Connect with us

Bomba

Dawn of War 3 Beta: Bir Serinin Sonu

Yayınlandı

on

Herkese merhabalar sevgili dostlar. Bu hafta sonu yapılan kapalı DoW 3 betasına katıldım, iki gündür el üzerine el atarak geçiriyorum ve bugün Dawn of War 3 gömeceğim biraz. İnceleme yapmak isterdim ama övecek pek bir şey bulamadım. Çok uzatmadan konuya giriyorum.

Dawn of War 3 ilk duyurulduğunda çok heyecanlanmıştım. Seriyi oynayanlar ne kadar güzel bir seri olduğunu bilir. THQ ve Relic’in çalışmalarından doğan muazzam iki seriden biri Dawn of War serisi. Warhammer 40.000 evreninde geçen seri, ilk oyunuyla bize savaş alanlarında çekişme yaşatırken, ikinci oyunuyla ufak çaplı operasyonlar tadını yaşatmıştı. Çok güzeldi bu oyunlar. Taktiksel düşünen, birliklerini koruyup kollayan, rakibin açığını yakalayan kazanırdı. Kazanmanın bir zevki vardı. Yeni oyunla beraber bunları unutun. Kim çok üretim yaparsa o kazanır mantığıyla, modernist bir bakış açısıyla ele almış evreni. Teker teker her bir konuya değinelim dilerseniz.

2_3630
Övülesi Yanı 

Ortam Warhammer 40.000’in basık karanlık evreni gibi olmadan evvel şöyle iyi yanlarını bir ele alalım oyunun. Grafikler güzel. İlk haberler gelmeye başladığında grafikler eleştiri odağı olmuştu, ama baktığınız zaman oyunun en güzel yanı grafikleri. Her bir ünitenin detayları çok şık, haritalar biraz yüksek dozda olsa bile size o ortamı hissettiriyor. Kapalı betada üç harita var, ve üçü birbirinden farklı havaya sahip ve bu ekrana yansıyor. Binalar, tanklar ve aklınıza ne gelirse güzel duruyor.

Söyleyebileceğim bütün iyi şeyler bu kadar. Ünite animasyonları absürt. Relic burada her ünitenin hareketinden direk tanınmasını sağlayacağız diye bir iddia ile üzerini örtmeye çalışmıştı konunun, yemedik. Hödük birlikler ve “overblown” efektler, firizbi baltalar, silah patlamaları falan derken hiçbir üniteyi zaten tanıyamıyorsunuz. Kısa yol tuşları da olmasa oyunu oynayamayacaksınız, o derece bir karmaşa söz konusu.

Elit ünitelerin animasyonları burada biraz daha şık, Şovalye Solaria’yı mesela oturur izlersin, her bir makine parçası, her bir hareketi çok gerçekçi. Wraithknightlar olsun, Orcların araçları olsun, güzeller. Çatışmalar çok yoğun olmadığı zaman her bir kareden bir poster, bir tablo yapılır. Ama sorun burada başlıyor. Resim ve poster aramıyoruz biz.

dow3-gab-edge_1464004606

Yeni Primarch Gabriel Angelos

Gelelim oyunun etrafında döndüğü ana noktaya: Elit karakter ve birlikler. Bu koca karakterler oyunun etrafında döndüğü konu, Assault Terminatorlar çatır çatır rakibinizi çekiçleriyle düzlerken, yanında gönderdiğiniz birlikleriniz ateşi çekmek ve ucundan kıyısından hasar vermek için varlar. Sayıları çokça olduğu zaman aslında çok kuvvetliler, ama bir elit birlik veya karakter, normal birliklerin dört beş tanesine bedel. Üstelik kendilerine özel bir kaynakla basılıyorlar.

Burada bence Relic bir Warcraft 3 etkisi yaratmak istemiş, o eski tadı geri getirmeye çalışırken çok farklı yerlere varmışlar. O vardıkları çok farklı yer çok gereksiz bir yer olmuş. Gabriel Angelos bu arada, Dawn of War serisinin en önemli karakterlerinden bir tanesiydi. Olayı normal bir Space Marine olmasına rağmen, dirayeti, azmi, zekası ve İmparatora olan inancıyla bizi zafere taşıyan bir komutan olmasıydı. O artık bir Primarch. İmparator kopmuş kollarını ve bacaklarını bir araya getirip, tahtından kalkıp ne zaman Terra sarayındaki laboratuvarına indi bilinmez, lakin Gabriel Angelos üzerinde çok sağlam bir çalışma yaptığı aşikar. Diğer birliklerimizden farklı olması için KOCAMAN bir Angelos var artık. Aynı şey diğer elit karakterler için de geçerli. Zarif Eldar ırkının bile elitleri büyük. Bu konuda Orclar hakkında şikayet etmeyeceğim, zaten en büyük ve en güçlünün yönettiği bir ırklar, o yüzden orada mantıklı. Galiba İmparator Space Marinelerin gen havuzuna Orc geni eklemiş.

Bu elit birlikler yanlarında iki özel güç, ve tatmin edici derecede dayak atma kabiliyetiyle geliyorlar. Oyunun erken fazlarında edindiğiniz düşük seviyeli heroların, özür diliyorum elitlerin, oyuna çok büyük bir etkisi olmasa da kendilerini fark ettirirken, oyun sonlarında edindiğiniz dev savaş makineleri çok büyük farklar yaratıyor. Üç ırkın da farklı mekanikleri ve farklı işleyen elitleri var. Çeşitlilik konusunda sıkıntı yok yani.. Ama hepsi ile aynı oyunu oynuyorsunuz. Ünitelerle gir, elitlerin güçlerini en etkin bir şekilde, doğru zamanda doğru yere at, savaşı kazan.

Dawn Of The Ancients 

Gelelim elleri nasıl oynadığınıza. Her haritada belli sayıda kaynak noktası var. Bunlar üç farklı kaynağı temin etmenizin tek yolu. Fakat farklı kaynak noktaların farklı yerlerde olması gibi bir durum söz konusu değil. Yani DoW 2’de şu nokta tedarik, bu nokta enerji iken, bunda hepsi aynı noktada birleşiyor. Farklı yerlerden farklı kaynak toplamak yerine az kaynak toplayabildiğiniz ve çok kaynak toplayabildiğiniz noktalar var. İki üretim noktası ile başlayıp dört ile bitiyor, bu üretim noktalarının ürettiği kaynağı ise zaman içerisinde artırabiliyoruz. Bunun yanında bazı haritalarda elit puanı veren kaynak noktaları var. Bunları aldığınız zaman daha çok elit puanı topluyor, güçlü elitleri daha erken haritaya sokabiliyorsunuz. Bu size büyük bir avantaj sağlıyor.

Kaynakları topladıktan sonra oynadığınız ırka göre altı veya sekiz binadan oluşan geniş bina yapma listemizden ihtiyacımız olan binaları inşa ediyor, bu binaların verdikleri birlikleri kaynak alanlarında üstünlük kurmaya çalışıyoruz. Kaynakları kontrol ettikten sonra, rakibin iki jeneratörünü yok edip, iki kulesinden birini alıp, en arkadaki Ancient’ını indiriyor, oyunu kazanıyoruz.

Elitler haricinde, normal birliklerimiz farklı farklı görevleri üstleniyorlar, biraz taş kağıt makas buldozer sistemi var ama, makas hem taşı, hem kağıdı alıyor, sonra buldozer gelip makası eziyor. Oyun size farklı varyasyonlarda ve farklı işlevleri olan birlikler sunuyor. Yakın dövüşçüler ellerinde kılıçlarıyla rakibin dibine giriyorlar, ağır makineli silah kullanan birlikler herkese ağır hasar veriyor lakin yakın dövüşte zayıflar. Silahlı birlikler ise uzun mesafeden güçlüler, gelişimlerini edindiğiniz zaman büyük hasarlar verebiliyorlar. En sonunda tanklar açılıyor, ve eğer tanklara hasar verebilen bir birliğinizi hayatta tutamadıysanız veya üretmediyseniz, üzerinizden geçiyor. (Ben pek tabii tank üreten tarafım.. Evet kesinlikle… Yok canım yenilmek ne demek… O TANKLARI NE ARA BASTI?!?!) Yukarıda bahsettiğim taş kağıt makas buldozer sorunu, pek tabii denge sorunu.. Her hangi bir firma olsa zaman içerisinde düzeltir diyeceğim, fakat Relic’ten bahsediyoruz. Henüz çıkarttıkları hiçbir oyunda denge sorununu çözemediler.

Aslında mekaniksel olarak bir sıkıntı yok, ama hiçbir çeşitlilik yok. Çünkü her el aynı üretim zinciri size oyunu kazandırıyor, eğer karşıdaki rakibiniz karakter yeteneklerini güzel kullanıyorsa ancak o zaman size hasar verebiliyor. Her hangi bir çevirme hareketi yapmanıza gerek yok, çünkü her yönden aynı hasarı veriyorsunuz. Siper alma sistemi yok. Onun yerine belli savunma noktaları var haritada, bu sizi bütün menzilli hasarlardan koruyor, fakat yakın dövüş birlikleri bu noktanın içerisine girip içerideki birliklerinizi hacamat ettikten sonra pek bir anlamı kalmıyor. Ayrıca bu savunma noktaları çok kilit noktalarda değiller, çoğu zaman kilit noktaların biraz uzağında kalıyorlar ve stratejik hiçbir değerleri olmuyor.  Yani çok birlik üreten, elitlerin özelliklerini iyi kullanan ve karşı taraf tank üretmeden tank üreten, yani kaynak üstünlüğü olan kazanıyor oyunu.

Anlattığım her şey size normal bir strateji oyununu anımsatıyorsa haksız değilsiniz. Dawn of War 3, normal bir strateji oyunu. Dawn of War serisinin, ve Company of Heroes serisinin devrim niteliğinde olan bütün özelliklerinden arındırıp, karşımıza normal bir strateji oyunu çıkartıyor Relic. Bu oyunlardan zaten var Relic. Starcraft 2 var en başta. Pek tabii Starcraft oyuncusunu kendine çekmek için yenilikler yap. Moba oyuncusunu kendine çekmek için yenilikler yap. Ama ne Starcraft oyuncusu, ne Moba oyuncusu aynı oyunu oynamak için gelir. Seni farklı yapan her şeyi bir anda çöpe atıp, iki türü harmanlayıp ortaya çıkarttığın bu yeni fikri sunarken satışlarının hiç olmadığı kadar düşeceğinin farkında değil misin ? Senin araştırma şirketin kim evladım.. Ah güzel firmam benim.

maxresdefault

Ez Cümle 

Dawn of War 3, bir Dawn of War oyunu değil. Bunu unutun bir kere. Dawn of War 2 serinin son oyunuydu, Dawn of War 3 serinin adını kullanan bir oyun. Gerçi hikayesi bağlı olacak ya neyse. Bu gözle baktıktan sonra oyunu belki eğlenceli bulabilirsiniz. Zevkinize hitap ediyor olabilir. “Abi bir Moba olsa, ama her birliği ben yönetsem” demişliğiniz varsa oyun tam size göre. Tabi 180 liranız varsa. Eğer oyunun fiyatı bir gün 70-80 liraya düşerse, o zaman almayı düşünün derim.

Okumaya Devam Et
yorum yapmak için tıkla!

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel5 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba1 hafta ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba1 hafta ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba3 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba4 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba