Connect with us

Bomba

EN UNDERRATED DİZİLERDEN – PERSON OF INTEREST

Yayınlandı

on

Sizlere bu yeni yazı dizimizde insanların pek bilmediği, büyük kitleler tarafından konuşulmayan, fakat az bilinmenin aksi bir şekilde oldukça kaliteli işleri tanıtmak istiyorum.

İlk olarak seçtiğim dizi ise Person of Interest!

poi 1

Başlıkta da bayağı iddialı bir şekilde belirttiğim gibi en underrated dizilerden biri olduğunu düşündüğüm Person of Interest 2011 ile 2016 yılları arasında CBS kanalında yayın hayatını sürdürdü. Ülkemizde de birkaç sezonu CNBC-e kanalında yayınlanan dizinin yaratıcısı belki de herkesin bildiği, büyük bir kesimin çok sevdiği Memento, Interstellar, The Prestige ve Dark Knight gibi filmlerin yönetmeni olan Christopher Nolan’ın kardeşi, bu filmlerin de yazarı Jonathan Nolan. Buradan bile dizinin senaryosunun ne kadar iyi olduğu belli oluyorken bir de yapımcı koltuklarından birinde Star Trek, Star Wars Force Awakens ve Lost gibi işler ile tanınan J.J.Abrams’ın olması ise diziye ayrı bir ısınma, kalite bekleme sebebi.

poi 3

Gelin de şu kareyi beğenmeyin!

Dizimizin konusu ise Harold Finch isminde zeki mi zeki bir milyarderin devlet için, ülkedeki bütün cep telefonlarını, mailleri, kameraları, kısaca bütün elektronik cihazları izleyerek terör olaylarını olmadan önce fark eden ve bildiren bir makine geliştirir. Fakat makine sadece terör olaylarını değil, sıradan cinayetleri, olayları da öngörür, devlet ise bu sıradan cinayetleri ‘’ilgisiz’’  denen sınıfa dahil eder. Finch ise eski CIA ajanı John Reese ile devletin ‘’ilgisiz’’ olarak gördüğü olayları gerçekleşmeden önce engellemek ister. Konu içerik bakımından ne kadar polisiye gibi, işleniş bakımından ise ilk bakışta her ne kadar ‘’her bölüm farklı olay’’ temasında gözükse de, sezonlar ilerledikçe dizi bu temadan çıkıyor ve ilk sezonlar arkadan yavaşça ilerleyen ana hikaye dizinin git gide merkezine yerleşiyor. Konu ise polisiyeden git gide bilim kurguya kayıyor ki makinenin dizideki rolü bana hep George Orwell’in 1984 romanındaki Big Brother’ı anımsatmıştır. Bilim kurguya azıcık dahi olsa ilgi duyan herkesin izlemesi gereken bu yapımda flashbackler ise çok önemli bir yer tutuyor. Her bölüm geçmişten farklı bir tarihe ait flashback gördüğümüz dizide senaryonun nasıl ilmek ilmek yazılmış olduğunu, bölümler ilerledikçe fark etmek, 5.sezonda, 1.sezonun flashback’i ile ilgili bir bilgi, ayrıntı öğrenmek izleyene apayrı bir seyir zevki sunuyor.

poi 5

İşin teknik detaylarına gelirsek kamera açılarıolsun, sahneler olsun, görsellik olsun bir Fargo ya da Breaking Bad kalitesi beklememek gerekli diye düşünüyorum. Fakat kesinlikle bu alanda da dizi bütçesine rağmen ortalamanın oldukça üstünde. Aksiyon sahneleri, dövüş koreografileri ise zaman zaman tökezlese de oldukça gerçekçi ve etkileyiciler. Dizinin çekildiği yerler ise dizinin konusuna uyuyor ve o kadar güzel kareler görüyorsunuz ki sık sık, insanın Amerika’ya gidesi geliyor.poi 2 Oyuncu kadrosunu ise Jim Caviezel ve Micheal Emerson’dan sonra yan rollerde Amy Acker,Sarah Shahi,Kevin Chapman ve Taraji P.Henson takip ediyor.Diziyi çıktığı yıldan beri takip eden ve birçok yabancı dizi izlemiş biri olarak söyleyebilirim ki bu dizinin hissettirdiklerini çok az yapım hissettirmiştir bana. Yer yer gerçekten çok kaliteli duygusal sahneler, oyunculuklar içermesi, müzikleri, bölümlerde kullandığı şarkıları, If-Than-Else gibi dizi tarihinin görüp görebileceği en iyi bölümlerden birini – ki kendisi IMDb’de 9,9 puana sahip – ve nice bu tarz bölümü içermesi, kaliteli yazılmış karakterleri benim bu diziyi hep bir farklı, hep bir daha çok sevmemi, sahiplenmemi sağlayan nedenlerden bazıları. Oyunculuklar konusunu açmam gerekirse bir Emmy’lerde adaylık alacak oyunculuklar olmasa da bunu pek tabi dizinin senaryosuna ve aksiyon içeren yapısına bağlayabiliriz. Fakat yine de her bir oyuncunun dizi boyunca oyunculuklarını konuşturdukları sahneler az da olsa var. Harold Finch karakterinin Pi sayısı ile ilgili yaptığı konuşma efsanedir. Jim Caviezel’in John Reese karakteri ise dizinin sezonları ilerledikçe Batman’e benziyor. Kısık sesi, öldürmek yerine genelde dizlere ateş etmeyi tercih etmesi. Dizinin bende Batman hissi uyandıran kısmı bu da değil. Ayrıca yazının başında bahsettiğim şekilde bu yola 2 kişi çıkan ekibimiz git gide büyüyüp bir aileye – Bat Family – evriliyor ve gizli bir üsleri – Batcave – bile var. Evet Batman hayranları hiç zaman kaybetmesin. Çok zorlarsanız makineyi de Batcomputer’a benzetebilirsiniz. Karakter demişken, dizide beyaz perdede ve küçük ekranda yazılmış en iyi mafya babalarından biri de var!

poi 4

Bat Family?

Dizinin müziklerini ise belki de en ünlü işi Game of Thrones olan Ramin Djawadi yapıyor ki dizinin soundtrack’ına hayran kalmamak gerçekten elde değil. Ramin’in oluşturduğu melodiler diziyi ister binge watch yapsanız da ister bir süreye yayarak izleseniz de dikkatinizi çekecek cinsten. Son olarak dizinin kullandığı şarkılardan da bahsederek yazıyı bitirmek istiyorum ki bu konuyu bilerek sona sakladım çünkü bu dizinin kullandığı şarkılar tek kelimeyle harika. Özellikle bölüm sonlarında kullanılan şarkılar, bu şarkıların o sahnelerle eşsiz uyumu, kesinlikle her seferinde birer nokta atış şeklinde. Unkle, Radiohead gibi gruplar, Nina Simone, David Bowie gibi sanatçılar, dizide şarkıları çalan gruplara, sanatçılara sadece birer örnek.

poi 6

Ekibimizin bir diğer üyesi, Bear!

Böyle bir dizinin diziye biçilmiş düşük bütçeden ve kanalın son sezonlar değiştirdiği yayın saatinden dolayı underrated kalmış olduğunu düşünüyorum. Dizinin dönmesi için imza kampanyası başlatan hayranlardan tutun, spin-off bekleyenlere, Nolan kardeşlerin dizinin filmini çekmesini bekleyenlere kadar çok büyük olmasa da büyük ve güçlü bir topluluk var. Ayrıca görüyoruz ki yine bir Jonathan Nolan dizisi olan, ve hatta yapımcılığında da yine J.J.Abrams’ın olduğu Westworld dizisi bugün çok beğeniliyor ve en önemlisi biliniyor. Bu da akıllara ‘’Person of Interest CBS’de değil de Westworld gibi büyük bir bütçe ile HBO’da yayınlansaydı nasıl olurdu?’’ sorusunu getiriyor. Eminim ki bugün yapay zekaların, robotların bu kadar popüler olduğu günümüzde insanlar Person of Interest konuşuyor olurdu. Lakin hala elimizde çok kaliteli 5 sezonluk bir dizimiz var. Batman hayranlığınız varsa, bilim kurgu hayranıysanız, zekice yazılmış, ilmek ilmek işlenmiş senaryolar ilginizi çekiyorsa, yazılan diyaloğa, kullanılan müziğe, şarkıya önem veriyorsanız kesinlikle zaman kaybetmeden bu diziyi izleyin.

 

Okumaya Devam Et
4 Comments

4 Yorumlar

  1. Süleyman

    9 Nisan 2017 at 13:21

    güzel diziye benziyor öneri için teşekkürler .

    • Doğancan Gedik

      14 Nisan 2017 at 01:02

      Ben teşekkür ederim, iyi seyirler 🙂

  2. Deniz

    13 Nisan 2017 at 22:45

    nasıl yani? UNDERRATED ? Biraz yanlılık hissettim sanki? tüm bolumleri izledim evet dizi konu itibariyle ilgi çekici aslında direk güzel dizi diyerek kestirip atabilirim hatta direk önerebilirim yaş gruplarına lakin şuda 1 gerçek bu dizi sadece meraklısına güzel 1 dizi. sadece 1. sezonu bile bence bu dizinin tam da hakettiği yerde olduğuna işaret etmiyor mu? Bence hiç bir zaman üst düzey bir dizi değildi. Ne konusu, ne oyunculukları nede herhangi 1 seyi inanılmaz değildi.

    if than else gibi bazı bolumlerin var olması onu bence üst sıralara çıkarmıyor bence. Sonuçta UNDERRATED demek bence doğru değil bu noktada size katılmıyorum.

    • Kutluhan Kesici

      14 Nisan 2017 at 01:15

      Yorumun yazımızı destekledi. Teşekkürler bunun için, hala gerektiği övgüyü alamıyor. Prison Break gibi herkesin bildiği bayıldığı dizi Imdb’de 8.5 olup Staff oylamasında Person of Interest’in altındadır. Person of Interest son sezonuyla puanlamada zirve yapıp, başarısını Breaking Bad’in üstüne çıkarmıştır. Bahsettiğim diziler(Breaking Bad-Prison Break) kadar kalitelidir, kanalın ve imkanların zayıflığına rağmen. Bir de meraklısına diye düşünürsen birçok yapım çöpe gider. Fantastik sevmeyen Lord of the Rings gömsün, aksiyon seven Forrest Gump’ı. Bu işer böyle yürümez. İnanılmaz kısımları da konu değil konunun işlenişi kurgulanışıdır. 5 Sezon birbirine bağlıdır, oyunculuklar da dizi sektörünün üzerindedir. Utopia underrated bir dizidir, Person of Interest de öyle. Yorumun için tekrar teşekkürler.

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel5 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba1 hafta ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba1 hafta ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba3 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba4 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba