Connect with us

Bomba

ÇOCUKLAR İÇİN UYGUN BİR FANTASTIC FOUR FİLMİ Mİ GELİYOR!?

Yayınlandı

on

Dostlar, Romalılar! Hepimiz biliyoruz ki Fox, Fantastic Four’un film haklarını elinde tutmak istiyorsa seriye film çekmeye devam etmeli. Şahsen 2015’te çıkan o rezil filmden sonra Fox’un tekrar denemeyeceğini düşünüyordum. Görünüşe göre Fox pes etmeye niyetli değilmiş! Bleeding Cool’un haberine göre Seth Grahame-Smith yeni film için çalışmalara başlamış. Söylentiye göre film İnanılmaz Aile tarzı, çoluk çocuk dostu bir film olacakmış. Ve hikaye, elastik abimiz ile görünmez ablamızın çocukları Franklin ve Valeria Richards’ın gözlerinden anlatılacakmış. f4 1Ben bu habere deli sevindim. Ama bunun nedeni filmin üstünde çalışan abi de değil Fox’a güvenim de değil. Bunun nedeni bir zamanlar Marvel için büyük önem taşıyan bu fantastik aileyi sevmem ve eski günlerine geri dönmesini istemem. Sonuçta çizgi filmleriyle büyüdüm nasıl sevmem? Ama R-Rated filmlerin yükselişte olduğu şu gün çocuklara hitap eden, çocukların gözünden anlatılacak bir film tutar mı? Bunun cevabını, söylentiler doğru ise zaten bekleyip göreceğiz. Ama ben bir müsaadenizle Fox firmasını böyle bir riski alacağı için tebrik etmek istiyorum, tabi alırlarsa!

Ne düşünüyorsunuz Kara Büyücü ailesi, gelsin mi bir reboot daha?

Bomba

Sinemaya Gitmeye Değecek Bir Film: Blade Runner “2049”

Yayınlandı

on

Biliyorsunuz, dizi sektörü sinemayı sollamış durumda. İddialı dizilerin bütçeleri birçok filmden fazla olmaya başladı. Game of Thrones’un bölüm başına 15 milyon dolar harcayacağı son haberler arasında. Tabii bir de büyük oynayan yönetmenlerin, prodüksiyon şirketi kurup el attığı filmler  sinemayı ayakta tutmaya çalışıyor. Bunlardan biri Ridley Scott Production Company‘dir. İlk filmin yönetmeni olan Ridley Scott, Blade Runner’a devam edelim ama ben yönetmeyeyim gibi bir fikirle 2049’a 150 milyon dolar yatırmış ve harika bir bilim-kurgu filmi ortaya çıkarmış. 60 doğumluların favori bilim-kurgu filmlerinden olan Blade Runner, muazzam bir görsellik taşıyordu. Set ve kostüm tasarımları, efekt yerine maket çalışmaları, Ridley Scott’ın kalitesini ortaya koymuştu. Ama bu film için bilim-kurgu türüne Arrival ile iddialı giren Denis Villeneuve tercih edildi. Çok da iyi güzel oldu. Çünkü sürekli uzayda hayat mücadelesi veren insanları izlemekten sıkılmıştık. Uzaya çıktık, hatta oraya taşınacağız tamam. Ama yani her filmde de bunun mesajını vermeye gerek yok ki. Hele ki iddialı bir senaryon yok ise. Sektörü kısaca eleştirdiğimize göre filmi Spoiler olmadan incelemeye geçebiliriz.

“Sinemada yepyeni bir soluk: Bilim-kurgu, ne dersin Erşan abi?”

Son zamanların en iyi bilim-kurgu filmi Interstellar olduğunu, Nolan’ın bile birçok filmden esinlendiğini biliyoruz. Orijinal fikirlerin tarihe gömülmesine de az kaldı. Ya kitap, ya remake, ya da fosil olmuş serilerin devam filmleri. Ne zaman devam filmi haberi okusam tansiyonum yükselir. Matrix 4 mü? Tövbe sümme haşa. Ama Blade Runner’ın devam haberini aldığımda sevinçten havalara uçmuştum. Nedeni ise post-apokaliptik türünde, retrospektif olarak en iyi yapımlardan biri idi Blade Runner. Mad Max’in başarılı uyarlamasından sonra gaza gelmişken, Denis’de 2049, sinemaseverler için kaçırılmaması gereken bir fırsat oldu. Hem ilk filmin senaristi Hampton Fancher, hem de Logan’ın senaristi Michael Green filmde çalışınca ortaya muazzam bir senaryo çıktı. İlk filmin ucunun açık bitmesi de senaryoda zorlamalara şans tanımadı.

Senaryosu etkileyici olan Blade Runner 2049, asıl kalitesini yönetmenlik ve oyunculuklar ile buldu. Denis Villeneuve, bilim-kurguyu bırakmamalı. IMAX’de izlediğim en iyi filmlerden birini çekmiş olması, yönetmenin yerini sağlamlaştırdı. Vizyona girdiği gibi IMDB’de 8.6 gibi bir puana ulaşan film, ilk 250’deki yerini garantiledi.

Filmi neden izlemeliyim?

Sürekli bahsettiğimiz gibi sinema can çekişiyor. Geek sitesi olarak Marvel ve Dc senaryolarında memnun değiliz. Deadpool gibi sağlam komedi çıkınca seviniyor, Logan gibi sert bir film olunca tüylerimiz diken diken olabiliyor. Ama bunun dışındaki filmler, tamamen tekel haline geldi ve para döngüsü yarattı. 200 milyona bir film çekiyor – ki tamamen Cgi – tüm dünya izliyor. Katladı mı 200 milyonu? Bir film daha, bir çizgi roman daha varmış yapıştır, bir iki de dizi yapalım, oyun yapalım. İyi güzel de farklılık nerede? Bir sürü Batman filmi izledik farklılığı Nolan ile bulduk. Spider-Man serileri sürekli yenileniyor, farklılık göremiyoruz. Artık başarı ya sadelikte ya da yepyeni bir şeyde. Bu da Blade Runner 2049’u önümüze seriyor. Bilim- kurgu türünde o kadar farklı sahneler mevcut ki, sinema salonunda oha, vay gibi tepkiler duyuldu. Mükemmel bir zihin ve göz ile önümüze getirilen Blade Runner 2049, bizler için bir ziyafet. Hem de öyle on dakikalı bir ziyafet değil. Seyrine doyacağınız bir 184 dakika sizi bekliyor. The Dark Tower rezaleti gibi 90 dakika değil yani.

Vurucu sahnelerinin yanı sıra, film yıldızlar karmasından ve onların takip eden başarılı dizi oyuncularından oluşuyor. Fazla karakter tanıyamıyoruz filmde. Ama elimizdekiler bize fazlasıyla yetiyor. Star Wars’un son filminde koşamadığını farkettiğimiz Harrison Ford – ki hakaret algılamayın, malum 75’ine girdi – filmde yeterli bir sürede karşımıza çıkıyor. Bu da devam filmlerinin en tatlı yanıdır. İlk filmde 40 yaşında olmasına rağmen, bu filmi izlediğimizde gencecikti ilk filmde diyebiliyoruz. Senaryo haricinde aynı karakterleri görmek, iki filmi birbirine güzel bir şekilde bağlıyor. Harrison Ford gibi büyük bir ismin yerini Adam Driver alıyor. Pardon bu rezillik Star Wars’da idi.

Ryan Gosling filmin merkezinde yer alan isim. Komedisinden, psikolojik filmine kadar her türde rol alan, bileğini kesse yetenek akan Ryan Gosling, bu post-apokaliptik dünyada kaybolmuş bir bireyi öyle güzel oynuyor ki, empati kendiliğinden izleyiciye işliyor. Filmi izlerken o dünyaya dışarıdan bakmıyorsunuz, Ryan Gosling yani filmdeki karakteri “K” oluyorsunuz. Bu da hem filmin etkileyiciliğini artırıyor hem de 3 saatin akıp gitmesini sağlıyor.

Dallas Buyers Club ile oyunculuğunun zirvesini yaşayan Jared Leto, Suicide Squad ile çuvallamıştı. Bu filmdeki rolü oturmuş ve hatta ilk filmde oynamamasına rağmen seriyle bağdaşlaşmıştı. Soğukkanlı bir idealisti canlandıran Leto, filmin vurucu karakterlerinden olup, gereksiz bir villiana dönüşmeden rolünü başarıyla gerçekleştiriyor. Sadece 5 dakika oynayan Dave Bautista ise sanki beni Guardians of Galaxy serisinden kurtarın diye bağırıyor. Son filmde sadece gülen Bautista, aslında ne kadar yetenekli olduğunu Blade Runner’da 5 dakika rol alarak kanıtlıyor. Ana de Armas, Robin Wright, Mackenzie Davis ve Sylvia Hoeks gibi isimler filmin seksapalitesini artırırken, Sony Pictures buna bir dur diyor. Nasıl mı? İnanmayacaksınız ama filmde sansür vardı sayın seyirciler. Sony, siz yaş sınırı koymayın, müslüman ülkesiniz, buyrun sıfır çıplaklık diyerek filmi ülkemize sansürlü ulaştırıyor. Bu durumun filmin tadını kaçırmasına izin vermeyin ancak kayıtsız da kalmayın. Son olarak İsrailli Hiam Abbass gibi muazzam bir oyuncu da yan rolde yer alıyor ve onu görmek bile yetiyor.

Vladimir Nabakov’un romanı olan Pale Fire, filmde çok önemli bir rol oynuyor. Replicant testinde alıntı yapılmış ve harika bir gönderme olmuş. Okumanızı öneririm. Orijinal origami figürüyle de ilk filme gideceksiniz. İlk filmdeki gibi Coca Cola reklamı bulunuyor. İlk filmde Coca Cola’nın dünyanın sonuna kadar gideceği söyleniyordu ve bu devam ediyor. Gerçekten de haklılarmış. Filmde Sony ve Peugeot reklamları da fazlasıyla var. Bu durumdan da muzdaribiz. Başka ünlü şarkıcılarla da selam çakan yönetmen filme çok fazla tat katıyor. C.Bechstein yazılı büyük bir piyano görecek ve ilk filme bir kez daha gideceksiniz. Kısacası Prometheus’a bile selam çakan Blade Runner 2049 filmde her şey var ancak komedi yok. Kaos yaşamış bir dünyada gülmek yok arkadaşlar. Hulk, Loki’yi sağa sola fırlatmıyor. Böyle saçma sapan şeylere gülmenizi gerektirecek sahneler bulunmuyor. Filmin atmosferinden çıkamayacaksınız. Bulanık, yağmurlu Los Angeles’tan, çöplük San-Diego’ya ve oradan da kırmızı tonunda atmosferiyle sisli Las Vegas’a. Apokaliptik hasarı kusursuz bir şekilde yansıttığı için Akademi ödüllerinde Mad Max gibi görüntü dallarında boy gösterecektir.

Sinemaseverlerin kaçırmaması gereken bu yapım, bizden tam not aldı. Kült yapımlar arasında yerini alacaktır. Bir sonraki vizyon filminde görüşmek üzere. Sağlıcakla kalın.

Okumaya Devam Et

Bomba

The Gifted Nasıl Olmuş? İlk Bölüm İncelemesi

Yayınlandı

on

The Gifted dizisi duyurulduğundan beri reklamının yeterince yapılmadığını düşünüyorum. Inhumans’ın bile reklamı daha çok yapılmıştı fakat elimizdeki yapım Inhumans’tan kat kat iyi. Keşke bu dizinin tanıtımı daha çok yapılsaydı. Ben diziye düşük bir beklenti ile başladım. Ve izlediğim bölümden Bryan Singer’ın 2000’li yıllardaki X-Men filmlerinin, hatta 2.filminin ve tabi ki çizgi romanlarda X-Men okumanın verdiği tadı aldım. Bu tadı inanın en son hangi X-Men filminde aldığımı hatırlamıyorum ve ben bunu çok özlemişim.

Bu arada Bryan Singer dediysem, kendisi zaten ilk bölümü yönetmiş! Bu alınan tadın ne olduğuna gelelim.Mutantların kaçışta olduğu ve bu kaçışı, onların yaşadığı zorlukları, dışlanmaları, sıradan insanların mutantlara yaklaşımını harika işleyen bir bölüm olmuş. Zaten X-Men çizgi romanları felsefesini birçok zaman dışlanmadan, ayrımcılıktan alır, sayılar bununla savaşır. Burada yakalanan hava da farklı değil. X-Men Animasyon Serisi tadı bile alınabilir burada. O dizinin ilk bölümünde Jubilee kurtarılıyordu. Bu bölümde de Blink ekip tarafından kurtarılıyor. Ekip ise X-Men değil. X-Men’e ve Magneto’nun Mutant Kardeşliği’ne ne olduğu tam olarak bilinmiyor ama yoklar. Ve yeraltı ekibimizin lideri konumundaki Eclipse X-Men artık yok derken sanki terk edilmişcesine bir sinirle söylüyor bunu. Ekibe ne oldu belki gelecek bölümlerde öğreniriz fakat dizinin odak noktası olacağını sanmıyorum.

Dizinin başlarında Blink’in Thunderbird, Polaris ve Eclipse tarafından kurtarıldığı sahneler, buradaki aksiyon gayet tatmin ediciydi. Yok artık dedirten saçmalıklar yoktu ve efektler de bir Tv dizisi için güzel gözüküyordu. Strucker ailesinin başına gelenlerin ve gizlenmekte olan mutantlarımızla yollarının kesişmesiyle bölümdeki heyecan arttı. Lauren ve Andy’nin kardeşlikleri ve sergiledikleri performansı beğendim. Andy’nin güçleri tam olarak ne anlayamadık ama oldukça güçlü ve kontrolsüz duruyordu. Karakterlerin geçirecekleri değişimi ve gelişimi şimdiden merak ediyorum. Dizideki saklanma, kaçış temaları, gizli üs, topluluk gibi unsurlar diziyi daha çok X-Men markasına ait hissettiren şeylerden. Dizideki Sentinel Hizmetleri ise oldukça mantıklı bir değişim geçirmiş. Bu örgütün bölüm sonlarında saldığı robotlar hem güçlü, hem de büyük sentineller tv de işlenemeyeceği için mantıklı bir tasarım olmuş. Tabi gönül o büyük sentinelleri kaçılan sokağın sonunu kapatırken görmek istiyor o ayrı! X-Men’in eski ihtişamını kaybettiği şu günlerde çizgi romanda da, televizyonda da kalitenin arttığını görmek beni sevindiriyor. Darısı sinemanın başına. Bölümde easter eggler, göndermeler yeterince fazlaydı o yüzden direkt ayrı bir şekilde değiniyorum onlara.

Easter Eggler:

  • Stan Lee!
  • Ve arkasında, tam da o bardan çıktığı sırada yanan X’S
  • Marcos’un yani Eclipse’in barda Reed Strucker’ı beklediği sahnede arkasında bir tablo var ve bu tabloda bir kutup porsuğu resmi var, yani Wolverine!
  • Andy ve Lauren’ın annesi, Reed’in eşi, Kate’i oynayan aktris Amy Acker daha önce Agents of Shield’da Coulson’ın eski sevgilisi rolünde karşımıza çıkmıştı.
  • Polaris yani Lorna Dane karakteri Magneto’nun kızıdır, bu ilişki dizide işlenir mi ya da bahsedilir mi henüz bilmiyoruz tabi ki.
  • Blink ile Eclipse’in konuştuğu bir sahnede Eclipse’in telefonu çalıyor, hem de zil sesi 1992 yılının X-Men Animasyon Serisi’nin teması buyrun

 

Sonuç olarak ben bu diziye ilk bölüm itibariyle oldukça ısındım, kalitesini bozmaz, hatta daha iyiye götürürse izlemesi, takip etmesi zevkli bir dizi olacağına inanıyorum. Özellikle X-Men seven herkesin izlemesi gereken bir yapım olmuş diyebilirim.

Bir sonraki bölümlerde görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Inhumans 1. Sezon 3. Bölüm ”Divide and Conquer” İncelemesi

Yayınlandı

on

Süper kahraman dizilerinin, filmlerinin, ürünlerinin popüler kültürde kapladığı yer her geçen gün artarken, bu ürünlerin bize sunulma sıklığı ile kalite arasında ters bir bağlantı oluşuyor sanki. Aralardan istisnalar, iyi işler çıkmıyor mu? Tabii ki çıkıyor ama Inhumans’ın o istisnalardan biri olmadığını söylemiştik. Hatta ilk bölümle ilgili incelemede, dizinin Marvel’ın en CW işi olduğunu dile getirmiştim. Zaten 8 bölüm sürecek ilk sezonda 3.bölümü bir şeyler değişir, değişmeye başlar hevesiyle izledim. Ne yazık ki değişen bir şey yok, sezon bu seyirde bitecek gibi, umarım yanılırım. Öyleyse bölümde neler oldu onlara geçelim.

Görselden sonrası bölümü henüz izlemeyenler için spoiler, zaten izlemeyecekler için bir özet niteliğinde!

Bölüm Black Bolt’a ait flashbackler ile başlıyor ve bu flashbacklerden bölüm boyunca birkaç tane var. Bu sahnelerdeki diyaloglar ilkokuldaki öykü yarışmalarında ortaya konan diyaloglar gibiydi. Maximus Black Bolt kardeşliği adına bilinenden farklı bir şey vermediler. Bölümün devamında ise Maximus, Auran’a Kraliyet Ailesini öldürmesi için destek yolluyor. Bu destekten biri de Mordis, kendisi Cyclops’un güçlerine benzer güçlere sahip bir Inhuman. Mordis’in kostüm tasarımı çok kötüydü. Şu ana kadar güzel detay veremedim biliyorum, ben de isterim iyi şeyler karalayayım şuraya. Ama inanın yok. Bölüm boyunca o kadar absürt şeyler oluyor ki. Medusa – ki kendisi Attilan’ın Kraliçesi – Attilan’ın Dünya’dan gizli olduğunu bildiği halde gidip bir atmden ben Attilan Kraliçesi, bana para lazım diyerek para istiyor. Bölümün sonunda Lockjaw’a atv çarpıyor. Dizinin ilk bölümünden beri karakterler bir nevi nerfleniyor (güçsüzleştiriliyor), Medusa’nın saçları gitti, Lockjaw bayıltılmıştı şimdi atv çarptı, Karnak ikinci bölümde aldığı darbeden dolayı güçlerini tam kullanamıyor. Aksiyon sahneleri iş efekt kullanımına geldiğinde fena değildi, onun dışındaki pratik efektler çok kötüydü. Dizide şu ana dek severek, sıkılmadan izlediğim tek sahneler Black Bolt’un sahneleri. Bu bölüm de hapishanede bir Inhuman’la tanışması, kaçış sahnesi diziyi izlenir kılan özelliklerden biriydi benim için. Önümüzdeki bölümler adına umudum her geçen bölüm azalıyor. Fakat Crystal’in de Dünya’ya gelmesi ile artık Kraliyet Ailesi toplanır diye düşünüyorum. Gerçi Lockjaw baygın kalırsa bu ihtimal de zor gözüküyor. Ayrıca belirtmek isterim ki bölüm isimleri çizgi roman sayılarından gelecek gibi duruyor. Hiç yoktan bu bölümünki öyleydi.Fantastic Four Vol 1, 5.sayıdan olan bu kapak bölüme ismini veren sayı. Zaten arkada da saçlarındaki siyahlar ile Crystal’ı görebilirsiniz. Benim Inhumans ailesi ile tanışmam ilk olarak Fox Kids’in Fantastic Four çizgi dizisinde olmuştu. Black Bolt ve ailesi bazı bölümler konuk olurdu, Crsytal’ın Human Torch ile ilişkisi vardı. Inhumans nedir güçleri nasıldır neler yaparlar öğrenmek isterseniz o bölümlere de göz atmanızı isterim. Bir diğer güzel gönderme ise, hapishanede Black Bolt’a söylenen ”ne oldu, radyoaktif bir örümcek tarafından mı ısırıldın?” sözleriydi.

Bu bölümlük bu kadar, önümüzdeki bölümde görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Bomba3 gün ago

Sinemaya Gitmeye Değecek Bir Film: Blade Runner “2049”

Biliyorsunuz, dizi sektörü sinemayı sollamış durumda. İddialı dizilerin bütçeleri birçok filmden fazla olmaya başladı. Game of Thrones’un bölüm başına 15...

Bomba5 gün ago

The Gifted Nasıl Olmuş? İlk Bölüm İncelemesi

The Gifted dizisi duyurulduğundan beri reklamının yeterince yapılmadığını düşünüyorum. Inhumans’ın bile reklamı daha çok yapılmıştı fakat elimizdeki yapım Inhumans’tan kat...

Bomba5 gün ago

Inhumans 1. Sezon 3. Bölüm ”Divide and Conquer” İncelemesi

Süper kahraman dizilerinin, filmlerinin, ürünlerinin popüler kültürde kapladığı yer her geçen gün artarken, bu ürünlerin bize sunulma sıklığı ile kalite...

Bomba1 hafta ago

Lucifer 3. Sezon 2. Bölüm The One with the Baby Carrot İncelemesi

Bölümü henüz izlemeyenler için yazımız SPOILER içermektedir Sezon yeni başladı evet. Bu yüzdendir ki, ana konuya attıkları Günahkar meselesi yan...

Bomba2 hafta ago

Lucifer 3.Sezon 1.Bölüm -They’re Back Again, Aren’t They?- İncelemesi

Dizi sezonu artık açıldı diyebiliriz. Eylül ayının bittiği ve Ekim’in başladığı şu süreç bizi, yani geek camiasını ilgilendiren dolu dolu...

Genel4 hafta ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba4 hafta ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba4 hafta ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 ay ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba1 ay ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba