367bd8ada6648185662e2f4ab630

DCEU, aceleci davranışları ve Warner Bros.’ta yer alan kişilerin yönetmenlerin işine sürekli burnunu sokması gibi rahatsız edici durumlardan ötürü istediği başlangıcı yapamadı. Ancak bu durum Suicide Squad filminde birazcık değişir gibi oldu. Suicide Squad, biz bambaşka bir evren veya çok farklı şeyler sunmadı belki ama oyuncu kadrosunda tutun kötülerin iyiliğe zorlanması gibi temalar çizgi roman okumayan kişilerin dahi dikkatini çekti. Harley Quinn-Margot Robbie etkisini atlamıyorum elbette. Allah çarpar.

Filmin çizgi romanlara gönderdiği en güzel sahnelerden biri Joker ile Harley’in yaptığı sembolik evil dansıydı. Alex Ross’un realistik çiziminin filme aktarılması herkesin aklında güzel bir yer edindi.

3- Captain America: Civil War / Ant-Man ve Hawkeye İşbirliği ve Iron Man Vs Cap

Civil War olumlu, olumsuz ve ne diyeceğini bilemeyip ortada kalanların düşüncesiyle bir şekilde sonlandı. Age of Ultron sonrası Marvel’ın ortaya çıkan büyük sorunu olan villain bulamama, bulsa dahi tek filmde işinin bitmesi durumu iyice ortaya çıkmıştı. Civil War gibi Marvel’ın en büyük eseri diyebileceğimiz çizgi romanın filmi ise, çizgi romanın oldukça altında kaldığını söyleyebiliriz.

Kaptan’ın ve Iron Man’in takımı birbirlerine girdiği vakit ise karşımıza çıkan ufak ama çizgi roman okuyanların anında hatırladığı o tanıdık sahne karşımıza geldi. Hawkeye’nin okunun ucunda duran Ant-Man. Bana kalırsa Civil War dendiği an akıllara gelecek birkaç sahneden biriydi ve bunu koyacakları en güzel yeri seçmişlerdi.

Bir de elbette Civil War’ın sonunu belirleyen son yumruğa gelmeden hemen önce okuduğumuz Iron Man vs Captain America’nın epik sahnesini atlamak olmaz.

2- Guardians of the Galaxy / Yaşayan Gezegen Ego

Üst kısımda değindiğim Marvel’ın villain problemi, Red Skull’dan ve Wilson Fisk’ten sonra -Loki bana göre korkunç bir villain değil, olmadı- gördüğümüz en epik ve en korkutucu villainlardan biriydi. Görünüşü ise film hala sinemalarda olduğu için o sahneyi bulamadım ancak gezegenin çekirdeğine inmeye çalışan Koruyucular’ın peşine düşen Ego’nun tam formu yani gezegen formunu görme şansına erişmiştik. Çok kısa sürdü o sahne ancak çizgi romanlarda gözüktüğü gibi birebirdi.

Bunu listeye alma sebebim ise, adam yaşayan gezegen yahu. Almazsam olmazdı ve görünüşünü bana göre harika yansıttılar. Listenin geri kalanına göre karakter benzerliği gibi duruyor ancak o sahneyi akıllara getirin ve çizgi roman sayfalarından alınmış bir güzelliği vardı.

1- Spider-Man 2 / Peter Parker, Örümcek Adam olmayı bırakır

Hala ve hala Marvel filmleri içerisinde en iyi villainlardan birine, en iyi villainı canlandıran oyunculardan birine, en iyi dövüş koreografisine sahip olmak gibi özelliklerle Spider-Man 2 sevilerek ve saygı duyularak hala izlenir. İşte bu filmde Spider-Man, organik ağ atmasına rağmen ağ atamamaya, duvarlara tırmanamamaya başlıyordu. Durumu psikolojik olarak açıklansa bile Peter’ın çizgi roman tarihinin köküne kazınmış ikonik sahneyi canlandırması, filmin değerini bir kat daha arttırmıştı. Örümcek Adam kostümünü çöp kutusuna bıraktığı an, çizgi roman hiç bu kadar güzel resmedilmemiş, hiç bu kadar doğru canlanmamıştı.

Bu 7’si dışında elbette bir sürü çizgi romandan sinemaya aktarılmış sahneler mevcut ancak en akılda kalanlarını sizler için derlemiş oldum.

Bir daha ki incelemeye dek görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et
yorum yapmak için tıkla!

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel3 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba6 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba6 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba