Connect with us

Bomba

Doctor Who Christmas Özel Bölümü İncelemesi-Haklı Çıkmanın Üzücü Olduğu Anlar

Yayınlandı

on

Henüz pek kısa bir zaman önce Moffat’ın Doctor Who’da Yaptığı Beş Yanlış isminde bir yazı kaleme almıştım. Beş yanlışın ilk maddesi olarak da Hollywoodlaşmak/Amerikanlaşmak demiştim. Moffat sağolsun beni haksız çıkartmıyor. Christmas özel bölümü baştan sona Hollywood klişeleri üzerine kurgulamış. Tamam vurmayın kendisi bu klişeleri eleştirir bir tavır takınıyor biliyorum fakat bölümün tüm gözeneklerinden buram buram Hollywood fışkırıyor.

İncelemenin bundan sonrası spoiler içerecektir. Uzay zaman düzleminde kırılmalar meydana getirmek istemiyorsanız uzak durunuz.

Anlaşılan Moffat diziyi Amerika’ya satmayı kafasına koymuş. Son zamanlarda çok tutan süper kahraman hikayeleriyle dalga geçermiş gibi görünüp Doctor’un da bu süper kahraman tiplerin içerisine eklemlenmesini sağlayarak tuhaf bir bölüm meydana getirmiş.

Yanlış anlaşılma olmasın bölüm genel olarak kötü bir bölüm değildi. Chirstmas özel bölümleri zaten çoğu zaman pek de güzel olmayan bölümlerden oluşur. Bu yüzden gayet düşük bir beklenti ile geçtim ekran karşısına. Eğlendiğim, güldüğüm bir çok yer oldu.

Doctor’un Grant ile tanıştığı sahne çok eğlenceliydi. Peter Capaldi gerçekten harika bir Doctor. Müthiş bir enerjisi var. Rolde bulunmaktan hoşnut olduğunu izlerken anlayabiliyoruz. Umarım kendisini Moffatsız sezonlarda da izleme fırsatımız olur. Minik Grant ise dünya tatlısıydı. Avrupa ve Amerika’daki çocuk oyuncu sektörüne ne kadar özendiğimi anlatamam.

Bölümün geri kalanı içine Doctor düşmüş bir süper kahraman hikayesiydi. Doctor’un Superman’in sadece bir gözlük takıp çıkararak saklanma hadisesiyle, Spider-Man’in radyoaktif örümcek ısırığından sonra ölmeyip mutasyon geçirmesiyle dalga geçtiği sahneler harikaydı fakat dizinin kamera kullanımlarından mekanına kadar her şeyin Hollywood kokması “Eyyy Amerikalılar bakın süper kahraman filmleri dizileri çok saçma gelin etmeyin Doctor Who izleyin” der gibiydi. Moffat keşke Amerikan pazarına ulaşmaya kasacağına dizinin o kendine has İngiliz yapısını korumaya çalışmalı.

doctorwho-2016christmasspecial-700x332

Bölümün kötüsü pek fena değildi. Gözlere sahip, ayrıca bir canlı organizma olan beyinleri gören herkesin aklına eminim ki Ninja Kaplumbağalar gelmiştir. Bölüm boyunca TMNT göndermesi gelecek diye bekledim fakat yapılmamış. Sadece siyahi abinin her seferinde silahını kafatasının içinden alması gerçekten çok gerekli miydi diye sormaktan kendimi alamadım. Tamam anladık kafalarınız açılabiliyor (open mind esprisi de ne yalan söyleyeyim sesli güldürdü) o silahı da cebine koy alması daha kolay olur.

Ayrıca bu beyinden ibaret uzaylılarımızın planı da tabii ki gayet zekiceydi. Doctor bile hak verdi “Bizim tarafın neden hiç bu kadar güzel planları olmuyor.” dedi. Dizinin ilk yarısındaki “New York başkent değil” geyiğinin bir yere bağlanacağını Moffat senaryolarını az buçuk bilen herkes tahmin etmiştir sanıyorum. Doctor’un düğme ve anahtarlarla yaşadığı heyecan dolu anlar çok güldürdü çok eğlendirdi. Linkini yukarıda verdiğim bir önceki yazımda bunu olumsuz bir özellik olarak lanse ediyormuş gibi dursam da Doctor’un Sherlock karakterini andıran tavırları zaman zaman hoşa gitmiyor değil.

Doctor’un Nardole’u da kurtarıp yanına aldığını görüyoruz bu bölümde. IMDB’ye göre kendisi yeni sezon boyunca bizlerle olacakmış. Tardis’te iki companionın bulunduğu zamanlar oluşan dinamiği seven biri olarak bu kararın sonuna kadar arkasındayım. Kendisi bu bölüm gayet güzel bir profil çizdi, sempati kazandı.

docwhoxmas

Dizinin aşk hikayesi kısmı ise inanılmayacak derecede kötüydü. Hani parodi olarak dahi güzel değildi. Grant’ın aşkının söz konusu edildiği sahnelerde sadece iki güzel şey vardı: birincisi Doctor’un “Çok şükür benden yeteneksizleri de varmış” deyip imana gelişi ikincisi Grant’ın geçmek bilmeyen ergenliği ve X ışınlı görüşü. Ne kendisinin 24 yıl boyunca Lucy’e aşık olup bunu bir türü söyleyememesi, hatta en yakın arkadaşıyla evlenmesine göz yumması, ne Lucy’nin bir anda ortada neredeyse hiç bir sebep yokken “Yaaa aslında Grant da tam evlenilecek erkek haa” kafasına girmesi gerçekçi değildi. Tekrar ediyorum Amerikan filmlerinin saçma aşk sahnelerinin parodisiyse bile bu sahneler başarısız birer parodi. Hele Lucy’nin Grant’ın maskesiz halini bir türlü göremediği kısım var ya. İşte o kısmı izlerken utandım.

Lucy bir çizgi roman klişesi olan gazeteci güzel kadın boşluğunu doldurmaktan başka pek de bir şey yapmadı. Sağolsun elindeki gıcık oyuncağı manasız manasız sıkıp seyir zevkimizi azalttı.

Son sahnelerde “Adı neydi Doctor?” sorusunun cevabı eminim birçoğumuzu korkutmuştur. Gerçekten Doctor orada iç çekip “Clara” dese bunu kaldırabilir miydim bilemiyorum. Bölümün en güzel yanının Clara’nın olmayışı olduğunu düşünürsek son anda tekrar kendisiyle olmasa da anısıyla karşılaşmak hiç hoş hisler yaratmayacaktı. Neyse ki gönüllerin efendisi River Song’un isminin anılışı ile kendimize geldik, bir miktar da hüzünlendik.

Steven Moffat giderayak hikayeye kendi kattığı şeyleri yakıp yıkacak, oyuncaklarını parçalayıp öyle gidecek gibi geliyor bana. River Song’un ölümünü de bu bağlamda yorumluyorum. Umarım Capaldi’yi giderken bize bırakır. Umarım çabucak gider…

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel5 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba1 hafta ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba1 hafta ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba3 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba4 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba