Connect with us

Bomba

GAME OF THRONES 6.SEZON 5.BÖLÜM THE DOOR İNCELEMESİ -SPOILER-

Yayınlandı

on

Biliyorsunuz ki bu bölüm erkenden internete sızdırıldı o yüzden henüz izlemeyen, sızdırılmayı bilmeyen çoktur. Bölümü gününde izlemek istiyorsanız yazıyı okumayı burada bırakın. Çünkü bölümü incelerken oldukça spoiler vereceğim. Dayanamayıp okumak isteyenler için engel olamam elbet ama diziyi izleyip öyle okumanızı öneririm. Gerçekten harika bir bölümdü ve benim yazacağım şeyleri anlayabilmeniz için önce görsel olarak izlemeniz en iyisi.. Hele ki son sahne.. Fotoğaftan sonra SPOILER dolu yazıma başlıyorum. Dediğim gibi, bölümü izlemediyseniz fotoğraftan sonrasına bakmayınız. Anlaştık mı ? Başlayalım !

LITTLEFINGER vs SANSA STARK

GOT605_080315_HS_DSC_00971

Açılış büyük bir yüzleşmeyle başladı. Sansa’yı Boltonlara veren ve gördüğü tüm işkencelerin baş sorumlusu Petyr Baelish, Sansa’yı görmek için The Wall’ın yakınlarına gelir. Sansa görüşmeye Brienne ile gelerek mesajını net bir şekilde verdi. Baelish, Ramsay’in ne denli bir manyak olduğunu bilmiyormuş gibi sevdiği(çok emin değilim herşey Winterfell için olabilir) kızı orada bıraktı. O yüzden Sansa’ya yıllar sonra bir konuda hak verdiğimizi düşünüyorum. Baelish ise o an öldürülmekten, Sansa’yı öncesinde Joffrey’den kurtardığı için yırttı. Sansa bir nevi borcunu ödedi ancak Ramsay ile yaşadıkları onu daha sert biri yaptı. Baelish ise gitmeden fitneyi sokarak onun bir orduya ihtiyacı olduğunu ve bunun gerçek bir STARK’ın sahip olması gerektiğini hatırlattı. Jon her ne kadar kuzeye gitse de oranın hanelerinin desteğini alamayabilirdi çünkü o bir piç. Gerçek bir STARK buna sahip olmalıydı. Buna dayanarak dayıları Blackfish’in Tully ve çevresini tekrar kontrol altına aldığını hatırlattı ve ondan destek almasını önerdi.

ARYA STARK BAŞARACAK MI ?

GOT605_081415_HS__DSC69081

Evet öncesine göre çok daha iyi dövüşüyor ancak yeterli değil gibi. Adını hatırlamadığım sarı kızın Arya için söylediği söz önemliydi. Jaqen H’ghar ise söylediğini destekler nitelikteydi. Aklıma ACABA ARYA NO ONE OLMAYI BAŞARAMAYACAK MI ? sorusu geldi. İkinci bir şans yakaladı ve tiyatrocu Leydi Crane denilen kişiyi öldürmesi istendi. Crane’nin tiyatrosu ise oldukça ironikti Kral Robert ve Ned Stark zamanını anlatıyordu. Arya için tüm yaşanılanları ve NO ONE olma yolunda kimliğini hatırlamasına sebep olduğunu düşünüyorum. Çok yüzlü tanrının bir hizmetkarı olma yolundayken bunun bir sınav olduğunu düşünüyorum. Öldürmesi gereken Crane’i incelerken onun kötü biri olmadığını Jaqen’a söyledi ancak aldığı cevap sadece kötülerin ölüp iyilerin es mi geçilmesi gerekiyor oldu. Muhtemelen bu onun son sınavı. Belki de öldürmemesi gereken birini öldürmeye zorlanıyor ve bunu anlayıp anlamayacağı test ediliyor. Her iki şekilde de NO ONE olmak hiç kolay gözükmüyor. Belki kim bilir, hem NO ONE olur hem ARYA STARK olduğunu bilir ve Westeros’a doğru yola çıkar ? İkisi aynı anda nasıl olur derseniz, Arya’nın bunu başaracağını düşünüyorum.

SALT THRONE İÇİN YENİ BİR KRALIMIZ VAR 

aa32eccb5cb21205_euron.xxxlarge

Geçen bölümlerde abisi demir doğum kralını öldüren Euron Greyjoy, kral konseyine ani giriş yaparak hem Yara’yı hem Theon’u saf dışı bıraktı. Yara halkına en güçlü orduyu kuracağını vadederken, Euron çok daha akılcı bir yöntemle Daenerys Targaryen ile bir nevi evlilik bağı kurarak ejderhalarla birlikte 7 krallığı işgal edeceğini söyledi. Ejderhalardan haberi olması önemliydi. Ve şahsen Yara’ya göre çok daha ayakları yere basan bir plandı. Zaten konsey anında Euron’u kral ilan etti. Bu sırada Osmanlı’da bolca gördüğümüz yeni padişah rakip istemez, boğdurma faslını kendi başlarına geleceğini anlayan Yara ile Theon, Demir Doğumluların en iyi gemilerini alarak kaçtılar. Benim tahminime göre Daenerys’in yanına giderek onunla müttefik kuracakları yönünde. Khaleesinin hayır demeyeceğini düşünüyorum. Ne kadar fazla adam gelirse savaş gücü bir o kadar artacaktır. Zaten Yara ile Theon’un gidebileceği başka yerleri yok. Belki Jon’a Winterfell savaşında katılabilirler ama oralarda deniz var mı bilmiyorum. Öncelik teorim Khaleesi ile müttefik olacakları yönünde.

KHALEESI İLE JORAH’IN DUYGUSAL VEDASI

GOT_MP_093015_EP605-43151

Dothrakileri müthiş bir şekilde emri altına alan Khaleesi, onu kurtaran Jorah ile ne yapacağı merak konusuydu. Emilia Clarke’ın geçmişte yaptığı bir röportajını okumuştum ve çok hatırlamıyorum ancak şu şekildeydi ;

Soru : Daenerys ile Andallardan Jorah’ın geleceği ne olacak ? Nasıl bitmesini isterdiniz ?

Cevap : Ben, en sonunda Khaleesi’nin demir tahtta otururken yanında Jorah’ın olmasını isterdim.

Tabi bu Emilia’nın kendi şahsi görüşüydü ancak hayranların bu ikiliyi yakıştırdığını her yerde okuyorum. Belki olur, olmaz ancak veda sahneleri çok güzeldi. Jorah hastalığını göstererek ona zarar vereceğini düşünüp ayrılmak istedi ama Khaleesi ona iyileşmesini bulana kadar ölmemesini emretti ve tekrar yanına çağırarak onu affettiğini gösterdi. Çok tatlılar yahu.

YENİ BİR KIZIL RAHİBE

kinvara red woman game of thrones season six

Melisandre sonrası bu sezon bir rahibe ile daha tanışacağımız söylenmişti ve tanıştık ! Tyrion’ın politika konusunda ustalığını baya övmüştük. Bununla birlikte Meeren ve önceki fethettikleri yerler için bir kahraman yaratma zorunluluğu doğdu. Daenerys’in kurtarıcıları olduğu bilinen bir gerçek ancak onun yokluğunda olanları sağlayan kimdi ? Bir cüce ile hadım halk arasında inandırıcı bulunmayabilirdi. O yüzden halkın desteğini din ile sağlamaya çalışarak yeni bir kızıl rahibeyi getirttiler. Tüm bu olanları halk arasında yayarak herşeyin yolunda gittiğini anlatarak yeni bir kahraman yaratacaklardı. Kızıl rahibe ile Varys’in konuşmaları çok etkileyiciydi. Varys bile korktuysa bu rahibe, gidişatı çok etkileyecek.

Bölümün en hüzünlü kısmına gelmeden önce bir şu sahneye gülelim..

16LkJ9l

Tormund beni yine kırdı geçirdi. Atlamak istemedim. Şimdi gelelim en kötü kısma..

 

BRANN VE HODOR

GOT_ep605_Cut_I_graded_20160420_LAYOFF.001426081

Brann sakat bile olsa yerinde duramayarak ağaca kendisi bağlandı ve kendini Ak Gezenlerin arasında buldu. Ak gezenlerin olduğu her sahne muhteşemdi. Sizi bilmem ama ben ağzımı kapatamadan izledim. Brann fazla ileri giderek Night’s King’in onu görmesini ve işaretlemesini sağladı. Ona dokunmasıyla artık 3 gözlü kuzgunun olduğu yere girebileceğini anladık. En önemlisi ise Ak Gezenleri yaratanların, Ormanın çocukları olduğunu öğrendik. İnsanlığa karşı yok olmamaları için Ak Gezenler yaratılmış. Bunla birlikte Ak Gezenlerin amaçlarını daha iyi anlıyoruz. İnsanlığa karşı savaşmak için yaratıldılar ve bunu tekrar yapmak istiyorlar. Ancak yok etme istekleri insanlarla kalmamış olacak ki bu bölüm tüm Ormanın Çocuklarını da yok ettiler. Brann’in kurdu Summer’da burada öldü. Kurt katliamına artık biri dur dersin.

Tüm bunları başka bir bölüme daha iyi inceleyebiliriz ancak gözlerimin dolduğu an’a gidelim.

Hodor..

O an neler olduğunu ilk başta bende çözemedim ve çözdüğüm kadarıyla size aktarmaya çalışacağım. Game of Thrones’ta geçmişi yani zamanı değiştirebilmeyi ilk defa görmüş olduğumuzu düşünüyorum. Meera, Brann’ı kaçırmaya çalışırken Hodor Ak Gezenlerin geçmesini önlemek amaçlı kapıyı tuttu. Meera’nın söylediği HOLD THE DOOR sözcüğü HODOR’a dönüşümünü izledik. Geçmiş zamandaki insanlar bunu farketmedi, Hodor dışında. Meera’nın söylediği hold the door(kapıyı tut) cümlesi, Warg olarak Hodor’un içine giren Brann’ın etkileşimi sonucu olduğunu düşünüyorum. Yani gelecekteki Hodor’un kapıyı tutması gerektiği an ile geçmişteki konuşabilen Hodor’u etkilediği bir andı. Hodor, bu an için yaşadı, bu an için konuşmasından oldu ve bu an ile yaşamını Brann için verdi.

HARİKA OLMAMIŞ MI ? TÜYLERİM HALA DİKEN DİKEN. 

Red Wedding, Jon’un ölümü, Ned Stark’ın ölümünü görmüş bu gözler, uzun zamandır böylesine üzülmedi, gözleri dolmadı. Müthiş bir sahneydi ve Game of Thrones’un en hüzünlü vedalarından biri oldu..

Sizin düşünceleriniz neler ? Hodor’un fedakarlığını nasıl buldunuz ? Görüşlerinizi bekliyorum.

Okumaya Devam Et
27 Comments

27 Yorumlar

  1. OGUZ

    22 Mayıs 2016 at 22:54

    HOLD THE DOOR!!!

  2. snapchatturkey.tr.gg

    23 Mayıs 2016 at 01:05

    Hocam yazi inceleme guzel olmus.eksisozlukten gorup geldim 🙂 basarilar snapchatturkey.tr.gg

  3. JON SNOW

    23 Mayıs 2016 at 01:05

    Good 🙂

  4. Fatih Kaya

    23 Mayıs 2016 at 02:34

    Hodor diyince hala tüylerim diken diken süper bölümdü süper yorumlama zaman meselesinde hala kafam karışık orası ayrı bi konu Hodor çocukken bi anda nasıl gelecekte ki o sahneyi görüp krize girdi diye bi soru var aklımda :S

    • Anıl Kaleli

      23 Mayıs 2016 at 17:02

      Bir arkadaşa yazdım ama yine yazayım.Tabi bunun kendi görüşlerim olduğunu unutmayın belki konuyla alakası dahi yoktur. Brann, geçmiş hayattayken Meera’nın seslenişini duyar ve Hodor’un içine giriyor. Bu sırada kapıyı tutarken hala Brann ile Hodor bir. Hold the door seslenişini duyarken geçmişteki Hodor ile gelecekle geçmiş arasında kalan Brann birbirinden etkileniyolar ve Hodor bu yüzden konuşmasını yitirip, krize giriyor

  5. Mert

    23 Mayıs 2016 at 04:15

    Gerçekten harika aynı zaman da hüzünlü bir bölümdü. Son 5 dk’yi 2-3 defa izledim. Ama ben bir şey demek istiyorum. Üç gözlü karga yani yaşlı adam kesinlikle Bran’ın gelecekteki hali. Tabi bu bir teori şuan. Eskiden o yaptı ve Hodor’un konuşması bozuldu. Geçmiş değiştirilebiliyor mu değiştirilemiyor mu hala bilemiyoruz tabikide.

    • Anıl Kaleli

      23 Mayıs 2016 at 16:54

      Brann’ın gelecekte ki hali olabilir mantıklı. Ağaçta sürekli oturduğunu görüyoruz. Geçmiş ve geleceğe giderken ayakta görebildik ki oralar sayılmıyor. Gelecekten istemsiz geçmişi değiştirdi Brann. Yani bu güçle Çılgın Kral Aerys dönemine gider ve herşeyi değiştirebilir. Tabi gerçekten böyle olduysa.

  6. Bekirov

    23 Mayıs 2016 at 12:32

    Öncelikle diziyi çok iyi izlediğin belli,senaristler hodoru çok güzel tasarlamışlar,yalnız ölmeseydi hodorun değerini bu kadar anlamazdık,benim bir sorum var yada söylemim diyelim.bran stark tam olarak ağaçtaki adamın(üç gözlü kuzgun heralde) yerine geçti mi?tabi buda spoiler ama geçmiştir umarım.ve bran starkın ne gibi yararı olucak sadece geçmişe mi gidicek,yada o ağaç olmadan geçmişe gidebilecek mi merak ettim.ve ormanın çocuklarının ilk ak gezene dönüştürdüğü lavuğu birine benzetmeye çalıştım ama sıradan biri heralde

    • Anıl Kaleli

      23 Mayıs 2016 at 16:56

      Çok teşekkür ederim, beğenmeniz benim için çok önemli inan 🙂 Hodor’un değerini aslında ufaklığını gördüğümüz an konuşabildiğini gördüğümüzde anladık. Hodor her zaman o evrenin en temiz kalplisiydi ve onun fedakarlığı sayesinde üzülme derecemiz arttı. Üç gözlü kuzguna evrilebilir ancak şuan değil. Yani zaman içinde o olabilir. Zaten o da Brann’in hazır olmadığını söylemişti.

  7. habil

    23 Mayıs 2016 at 16:30

    Oldukça mükemmel yorumlar, öncelikle teşekkürler.

    Hodor gerçekten geleceğe nasıl atlayabildi. Çok tuhaf ve kim onu o ana getirdi?
    O anları yaşayacağı nasıl hayal altına girerek gelecek ana kadar yaşayıp hodor dedi?. Çok tuhaf.. Yani aklım hayalim durdu.

    • Anıl Kaleli

      23 Mayıs 2016 at 16:59

      Teşekkür ederim güzel düşüncelerin için 🙂 Aslında Hodor atlamadı. Brann geçmişe gittiği sırada dış dünyada duyduğu sesler ile Hodor’un içine Warg olarak girdi. Bunu geçmiş ile gelecek arasında yaptığı için Meera’nın HOLD THE DOOR cümlesini sürekli duydu ve bu ufaklığına konuşmasını yitircek derece girdiği krize sebep oldu. HOLD THE DOOR onun asli ve tek görevi oldu 🙂

  8. E.GÜL

    23 Mayıs 2016 at 19:27

    Bölüm yorumlarınız gerçekten çok güzel ve yerinde. Özellikle Meeren deki gelişmeleri ele alış şekliniz şimdiye kadar okuduğum yorumlardan farklıydı.Ancak Hodor’un dönüşümündeki Bran katkısı fikrine katılmıyorum. Bran, başına buyruk davranarak ağaç köküne tutundu Ak gezenlerle karşı karşıya geldi, bu sırada üç gözlü kuzgunun da orada olması gerekiyordu ama kendisini göremedik. Buna rağmen Bran’nin işaretlendiğini bildi, koruyucu büyünün bozulduğunu ve gitmesi gerektiğini söyledi arkasından da onu geçmişe götürdü. Bran dış dünyadan sesleri duysa da paniklemiş haldeydi zaten üç gözlü kuzgunun dediği gibi henüz hazır değildi ki geçmişe müdahale edebilsin. Bence ölmeden önce geçmişteki Hodor ile gelecekti ki Hodor arasında bağlantıyı kuran üç gözlü kuzgundu ve Bran’nın gözünden geçmişteki Hodor’un, geleceğindeki ölümünü an be an yaşayarak konuşma yetisini acı bir şekilde kaybetmesini izledik. Sizin de dediğiniz gibi; Hodor, bu an için yaşadı, bu an için konuşmasından oldu ve bu an ile yaşamını Bran için verdi. Ben üç gözlü kuzgunun bunu yapmasındaki amaç olarak Bran’nin geçmişe müdahale etmesi halinde yüzleşmek zorunda kalacağı acıları ona göstermek adına son dersi olduğunu düşünüyorum. Diğer türlü Bran’ı neden geçmişe götürsün ki? Diğer yandan üç gözlü kuzgunun ve ormanın çocuklarının böyle bir şeyi beklediklerinin ip uçlarını önceki bölümde vermişlerdi. Hatırlarsanız ormanın çocuğu Meera’ya buradan gittiğinizde stark çocuğunun sana ihtiyacı olacak demişti. Üç gözlü kuzgun da Bran’a sonsuza kadar burada kalmayacaksın demişti.Ayrıca Ak gezenlerin ilk hedeflerinin üç gözlü kuzgun olduğunu eklemek istiyorum. Kendilerini yaratan ormanın çocuklarını zombi ordularına bırakırlarken onlar direk ilk hedeflerine yürüdüler. Bir şekilde Ak gezenlerin duvarı aşabilmek için Bran’a ihtiyaçları var diye düşünüyorum. Son olarak herkes summer ın ölmesini kış geliyor meteforuna bağlasa da ben serinin sonuna kadar kurdu ölen her stark çocuğunun bir şekilde öleceğini düşünüyorum. Ve umarım ilk sansa ölür 🙂

    • Anıl Kaleli

      23 Mayıs 2016 at 21:30

      Öncelikle incelememi beğendiğin için çok teşekkür ederim. Sonra ise dediklerin elbet doğru olabilir çünkü benim söylediğim bir bakış açısı. Henüz bu olayın nasıl olduğuna dair bir açıklama veya diziden bir kesit görmedik. Hepimiz tahmin yapıyoruz işte 🙂 Senin dediğine göre Raven bunları planlı yaparak Brann’e bir ders vermek istediği, bu son derece mantıklı bir yaklaşım. Ak Gezenlerin Brann’a ihtiyaçları değil de onları yok edebilecek yegane gücün Brann olduğunu düşünmekteyim. Bu yüzden Raven, güçlerini Brann’e aktardı.

  9. YT

    23 Mayıs 2016 at 22:11

    Yorumunun tamamını okudum çok güzel, klavyenin pili bitmesin 🙂

    Brann ve Hodor olayına şöyle bir teori ileri sürmek istiyorum.
    Brann warg yeteneğini( 1.Skill ) daha önceki sezonlarda bir şekilde kazandı. Bunu biliyoruz.
    Brann’ın 2. yeteneği( 2.Skill ) ise geçmişe gitmek. Bunu da bu adamdan( 3 gözlü kuzgun ) öğrendi.

    Adamın hazır değilsin demekle kastettiği şey bu 2 yeteneği bir arada kullanamamasıydı. Yani kombo yapamıyordu. Adam öldükten sonra Brann ‘Kombo’ yapmayı öğrendi.

    Brann önce geçmişe gitti, uyanamadı.
    Sonra Meera’nın Brann’a söylediği ‘HODOR un içene gir.’ cümlesini Brann geçmişte duydu.
    Bunu duyan Brann geçmişte HODOR’un kafasına girince 2 skill’ini aynı anda kullanmayı öğrenmiş oldu.
    Kombo yaptı.

    ‘Dream within a dream’ gibi yani.

    Saygılar

    • Anıl Kaleli

      23 Mayıs 2016 at 23:24

      Aynen aslında benim de demek istediğim buna yakındı. İncelemeyi komple okumana ayrı sevinip mutlu oldum, bundan sonra hep okutabilirim umarım 🙂

  10. Cky

    24 Mayıs 2016 at 12:53

    Peki bu mızraklarla ak gezenler Nasıl öldü?

    • Anıl Kaleli

      25 Mayıs 2016 at 00:03

      Ormanın çocukları mağara girişinde beklerken, Meera onların mızraklarından birini alıp içeri giriyor. Mızrakların ucunda ise ejderhacamı bulunuyor. Bu sayede Ak Gezeni o mızrakla öldürebildi.

  11. Hakan

    25 Mayıs 2016 at 17:15

    Merhaba benim anlamadığım. Mağarada kendini patlatarak ölen orman çocuğu ile ilk akgezeni yapan çocuk aynı çocuk mu. Galiba aynı çocuk. Aynı çocuksa eğer, benim bildiğim white walkerslar binlerce yıldır varlar. Fakat orman çocukları ortalama en fazla 200-300 yıl yaşayabiliyorlar. Nasıl oluyor?

    • Anıl Kaleli

      25 Mayıs 2016 at 20:08

      Kitapları okumadığım için onlara cevap veremem ama dizinin bize net bi şekilde anlattığı, ak gezenleri ormanın çocuklarının yarattığıydı. Mantıken ilk ak gezen böyle yaratılmışsa ormanın çocuklarının kökeni daha eskiye dayanıyor. He tabi, eskiden ak gezenler yine olup azor ahai gibi biri tarafından hepsi yok edilmişse, belki tekrardan hayata döndürmek istemiş olabilirler.

      • Hakan

        25 Mayıs 2016 at 23:37

        Peki ak gezeni yaratan orman çocuğu ile mağaradaki patlamada ölen aynı çocuk muydu. Bir de öğrenmek istediğim orman çocuklarının tarihi değil , ortalama yaşam sürelerini merak ediyorum. On bin yıl değildir herhalde bir tanesinin yaşam süresi.

  12. Musa

    26 Mayıs 2016 at 03:43

    Merhaba öncelikle yorumlari cok begendigimi belirtmeliyim. Elinize saglik. Benbu bolumde zaman kavrmini oturatamadim acikcasi sizden bu konuda yardim istiyorum. Bizim 6 sezon boyunca tanidigimiz hodorun bu bolumde brann in gecmise gitmesi ve trans aninda hodoru etkilemesi sonucu tum hayati boyunca kapiyi tutmak icin yasadigini ogrendik. Dolayisiyla bizim 6 sezon boyunca izledigimiz hodor, brannin simdiki zamandan gecmise gitmesi ile mi olusmus oluyor? Eger bu durum soz konusu ise 6 sezon boyunca gordugumuz her olay bir yanilmasama olabilir mi? Hodorun normal hayatindan konusamayan bir insana dönüşmesi brannin gecmise gitmesi nedeni ile ilgili ise izledigimiz hersey aslinda oyle degil anlamini cikarabilir miyiz? Degerli goruslerinizle bu sorulari kafamdan atmak istiyorum zira ven isin icinden cikamadim . Simdiden teşekkürler.

    • Anıl Kaleli

      26 Mayıs 2016 at 19:33

      Beğenmene sevindim Musa, siteden ayrılma derim 🙂 Soruna gelecek olursam, zaman kavramıyla değil de şöyle anlatayım ; Geçen bölümlerde Brann yine geçmişe gitmiş genç Ned Stark’a sesini duyurabilmişti. Geçmiş ve geleceği değiştirebilme gücü var Brann’ın. Hodorun konuşmasını bozan şey, Brann’ın geçmişteyken warg haline girip Hodorun içine girmesiydi. Yani Brann eğer uyansaydı ve Hodorun içine öyle girseydi bunların hiçbiri muhtemelen olmazdı. Tabi bunlar benim tahminim henüz bir açıklama okumadım 🙂 Kafandakini birazcık olsun çözmüşümdür umarım

  13. fetih

    27 Mayıs 2016 at 00:28

    hodor daha olmedı fakat yenı bolum gelmeden bılemeyız neler olcagını gayet ıyı bılıyorum ve sıkı fanıyım tum kıtaplarını bıtırdım bekleyın ve ızleyın spolier vermeyım 🙂

    • Anıl Kaleli

      29 Mayıs 2016 at 03:31

      NOOOOOOOOOOOOO SPOILER AMAN ! Hadi bakalım 🙂

  14. Batu

    13 Temmuz 2016 at 07:11

    Oncelıkle konuyu en azında daha ıyı anlamama yardımcı oldugunuz ıcın tesekkurler.Benım anladıgım daha once musa kardesımızınde belırttıgı gıbı brann ın gecmısı degıstırmesıyle zaman kırıldı sonucta hodor krız gecırınce brann bu noktaya gelıp gecmıse gıdıyor.Yani genc hodorun bran tarafından warglanmadıgı bır surecte var ama biz warglanmasından sonra olusan senaryoyu ızledık.Tabi aklıma suda gelıyor genc hodorun krıze gırmedıgı senaryoda beler oldu ve brann gecmıse gıdebıldı?

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel1 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba4 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba4 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba6 gün ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba