Connect with us

Bomba

DR. STRANGE FİLM İNCELEMESİ VE ÇİZGİ ROMAN REFERANSLARI -SPOILER-

Yayınlandı

on

Marvel’ın ilmek ilmek işlediği evrenini Dr. Strange ile genişletmeye devam ediyor. Öncelikle bu filmden ne beklediğiniz ve sonunda neyi bulduğunuz çok mühim. Çünkü her süper kahraman filminden bir Dark Knight daha çıkabilecek umuduyla gideceksiniz, hayal kırıklığı bol olur. Ancak her süper kahraman filmine yeni bir heyecan, hayallerinizin dünyasını izleme şansı olarak görüyorsanız görsel bir şölen izlemiş olacaksınız. Dr. Strange karşımıza Marvel evreninden kendince en bağımsız ancak o evrenin tam merkezinde bir dünya inşa etmiş halde geliyor. Zaten filmi izlerken tek bir ana tema var ; Avengers gibi güçler fiziksel dünyayı korurken, biz ruhani dünyayı koruruz. Filmin tek cümlelik özeti budur.

Iron Man ile 2008’de başlayan müthiş maraton neyse, sanki yeni bir maratonun başlangıcı gibiydi Doctor Strange. 2018’de gelecek Infinity War ile birçok karaktere veda edeceğimiz bilinmeyen bir olay değil. Bu yüzden Doctor Strange’i, yeni ve taze Marvel evreninin ilk filmi olarak koymakta sakınca görmüyorum. Spoiler incelememe fotoğraftan sonra hemen başlıyorum. Filmi henüz izlemeyenler için oldukça kapsamlı bir şekilde ele alacağım. Bu yüzden Dr. Strange’i izledikten sonra bu yazıyı okumanızı tavsiye ediyorum. Benim incelemelerimi bilenler filmleri, olumlu/olumsuz yanları olarak ele aldığımı bilir. Yine bu şekilde bir inceleme ile karşınızdayım ve başlıyorum !

doctor-strange-pics

Olumlu yanları ;

Benedict Cumberbatch / Dr. Stephen Strange 

Marvel’ın muhteşem bir şekilde yaptığı konulardan biri şüphesiz cast seçimleridir. Bu filmin yine en büyük başarısı oyuncular ve bu oyuncuların başında gelen Benedict Cumberbatch. Filmle birlikte dünyaca ünlü cerrahlığını konuşturan Strange, herkesi kendisine hayran bırakan doktorluğunu bizim de görmemizi sağlıyor. Ancak burada minik bir eleştiri olarak, o ukala ve şişkin egolu doktoru izlerken karşımda beliren Sherlock oyunculuğu idi. BBC Sherlock’u canlandıran Kambırbeyb, doktor rolünde de aynı oyunculuğu sergilediğini hisseder gibi oldum. Tabi iki karakterin de birbirine benzeyen ukalalıkları ve detaylara takıntıları bunu görmemi sağlamış olabilir. Zaten kazayı geçirdikten sonra ki çaresizliği ve adım adım ruhani dünyanın korucuyuculuğuna yürüdüğü Nepal’in kutsal mekanı Kamar-Taj’a uzanan yol içinde tüm o mimiklerin değişip tam bir süper kahramana dönüşmesi uzun sürmedi. Zaten Dr. Strange’i kim oynamalı diye bir anket yapılsa 10 kişiden 10’u da Benedict’i önereceğini varsayarsak bir kez daha karakter, oyuncu eşleşmesi yüzde yüz uydu diyebiliriz. İleride gelecek filmlerden muhakkak bir tanesi Dr. Strange 2 olacağını öngörebiliriz. Çünkü Mordo, doğanın dengesini sürekli bozdukları düşüncesiyle çok fazla büyücü olduğunu ve bunları teker teker yok etme yoluna girdiğini düşünürsek 2. bir film mutlaka gelecektir.

Dormammu 

Dr. Strange denince aklımıza ilk gelen villain elbette Dormammu. İkinci filme saklayacakları düşüncesi hakimdi ancak ilk filme direk koyarak iyi bir tercih yaptıklarını düşünüyorum. Çünkü Marvel evreni, artık birbirinden ayrılamayacak şekilde bağlı. Iron Man, Spider-man’de görünecek. Öncesinde Black Widow, Iron Man’de görülmüştü. Böyle böyle bir çok karakter başkasının filminde yer alarak aynı evreni daha da güçlendirme yoluna giriyorlar. Bu yüzden Dr. Strange, Avengers’ın temas bile edemeyeceği düşmanları yenmekte inanılmaz güçlü bir müttefik olacak.

Dormammu’yu göstermelerinin bir diğer önemi, kökeni anlatılacak olan bir süper kahramanın izleyenin gözünde çok güçlü durması gerektiğiydi. Mads Mikkelsen’in canlandırdığı Kaecilius karakteri ilk film için bana göre biraz ZAYIF kalıyordu. Zayıf mıydı ? Tabiki hayır. Sadece tek başına bu filmi kaldıracağı ağırlıkta bir karakter değildi ki Strange, her şeyi daha yeni keşfettiği bir dönem de dahi hem takipçilerini hem onu yenmeyi başardı. Dormammu ise tehlikenin ne kadar büyük olabileceğini bize gösterdi. Dr. Strange ile girdiği sonsuz döngü de çıldırmak üzere olmasaydı dünyayı karanlık boyutuna çoktan almıştı. Ancient One’ın yıllardır koruduğu ve en çok aç olduğu evren olan dünyamızı almaktan vazgeçecek değil elbet. Ancak Marvel evreninin en tehlikelisi gözüken Thanos’tan bile daha tehlikeli varlıkları görmemiz açısından harika bir seçim oldu Dormammu.

Ancient One 

Tilda Swinton’ın oyunculuğuna aşık olan biri olarak, bir karakteri aldığı yer ile bitirdiği yere inanılmaz saygı duydum. Onu izlerken sanki filmin adı Dr. Strange değil Ancient One olduğunu düşünmeden edemedim. Ancient One’ı anlatan film de yer alan geleceğin kahramanı Stephen Strange tanıtıldı desem buna itirazı olacak olan yoktur bence. Varsa elbet yorumlara yazabilirsiniz. Yine de ben Ancient One’ın burada harikalar yarattığını ve filmin en önemli parçası olduğunu düşünüyorum. Bu hem Kadim Kişi’ye hayat veren Tilda Swinton’ın hem de evreni yüzyıllardır koruyan büyücünün sorumluluğunu bizlere çok güzel aktardığı için. Kaecilius ile filmin başında yaptığı dövüş MCU içerisinde izlediklerim arasında favorilerden biri oldu. Ölümü ise bir o kadar iç burktu. Öldüğü ana gidip o anı yüzlere, binlere bölerek yavaşlatmaya çalışması ne kadar kadim biri olsa bile, ölümlü olduğunu hatırlatması her birimizin içinde yer alan ölüm korkusunu çok güzel tarif ederek bizlere veda etti.

Görsel efektler 

Bu seçeneği buraya koymama gerek yok aslında. Sonuçta artık milyon dolarların 20 tl gibi görüldüğü film piyasasında bu denli güzel efektleri görmek hakkımız oluyor. Burada görsel efektten çok bahsetmek istediğim, Ancient One’ın Strange’e hiç görmediği dünyaları göstermek için yaptırdığı yolculukta gittiği bir mekanın Ant-Man filminde gördüğümüz hiçlik boyutuyla aynı olduğunu farkettim. Orada Scott, düşmanını yenmek için aşırı şekilde küçülmüş ve hiçbir şeyin olmadığı bir yerde sıkışmıştı. Aynı Hank Pym’in eşi Janet gibi.

Dövüş koreografileri ise fragmanlardan gördüğümüzden farklı bir şey görmediğim için çok şaşırtıcı olmadı ama sinema ekranında görünce etkilenmemek elde olmuyor. Inception dünyasının çok daha karmaşığı ve kontrol edilebileni diyerek özetleyebiliriz sanırım. Fragmanların dışında bir sürpriz ile karşılaşmayı bekledim ancak olmadı. O konu da bende kırgınım özetle.

Olumsuz yanlar ;

Christine Palmer / Rachel McAdams ;

Marvel evreninde süper kahramanların sevdiği insanlar bazen süper kahramanlardan bile daha önemli olabiliyor. Bunun bir sürü kanıtını gördük ve okuduk. Spider-man için Mary Jane’in önemini, Iron Man için Pepper Pots’un önemini burada göremiyoruz. Belki aşk işlerini çok karıştırmak istemediler ancak Christine karakteri çok yetersiz buldum. Oysa Rachel McAdams çok yetenekli bir oyuncudur. Yani o konuda sorunumuz yok. Sadece Christine’i filmden çıkarınca neler değişiyor diye bakınca çok fazla olmuyor. Stephen’ı ölümden kurtardı diyebilirsiniz ama onu herhangi bir doktor ile de yapabilirdi zaten. Kısacası Stephen’ın hayatında çok daha fazla önem arz etmesini bekledim ancak bunu göremediğim için biraz hayal kırıklığına uğradım. En sonunda kondurduğu sevimli öpücük bile olumlu kısma yazmamı sağlamadı maalesef. Büyü dünyasında kadın napsın yahu diye de düşünmemek lazım. Marvel bir çok film ve çizgi roman kurgusunda süper kahramanın sevdiceğini doğru noktalara yerleştirdiği oldu. Burada sınıfta kaldı diyebilirim.

Film Müzikleri ; 

Marvel’ın hala bir WONDER WOMAN/ Is She With You ? soundtrack’e sahip değil. Sorunu böyle özetlersem daha iyi olacak gibi. Çünkü film de bir çok müzik grubu ve şarkı ismi geçti ama Marvel’ın 2008 senesinden beri bir türlü düzeltmediği ve düzeltmekte istemediğini artık düşünmeye başladığım en büyük sorunlarından biri olan film müzikleri. Her MCU filmi incelemesinde olumsuz kısıma bunu koymaktan yoruldum ancak gaza getiren, filmle birlikte akan müzikler yapmayı beceremiyorlar. İnsan ister istemez vurucu anlar geldiğinde müziklerle kendinden geçmek istiyor. Hep söylerim, süper kahramanı kimin oynadığı nasıl önemliyse müzikleri de o kadar önemlidir. Umarım bu konuya ağırlık vermeye başlarlar. Böyle yaparak filmlerinde buruk bir tat bırakıyorlar.

Kaçak yazar notu: Ben yazarlardan Barış, buraya ne kadar müzik açısından yetersiz bir film olsa da ki zaten credits kısmında da müzik listesinin kısacık olduğunu görmüşsünüzdür, bir müzik var ki bence MCU tarihindeki en iyi müzik. Aşağıya iliştirip tekrar sözü Anıl’a bırakıyorum.

Kaecilius / Mads Mikkelsen 

Mads Mikkelsen’ı olumsuz yere koymak pek haddim değil. Zaten oyunculuğu yine ona özel ve güzeldi. Benim sorunum canlandırdığı öğretmenine inancı kalmayan ve ölümsüzlüğü arayan Ancient One’ın eski öğrencisi Kaecilius karakteri. Çizgi romanlarda Baron Mordo’nun öğrencisi olan ve Mordo’nun tüm yetenekleriyle kuşanan bu karakter, Marvel Sinematik Evreninde Ancient One’ın öğrencisi olarak karşımıza çıkıyor. Dormammu ile ilişkileri bakımından çizgi roman ile bir diyebiliriz. Film’de ise gereksiz bir mizah anlayışı ve Dr. Strange gibi büyü işlerine yeni girmiş birine çok çabuk kaybetmesi beni üzdü. Bu yüzden Dormammu’yu işlemeleri filmi güçlendirdi demiştim. Tek başına bir Kaecilius’u ciddiye alamazdım ve alamadım da. Maalesef Iron Man 2’den sonra ki en yetersiz villain olarak kaldı.

Çizgi roman referansları ;

The Living Tribunal

5175844-5175558-adamlt2

Marvel evreninin en güçlü kozmik güçlerinden biri olan The Living Tribunal’dır. Mordo, bazı silahların, insanların tek başına kullanabileceğinden çok daha güçlü olduğundan bahsederken The Staff of the Living Tribunal’ı söyledi. Bu kozmik varlık, multi-evren ciddi bir tehlikeye maruz kaldığında müdahale eden bir karakter. Yakın zamanda Thanos ile çok büyük mücadeleye başlayacak olan Avengers’ın yanında, kozmik varlıkların müdahale etme şansını oldukça fazla görüyorum.

Astral ameliyat 

Hemşire Palmer’a yaralı bir halde gelen Strange’in, astral boyuta geçerek ameliyata yardım ettiği sahne aslında çizgi romandan birebir kullanılmış bir an oldu.

the-oath-final-720x1122

Çizgi romanda gördüğünüz sahne, film içerisinde aynen kullanarak güzel bir referans olmuş oldu. Tek fark orada ameliyatı yapan Night Nurse iken burada Palmer yapmıştır.

Cagliostro kitabı ;

Çizgi romanlarda zamanı kontrol edebilmek ve Ancient One’ı yenebilmek için çalan kişi Baron Mordo’dur. Filmde ise bu olay Kaecilius’a aktarılmış.

Master Hamir ;

Çizgi romanlardan aktarıldığına göre Ancient One’ın kişisel yardımcısı olan tek elli büyücü Hamir the Hermit olarak geçiyormuş. Ayrıca bir süre sonra Wong, onun öz babası olduğunu öğrenmiş. Bu hikaye ise Strange Tales 133. sayısında geçiyor. Bende yabancı sitelerin yabancısıyım valla ama bu şekilde aktarılmış.

Infinity Stone ;

Aslında filmin en önemli noktası bunu öğrenmemiz oldu. Strange’in tüm film boyunca kullandığı Eye of Agamotto’nun zaman taşı (Time Stone) olduğunu Wong’ten öğrenmiş olduk. Geriye açıklanmayan sadece ruh taşı kaldı o da eli kulağındadır. Bu şekilde Thanos’un taşları toplaması için her şey yerli yerine oturuyor. Thanos’u son görüşümüzde işleri kendi halletmeye başlıyordu. Bakalım zaman taşını Strange’ten nasıl koparacak.

Dormammu’yu oynayan kişi Benedict Cumberbatch 

Şaşılacak bir şey ancak durum cidden böyle. Yönetmen Derrickson prodüksiyon aşamasında bir gün Benedict’in yanına geldiğini ve “Bu işi benim yapmam hakkında ne düşünürdünüz ?” diye geldiğini ve bu fikri çok ilginç bulduğunu söylemiş. CGI olarak yaratılacak Dormammu için Benedict’in sadece yüzünü ve mimiklerini kullandıklarını ve Dormammu gibi evren fatihi bir karakteri en iyi anlayabilecek kişinin yine Benedict olduğunu aktarmış. Dormammu’nun sesini ise bir başka İngiliz aktör seslendirmiş. Çok ilginç değil mi ? Büyük adamsın Kambırbeyb !

Avengers Kulesi ;

ed859700-81cb-0134-18d4-060e3e89e053

Benim film sırasında iki kere gördüğüm Avengers kulesi, güzel hissettirdi. Düşünsenize, dünya ve evren tehlike altında ve hiçbir Avengers’ın haberi dahi yok. İşte bu yüzden Doctor Strange’in önemi çok daha fazla oldu.

Thor ek sahnesi ;

Thor, kardeşi Loki ile New York’ta Odin’i aramaya çıktıklarını öğreniyoruz. Thor : Ragnarok’tan gelen set fotoğrafları da bunu gösteriyordu zaten. Loki ile Thor New York sokaklarında evsiz gibi giyinen babalarını arıyorlardı. Bu hale nasıl geldiler bilmiyoruz tabi ama Thor’u uzun zaman sonra görmek güzel oldu.

Brother Voodoo ;

New York Semptumunun koruyucusu Daniel Drumm’dı hatırlıyorsanız ? Heh işte o Drumm, Kaecilius tarafından öldürülmüştü. Çizgi romanlarda Drumm’ın ruhu ile kardeşi Jericho’nun bedeni birleşerek Brother Voodoo adlı süper kahramanı oluşturuyorlar. Şu sıralar Doctor Voodoo adını kullanıyorlar ve Sorcerer Supreme’liği Strange’ten devraldılar. İleri filmler için bunu kullanabileceklerini düşünüyorum.

Stan Lee cameosu söylememe gerek yok sanırım ve Strange’in kaza sırasında Billy’den 35 yaşlarında bir albayın omurilik felci geçirdiğini söylemesiyle War Machine’e gönderme yapıldığı da söyleniyor. Rhodes 35’ten daha büyük gözüktüğü için onun olup olmadığını bilmiyoruz elbet.

Benim gördüklerim, okuduklarım ve sizlere aktarabileceklerim bu kadar Kara Büyücüler. Doctor Strange, Marvel evreni içerisinde çok büyük etkileri olacak olan ancak bunun etkilerini henüz göremediğimiz bir yapıt. Netflix dizileri gibi süper kahramanın yaratılış sürecini izledik ve son derece memnun bir şekilde salondan ayrıldım. Tabi bu Marvel’ın birazcık daha risk alması gerektiğini düşünmediğim anlamına gelmiyor. Görüşlerinizi mutlaka yorumlara belirtin, birlikte tartışalım !

Okumaya Devam Et
3 Comments

3 Yorumlar

  1. Emir

    5 Kasım 2016 at 10:53

    Filmi beğendim. Suicide Squadtan daha derli toplu bir filmdi fakat tahmini çok kolay bir filmdi. Senaryo biraz daha derin olabilirmiş. Artık iyiden iyiye Infinity Wara yaklaşıyoruz. Kaldı bir sonsuzluk taşı. Yalnız benim artık tek beklentim Marveldan şu Infinity War filmini Epik-Destansı yapsın lütfen. Diğer filmler neyse de o film her yönden muazzam olmalı. Adamları zengin ettik, buna hakkımız var…

  2. BaelTheBard

    5 Kasım 2016 at 13:34

    agent of shiel in son bölümüne bi inceleme güzel olur

  3. qwe

    7 Kasım 2016 at 03:28

    beyler filmin sonunda dormammuyu sonsuz döngüye sokup pazarlık yapmaya geldim diyip duruyor sonra istiladan kurtarıyor dünyayı. ha bide creditsten sonra thorla karşılıklı oturup doktor çay içermisin diye soruyor thorda ben çay içmem diyip birayı gösteriyor içiyor bira bidaha doluyor falan goy goy oluyo orda

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel1 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba4 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba4 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba6 gün ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba