Connect with us

Bomba

DR. STRANGE FİLM İNCELEMESİ VE ÇİZGİ ROMAN REFERANSLARI -SPOILER-

Yayınlandı

on

Marvel’ın ilmek ilmek işlediği evrenini Dr. Strange ile genişletmeye devam ediyor. Öncelikle bu filmden ne beklediğiniz ve sonunda neyi bulduğunuz çok mühim. Çünkü her süper kahraman filminden bir Dark Knight daha çıkabilecek umuduyla gideceksiniz, hayal kırıklığı bol olur. Ancak her süper kahraman filmine yeni bir heyecan, hayallerinizin dünyasını izleme şansı olarak görüyorsanız görsel bir şölen izlemiş olacaksınız. Dr. Strange karşımıza Marvel evreninden kendince en bağımsız ancak o evrenin tam merkezinde bir dünya inşa etmiş halde geliyor. Zaten filmi izlerken tek bir ana tema var ; Avengers gibi güçler fiziksel dünyayı korurken, biz ruhani dünyayı koruruz. Filmin tek cümlelik özeti budur.

Iron Man ile 2008’de başlayan müthiş maraton neyse, sanki yeni bir maratonun başlangıcı gibiydi Doctor Strange. 2018’de gelecek Infinity War ile birçok karaktere veda edeceğimiz bilinmeyen bir olay değil. Bu yüzden Doctor Strange’i, yeni ve taze Marvel evreninin ilk filmi olarak koymakta sakınca görmüyorum. Spoiler incelememe fotoğraftan sonra hemen başlıyorum. Filmi henüz izlemeyenler için oldukça kapsamlı bir şekilde ele alacağım. Bu yüzden Dr. Strange’i izledikten sonra bu yazıyı okumanızı tavsiye ediyorum. Benim incelemelerimi bilenler filmleri, olumlu/olumsuz yanları olarak ele aldığımı bilir. Yine bu şekilde bir inceleme ile karşınızdayım ve başlıyorum !

doctor-strange-pics

Olumlu yanları ;

Benedict Cumberbatch / Dr. Stephen Strange 

Marvel’ın muhteşem bir şekilde yaptığı konulardan biri şüphesiz cast seçimleridir. Bu filmin yine en büyük başarısı oyuncular ve bu oyuncuların başında gelen Benedict Cumberbatch. Filmle birlikte dünyaca ünlü cerrahlığını konuşturan Strange, herkesi kendisine hayran bırakan doktorluğunu bizim de görmemizi sağlıyor. Ancak burada minik bir eleştiri olarak, o ukala ve şişkin egolu doktoru izlerken karşımda beliren Sherlock oyunculuğu idi. BBC Sherlock’u canlandıran Kambırbeyb, doktor rolünde de aynı oyunculuğu sergilediğini hisseder gibi oldum. Tabi iki karakterin de birbirine benzeyen ukalalıkları ve detaylara takıntıları bunu görmemi sağlamış olabilir. Zaten kazayı geçirdikten sonra ki çaresizliği ve adım adım ruhani dünyanın korucuyuculuğuna yürüdüğü Nepal’in kutsal mekanı Kamar-Taj’a uzanan yol içinde tüm o mimiklerin değişip tam bir süper kahramana dönüşmesi uzun sürmedi. Zaten Dr. Strange’i kim oynamalı diye bir anket yapılsa 10 kişiden 10’u da Benedict’i önereceğini varsayarsak bir kez daha karakter, oyuncu eşleşmesi yüzde yüz uydu diyebiliriz. İleride gelecek filmlerden muhakkak bir tanesi Dr. Strange 2 olacağını öngörebiliriz. Çünkü Mordo, doğanın dengesini sürekli bozdukları düşüncesiyle çok fazla büyücü olduğunu ve bunları teker teker yok etme yoluna girdiğini düşünürsek 2. bir film mutlaka gelecektir.

Dormammu 

Dr. Strange denince aklımıza ilk gelen villain elbette Dormammu. İkinci filme saklayacakları düşüncesi hakimdi ancak ilk filme direk koyarak iyi bir tercih yaptıklarını düşünüyorum. Çünkü Marvel evreni, artık birbirinden ayrılamayacak şekilde bağlı. Iron Man, Spider-man’de görünecek. Öncesinde Black Widow, Iron Man’de görülmüştü. Böyle böyle bir çok karakter başkasının filminde yer alarak aynı evreni daha da güçlendirme yoluna giriyorlar. Bu yüzden Dr. Strange, Avengers’ın temas bile edemeyeceği düşmanları yenmekte inanılmaz güçlü bir müttefik olacak.

Dormammu’yu göstermelerinin bir diğer önemi, kökeni anlatılacak olan bir süper kahramanın izleyenin gözünde çok güçlü durması gerektiğiydi. Mads Mikkelsen’in canlandırdığı Kaecilius karakteri ilk film için bana göre biraz ZAYIF kalıyordu. Zayıf mıydı ? Tabiki hayır. Sadece tek başına bu filmi kaldıracağı ağırlıkta bir karakter değildi ki Strange, her şeyi daha yeni keşfettiği bir dönem de dahi hem takipçilerini hem onu yenmeyi başardı. Dormammu ise tehlikenin ne kadar büyük olabileceğini bize gösterdi. Dr. Strange ile girdiği sonsuz döngü de çıldırmak üzere olmasaydı dünyayı karanlık boyutuna çoktan almıştı. Ancient One’ın yıllardır koruduğu ve en çok aç olduğu evren olan dünyamızı almaktan vazgeçecek değil elbet. Ancak Marvel evreninin en tehlikelisi gözüken Thanos’tan bile daha tehlikeli varlıkları görmemiz açısından harika bir seçim oldu Dormammu.

Ancient One 

Tilda Swinton’ın oyunculuğuna aşık olan biri olarak, bir karakteri aldığı yer ile bitirdiği yere inanılmaz saygı duydum. Onu izlerken sanki filmin adı Dr. Strange değil Ancient One olduğunu düşünmeden edemedim. Ancient One’ı anlatan film de yer alan geleceğin kahramanı Stephen Strange tanıtıldı desem buna itirazı olacak olan yoktur bence. Varsa elbet yorumlara yazabilirsiniz. Yine de ben Ancient One’ın burada harikalar yarattığını ve filmin en önemli parçası olduğunu düşünüyorum. Bu hem Kadim Kişi’ye hayat veren Tilda Swinton’ın hem de evreni yüzyıllardır koruyan büyücünün sorumluluğunu bizlere çok güzel aktardığı için. Kaecilius ile filmin başında yaptığı dövüş MCU içerisinde izlediklerim arasında favorilerden biri oldu. Ölümü ise bir o kadar iç burktu. Öldüğü ana gidip o anı yüzlere, binlere bölerek yavaşlatmaya çalışması ne kadar kadim biri olsa bile, ölümlü olduğunu hatırlatması her birimizin içinde yer alan ölüm korkusunu çok güzel tarif ederek bizlere veda etti.

Görsel efektler 

Bu seçeneği buraya koymama gerek yok aslında. Sonuçta artık milyon dolarların 20 tl gibi görüldüğü film piyasasında bu denli güzel efektleri görmek hakkımız oluyor. Burada görsel efektten çok bahsetmek istediğim, Ancient One’ın Strange’e hiç görmediği dünyaları göstermek için yaptırdığı yolculukta gittiği bir mekanın Ant-Man filminde gördüğümüz hiçlik boyutuyla aynı olduğunu farkettim. Orada Scott, düşmanını yenmek için aşırı şekilde küçülmüş ve hiçbir şeyin olmadığı bir yerde sıkışmıştı. Aynı Hank Pym’in eşi Janet gibi.

Dövüş koreografileri ise fragmanlardan gördüğümüzden farklı bir şey görmediğim için çok şaşırtıcı olmadı ama sinema ekranında görünce etkilenmemek elde olmuyor. Inception dünyasının çok daha karmaşığı ve kontrol edilebileni diyerek özetleyebiliriz sanırım. Fragmanların dışında bir sürpriz ile karşılaşmayı bekledim ancak olmadı. O konu da bende kırgınım özetle.

Olumsuz yanlar ;

Christine Palmer / Rachel McAdams ;

Marvel evreninde süper kahramanların sevdiği insanlar bazen süper kahramanlardan bile daha önemli olabiliyor. Bunun bir sürü kanıtını gördük ve okuduk. Spider-man için Mary Jane’in önemini, Iron Man için Pepper Pots’un önemini burada göremiyoruz. Belki aşk işlerini çok karıştırmak istemediler ancak Christine karakteri çok yetersiz buldum. Oysa Rachel McAdams çok yetenekli bir oyuncudur. Yani o konuda sorunumuz yok. Sadece Christine’i filmden çıkarınca neler değişiyor diye bakınca çok fazla olmuyor. Stephen’ı ölümden kurtardı diyebilirsiniz ama onu herhangi bir doktor ile de yapabilirdi zaten. Kısacası Stephen’ın hayatında çok daha fazla önem arz etmesini bekledim ancak bunu göremediğim için biraz hayal kırıklığına uğradım. En sonunda kondurduğu sevimli öpücük bile olumlu kısma yazmamı sağlamadı maalesef. Büyü dünyasında kadın napsın yahu diye de düşünmemek lazım. Marvel bir çok film ve çizgi roman kurgusunda süper kahramanın sevdiceğini doğru noktalara yerleştirdiği oldu. Burada sınıfta kaldı diyebilirim.

Film Müzikleri ; 

Marvel’ın hala bir WONDER WOMAN/ Is She With You ? soundtrack’e sahip değil. Sorunu böyle özetlersem daha iyi olacak gibi. Çünkü film de bir çok müzik grubu ve şarkı ismi geçti ama Marvel’ın 2008 senesinden beri bir türlü düzeltmediği ve düzeltmekte istemediğini artık düşünmeye başladığım en büyük sorunlarından biri olan film müzikleri. Her MCU filmi incelemesinde olumsuz kısıma bunu koymaktan yoruldum ancak gaza getiren, filmle birlikte akan müzikler yapmayı beceremiyorlar. İnsan ister istemez vurucu anlar geldiğinde müziklerle kendinden geçmek istiyor. Hep söylerim, süper kahramanı kimin oynadığı nasıl önemliyse müzikleri de o kadar önemlidir. Umarım bu konuya ağırlık vermeye başlarlar. Böyle yaparak filmlerinde buruk bir tat bırakıyorlar.

Kaçak yazar notu: Ben yazarlardan Barış, buraya ne kadar müzik açısından yetersiz bir film olsa da ki zaten credits kısmında da müzik listesinin kısacık olduğunu görmüşsünüzdür, bir müzik var ki bence MCU tarihindeki en iyi müzik. Aşağıya iliştirip tekrar sözü Anıl’a bırakıyorum.

Kaecilius / Mads Mikkelsen 

Mads Mikkelsen’ı olumsuz yere koymak pek haddim değil. Zaten oyunculuğu yine ona özel ve güzeldi. Benim sorunum canlandırdığı öğretmenine inancı kalmayan ve ölümsüzlüğü arayan Ancient One’ın eski öğrencisi Kaecilius karakteri. Çizgi romanlarda Baron Mordo’nun öğrencisi olan ve Mordo’nun tüm yetenekleriyle kuşanan bu karakter, Marvel Sinematik Evreninde Ancient One’ın öğrencisi olarak karşımıza çıkıyor. Dormammu ile ilişkileri bakımından çizgi roman ile bir diyebiliriz. Film’de ise gereksiz bir mizah anlayışı ve Dr. Strange gibi büyü işlerine yeni girmiş birine çok çabuk kaybetmesi beni üzdü. Bu yüzden Dormammu’yu işlemeleri filmi güçlendirdi demiştim. Tek başına bir Kaecilius’u ciddiye alamazdım ve alamadım da. Maalesef Iron Man 2’den sonra ki en yetersiz villain olarak kaldı.

Çizgi roman referansları ;

The Living Tribunal

5175844-5175558-adamlt2

Marvel evreninin en güçlü kozmik güçlerinden biri olan The Living Tribunal’dır. Mordo, bazı silahların, insanların tek başına kullanabileceğinden çok daha güçlü olduğundan bahsederken The Staff of the Living Tribunal’ı söyledi. Bu kozmik varlık, multi-evren ciddi bir tehlikeye maruz kaldığında müdahale eden bir karakter. Yakın zamanda Thanos ile çok büyük mücadeleye başlayacak olan Avengers’ın yanında, kozmik varlıkların müdahale etme şansını oldukça fazla görüyorum.

Astral ameliyat 

Hemşire Palmer’a yaralı bir halde gelen Strange’in, astral boyuta geçerek ameliyata yardım ettiği sahne aslında çizgi romandan birebir kullanılmış bir an oldu.

the-oath-final-720x1122

Çizgi romanda gördüğünüz sahne, film içerisinde aynen kullanarak güzel bir referans olmuş oldu. Tek fark orada ameliyatı yapan Night Nurse iken burada Palmer yapmıştır.

Cagliostro kitabı ;

Çizgi romanlarda zamanı kontrol edebilmek ve Ancient One’ı yenebilmek için çalan kişi Baron Mordo’dur. Filmde ise bu olay Kaecilius’a aktarılmış.

Master Hamir ;

Çizgi romanlardan aktarıldığına göre Ancient One’ın kişisel yardımcısı olan tek elli büyücü Hamir the Hermit olarak geçiyormuş. Ayrıca bir süre sonra Wong, onun öz babası olduğunu öğrenmiş. Bu hikaye ise Strange Tales 133. sayısında geçiyor. Bende yabancı sitelerin yabancısıyım valla ama bu şekilde aktarılmış.

Infinity Stone ;

Aslında filmin en önemli noktası bunu öğrenmemiz oldu. Strange’in tüm film boyunca kullandığı Eye of Agamotto’nun zaman taşı (Time Stone) olduğunu Wong’ten öğrenmiş olduk. Geriye açıklanmayan sadece ruh taşı kaldı o da eli kulağındadır. Bu şekilde Thanos’un taşları toplaması için her şey yerli yerine oturuyor. Thanos’u son görüşümüzde işleri kendi halletmeye başlıyordu. Bakalım zaman taşını Strange’ten nasıl koparacak.

Dormammu’yu oynayan kişi Benedict Cumberbatch 

Şaşılacak bir şey ancak durum cidden böyle. Yönetmen Derrickson prodüksiyon aşamasında bir gün Benedict’in yanına geldiğini ve “Bu işi benim yapmam hakkında ne düşünürdünüz ?” diye geldiğini ve bu fikri çok ilginç bulduğunu söylemiş. CGI olarak yaratılacak Dormammu için Benedict’in sadece yüzünü ve mimiklerini kullandıklarını ve Dormammu gibi evren fatihi bir karakteri en iyi anlayabilecek kişinin yine Benedict olduğunu aktarmış. Dormammu’nun sesini ise bir başka İngiliz aktör seslendirmiş. Çok ilginç değil mi ? Büyük adamsın Kambırbeyb !

Avengers Kulesi ;

ed859700-81cb-0134-18d4-060e3e89e053

Benim film sırasında iki kere gördüğüm Avengers kulesi, güzel hissettirdi. Düşünsenize, dünya ve evren tehlike altında ve hiçbir Avengers’ın haberi dahi yok. İşte bu yüzden Doctor Strange’in önemi çok daha fazla oldu.

Thor ek sahnesi ;

Thor, kardeşi Loki ile New York’ta Odin’i aramaya çıktıklarını öğreniyoruz. Thor : Ragnarok’tan gelen set fotoğrafları da bunu gösteriyordu zaten. Loki ile Thor New York sokaklarında evsiz gibi giyinen babalarını arıyorlardı. Bu hale nasıl geldiler bilmiyoruz tabi ama Thor’u uzun zaman sonra görmek güzel oldu.

Brother Voodoo ;

New York Semptumunun koruyucusu Daniel Drumm’dı hatırlıyorsanız ? Heh işte o Drumm, Kaecilius tarafından öldürülmüştü. Çizgi romanlarda Drumm’ın ruhu ile kardeşi Jericho’nun bedeni birleşerek Brother Voodoo adlı süper kahramanı oluşturuyorlar. Şu sıralar Doctor Voodoo adını kullanıyorlar ve Sorcerer Supreme’liği Strange’ten devraldılar. İleri filmler için bunu kullanabileceklerini düşünüyorum.

Stan Lee cameosu söylememe gerek yok sanırım ve Strange’in kaza sırasında Billy’den 35 yaşlarında bir albayın omurilik felci geçirdiğini söylemesiyle War Machine’e gönderme yapıldığı da söyleniyor. Rhodes 35’ten daha büyük gözüktüğü için onun olup olmadığını bilmiyoruz elbet.

Benim gördüklerim, okuduklarım ve sizlere aktarabileceklerim bu kadar Kara Büyücüler. Doctor Strange, Marvel evreni içerisinde çok büyük etkileri olacak olan ancak bunun etkilerini henüz göremediğimiz bir yapıt. Netflix dizileri gibi süper kahramanın yaratılış sürecini izledik ve son derece memnun bir şekilde salondan ayrıldım. Tabi bu Marvel’ın birazcık daha risk alması gerektiğini düşünmediğim anlamına gelmiyor. Görüşlerinizi mutlaka yorumlara belirtin, birlikte tartışalım !

Okumaya Devam Et
3 Comments

3 Yorumlar

  1. Emir

    5 Kasım 2016 at 10:53

    Filmi beğendim. Suicide Squadtan daha derli toplu bir filmdi fakat tahmini çok kolay bir filmdi. Senaryo biraz daha derin olabilirmiş. Artık iyiden iyiye Infinity Wara yaklaşıyoruz. Kaldı bir sonsuzluk taşı. Yalnız benim artık tek beklentim Marveldan şu Infinity War filmini Epik-Destansı yapsın lütfen. Diğer filmler neyse de o film her yönden muazzam olmalı. Adamları zengin ettik, buna hakkımız var…

  2. BaelTheBard

    5 Kasım 2016 at 13:34

    agent of shiel in son bölümüne bi inceleme güzel olur

  3. qwe

    7 Kasım 2016 at 03:28

    beyler filmin sonunda dormammuyu sonsuz döngüye sokup pazarlık yapmaya geldim diyip duruyor sonra istiladan kurtarıyor dünyayı. ha bide creditsten sonra thorla karşılıklı oturup doktor çay içermisin diye soruyor thorda ben çay içmem diyip birayı gösteriyor içiyor bira bidaha doluyor falan goy goy oluyo orda

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Justice League İncelemesi ve Tüm Çizgi Roman Referansları!

Yayınlandı

on

-SPOILER OLMAYAN KISIM-

Kutluhan’ın Görüşleri

Villian, solo hikayeler, diyaloglar, espriler, efektler, yan karakterler filmi bir bütün olarak karşımıza çıkardı. Avengers’tan üstün olması hem yıl olarak hem de karakterler açısından beklenen bir şeydi. Şöyle açıklayayım, sinemanın süper kahraman evreninde kimse Kaptan Amerika, Iron Man, Hulk, Thor diye çıldırmıyor. Hulk, her zaman solo hikayesiyle etkileyecidir ama Avengers’ta büyük düşmana karşı kullanılan bir silahtan başka bir şey değil. Thor, Tanrı olmasına rağmen dünyada karınca sayılabilecek güçlerle savaştı. Civil War senaryosu da iyi işlenmesine rağmen Iron Man vs Captain America durumu, görkem barındırmadı. İşte tam burada Justice League karakter avantajını kullanacaktı ve başardı. Superman vs Batman’de yapılan hatalar görülmüş ve karakterlerin derinine inilmiş. Cyborg, fragmanda sıradan bir Mortal Combat, Terminator tarzı bir karaktermiş gibi görünüyorken, derinliğiyle filmin en iyi karakteri olmaya aday olması, yaşadığım sağlam twistlerdendi. Siyahi karakterlerin hep komedi öğesi olarak kullanıldığını görüyoruz. Ama bu filmde bu tabu yıkılıyor ve Barry Allen devreye giriyor. Hiçbir karakter rolünden sapmıyor ve tutarlı bir kurgu ortaya çıkıyor. Ayakta alkışlanacak konu bu. Fazla karakterin işlenmesi bir dezavantajken, bu durumu lehine çeviren Zack Snyder, muazzam sahnelerle bizi ekrana kitlemeyi başardı.

Yan karakterler filmde büyük önem taşıyordu. Henry Allen (Flash’ın Babası), Silas Stone (Cyborg’un Babası), Lois Lane derin sahnelerin mimarlarıydı. Aksiyon filminin temposunu düşüren, göz dolduran sahneler, Justice League’in artı yanıydı. Ancak ekstra bir soundtrack yoktu. Hala “Is She With You” parçasından ekmek yeniliyor. Hans Zimmer ile tekrar işbirliği yapılmalı.

Zack Snyder da hala ayrıntılı ya da sade kareler mevcut değil. Hızlı geçişler, ağır CGI vardı. Michael Bay’i gömdüğümüz bir ayrıntı vardı. GAL GADOT’UN KALÇASI! Transformers serilerinde kadın başrolün kalçasından sahne bağlayan Michael Bay’i eleştirmiştik. Aynısını Zack abimiz de Wonder Woman’a yaptı. Ve sahneyi izlemek yerine gözlerin tek bir noktaya kaymasına neden oldu. Hatta şöyle kaba bir görüş belirteyim. Erkek izleyiciler için Gal Gadot, kadın izleyiciler için Henry Cavill, çocuk izleyiciler için de Ezra Miller kullanılmış. Kısacası her kesime hitap bu şekilde gerçekleştirilmiş.

Anıl’ın Görüşleri

DCEU’nun göz bebeği sonunda karşımıza çıktı. Beklediğimize değdiğine inanarak sözlerime başlamak istiyorum. Fragmanları uzun süredir göremediğimiz bir şekilde akıllıca kullandılar ve bunun ödülünü çoğunluğun filmi beğenmesiyle alacaklarını düşünüyorum. Evet, bir fragman bile ne kadar önemli bunu anlamış olduk. Hiçbir fragman bize Superman’i göstermediği gibi hiçbir fragman bizlere filmin sonu hakkında bilgi vermedi. Sırf filme heyecanlandırmak adına fragmanlardan bizlerin hevesini kırmadı. Bu bile artı puanla gitmemi sağladı filme.

Peki soruyorsunuz, “FİLM NASILDI?” diye. Haklısınız. Justice League, süper kahramanlar evreninde hem ekibi en iyi toparlayan hem çizgi romandan beslenme konusunda beyaz ekrana aktarılan en iyi film. Bir diğer sorunuz olarak akıllarda beliren AVENGERS DAHİL Mİ? sorusuna evet, o da dahil. Kısaca özetleyecek olursam DCEU, artık MCU’yu yakaladı. Her yazımda bahsettiğim o geriden gelme eksikliği, hızlı ama temelsiz filmler geride kaldı ve Justice League resmen yumruğunu masaya vurdu! MCU’nun artık yavaştan alma, tek filmlik kötülere sığınma hakkı kalmadı. Justice League’in MAYIS AYINA KADAR heyecanla konuşulacağını ve filmin etkisinden çıkılmayacağını düşünüyorum. Neden Mayıs derseniz elbette ki Marvel’ın 10 yıllık planının, ilmek ilmek işlediği evreninin son ve en büyük halkası Infinity War gelecek. Tekrarlıyorum; Mayıs ayına kadar Justice League, çizgi romanlardan beslenen ve ekibi bir araya oldukça mantıklı sebeplerle bir araya getiren en iyi filmdir.

Özetle;

Justice League > Avengers > Avengers Age of Ultron.

Spoilersız buraya kadar aktarabildim. Görselden sonrası alabildiğine SPOILER alabildiğine REFERANSLAR içerecektir.

-SPOILER OLMAYAN KISIM BİTTİ-

Haydi başlayalım!

SPOILER İNCELEMESİ:

Filmi M.Ö (Moladan Önce) ve M.S (Moladan Sonra) diye ayırmak istiyorum. İlk bölümü olduğu gibi fragmanlarda izledik diyebiliriz. Gayet güzel bir taktik olduğunu anlıyorum bunun çünkü ilk bölümde fragmanları art arda koyulmuş halde izlediğimi düşünürken, filmin ikinci kısmında ise her sahneyi yeni izliyoruz ve heyecan kat sayımız inanılmaz artıyor. İlk kısmı nötr bir halde izlerken, ikinci kısmı Barry Allen’ın her gördüğü şeye verdiği AWESOME tepkisini vererek izlediğimi farkettim. Zaten bu filmi kurtaran iki etmen vardı;

1- Superman

2- The Flash

Filme 10 üzerinden 8.2 veriyorsam ki vereceğim, o 1.2 puanı Flash, 2 puanı Superman verdirtiyor.

Gelin karakterleri teker teker inceleyelim.

Batman:

Ben Affleck’in Batman’i bırakacağı haberleri her gün karşınıza çıkıyordur. Artık clickbait halini aldı ve gerçek bile olsa kimse inanmayacak duruma düştü. Ancak filmde görüyoruz ki Ben Affleck, hala en iyi Batman. Bunu daha filmin ilk sahnesinde neredeyse çığlık attıracak kadar güzel çekilmiş bir Gotham sahnesinde anlıyoruz. Suçluyu Batmanvari hareketlerle yakaladıktan sonra Parademons ile yaptığı dövüşün çekimleri çok güzeldi. Resmen kendimi Batman çizgi romanı okuyormuş gibi hissettim. Her attığı adım, Gotham’ın her bir karesi çizgi romandan fırlamış gibiydi. Sonrasında ekibin ve dünyanın Superman’e ihtiyacı olduğu metninin altında, Superman’in ölümü için kendini suçlu hissetmesi yatıyordu. Bunun karşılığını vermek adına Mother Box ile Superman’i ölümden döndürdü ve bu, o an için mantıklı bir karardı. Tek şikayetim Justice League yeni bir ekip olsa bile, güçlerini yeteri kadar yansıtamamış olmalarıydı. Yani Superman olmasa Steppenwolf dünyayı ele geçiriyordu. Bu, içinde Wonder Woman, Aquaman, Flash ve Batman’in yer aldığı bir gruba bence hakaret oldu. Evet Steppenwolf hayvan gibi güçlü ama gördüğünüz üzere bir Doomsday değil Darkseid hiç değil. Film öncesi aklımda Steppenwolf’un bir an önce harcanıp Superman ile uğraşmaları vardı. Böyle olsaydı sanki daha güzel bir film bitirişi olurdu ancak bu halini sevmediğim anlamına gelmiyor.

Wonder Woman:

Hani böyle deliler gibi aşık olursunuz ve sevdiğiniz insana bakarken gözleriniz falan dolar ya? Wonder Woman’ı izlerken aynen böyle oluyorum. Ağlamaklı olmuyorum tabii ama Gal Gadot’dan gözlerimi bir saniye ayıramıyorum. Bakışlar, gülümseme, dudak yapısı, vücut yapısı, role girişi BEN AMAZONUM LAN diye bağırıyor yahu. Bir insan bir role bu kadar mı yakışır?! Her sahnesini hakettiği şekilde harika tamamladı.

Wonder Woman’a doyamadığımı daha iyi anladım. İkinci ve üçüncü filmlerini hemen çekseler de sonsuza kadar wondergazm olsak. Bakın o derece güzeldi. Burada da tek şikayetim Cyborg’a BEN DE SENİN GEÇTİĞİN YOLLARDAN GEÇTİM HA klişesini yaşamasıydı. Bu klişe her süper kahraman dizisinin 1 numaralı cümlesiyken filmlere taşınması tüylerimi diken diken etti ama o kadar güzel bir insan bunu söylüyor ki.. İçimden her dediğine ÇOK WONDER ANNECİĞİM diyip diyip filmi tamamladım.

Superman’in hayata döndürülmesi konusunda endişeleri ise çok doğruydu. Zaten ağır silah Lois Lane gelmeseydi Steppenwolf’dan önce Superman hepsini yok edecekti. Kal-El yapma bunu dediğinde Superman’i tokatlayasımız geldiyse bile Diana, rolünün hakkını sonuna kadar verdi. Kahramanlar Çağının bir daha gelmeyeceğini düşünüyordum cümlesinin için boştu ve bunu doğru bir şekilde doldurmalarına sevindim Amazonlar, Atlantisliler ve İnsanlar bir araya gelip geçmişte Steppenwolf’u yenilgiye uğratmışlar. Filmin güzel noktalarından sadece bir tanesiydi.

The Flash:

Barry Allen’ı anlatmaya nereden başlayacağımı bilmiyorum. DC sinema evreninin Spider-Man kontenjanını dolduruyor desek sanırım yalan olmayacaktır. Babası Henry Allen’ın annesi Nora Allen’ı öldürdüğü yalanı ile yıllardır hapishane’de yatışını hem çizgi romanlardan hem de The Flash dizisinden yeterince aşinayız. Bu yüzden çok fazla detaya girmeyeceğim. Sadece Barry’nin Barry Allen’dan çok Wally West havasında bir karakter olduğunu tartışabiliriz.  Barry ile orijinal kızıl Wally’nin birleşimi sonucu sinematik evrende bir Barry Allen’a sahibiz. Memnun muyum? Kesinlikle!

Şimdiden Justice League filminin en büyük kazancı solo The Flash filmi oldu. Eminim hepiniz Barry Allen’ı kendi filminde Reverse Flash ile dövüştüğü anları düşünüp yerinizde duramıyorsunuzdur. Zaten CCPD’de işe girdiğini babasına gösterdiğini düşünürsek solo film için her şey yerli yerinde. Dizideki gibi günlük meta humanlar, sıradan cinayetler değil ilk konu Reverse Flash olacaktır ki, solo Flash filminin adı Flashpoint olarak geçtiğimiz günlerde açıklanmıştı. Flashpoint, DCEU evreni için erken olduğunu düşünüyordum ancak babası Henry Allen’ın KENDİ GELECEĞİNİ YARAT tarzı cümlelerin içi Flashpoint ile doldurulacağını varsayıyorum. Flashpoint sayesinde Thomas Wayne göreceğimizi düşünürsek bugüne kadar işlenmiş en iyi filmi izleyebiliriz! Ama o zamana dek Rick and Morty seven, kaygılı, sevecek Barry Allen imajıyla idare edeceğiz. Justice League’den en çok aklında hangi sahneler kaldı diye sorsanız hepsinde Flash var. Karakteri ne kadar sevdiğimi ve ne kadar doğru anlattıklarını buradan anlayabiliriz. Mesela sivilleri kamyonla kaçırırken yandan Clark’ın evi taşıdığı sahne ve end credits sahnesi gibi. Tek kelimeyle kusursuzdu.

Aquaman:

Film içerisinde Jason Momoa’nın karizmatik bir Aquaman yaratması dışında beni çok cezbetmedi. Zaten sevilmesi zor bir karakter ve Momoa’nın tüm çabalarına rağmen ancak bu kadar olmuş. Solo filmi bence hiç gelmesin direk The Flash’ı yapın. The Hulk gibi sadece Justice League filmlerinde görelim balık adamımızı. Ama o solo film gelecek maalesef.

Aklımda kalan tek sahnesi, Wonder Woman’ın kementiyle bağlandığı ve doğruları art arda sıraladığı yerdi. Sağlam ve tam bir Joss Whedon sekansıydı. Zaten tek beğendiğim yer o sahne ve Momoa’nın karizmasıydı.

Cyborg:

Maalesef tek beğenemediğim ve sahnelerinin bir an önce geçmesini dilediğim iki karakterden biriydi. Diğeri elbette Lois Lane idi ama onu konuşmaya gerek duymuyorum ehe.

Cyborg’un yaşadığı iç travma ne kadar mantıklı olsa da, biz bunu hissedemedik. Çünkü ne yaşadığı kazayı izlettiler ne Cyborg oluncaya dek yaşadığı acıları. Justice League filminde buna vakit ayıramamaları çok normal ama 10 saniyelik bir flashback bile karakterle bağ kurmamızı sağlardı. Bu şekilde dışarıdan babasına atarlanan ergen bir kolej öğrencisinden başka bir şey değildi. Mother Box kutularını ayırarak Superman ile birlikte günü kurtarmış gibi göründü ama Superman olmasa tüm Justice League’in öleceği gerçeği yine değişmedi. Cyborg, maalesef bu filmin en zayıf karakteriydi.

Superman:

Gelelim filmin en güçlü kısmına. Adı gibi SUPER! Varlığı gibi UMUT DOLU!

Superman, Man of Steel’den beri karakter işlevi en çok irdelenen Justice League üyesi oldu. O yüzden onunla empati kurabilmemiz Batman üzerinden gerçekleşti.

Ailesi oldu, Büyüdü, Aşık oldu, Yaşadı ve Öldü.. 

Buna benzer bir cümle kurmuştu Batman, Superman için. Çok doğruydu. Kriptonlu bile olsa o da bir insandı ve Dünya’nın kurtulması için canını vermişti. Dünya tekrar tehlikeye girdiğinde ise onu bir kez daha kurtardı. Bu adam daha ne yapsın?!

Ancaaaaak, dünyayı kurtarmadan önce Justice League üyelerini teker teker, dinlene dinlene dövdüğü sahnede kendimden geçtim. Death of Superman hikayesindeki siyah kostümü bekledim ancak Clark kıllı göğüsleriyle dövüşmeyi seçti. Üstünde HOPE yokken bu dövüşü yapması bence çok daha anlamlıydı. Siyah kostümlü, saç sakal karışmış bir Superman’i görmeyi çok istesem de, bu sahne daha iyi çekilemezdi. Üstadım bir kolunda Wonder Woman diğer kolunda Aquaman, göğsünde Cyborg’u durdurmuşken Barry Allen’a attığın bakış neydi? Yani sıradan bir Parademons olsam o bakışı gördükten sonra o evreni terk ederdim. Yani inanın Marvel ve DC filmleri içerisinde en ama en sevdiğim dövüş sekansıydı! Hele hele o TELL ME.. DO U BLEED?! hatırlatması neydi öyle Superman Bey? Batman’in çene kemiklerini teker teker kırarken yaptığı bu hatırlatma bile bana yetti. Müthiş bir nokta atışıydı yahu müthiş! Övmek istiyorum, lügatım yetmiyor. Ne kadar sevdiğimi siz anlayın!

Filmi tıpkı evleri, gemileri taşıdığı gibi tek başına sırtladı ve bize harika ötesi bir Superman izletti. Bunun için Henry Cavill’a bir teşekkür borçluyuz.

Steppenwolf:

Görünüş itibariyle en iyi villain olabilir fikrine sahiptim ancak CGI çok göze batıyordu. Zaten tek filmlik Marvel kötülerine benzer bir sonu olacağını tahmin etmek zor değildi. Ancak verdiği etki ve yıkım büyük oldu. Sağlam yeni kurulmuş bir Justice League’in karşısına çıkabilecek en iyi villainlardan biri olmuş.

En önemli etkisi ise Darkseid adını zikretmesi oldu. Zaten Darkseid adım adım gelişini hissettiriyordu. Önce Batman’in rüyalarında gördüğü Omega işareti, gelecekten gelen Barry Allen’ın uyarıları ve şimdi de Steppenwolf’un sözleri. Yalnız Darkseid, Steppenwolf’a benzemez. Onu yenebilmek için çok daha güçlü ve daha kalabalık bir Justice League’e ihtiyaçları var.

Dipnot: Fragmanlarda gördüğümüz en önemli üç sahne filmde yoktu. İlki Bruce Wayne’in Superman veya Supergirl hologramına baktığı sahne, ikincisi ise Alfred’in yanına yer gök titreterek gelen Superman  sahnesi, üçüncüsü ise Barry’nin muhtemelen Iris’in yanında kırılan cama parmağını koyduğu sahne. Uzatılmış versiyon bunlarla dolu olacağı için heyecanla o halini beklemek lazım.

Kutluhan’ın Görüşleri

Şöyle bir durum vardı; Batman vs Superman filmini silecek bir senaryo mevcuttu. Superman’in bir sillesiyle ölebilecek durumda Batman. Yani bu versus muhabbeti fazla anlamsız geldi filmden sonra. Kriptonmuş, Martha’ymış hikaye. Superman, DC evreninin kralıdır. Mantık açısında kabulümüzdür. Biri uzaylı biri zengin. Ama Batman’in ihtişamı korunmalı. Nightcrawler ile bunu denediler ama yemedi. Ekibi kuran Batman oldu yine yemedi. Bunun sebebi Nolan’dır. Sadece Batman’i değil, Jim Gordon ve Alfred’i de oyuncularla bütünleştirdi. Seyirci, Gary Oldman ve Michael Caine’i arıyor.

Karakter çatışmaları tadındaydı. Wonder Woman’ın Bruce Wayne’i tokatlaması tatlıydı. Aquaman’in aksiliği, Jason Momoa ile uyuşuyordu. Superman’in görkemli girişi, filmin zirvesi olsa da, Justice League’in gözbebeği Wonder Woman’dı. Solo filminin üzerine bir sürü şey katsa da kollarını birleştirmesinden daha fazlasını görmek istiyoruz. Ares’e Doomsday’e Steppenwolf’a bu yeteneğini kullandın. Ama Superman’e yetmedi. Ben hala Superman’in tek başına Steppenwolf’u yenebileceğini düşünüyorum. Diğer filmde Darkseid’i villian olarak, Green Lantern’i de ekipe katılmış bir şekilde görürsek, film zirveye oturacaktır.

Superman’in ölümünün saldığı korku, Amerika’daki müslümanlara yapılan zulüm, Rusların radyasyon bölgesindeki yaşamı, karakterlerin kişisel acıları, senaryonun insanın içine işlemesini sağladı. Sıradan bir iyi kötü mücadelesi olmamalıydı ve olmadı. Bu açıdan tebrik ediyorum senaryo ekibini. Tabular yıkılmışken daha orijinal konularla aramıza katılmasını diliyoruz. Çünkü Infinity War çok iddialı geliyor. Justice League, Logan hariç bütün Marvel filmlerinden iyi olabilir. Ama Infinity War, bu rekabeti hareketlendirecektir.

Anıl’ın da belirttiği gibi fragman ve filmin ilişkisi muazzamdı. Diyor ki, evet ben bu karakterleri CGI ile harmanlayacağım. Bunu filmde göreceksiniz. Ama daha fazlasını filmde bulacaksınız. İşte buna saygı duyulur. Çünkü sinema, çok şey barındırır. Her konuda tatmin etmelisinizdir. Fragman’dan tutun filmin ismine, afişine, sloganına kadar. Justice League: Superman Uyanıyor… Bir Ertem Eğilmez Filmi… Olmadı değil mi? Ama “You Can’t Save the World Alone” gibi uyumlu bir sloganla yola çıkıp, karakterleri içimize işleyebildiniz. Superman twisti yaptınız. He, yine Martha fiyaskosu gibi Lois’i gördüğü gibi eriyen bir Superman gördük. Yıkıcı Superman kısmı biraz daha uzun sürebilirdi. Ama Wonder Woman’a attığı kafa bile tüyleri diken diken yapmaya yetti.

Nolan haricinde başarılı bir DC filmi görmek bizi sevindirdi. Ancak Stan Lee’nin yorumunu aklınızdan çıkarmayın. DC de Marvel de para kazanma peşinde. O yüzden eleştirileri göz önünde bulundurun ve körü körüne bir karakter için sinemaya gitmeyin. Sektör can çekişiyor. CGI’a boyun eğmemeliyiz. Nolan’dan alınacak dersler mevcut. Umarım gelecek solo DC filmleri derinlik içerir ve CGI’a güvenmez. Bu yüzden Justice League’i IMAX’te izlemenize gerek yok. Herhangi bir kaliteli sinema salonu işinizi görecektir.

 

Easter Eggler:

  • Barry Allen, Bruce Wayne ile konuşurken işaret dilini Gorilce bildiğinden bahsediyordu. Bu elbette Grood’a bir referanstı. Flash’ın şu ana dek sadece Captain Boomerang ile mücadele ettiğini gördük ama Gorilla Grood’a yapılan referans sonrası mücadele ettiği sadece Boomerang olmayabileceğini akıllara getirdi.

 

  • Parademonslar, filmde de bahsedildiği üzere Yeni Tanrıların oluşturdurduğu Apokolips’in askerleridir. Darkseid’in ayak seslerini Parademonslardan anlayabilirsiniz. Hem Steppenwolf’u hem Parademonsların yaratıcısı ise Jack Kirby’dir.

 

 

  • Justice League filmi, benzerlik açısından Justice League: Origin hikayesini temel almışa benziyor. Orada da Parademonslar, Mother Boxlar, Steppenwolf ve Darkseid işlenmiş, Superman yine herkesi teker teker dövmüştü.

 

  • Batman’in 20 yıldır Batman olduğu bir kez daha vurgulandı. Bir diğer vurgulanan ise Alfred’in patlayan Penguenler ile uğraştıkları zamanları özlediği oldu. O zamanları anlatan bir Batman filmi şart!

 

  • İlk sahnede Batman dövüşürken JANUS işaretini görüyoruz. Bu işaret Batman’in düşmanlarından Black Mask’a aittir. Black Mask, DCEU içerisinde var olduğunu anlıyoruz.

 

  • Batman’in Parademons ile yaptığı dövüş, Batman’in ilk kez çizgi romanda gözüktüğü sayı olan Detective Comics #27’in kapağı ile birebir benzemektedir. Tıpkı Batman v Superman: Dawn of Justice’de yer alan Dark Knight kapağı gibi.

 

  • Filmin müzikleri arasında 89 yapımı Batman’in ve 78 yapımı Superman: The Movie’nin soundtrackleri de yer alıyor.

 

  • Wonder Woman’ın durdurduğu teröristlerden birini tanıdınız mı? Tanımadıysanız o terörist Game of Thrones’dan Ramsey Bolton’ın babası Roose Bolton’ı canlandıran Michael McElhatton idi.

 

  • Kahramanlar Çağı sırasında, bir adet Green Lantern ve herkesin Shazam sandığı bir adet Zeus’u görüyoruz. Green Lantern öldüğü sırada yüzük, onu hakedecek yeni sahibini arayışa çıkıyor. Zeus olduğunu ise Steppenwolf’un Eski ve Yeni Tanrılar olarak ayrıştırmasından anlayabiliriz. Zeus, Ares gibiler Eski Tanrı, Darkseid gibiler Yeni Tanrı olarak adlandırılır.

 

  • Bruce Wayne’nin bahsettiği “As if the doomsday clock has a snooze button.” cümlesi, şu sıralar Watchmen ile DC evreninin birleştiği event olan Doomsday Clock’a bir selam şekliydi.

 

  • Barry’nin Stephen King hayranı olduğunu anlamış olmalısınız. Superman’in ölümden dönüşünü HAYVAN MEZARLIĞI GİBİ OLMASIN olarak betimlemişti. Okumayan veya izlemeyenler için Hayvan Mezarlığı, ölen insanların gömüldüğü yerden cani halleriyle tekrar canlandığını anlatan bir korku-gerilim romanıdır.

 

  • Flash ile Superman’in end credits sahnesi ise tüm çizgi roman severleri eminim ki duygulandırmıştır. Çizgi romanlarda bu ikilinin yarışı oldukça ünlüdür. Eskiden beri çizgi romanlarda, animasyonlarda bu konu işlenmiştir.

 

  • Son sahnede ise Lex Luthor ve Slade Wilson/Deathstroke’u görüyoruz. Lex, hapisten kaçmış ve anlaşılan Legion of Doom’u kurma adımlarına başlamış. Suicide Squad ekibinden buraya bir transfer olabilir ancak Gotham Sirens ve Deathstroke solo filmlerinin geleceği belliyken Legion of Doom hangi filme saklanır inanın bilmiyorum.

Evet Kara Büyücü severler, siz filmi nasıl buldunuz? Görüşlerinizi yorum olarak bizlere atmayı unutmayınız.

Dostoyevski!

Okumaya Devam Et

Bomba

The Handmaid’s Tale İncelemesi – Emmy’e Doyamayan Dizi!

Yayınlandı

on

“Sitedeki ilk yazım ne hakkında olmalı?” diye uzunca bir süre düşündükten sonra, son zamanlarda izlediklerim arasında beni en çok etkileyen dizi The Handmaid’s Tale ile başlangıç yapmaya karar verdim.

Yapımcılığını Bruce Miller’ın üstlendiği, Kanadalı yazar Margaret Atwood’un 1985’te çıkan ”Damızlık Kızın Öyküsü” adlı distopik romanından uyarlanan The Handmaid’s Tale; kadınların ikinci sınıf vatandaş olarak görüldüğü, çalışmalarına ve mülk sahibi olmalarına izin verilmediği, eşcinselliğin yasak olduğu, din ile yönetilen bir otokrasi devletinde bir Handmaid (cinsel köle) olarak yaşayan, Mad Men’den Peggy Olson rolüyle tanıdığımız Elisabeth Moss’un canlandırdığı June Osborne (Offred)’nün hayat hikayesini, psikolojik sorunlarını ve iç dünyasında yaşadığı sıkıntılarını  oldukça açık ve etkileyici bir biçimde gözler önüne seriyor.

Olaylar Amerika Birleşik Devletleri’ni ele geçiren ”geleneksel değerlere geri dönme’‘ amacı taşıyan totalitaryan ülke Gilead’da yaşanıyor. Geriye kalan az sayıda doğurgan kadından biri olan June, dünyadaki insan nüfusunu devam ettirebilmek amacıyla diğer tüm doğurgan kadınlar gibi Handmaid olmak zorunda bırakılıyor. Genel olarak, June’un, beyni yıkanmış diğer Handmaidler, hizmetçi Marthalar ve hizmet ettiği insanlar arasında kime güvenip kime güvenmemesi gerektiğini çözmeye çalıştığı psikolojik iç savaşına tanık oluyoruz.

Türkiye’de çok fazla ses getirmiş olduğunu düşünmesem de, ilk sezonuyla dünya çapında oldukça etki bırakan dizi birçok Emmy Ödülüne layık görüldü:

-Dram türünde en iyi yardımcı kadın oyuncu
-Dram türünde en iyi senaryo
-Dram türünde en iyi dizi
-Dram türünde en iyi kadın oyuncu
-Dram türünde en iyi yönetmen
-Bir saatlik diziler arasında en iyi görüntü
-Dram türünde en iyi misafir kadın oyuncu
-Kısa Dizi ya da TV filmleri arasında en iyi kurgu
-Modern ya da fantastik diziler arasında en iyi prodüksiyon tasarımı

Ayrıca, Emmy Ödülleri dışında iki tane Gold Derby ve bir tane TCA ödülü kazandı.

Normalde aksiyonu az, hareketsiz dizileri pek sevmeyen biri olmama rağmen The Handmaid’s Tale favori dizilerimden biri haline geldi. Peki bunun sebebi ne? Öncelikle dizinin ana konusunun sıradışı olması bence çok büyük bir artı. Ayrıca; çocukları ellerinden alınmış anneler başta olmak üzere karakterlerin trajik olaylardan sonra yaşadıkları psikolojik sürecin oldukça gerçekçi ve duygulara işleyebilen bir biçimde gösteriliyor oluşu, kullanılan ışıklandırma, ses efektleri ve müziklerin dizideki distopik ve karamsar havayı çok iyi hissettirebilmesi, ufak detaylara dahi çok fazla dikkat edilmesi, dizideki aktörlerin usta oyunculuğu ve George Orwell’ın 1984 adlı romanında da olduğu gibi, yaşanılanları ana karakterin gözünden görmemiz ve onun iç dünyasına birebir tanık olmamız dizinin diğer artıları.

Black Mirror, 1984, Mülksüzler ve Fahrenheit 451 distopik eserler hoşunuza gidiyorsa The Handmaid’s Tale’i de seveceğinizden eminim. Eğer yukarıda saydığım eserlerden hiçbirini okumadıysanız/izlemediyseniz de bu türe ilk adım olarak kesinlikle The Handmaid’s Tale ile başlamanızı öneririm.

Okumaya Devam Et

Bomba

The Walking Dead 8.Sezon 4.Bölüm “Some Guy” İncelemesi

Yayınlandı

on

Walking Dead, başarısı ile birlikte zirvede en çok tartışılan dizilerden biridir. Bunun nedeni 8 sezon sürmesi olabilir. Post-apokaliptik bir dünyayı işliyor olmaları, en başta çekici geliyordu. Ama şimdi o hissi ne kadar alıyoruz? İşte bu tartışılıyor. Çünkü ben, artık yaratıcı ve mantıklı şeyler görmek istiyorum. İnsanların çoğu zombi olduysa, dünyanın dengesinde bir şeyler değişmeli. Doğal afet görmedik. Sise gömülmüş şehirler, renkler, karamsarlıklar görmek istiyorum. Ben bunları isterken, 8.Sezon’a aksiyonu bol şekilde giriş yaptı. 4 bölümdür de aksiyon durmak bilmiyor. Ama bu bölüm hepsinden iyiydi. Şimdi Spoiler içeren incelememde bunu konuşacağız.

Ezekiel ile Carol arasındaki ilişki, başından beri beni etkiliyordu. Ve bu bölümde zirveyi gördü. Aktör olarak Aragorn’u oynayan Ezekiel, sürekli motive eden konuşmalar yapıyordu. Rick de güzel stratejiler izlerken, Saviors sessiz kalıyordu. Negan’da Peder ile sıkışmışken Saviorsları merak ediyorduk. Tek bir adam bile kaybetmeyen Kral Ezekiel, mitralyözün gazabına, geçen bölümün sonunda uğradı. Ama öyle böyle değil. Açık alanda zafer sarhoşu olan Kingdom ekibi, paket oldu. Ama kendilerini krallarının önüne atmayı bildiler. Bu çok ağır bir sahneydi. Liderler önemlidir ancak askerlerin de böyle harcanması insanın yüreğini dağlıyor. Hayatta kalma mücadelesini işleyen dizide böyle bir sahne görmek, insan psikolojisinin derinlerine iniyor. Saliselik bir kararla krallarının önüne atlamaları gerçekçiliğini ise tartışılır bir durum. Ayağından yaralanan Ezekiel’in oradan kaçmaya çalışması da bölümün temasıydı. Pusudan kurtulan diğer arkadaşları da Ezekiel için ölmeye devam etti.

Yine herkesin can verdiği anlarda, önemli karakterlerin kurtulduğuna şahit olduk. Carol o saldırıda içeriye girmeyi başarmış. Kadın bilgisayar oyununda God Mode açmış gibi geziyor. Silahı alıp savaşı leyhlerine çevirmeleri için Carol savaşa devam ediyor. Tek başına yine ortalığın camını kıran Carol, Ezekiel’ı kurtarmak için silahın peşini bıraktı ama motor sesi, başarılı bir sekanstı. Silahın peşine düşmeye gerek yoktu. Çünkü bu civarda bu motoru kullanabilecek tek kişi vardı… (Masal anlatır gibi oldu.)

Ezekiel yine kurtulmuş ve daha kim kendini feda edebilir derken, yadigar Kaplan geldi ve mındar oldu. Kükremesiyle görkemli görkemli gezen yadigar, az göründü ve hiç oldu resmen. Beşiktaş’ın “Feda” Sezonu gibi bir bölümdü. Fedaları beğenmesem de Ezekiel’ın “Ben Kral falan değilim!” isyanı bölümün, hatta son sezonların en can alıcı sahnelerinden biriydi. Ki senarist bu sahneyi düşünmüş, çevresine sahneler yazarak bu bölümü oluşturmuş diyebiliriz. Yönetmenliğe dair tek sahne ise, kanalizasyonla birleşen kaplan kanıydı.

 

İlk sahneyi unutmadım. 40 dakikayı harcayabilirlerdi. Az önce beraber savaştığı insanlar artık zombiydi. Muazzam bir sahneydi. Her karakter bu acıyı belli dönemlerde yaşadı. Carl, annesini öldürmek zorunda kaldı. Daha kısa ve daha kaliteli bir yapım olsa, her bölüm ağlatabilecek sahneleri ve konusu bulunmakta. Örneğin Carol’ın Lizzie’yi öldürmesi, hala dizinin en iyi sahnesidir. Üstüne sahne gelmedi. Neyse konumuzu dönelim. Bunların dışında Resident Evil havasında bir araba kovalama sahnesi çekmişler. Gerçekçilik yine dibe vursa da Daryl’in artistik girişi her şeye bedeldi.

“Ben Kral falan değilim! Senin majestelerin de değilim! Hiçbir şey değilim. Sıradan bir adamım.”

Bu replikle zirveyi gören “Some Guy” bölümü, 8. Sezonun en anlamlı bölümüydü. Ezekiel hem Kral’dı hem Aktör hem de sıradan bir adamdı. Bu bölümden sonra aynı Ezekiel’ı görmemeliyiz. Değişim istiyoruz. Bu evrende Negan ve Rick’in savaşından fazlası olmalı. Bu bölümde bunu hissettik. Umarım devamı gelecektir. Haftaya görüşmek üzere, sağlıcakla kalın.

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Bomba6 gün ago

Justice League İncelemesi ve Tüm Çizgi Roman Referansları!

-SPOILER OLMAYAN KISIM- Kutluhan’ın Görüşleri Villian, solo hikayeler, diyaloglar, espriler, efektler, yan karakterler filmi bir bütün olarak karşımıza çıkardı. Avengers’tan...

Bomba2 hafta ago

The Handmaid’s Tale İncelemesi – Emmy’e Doyamayan Dizi!

“Sitedeki ilk yazım ne hakkında olmalı?” diye uzunca bir süre düşündükten sonra, son zamanlarda izlediklerim arasında beni en çok etkileyen...

Bomba2 hafta ago

The Walking Dead 8.Sezon 4.Bölüm “Some Guy” İncelemesi

Walking Dead, başarısı ile birlikte zirvede en çok tartışılan dizilerden biridir. Bunun nedeni 8 sezon sürmesi olabilir. Post-apokaliptik bir dünyayı...

Bomba2 hafta ago

En Underrated Diziler #2: Luther!

Biz bir Underrated diziler yazısı başlatmıştık ve ilk olarak Person of İnterest‘i tanıtmıştım. Uzun süre boyunca yeni bir dizi yazılmamış olduğunu...

Bomba3 hafta ago

X-Men, Her An Marvel’a Geri Dönebilir! Disney, Fox’u Satın Almak İçin Harekete Geçti!

Başlığı olabildiğince nazik ve ilgi çekici seçmek için elimden geleni yaptım ancak yazımın içerisinde baya gaza gelmiş, baya kendinden geçmiş...

Bomba3 hafta ago

The Walking Dead 8. Sezon 3. Bölüm Monsters İncelemesi

Bu inceleme The Walking Dead 8. Sezon 3. Bölüm hakkında SPOILER içermektedir.  Monsters yani Canavarlar bölümün adıydı. Bölümün adı neyse...

Bomba3 hafta ago

“The Lord of the Rings” dizisi neden olmamalı? Açıklıyoruz!

Marvel’i televizyona taşıdılar. Ölüm Defteri’ni görmezden geldik. Westworld ve Fargo, uyarlama seçimini, filmleri temel alıp ancak filmlerin senaryolarından bağımsız ilerleyerek...

Bomba3 hafta ago

The Gifted 1.Sezon 5.Bölüm ”boXed in” İncelemesi

Aksiyon dolu 4.bölümden sonra temponun biraz daha yavaşlayacağı öngörülebilirdi. Öyle de olmuş, fakat bu kalitenin düşmesini de gerektirir miydi? Ne...

Bomba3 hafta ago

Infinity War’da Beklenmedik Yeni Karakterler Olacak. Söyleyenler ise Russo Kardeşler!

Infinity War ve Thanos’un ayak sesleri artık gittikçe yaklaşıyor. Yaklaştığı için geçtiğimiz yaz gizlice izletilen fragman tüm dünya vatandaşları olarak...

Bomba4 hafta ago

The Walking Dead 8. Sezon 2. Bölüm The Damned İncelemesi

Bu inceleme The Walking Dead 8. Sezon 2. Bölüm hakkında SPOILER içermektedir. Rick ve tayfasının Negan’ın karakollarını teker teker basma...

Bomba