Connect with us

Bomba

GAME OF THRONES 6.SEZON 5.BÖLÜM THE DOOR İNCELEMESİ -SPOILER-

Yayınlandı

on

Biliyorsunuz ki bu bölüm erkenden internete sızdırıldı o yüzden henüz izlemeyen, sızdırılmayı bilmeyen çoktur. Bölümü gününde izlemek istiyorsanız yazıyı okumayı burada bırakın. Çünkü bölümü incelerken oldukça spoiler vereceğim. Dayanamayıp okumak isteyenler için engel olamam elbet ama diziyi izleyip öyle okumanızı öneririm. Gerçekten harika bir bölümdü ve benim yazacağım şeyleri anlayabilmeniz için önce görsel olarak izlemeniz en iyisi.. Hele ki son sahne.. Fotoğaftan sonra SPOILER dolu yazıma başlıyorum. Dediğim gibi, bölümü izlemediyseniz fotoğraftan sonrasına bakmayınız. Anlaştık mı ? Başlayalım !

LITTLEFINGER vs SANSA STARK

GOT605_080315_HS_DSC_00971

Açılış büyük bir yüzleşmeyle başladı. Sansa’yı Boltonlara veren ve gördüğü tüm işkencelerin baş sorumlusu Petyr Baelish, Sansa’yı görmek için The Wall’ın yakınlarına gelir. Sansa görüşmeye Brienne ile gelerek mesajını net bir şekilde verdi. Baelish, Ramsay’in ne denli bir manyak olduğunu bilmiyormuş gibi sevdiği(çok emin değilim herşey Winterfell için olabilir) kızı orada bıraktı. O yüzden Sansa’ya yıllar sonra bir konuda hak verdiğimizi düşünüyorum. Baelish ise o an öldürülmekten, Sansa’yı öncesinde Joffrey’den kurtardığı için yırttı. Sansa bir nevi borcunu ödedi ancak Ramsay ile yaşadıkları onu daha sert biri yaptı. Baelish ise gitmeden fitneyi sokarak onun bir orduya ihtiyacı olduğunu ve bunun gerçek bir STARK’ın sahip olması gerektiğini hatırlattı. Jon her ne kadar kuzeye gitse de oranın hanelerinin desteğini alamayabilirdi çünkü o bir piç. Gerçek bir STARK buna sahip olmalıydı. Buna dayanarak dayıları Blackfish’in Tully ve çevresini tekrar kontrol altına aldığını hatırlattı ve ondan destek almasını önerdi.

ARYA STARK BAŞARACAK MI ?

GOT605_081415_HS__DSC69081

Evet öncesine göre çok daha iyi dövüşüyor ancak yeterli değil gibi. Adını hatırlamadığım sarı kızın Arya için söylediği söz önemliydi. Jaqen H’ghar ise söylediğini destekler nitelikteydi. Aklıma ACABA ARYA NO ONE OLMAYI BAŞARAMAYACAK MI ? sorusu geldi. İkinci bir şans yakaladı ve tiyatrocu Leydi Crane denilen kişiyi öldürmesi istendi. Crane’nin tiyatrosu ise oldukça ironikti Kral Robert ve Ned Stark zamanını anlatıyordu. Arya için tüm yaşanılanları ve NO ONE olma yolunda kimliğini hatırlamasına sebep olduğunu düşünüyorum. Çok yüzlü tanrının bir hizmetkarı olma yolundayken bunun bir sınav olduğunu düşünüyorum. Öldürmesi gereken Crane’i incelerken onun kötü biri olmadığını Jaqen’a söyledi ancak aldığı cevap sadece kötülerin ölüp iyilerin es mi geçilmesi gerekiyor oldu. Muhtemelen bu onun son sınavı. Belki de öldürmemesi gereken birini öldürmeye zorlanıyor ve bunu anlayıp anlamayacağı test ediliyor. Her iki şekilde de NO ONE olmak hiç kolay gözükmüyor. Belki kim bilir, hem NO ONE olur hem ARYA STARK olduğunu bilir ve Westeros’a doğru yola çıkar ? İkisi aynı anda nasıl olur derseniz, Arya’nın bunu başaracağını düşünüyorum.

SALT THRONE İÇİN YENİ BİR KRALIMIZ VAR 

aa32eccb5cb21205_euron.xxxlarge

Geçen bölümlerde abisi demir doğum kralını öldüren Euron Greyjoy, kral konseyine ani giriş yaparak hem Yara’yı hem Theon’u saf dışı bıraktı. Yara halkına en güçlü orduyu kuracağını vadederken, Euron çok daha akılcı bir yöntemle Daenerys Targaryen ile bir nevi evlilik bağı kurarak ejderhalarla birlikte 7 krallığı işgal edeceğini söyledi. Ejderhalardan haberi olması önemliydi. Ve şahsen Yara’ya göre çok daha ayakları yere basan bir plandı. Zaten konsey anında Euron’u kral ilan etti. Bu sırada Osmanlı’da bolca gördüğümüz yeni padişah rakip istemez, boğdurma faslını kendi başlarına geleceğini anlayan Yara ile Theon, Demir Doğumluların en iyi gemilerini alarak kaçtılar. Benim tahminime göre Daenerys’in yanına giderek onunla müttefik kuracakları yönünde. Khaleesinin hayır demeyeceğini düşünüyorum. Ne kadar fazla adam gelirse savaş gücü bir o kadar artacaktır. Zaten Yara ile Theon’un gidebileceği başka yerleri yok. Belki Jon’a Winterfell savaşında katılabilirler ama oralarda deniz var mı bilmiyorum. Öncelik teorim Khaleesi ile müttefik olacakları yönünde.

KHALEESI İLE JORAH’IN DUYGUSAL VEDASI

GOT_MP_093015_EP605-43151

Dothrakileri müthiş bir şekilde emri altına alan Khaleesi, onu kurtaran Jorah ile ne yapacağı merak konusuydu. Emilia Clarke’ın geçmişte yaptığı bir röportajını okumuştum ve çok hatırlamıyorum ancak şu şekildeydi ;

Soru : Daenerys ile Andallardan Jorah’ın geleceği ne olacak ? Nasıl bitmesini isterdiniz ?

Cevap : Ben, en sonunda Khaleesi’nin demir tahtta otururken yanında Jorah’ın olmasını isterdim.

Tabi bu Emilia’nın kendi şahsi görüşüydü ancak hayranların bu ikiliyi yakıştırdığını her yerde okuyorum. Belki olur, olmaz ancak veda sahneleri çok güzeldi. Jorah hastalığını göstererek ona zarar vereceğini düşünüp ayrılmak istedi ama Khaleesi ona iyileşmesini bulana kadar ölmemesini emretti ve tekrar yanına çağırarak onu affettiğini gösterdi. Çok tatlılar yahu.

YENİ BİR KIZIL RAHİBE

kinvara red woman game of thrones season six

Melisandre sonrası bu sezon bir rahibe ile daha tanışacağımız söylenmişti ve tanıştık ! Tyrion’ın politika konusunda ustalığını baya övmüştük. Bununla birlikte Meeren ve önceki fethettikleri yerler için bir kahraman yaratma zorunluluğu doğdu. Daenerys’in kurtarıcıları olduğu bilinen bir gerçek ancak onun yokluğunda olanları sağlayan kimdi ? Bir cüce ile hadım halk arasında inandırıcı bulunmayabilirdi. O yüzden halkın desteğini din ile sağlamaya çalışarak yeni bir kızıl rahibeyi getirttiler. Tüm bu olanları halk arasında yayarak herşeyin yolunda gittiğini anlatarak yeni bir kahraman yaratacaklardı. Kızıl rahibe ile Varys’in konuşmaları çok etkileyiciydi. Varys bile korktuysa bu rahibe, gidişatı çok etkileyecek.

Bölümün en hüzünlü kısmına gelmeden önce bir şu sahneye gülelim..

16LkJ9l

Tormund beni yine kırdı geçirdi. Atlamak istemedim. Şimdi gelelim en kötü kısma..

 

BRANN VE HODOR

GOT_ep605_Cut_I_graded_20160420_LAYOFF.001426081

Brann sakat bile olsa yerinde duramayarak ağaca kendisi bağlandı ve kendini Ak Gezenlerin arasında buldu. Ak gezenlerin olduğu her sahne muhteşemdi. Sizi bilmem ama ben ağzımı kapatamadan izledim. Brann fazla ileri giderek Night’s King’in onu görmesini ve işaretlemesini sağladı. Ona dokunmasıyla artık 3 gözlü kuzgunun olduğu yere girebileceğini anladık. En önemlisi ise Ak Gezenleri yaratanların, Ormanın çocukları olduğunu öğrendik. İnsanlığa karşı yok olmamaları için Ak Gezenler yaratılmış. Bunla birlikte Ak Gezenlerin amaçlarını daha iyi anlıyoruz. İnsanlığa karşı savaşmak için yaratıldılar ve bunu tekrar yapmak istiyorlar. Ancak yok etme istekleri insanlarla kalmamış olacak ki bu bölüm tüm Ormanın Çocuklarını da yok ettiler. Brann’in kurdu Summer’da burada öldü. Kurt katliamına artık biri dur dersin.

Tüm bunları başka bir bölüme daha iyi inceleyebiliriz ancak gözlerimin dolduğu an’a gidelim.

Hodor..

O an neler olduğunu ilk başta bende çözemedim ve çözdüğüm kadarıyla size aktarmaya çalışacağım. Game of Thrones’ta geçmişi yani zamanı değiştirebilmeyi ilk defa görmüş olduğumuzu düşünüyorum. Meera, Brann’ı kaçırmaya çalışırken Hodor Ak Gezenlerin geçmesini önlemek amaçlı kapıyı tuttu. Meera’nın söylediği HOLD THE DOOR sözcüğü HODOR’a dönüşümünü izledik. Geçmiş zamandaki insanlar bunu farketmedi, Hodor dışında. Meera’nın söylediği hold the door(kapıyı tut) cümlesi, Warg olarak Hodor’un içine giren Brann’ın etkileşimi sonucu olduğunu düşünüyorum. Yani gelecekteki Hodor’un kapıyı tutması gerektiği an ile geçmişteki konuşabilen Hodor’u etkilediği bir andı. Hodor, bu an için yaşadı, bu an için konuşmasından oldu ve bu an ile yaşamını Brann için verdi.

HARİKA OLMAMIŞ MI ? TÜYLERİM HALA DİKEN DİKEN. 

Red Wedding, Jon’un ölümü, Ned Stark’ın ölümünü görmüş bu gözler, uzun zamandır böylesine üzülmedi, gözleri dolmadı. Müthiş bir sahneydi ve Game of Thrones’un en hüzünlü vedalarından biri oldu..

Sizin düşünceleriniz neler ? Hodor’un fedakarlığını nasıl buldunuz ? Görüşlerinizi bekliyorum.

Okumaya Devam Et
27 Comments

27 Yorumlar

  1. OGUZ

    22 Mayıs 2016 at 22:54

    HOLD THE DOOR!!!

  2. snapchatturkey.tr.gg

    23 Mayıs 2016 at 01:05

    Hocam yazi inceleme guzel olmus.eksisozlukten gorup geldim 🙂 basarilar snapchatturkey.tr.gg

  3. JON SNOW

    23 Mayıs 2016 at 01:05

    Good 🙂

  4. Fatih Kaya

    23 Mayıs 2016 at 02:34

    Hodor diyince hala tüylerim diken diken süper bölümdü süper yorumlama zaman meselesinde hala kafam karışık orası ayrı bi konu Hodor çocukken bi anda nasıl gelecekte ki o sahneyi görüp krize girdi diye bi soru var aklımda :S

    • Anıl Kaleli

      23 Mayıs 2016 at 17:02

      Bir arkadaşa yazdım ama yine yazayım.Tabi bunun kendi görüşlerim olduğunu unutmayın belki konuyla alakası dahi yoktur. Brann, geçmiş hayattayken Meera’nın seslenişini duyar ve Hodor’un içine giriyor. Bu sırada kapıyı tutarken hala Brann ile Hodor bir. Hold the door seslenişini duyarken geçmişteki Hodor ile gelecekle geçmiş arasında kalan Brann birbirinden etkileniyolar ve Hodor bu yüzden konuşmasını yitirip, krize giriyor

  5. Mert

    23 Mayıs 2016 at 04:15

    Gerçekten harika aynı zaman da hüzünlü bir bölümdü. Son 5 dk’yi 2-3 defa izledim. Ama ben bir şey demek istiyorum. Üç gözlü karga yani yaşlı adam kesinlikle Bran’ın gelecekteki hali. Tabi bu bir teori şuan. Eskiden o yaptı ve Hodor’un konuşması bozuldu. Geçmiş değiştirilebiliyor mu değiştirilemiyor mu hala bilemiyoruz tabikide.

    • Anıl Kaleli

      23 Mayıs 2016 at 16:54

      Brann’ın gelecekte ki hali olabilir mantıklı. Ağaçta sürekli oturduğunu görüyoruz. Geçmiş ve geleceğe giderken ayakta görebildik ki oralar sayılmıyor. Gelecekten istemsiz geçmişi değiştirdi Brann. Yani bu güçle Çılgın Kral Aerys dönemine gider ve herşeyi değiştirebilir. Tabi gerçekten böyle olduysa.

  6. Bekirov

    23 Mayıs 2016 at 12:32

    Öncelikle diziyi çok iyi izlediğin belli,senaristler hodoru çok güzel tasarlamışlar,yalnız ölmeseydi hodorun değerini bu kadar anlamazdık,benim bir sorum var yada söylemim diyelim.bran stark tam olarak ağaçtaki adamın(üç gözlü kuzgun heralde) yerine geçti mi?tabi buda spoiler ama geçmiştir umarım.ve bran starkın ne gibi yararı olucak sadece geçmişe mi gidicek,yada o ağaç olmadan geçmişe gidebilecek mi merak ettim.ve ormanın çocuklarının ilk ak gezene dönüştürdüğü lavuğu birine benzetmeye çalıştım ama sıradan biri heralde

    • Anıl Kaleli

      23 Mayıs 2016 at 16:56

      Çok teşekkür ederim, beğenmeniz benim için çok önemli inan 🙂 Hodor’un değerini aslında ufaklığını gördüğümüz an konuşabildiğini gördüğümüzde anladık. Hodor her zaman o evrenin en temiz kalplisiydi ve onun fedakarlığı sayesinde üzülme derecemiz arttı. Üç gözlü kuzguna evrilebilir ancak şuan değil. Yani zaman içinde o olabilir. Zaten o da Brann’in hazır olmadığını söylemişti.

  7. habil

    23 Mayıs 2016 at 16:30

    Oldukça mükemmel yorumlar, öncelikle teşekkürler.

    Hodor gerçekten geleceğe nasıl atlayabildi. Çok tuhaf ve kim onu o ana getirdi?
    O anları yaşayacağı nasıl hayal altına girerek gelecek ana kadar yaşayıp hodor dedi?. Çok tuhaf.. Yani aklım hayalim durdu.

    • Anıl Kaleli

      23 Mayıs 2016 at 16:59

      Teşekkür ederim güzel düşüncelerin için 🙂 Aslında Hodor atlamadı. Brann geçmişe gittiği sırada dış dünyada duyduğu sesler ile Hodor’un içine Warg olarak girdi. Bunu geçmiş ile gelecek arasında yaptığı için Meera’nın HOLD THE DOOR cümlesini sürekli duydu ve bu ufaklığına konuşmasını yitircek derece girdiği krize sebep oldu. HOLD THE DOOR onun asli ve tek görevi oldu 🙂

  8. E.GÜL

    23 Mayıs 2016 at 19:27

    Bölüm yorumlarınız gerçekten çok güzel ve yerinde. Özellikle Meeren deki gelişmeleri ele alış şekliniz şimdiye kadar okuduğum yorumlardan farklıydı.Ancak Hodor’un dönüşümündeki Bran katkısı fikrine katılmıyorum. Bran, başına buyruk davranarak ağaç köküne tutundu Ak gezenlerle karşı karşıya geldi, bu sırada üç gözlü kuzgunun da orada olması gerekiyordu ama kendisini göremedik. Buna rağmen Bran’nin işaretlendiğini bildi, koruyucu büyünün bozulduğunu ve gitmesi gerektiğini söyledi arkasından da onu geçmişe götürdü. Bran dış dünyadan sesleri duysa da paniklemiş haldeydi zaten üç gözlü kuzgunun dediği gibi henüz hazır değildi ki geçmişe müdahale edebilsin. Bence ölmeden önce geçmişteki Hodor ile gelecekti ki Hodor arasında bağlantıyı kuran üç gözlü kuzgundu ve Bran’nın gözünden geçmişteki Hodor’un, geleceğindeki ölümünü an be an yaşayarak konuşma yetisini acı bir şekilde kaybetmesini izledik. Sizin de dediğiniz gibi; Hodor, bu an için yaşadı, bu an için konuşmasından oldu ve bu an ile yaşamını Bran için verdi. Ben üç gözlü kuzgunun bunu yapmasındaki amaç olarak Bran’nin geçmişe müdahale etmesi halinde yüzleşmek zorunda kalacağı acıları ona göstermek adına son dersi olduğunu düşünüyorum. Diğer türlü Bran’ı neden geçmişe götürsün ki? Diğer yandan üç gözlü kuzgunun ve ormanın çocuklarının böyle bir şeyi beklediklerinin ip uçlarını önceki bölümde vermişlerdi. Hatırlarsanız ormanın çocuğu Meera’ya buradan gittiğinizde stark çocuğunun sana ihtiyacı olacak demişti. Üç gözlü kuzgun da Bran’a sonsuza kadar burada kalmayacaksın demişti.Ayrıca Ak gezenlerin ilk hedeflerinin üç gözlü kuzgun olduğunu eklemek istiyorum. Kendilerini yaratan ormanın çocuklarını zombi ordularına bırakırlarken onlar direk ilk hedeflerine yürüdüler. Bir şekilde Ak gezenlerin duvarı aşabilmek için Bran’a ihtiyaçları var diye düşünüyorum. Son olarak herkes summer ın ölmesini kış geliyor meteforuna bağlasa da ben serinin sonuna kadar kurdu ölen her stark çocuğunun bir şekilde öleceğini düşünüyorum. Ve umarım ilk sansa ölür 🙂

    • Anıl Kaleli

      23 Mayıs 2016 at 21:30

      Öncelikle incelememi beğendiğin için çok teşekkür ederim. Sonra ise dediklerin elbet doğru olabilir çünkü benim söylediğim bir bakış açısı. Henüz bu olayın nasıl olduğuna dair bir açıklama veya diziden bir kesit görmedik. Hepimiz tahmin yapıyoruz işte 🙂 Senin dediğine göre Raven bunları planlı yaparak Brann’e bir ders vermek istediği, bu son derece mantıklı bir yaklaşım. Ak Gezenlerin Brann’a ihtiyaçları değil de onları yok edebilecek yegane gücün Brann olduğunu düşünmekteyim. Bu yüzden Raven, güçlerini Brann’e aktardı.

  9. YT

    23 Mayıs 2016 at 22:11

    Yorumunun tamamını okudum çok güzel, klavyenin pili bitmesin 🙂

    Brann ve Hodor olayına şöyle bir teori ileri sürmek istiyorum.
    Brann warg yeteneğini( 1.Skill ) daha önceki sezonlarda bir şekilde kazandı. Bunu biliyoruz.
    Brann’ın 2. yeteneği( 2.Skill ) ise geçmişe gitmek. Bunu da bu adamdan( 3 gözlü kuzgun ) öğrendi.

    Adamın hazır değilsin demekle kastettiği şey bu 2 yeteneği bir arada kullanamamasıydı. Yani kombo yapamıyordu. Adam öldükten sonra Brann ‘Kombo’ yapmayı öğrendi.

    Brann önce geçmişe gitti, uyanamadı.
    Sonra Meera’nın Brann’a söylediği ‘HODOR un içene gir.’ cümlesini Brann geçmişte duydu.
    Bunu duyan Brann geçmişte HODOR’un kafasına girince 2 skill’ini aynı anda kullanmayı öğrenmiş oldu.
    Kombo yaptı.

    ‘Dream within a dream’ gibi yani.

    Saygılar

    • Anıl Kaleli

      23 Mayıs 2016 at 23:24

      Aynen aslında benim de demek istediğim buna yakındı. İncelemeyi komple okumana ayrı sevinip mutlu oldum, bundan sonra hep okutabilirim umarım 🙂

  10. Cky

    24 Mayıs 2016 at 12:53

    Peki bu mızraklarla ak gezenler Nasıl öldü?

    • Anıl Kaleli

      25 Mayıs 2016 at 00:03

      Ormanın çocukları mağara girişinde beklerken, Meera onların mızraklarından birini alıp içeri giriyor. Mızrakların ucunda ise ejderhacamı bulunuyor. Bu sayede Ak Gezeni o mızrakla öldürebildi.

  11. Hakan

    25 Mayıs 2016 at 17:15

    Merhaba benim anlamadığım. Mağarada kendini patlatarak ölen orman çocuğu ile ilk akgezeni yapan çocuk aynı çocuk mu. Galiba aynı çocuk. Aynı çocuksa eğer, benim bildiğim white walkerslar binlerce yıldır varlar. Fakat orman çocukları ortalama en fazla 200-300 yıl yaşayabiliyorlar. Nasıl oluyor?

    • Anıl Kaleli

      25 Mayıs 2016 at 20:08

      Kitapları okumadığım için onlara cevap veremem ama dizinin bize net bi şekilde anlattığı, ak gezenleri ormanın çocuklarının yarattığıydı. Mantıken ilk ak gezen böyle yaratılmışsa ormanın çocuklarının kökeni daha eskiye dayanıyor. He tabi, eskiden ak gezenler yine olup azor ahai gibi biri tarafından hepsi yok edilmişse, belki tekrardan hayata döndürmek istemiş olabilirler.

      • Hakan

        25 Mayıs 2016 at 23:37

        Peki ak gezeni yaratan orman çocuğu ile mağaradaki patlamada ölen aynı çocuk muydu. Bir de öğrenmek istediğim orman çocuklarının tarihi değil , ortalama yaşam sürelerini merak ediyorum. On bin yıl değildir herhalde bir tanesinin yaşam süresi.

  12. Musa

    26 Mayıs 2016 at 03:43

    Merhaba öncelikle yorumlari cok begendigimi belirtmeliyim. Elinize saglik. Benbu bolumde zaman kavrmini oturatamadim acikcasi sizden bu konuda yardim istiyorum. Bizim 6 sezon boyunca tanidigimiz hodorun bu bolumde brann in gecmise gitmesi ve trans aninda hodoru etkilemesi sonucu tum hayati boyunca kapiyi tutmak icin yasadigini ogrendik. Dolayisiyla bizim 6 sezon boyunca izledigimiz hodor, brannin simdiki zamandan gecmise gitmesi ile mi olusmus oluyor? Eger bu durum soz konusu ise 6 sezon boyunca gordugumuz her olay bir yanilmasama olabilir mi? Hodorun normal hayatindan konusamayan bir insana dönüşmesi brannin gecmise gitmesi nedeni ile ilgili ise izledigimiz hersey aslinda oyle degil anlamini cikarabilir miyiz? Degerli goruslerinizle bu sorulari kafamdan atmak istiyorum zira ven isin icinden cikamadim . Simdiden teşekkürler.

    • Anıl Kaleli

      26 Mayıs 2016 at 19:33

      Beğenmene sevindim Musa, siteden ayrılma derim 🙂 Soruna gelecek olursam, zaman kavramıyla değil de şöyle anlatayım ; Geçen bölümlerde Brann yine geçmişe gitmiş genç Ned Stark’a sesini duyurabilmişti. Geçmiş ve geleceği değiştirebilme gücü var Brann’ın. Hodorun konuşmasını bozan şey, Brann’ın geçmişteyken warg haline girip Hodorun içine girmesiydi. Yani Brann eğer uyansaydı ve Hodorun içine öyle girseydi bunların hiçbiri muhtemelen olmazdı. Tabi bunlar benim tahminim henüz bir açıklama okumadım 🙂 Kafandakini birazcık olsun çözmüşümdür umarım

  13. fetih

    27 Mayıs 2016 at 00:28

    hodor daha olmedı fakat yenı bolum gelmeden bılemeyız neler olcagını gayet ıyı bılıyorum ve sıkı fanıyım tum kıtaplarını bıtırdım bekleyın ve ızleyın spolier vermeyım 🙂

    • Anıl Kaleli

      29 Mayıs 2016 at 03:31

      NOOOOOOOOOOOOO SPOILER AMAN ! Hadi bakalım 🙂

  14. Batu

    13 Temmuz 2016 at 07:11

    Oncelıkle konuyu en azında daha ıyı anlamama yardımcı oldugunuz ıcın tesekkurler.Benım anladıgım daha once musa kardesımızınde belırttıgı gıbı brann ın gecmısı degıstırmesıyle zaman kırıldı sonucta hodor krız gecırınce brann bu noktaya gelıp gecmıse gıdıyor.Yani genc hodorun bran tarafından warglanmadıgı bır surecte var ama biz warglanmasından sonra olusan senaryoyu ızledık.Tabi aklıma suda gelıyor genc hodorun krıze gırmedıgı senaryoda beler oldu ve brann gecmıse gıdebıldı?

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Justice League İncelemesi ve Tüm Çizgi Roman Referansları!

Yayınlandı

on

-SPOILER OLMAYAN KISIM-

Kutluhan’ın Görüşleri

Villian, solo hikayeler, diyaloglar, espriler, efektler, yan karakterler filmi bir bütün olarak karşımıza çıkardı. Avengers’tan üstün olması hem yıl olarak hem de karakterler açısından beklenen bir şeydi. Şöyle açıklayayım, sinemanın süper kahraman evreninde kimse Kaptan Amerika, Iron Man, Hulk, Thor diye çıldırmıyor. Hulk, her zaman solo hikayesiyle etkileyecidir ama Avengers’ta büyük düşmana karşı kullanılan bir silahtan başka bir şey değil. Thor, Tanrı olmasına rağmen dünyada karınca sayılabilecek güçlerle savaştı. Civil War senaryosu da iyi işlenmesine rağmen Iron Man vs Captain America durumu, görkem barındırmadı. İşte tam burada Justice League karakter avantajını kullanacaktı ve başardı. Superman vs Batman’de yapılan hatalar görülmüş ve karakterlerin derinine inilmiş. Cyborg, fragmanda sıradan bir Mortal Combat, Terminator tarzı bir karaktermiş gibi görünüyorken, derinliğiyle filmin en iyi karakteri olmaya aday olması, yaşadığım sağlam twistlerdendi. Siyahi karakterlerin hep komedi öğesi olarak kullanıldığını görüyoruz. Ama bu filmde bu tabu yıkılıyor ve Barry Allen devreye giriyor. Hiçbir karakter rolünden sapmıyor ve tutarlı bir kurgu ortaya çıkıyor. Ayakta alkışlanacak konu bu. Fazla karakterin işlenmesi bir dezavantajken, bu durumu lehine çeviren Zack Snyder, muazzam sahnelerle bizi ekrana kitlemeyi başardı.

Yan karakterler filmde büyük önem taşıyordu. Henry Allen (Flash’ın Babası), Silas Stone (Cyborg’un Babası), Lois Lane derin sahnelerin mimarlarıydı. Aksiyon filminin temposunu düşüren, göz dolduran sahneler, Justice League’in artı yanıydı. Ancak ekstra bir soundtrack yoktu. Hala “Is She With You” parçasından ekmek yeniliyor. Hans Zimmer ile tekrar işbirliği yapılmalı.

Zack Snyder da hala ayrıntılı ya da sade kareler mevcut değil. Hızlı geçişler, ağır CGI vardı. Michael Bay’i gömdüğümüz bir ayrıntı vardı. GAL GADOT’UN KALÇASI! Transformers serilerinde kadın başrolün kalçasından sahne bağlayan Michael Bay’i eleştirmiştik. Aynısını Zack abimiz de Wonder Woman’a yaptı. Ve sahneyi izlemek yerine gözlerin tek bir noktaya kaymasına neden oldu. Hatta şöyle kaba bir görüş belirteyim. Erkek izleyiciler için Gal Gadot, kadın izleyiciler için Henry Cavill, çocuk izleyiciler için de Ezra Miller kullanılmış. Kısacası her kesime hitap bu şekilde gerçekleştirilmiş.

Anıl’ın Görüşleri

DCEU’nun göz bebeği sonunda karşımıza çıktı. Beklediğimize değdiğine inanarak sözlerime başlamak istiyorum. Fragmanları uzun süredir göremediğimiz bir şekilde akıllıca kullandılar ve bunun ödülünü çoğunluğun filmi beğenmesiyle alacaklarını düşünüyorum. Evet, bir fragman bile ne kadar önemli bunu anlamış olduk. Hiçbir fragman bize Superman’i göstermediği gibi hiçbir fragman bizlere filmin sonu hakkında bilgi vermedi. Sırf filme heyecanlandırmak adına fragmanlardan bizlerin hevesini kırmadı. Bu bile artı puanla gitmemi sağladı filme.

Peki soruyorsunuz, “FİLM NASILDI?” diye. Haklısınız. Justice League, süper kahramanlar evreninde hem ekibi en iyi toparlayan hem çizgi romandan beslenme konusunda beyaz ekrana aktarılan en iyi film. Bir diğer sorunuz olarak akıllarda beliren AVENGERS DAHİL Mİ? sorusuna evet, o da dahil. Kısaca özetleyecek olursam DCEU, artık MCU’yu yakaladı. Her yazımda bahsettiğim o geriden gelme eksikliği, hızlı ama temelsiz filmler geride kaldı ve Justice League resmen yumruğunu masaya vurdu! MCU’nun artık yavaştan alma, tek filmlik kötülere sığınma hakkı kalmadı. Justice League’in MAYIS AYINA KADAR heyecanla konuşulacağını ve filmin etkisinden çıkılmayacağını düşünüyorum. Neden Mayıs derseniz elbette ki Marvel’ın 10 yıllık planının, ilmek ilmek işlediği evreninin son ve en büyük halkası Infinity War gelecek. Tekrarlıyorum; Mayıs ayına kadar Justice League, çizgi romanlardan beslenen ve ekibi bir araya oldukça mantıklı sebeplerle bir araya getiren en iyi filmdir.

Özetle;

Justice League > Avengers > Avengers Age of Ultron.

Spoilersız buraya kadar aktarabildim. Görselden sonrası alabildiğine SPOILER alabildiğine REFERANSLAR içerecektir.

-SPOILER OLMAYAN KISIM BİTTİ-

Haydi başlayalım!

SPOILER İNCELEMESİ:

Filmi M.Ö (Moladan Önce) ve M.S (Moladan Sonra) diye ayırmak istiyorum. İlk bölümü olduğu gibi fragmanlarda izledik diyebiliriz. Gayet güzel bir taktik olduğunu anlıyorum bunun çünkü ilk bölümde fragmanları art arda koyulmuş halde izlediğimi düşünürken, filmin ikinci kısmında ise her sahneyi yeni izliyoruz ve heyecan kat sayımız inanılmaz artıyor. İlk kısmı nötr bir halde izlerken, ikinci kısmı Barry Allen’ın her gördüğü şeye verdiği AWESOME tepkisini vererek izlediğimi farkettim. Zaten bu filmi kurtaran iki etmen vardı;

1- Superman

2- The Flash

Filme 10 üzerinden 8.2 veriyorsam ki vereceğim, o 1.2 puanı Flash, 2 puanı Superman verdirtiyor.

Gelin karakterleri teker teker inceleyelim.

Batman:

Ben Affleck’in Batman’i bırakacağı haberleri her gün karşınıza çıkıyordur. Artık clickbait halini aldı ve gerçek bile olsa kimse inanmayacak duruma düştü. Ancak filmde görüyoruz ki Ben Affleck, hala en iyi Batman. Bunu daha filmin ilk sahnesinde neredeyse çığlık attıracak kadar güzel çekilmiş bir Gotham sahnesinde anlıyoruz. Suçluyu Batmanvari hareketlerle yakaladıktan sonra Parademons ile yaptığı dövüşün çekimleri çok güzeldi. Resmen kendimi Batman çizgi romanı okuyormuş gibi hissettim. Her attığı adım, Gotham’ın her bir karesi çizgi romandan fırlamış gibiydi. Sonrasında ekibin ve dünyanın Superman’e ihtiyacı olduğu metninin altında, Superman’in ölümü için kendini suçlu hissetmesi yatıyordu. Bunun karşılığını vermek adına Mother Box ile Superman’i ölümden döndürdü ve bu, o an için mantıklı bir karardı. Tek şikayetim Justice League yeni bir ekip olsa bile, güçlerini yeteri kadar yansıtamamış olmalarıydı. Yani Superman olmasa Steppenwolf dünyayı ele geçiriyordu. Bu, içinde Wonder Woman, Aquaman, Flash ve Batman’in yer aldığı bir gruba bence hakaret oldu. Evet Steppenwolf hayvan gibi güçlü ama gördüğünüz üzere bir Doomsday değil Darkseid hiç değil. Film öncesi aklımda Steppenwolf’un bir an önce harcanıp Superman ile uğraşmaları vardı. Böyle olsaydı sanki daha güzel bir film bitirişi olurdu ancak bu halini sevmediğim anlamına gelmiyor.

Wonder Woman:

Hani böyle deliler gibi aşık olursunuz ve sevdiğiniz insana bakarken gözleriniz falan dolar ya? Wonder Woman’ı izlerken aynen böyle oluyorum. Ağlamaklı olmuyorum tabii ama Gal Gadot’dan gözlerimi bir saniye ayıramıyorum. Bakışlar, gülümseme, dudak yapısı, vücut yapısı, role girişi BEN AMAZONUM LAN diye bağırıyor yahu. Bir insan bir role bu kadar mı yakışır?! Her sahnesini hakettiği şekilde harika tamamladı.

Wonder Woman’a doyamadığımı daha iyi anladım. İkinci ve üçüncü filmlerini hemen çekseler de sonsuza kadar wondergazm olsak. Bakın o derece güzeldi. Burada da tek şikayetim Cyborg’a BEN DE SENİN GEÇTİĞİN YOLLARDAN GEÇTİM HA klişesini yaşamasıydı. Bu klişe her süper kahraman dizisinin 1 numaralı cümlesiyken filmlere taşınması tüylerimi diken diken etti ama o kadar güzel bir insan bunu söylüyor ki.. İçimden her dediğine ÇOK WONDER ANNECİĞİM diyip diyip filmi tamamladım.

Superman’in hayata döndürülmesi konusunda endişeleri ise çok doğruydu. Zaten ağır silah Lois Lane gelmeseydi Steppenwolf’dan önce Superman hepsini yok edecekti. Kal-El yapma bunu dediğinde Superman’i tokatlayasımız geldiyse bile Diana, rolünün hakkını sonuna kadar verdi. Kahramanlar Çağının bir daha gelmeyeceğini düşünüyordum cümlesinin için boştu ve bunu doğru bir şekilde doldurmalarına sevindim Amazonlar, Atlantisliler ve İnsanlar bir araya gelip geçmişte Steppenwolf’u yenilgiye uğratmışlar. Filmin güzel noktalarından sadece bir tanesiydi.

The Flash:

Barry Allen’ı anlatmaya nereden başlayacağımı bilmiyorum. DC sinema evreninin Spider-Man kontenjanını dolduruyor desek sanırım yalan olmayacaktır. Babası Henry Allen’ın annesi Nora Allen’ı öldürdüğü yalanı ile yıllardır hapishane’de yatışını hem çizgi romanlardan hem de The Flash dizisinden yeterince aşinayız. Bu yüzden çok fazla detaya girmeyeceğim. Sadece Barry’nin Barry Allen’dan çok Wally West havasında bir karakter olduğunu tartışabiliriz.  Barry ile orijinal kızıl Wally’nin birleşimi sonucu sinematik evrende bir Barry Allen’a sahibiz. Memnun muyum? Kesinlikle!

Şimdiden Justice League filminin en büyük kazancı solo The Flash filmi oldu. Eminim hepiniz Barry Allen’ı kendi filminde Reverse Flash ile dövüştüğü anları düşünüp yerinizde duramıyorsunuzdur. Zaten CCPD’de işe girdiğini babasına gösterdiğini düşünürsek solo film için her şey yerli yerinde. Dizideki gibi günlük meta humanlar, sıradan cinayetler değil ilk konu Reverse Flash olacaktır ki, solo Flash filminin adı Flashpoint olarak geçtiğimiz günlerde açıklanmıştı. Flashpoint, DCEU evreni için erken olduğunu düşünüyordum ancak babası Henry Allen’ın KENDİ GELECEĞİNİ YARAT tarzı cümlelerin içi Flashpoint ile doldurulacağını varsayıyorum. Flashpoint sayesinde Thomas Wayne göreceğimizi düşünürsek bugüne kadar işlenmiş en iyi filmi izleyebiliriz! Ama o zamana dek Rick and Morty seven, kaygılı, sevecek Barry Allen imajıyla idare edeceğiz. Justice League’den en çok aklında hangi sahneler kaldı diye sorsanız hepsinde Flash var. Karakteri ne kadar sevdiğimi ve ne kadar doğru anlattıklarını buradan anlayabiliriz. Mesela sivilleri kamyonla kaçırırken yandan Clark’ın evi taşıdığı sahne ve end credits sahnesi gibi. Tek kelimeyle kusursuzdu.

Aquaman:

Film içerisinde Jason Momoa’nın karizmatik bir Aquaman yaratması dışında beni çok cezbetmedi. Zaten sevilmesi zor bir karakter ve Momoa’nın tüm çabalarına rağmen ancak bu kadar olmuş. Solo filmi bence hiç gelmesin direk The Flash’ı yapın. The Hulk gibi sadece Justice League filmlerinde görelim balık adamımızı. Ama o solo film gelecek maalesef.

Aklımda kalan tek sahnesi, Wonder Woman’ın kementiyle bağlandığı ve doğruları art arda sıraladığı yerdi. Sağlam ve tam bir Joss Whedon sekansıydı. Zaten tek beğendiğim yer o sahne ve Momoa’nın karizmasıydı.

Cyborg:

Maalesef tek beğenemediğim ve sahnelerinin bir an önce geçmesini dilediğim iki karakterden biriydi. Diğeri elbette Lois Lane idi ama onu konuşmaya gerek duymuyorum ehe.

Cyborg’un yaşadığı iç travma ne kadar mantıklı olsa da, biz bunu hissedemedik. Çünkü ne yaşadığı kazayı izlettiler ne Cyborg oluncaya dek yaşadığı acıları. Justice League filminde buna vakit ayıramamaları çok normal ama 10 saniyelik bir flashback bile karakterle bağ kurmamızı sağlardı. Bu şekilde dışarıdan babasına atarlanan ergen bir kolej öğrencisinden başka bir şey değildi. Mother Box kutularını ayırarak Superman ile birlikte günü kurtarmış gibi göründü ama Superman olmasa tüm Justice League’in öleceği gerçeği yine değişmedi. Cyborg, maalesef bu filmin en zayıf karakteriydi.

Superman:

Gelelim filmin en güçlü kısmına. Adı gibi SUPER! Varlığı gibi UMUT DOLU!

Superman, Man of Steel’den beri karakter işlevi en çok irdelenen Justice League üyesi oldu. O yüzden onunla empati kurabilmemiz Batman üzerinden gerçekleşti.

Ailesi oldu, Büyüdü, Aşık oldu, Yaşadı ve Öldü.. 

Buna benzer bir cümle kurmuştu Batman, Superman için. Çok doğruydu. Kriptonlu bile olsa o da bir insandı ve Dünya’nın kurtulması için canını vermişti. Dünya tekrar tehlikeye girdiğinde ise onu bir kez daha kurtardı. Bu adam daha ne yapsın?!

Ancaaaaak, dünyayı kurtarmadan önce Justice League üyelerini teker teker, dinlene dinlene dövdüğü sahnede kendimden geçtim. Death of Superman hikayesindeki siyah kostümü bekledim ancak Clark kıllı göğüsleriyle dövüşmeyi seçti. Üstünde HOPE yokken bu dövüşü yapması bence çok daha anlamlıydı. Siyah kostümlü, saç sakal karışmış bir Superman’i görmeyi çok istesem de, bu sahne daha iyi çekilemezdi. Üstadım bir kolunda Wonder Woman diğer kolunda Aquaman, göğsünde Cyborg’u durdurmuşken Barry Allen’a attığın bakış neydi? Yani sıradan bir Parademons olsam o bakışı gördükten sonra o evreni terk ederdim. Yani inanın Marvel ve DC filmleri içerisinde en ama en sevdiğim dövüş sekansıydı! Hele hele o TELL ME.. DO U BLEED?! hatırlatması neydi öyle Superman Bey? Batman’in çene kemiklerini teker teker kırarken yaptığı bu hatırlatma bile bana yetti. Müthiş bir nokta atışıydı yahu müthiş! Övmek istiyorum, lügatım yetmiyor. Ne kadar sevdiğimi siz anlayın!

Filmi tıpkı evleri, gemileri taşıdığı gibi tek başına sırtladı ve bize harika ötesi bir Superman izletti. Bunun için Henry Cavill’a bir teşekkür borçluyuz.

Steppenwolf:

Görünüş itibariyle en iyi villain olabilir fikrine sahiptim ancak CGI çok göze batıyordu. Zaten tek filmlik Marvel kötülerine benzer bir sonu olacağını tahmin etmek zor değildi. Ancak verdiği etki ve yıkım büyük oldu. Sağlam yeni kurulmuş bir Justice League’in karşısına çıkabilecek en iyi villainlardan biri olmuş.

En önemli etkisi ise Darkseid adını zikretmesi oldu. Zaten Darkseid adım adım gelişini hissettiriyordu. Önce Batman’in rüyalarında gördüğü Omega işareti, gelecekten gelen Barry Allen’ın uyarıları ve şimdi de Steppenwolf’un sözleri. Yalnız Darkseid, Steppenwolf’a benzemez. Onu yenebilmek için çok daha güçlü ve daha kalabalık bir Justice League’e ihtiyaçları var.

Dipnot: Fragmanlarda gördüğümüz en önemli üç sahne filmde yoktu. İlki Bruce Wayne’in Superman veya Supergirl hologramına baktığı sahne, ikincisi ise Alfred’in yanına yer gök titreterek gelen Superman  sahnesi, üçüncüsü ise Barry’nin muhtemelen Iris’in yanında kırılan cama parmağını koyduğu sahne. Uzatılmış versiyon bunlarla dolu olacağı için heyecanla o halini beklemek lazım.

Kutluhan’ın Görüşleri

Şöyle bir durum vardı; Batman vs Superman filmini silecek bir senaryo mevcuttu. Superman’in bir sillesiyle ölebilecek durumda Batman. Yani bu versus muhabbeti fazla anlamsız geldi filmden sonra. Kriptonmuş, Martha’ymış hikaye. Superman, DC evreninin kralıdır. Mantık açısında kabulümüzdür. Biri uzaylı biri zengin. Ama Batman’in ihtişamı korunmalı. Nightcrawler ile bunu denediler ama yemedi. Ekibi kuran Batman oldu yine yemedi. Bunun sebebi Nolan’dır. Sadece Batman’i değil, Jim Gordon ve Alfred’i de oyuncularla bütünleştirdi. Seyirci, Gary Oldman ve Michael Caine’i arıyor.

Karakter çatışmaları tadındaydı. Wonder Woman’ın Bruce Wayne’i tokatlaması tatlıydı. Aquaman’in aksiliği, Jason Momoa ile uyuşuyordu. Superman’in görkemli girişi, filmin zirvesi olsa da, Justice League’in gözbebeği Wonder Woman’dı. Solo filminin üzerine bir sürü şey katsa da kollarını birleştirmesinden daha fazlasını görmek istiyoruz. Ares’e Doomsday’e Steppenwolf’a bu yeteneğini kullandın. Ama Superman’e yetmedi. Ben hala Superman’in tek başına Steppenwolf’u yenebileceğini düşünüyorum. Diğer filmde Darkseid’i villian olarak, Green Lantern’i de ekipe katılmış bir şekilde görürsek, film zirveye oturacaktır.

Superman’in ölümünün saldığı korku, Amerika’daki müslümanlara yapılan zulüm, Rusların radyasyon bölgesindeki yaşamı, karakterlerin kişisel acıları, senaryonun insanın içine işlemesini sağladı. Sıradan bir iyi kötü mücadelesi olmamalıydı ve olmadı. Bu açıdan tebrik ediyorum senaryo ekibini. Tabular yıkılmışken daha orijinal konularla aramıza katılmasını diliyoruz. Çünkü Infinity War çok iddialı geliyor. Justice League, Logan hariç bütün Marvel filmlerinden iyi olabilir. Ama Infinity War, bu rekabeti hareketlendirecektir.

Anıl’ın da belirttiği gibi fragman ve filmin ilişkisi muazzamdı. Diyor ki, evet ben bu karakterleri CGI ile harmanlayacağım. Bunu filmde göreceksiniz. Ama daha fazlasını filmde bulacaksınız. İşte buna saygı duyulur. Çünkü sinema, çok şey barındırır. Her konuda tatmin etmelisinizdir. Fragman’dan tutun filmin ismine, afişine, sloganına kadar. Justice League: Superman Uyanıyor… Bir Ertem Eğilmez Filmi… Olmadı değil mi? Ama “You Can’t Save the World Alone” gibi uyumlu bir sloganla yola çıkıp, karakterleri içimize işleyebildiniz. Superman twisti yaptınız. He, yine Martha fiyaskosu gibi Lois’i gördüğü gibi eriyen bir Superman gördük. Yıkıcı Superman kısmı biraz daha uzun sürebilirdi. Ama Wonder Woman’a attığı kafa bile tüyleri diken diken yapmaya yetti.

Nolan haricinde başarılı bir DC filmi görmek bizi sevindirdi. Ancak Stan Lee’nin yorumunu aklınızdan çıkarmayın. DC de Marvel de para kazanma peşinde. O yüzden eleştirileri göz önünde bulundurun ve körü körüne bir karakter için sinemaya gitmeyin. Sektör can çekişiyor. CGI’a boyun eğmemeliyiz. Nolan’dan alınacak dersler mevcut. Umarım gelecek solo DC filmleri derinlik içerir ve CGI’a güvenmez. Bu yüzden Justice League’i IMAX’te izlemenize gerek yok. Herhangi bir kaliteli sinema salonu işinizi görecektir.

 

Easter Eggler:

  • Barry Allen, Bruce Wayne ile konuşurken işaret dilini Gorilce bildiğinden bahsediyordu. Bu elbette Grood’a bir referanstı. Flash’ın şu ana dek sadece Captain Boomerang ile mücadele ettiğini gördük ama Gorilla Grood’a yapılan referans sonrası mücadele ettiği sadece Boomerang olmayabileceğini akıllara getirdi.

 

  • Parademonslar, filmde de bahsedildiği üzere Yeni Tanrıların oluşturdurduğu Apokolips’in askerleridir. Darkseid’in ayak seslerini Parademonslardan anlayabilirsiniz. Hem Steppenwolf’u hem Parademonsların yaratıcısı ise Jack Kirby’dir.

 

 

  • Justice League filmi, benzerlik açısından Justice League: Origin hikayesini temel almışa benziyor. Orada da Parademonslar, Mother Boxlar, Steppenwolf ve Darkseid işlenmiş, Superman yine herkesi teker teker dövmüştü.

 

  • Batman’in 20 yıldır Batman olduğu bir kez daha vurgulandı. Bir diğer vurgulanan ise Alfred’in patlayan Penguenler ile uğraştıkları zamanları özlediği oldu. O zamanları anlatan bir Batman filmi şart!

 

  • İlk sahnede Batman dövüşürken JANUS işaretini görüyoruz. Bu işaret Batman’in düşmanlarından Black Mask’a aittir. Black Mask, DCEU içerisinde var olduğunu anlıyoruz.

 

  • Batman’in Parademons ile yaptığı dövüş, Batman’in ilk kez çizgi romanda gözüktüğü sayı olan Detective Comics #27’in kapağı ile birebir benzemektedir. Tıpkı Batman v Superman: Dawn of Justice’de yer alan Dark Knight kapağı gibi.

 

  • Filmin müzikleri arasında 89 yapımı Batman’in ve 78 yapımı Superman: The Movie’nin soundtrackleri de yer alıyor.

 

  • Wonder Woman’ın durdurduğu teröristlerden birini tanıdınız mı? Tanımadıysanız o terörist Game of Thrones’dan Ramsey Bolton’ın babası Roose Bolton’ı canlandıran Michael McElhatton idi.

 

  • Kahramanlar Çağı sırasında, bir adet Green Lantern ve herkesin Shazam sandığı bir adet Zeus’u görüyoruz. Green Lantern öldüğü sırada yüzük, onu hakedecek yeni sahibini arayışa çıkıyor. Zeus olduğunu ise Steppenwolf’un Eski ve Yeni Tanrılar olarak ayrıştırmasından anlayabiliriz. Zeus, Ares gibiler Eski Tanrı, Darkseid gibiler Yeni Tanrı olarak adlandırılır.

 

  • Bruce Wayne’nin bahsettiği “As if the doomsday clock has a snooze button.” cümlesi, şu sıralar Watchmen ile DC evreninin birleştiği event olan Doomsday Clock’a bir selam şekliydi.

 

  • Barry’nin Stephen King hayranı olduğunu anlamış olmalısınız. Superman’in ölümden dönüşünü HAYVAN MEZARLIĞI GİBİ OLMASIN olarak betimlemişti. Okumayan veya izlemeyenler için Hayvan Mezarlığı, ölen insanların gömüldüğü yerden cani halleriyle tekrar canlandığını anlatan bir korku-gerilim romanıdır.

 

  • Flash ile Superman’in end credits sahnesi ise tüm çizgi roman severleri eminim ki duygulandırmıştır. Çizgi romanlarda bu ikilinin yarışı oldukça ünlüdür. Eskiden beri çizgi romanlarda, animasyonlarda bu konu işlenmiştir.

 

  • Son sahnede ise Lex Luthor ve Slade Wilson/Deathstroke’u görüyoruz. Lex, hapisten kaçmış ve anlaşılan Legion of Doom’u kurma adımlarına başlamış. Suicide Squad ekibinden buraya bir transfer olabilir ancak Gotham Sirens ve Deathstroke solo filmlerinin geleceği belliyken Legion of Doom hangi filme saklanır inanın bilmiyorum.

Evet Kara Büyücü severler, siz filmi nasıl buldunuz? Görüşlerinizi yorum olarak bizlere atmayı unutmayınız.

Dostoyevski!

Okumaya Devam Et

Bomba

The Handmaid’s Tale İncelemesi – Emmy’e Doyamayan Dizi!

Yayınlandı

on

“Sitedeki ilk yazım ne hakkında olmalı?” diye uzunca bir süre düşündükten sonra, son zamanlarda izlediklerim arasında beni en çok etkileyen dizi The Handmaid’s Tale ile başlangıç yapmaya karar verdim.

Yapımcılığını Bruce Miller’ın üstlendiği, Kanadalı yazar Margaret Atwood’un 1985’te çıkan ”Damızlık Kızın Öyküsü” adlı distopik romanından uyarlanan The Handmaid’s Tale; kadınların ikinci sınıf vatandaş olarak görüldüğü, çalışmalarına ve mülk sahibi olmalarına izin verilmediği, eşcinselliğin yasak olduğu, din ile yönetilen bir otokrasi devletinde bir Handmaid (cinsel köle) olarak yaşayan, Mad Men’den Peggy Olson rolüyle tanıdığımız Elisabeth Moss’un canlandırdığı June Osborne (Offred)’nün hayat hikayesini, psikolojik sorunlarını ve iç dünyasında yaşadığı sıkıntılarını  oldukça açık ve etkileyici bir biçimde gözler önüne seriyor.

Olaylar Amerika Birleşik Devletleri’ni ele geçiren ”geleneksel değerlere geri dönme’‘ amacı taşıyan totalitaryan ülke Gilead’da yaşanıyor. Geriye kalan az sayıda doğurgan kadından biri olan June, dünyadaki insan nüfusunu devam ettirebilmek amacıyla diğer tüm doğurgan kadınlar gibi Handmaid olmak zorunda bırakılıyor. Genel olarak, June’un, beyni yıkanmış diğer Handmaidler, hizmetçi Marthalar ve hizmet ettiği insanlar arasında kime güvenip kime güvenmemesi gerektiğini çözmeye çalıştığı psikolojik iç savaşına tanık oluyoruz.

Türkiye’de çok fazla ses getirmiş olduğunu düşünmesem de, ilk sezonuyla dünya çapında oldukça etki bırakan dizi birçok Emmy Ödülüne layık görüldü:

-Dram türünde en iyi yardımcı kadın oyuncu
-Dram türünde en iyi senaryo
-Dram türünde en iyi dizi
-Dram türünde en iyi kadın oyuncu
-Dram türünde en iyi yönetmen
-Bir saatlik diziler arasında en iyi görüntü
-Dram türünde en iyi misafir kadın oyuncu
-Kısa Dizi ya da TV filmleri arasında en iyi kurgu
-Modern ya da fantastik diziler arasında en iyi prodüksiyon tasarımı

Ayrıca, Emmy Ödülleri dışında iki tane Gold Derby ve bir tane TCA ödülü kazandı.

Normalde aksiyonu az, hareketsiz dizileri pek sevmeyen biri olmama rağmen The Handmaid’s Tale favori dizilerimden biri haline geldi. Peki bunun sebebi ne? Öncelikle dizinin ana konusunun sıradışı olması bence çok büyük bir artı. Ayrıca; çocukları ellerinden alınmış anneler başta olmak üzere karakterlerin trajik olaylardan sonra yaşadıkları psikolojik sürecin oldukça gerçekçi ve duygulara işleyebilen bir biçimde gösteriliyor oluşu, kullanılan ışıklandırma, ses efektleri ve müziklerin dizideki distopik ve karamsar havayı çok iyi hissettirebilmesi, ufak detaylara dahi çok fazla dikkat edilmesi, dizideki aktörlerin usta oyunculuğu ve George Orwell’ın 1984 adlı romanında da olduğu gibi, yaşanılanları ana karakterin gözünden görmemiz ve onun iç dünyasına birebir tanık olmamız dizinin diğer artıları.

Black Mirror, 1984, Mülksüzler ve Fahrenheit 451 distopik eserler hoşunuza gidiyorsa The Handmaid’s Tale’i de seveceğinizden eminim. Eğer yukarıda saydığım eserlerden hiçbirini okumadıysanız/izlemediyseniz de bu türe ilk adım olarak kesinlikle The Handmaid’s Tale ile başlamanızı öneririm.

Okumaya Devam Et

Bomba

The Walking Dead 8.Sezon 4.Bölüm “Some Guy” İncelemesi

Yayınlandı

on

Walking Dead, başarısı ile birlikte zirvede en çok tartışılan dizilerden biridir. Bunun nedeni 8 sezon sürmesi olabilir. Post-apokaliptik bir dünyayı işliyor olmaları, en başta çekici geliyordu. Ama şimdi o hissi ne kadar alıyoruz? İşte bu tartışılıyor. Çünkü ben, artık yaratıcı ve mantıklı şeyler görmek istiyorum. İnsanların çoğu zombi olduysa, dünyanın dengesinde bir şeyler değişmeli. Doğal afet görmedik. Sise gömülmüş şehirler, renkler, karamsarlıklar görmek istiyorum. Ben bunları isterken, 8.Sezon’a aksiyonu bol şekilde giriş yaptı. 4 bölümdür de aksiyon durmak bilmiyor. Ama bu bölüm hepsinden iyiydi. Şimdi Spoiler içeren incelememde bunu konuşacağız.

Ezekiel ile Carol arasındaki ilişki, başından beri beni etkiliyordu. Ve bu bölümde zirveyi gördü. Aktör olarak Aragorn’u oynayan Ezekiel, sürekli motive eden konuşmalar yapıyordu. Rick de güzel stratejiler izlerken, Saviors sessiz kalıyordu. Negan’da Peder ile sıkışmışken Saviorsları merak ediyorduk. Tek bir adam bile kaybetmeyen Kral Ezekiel, mitralyözün gazabına, geçen bölümün sonunda uğradı. Ama öyle böyle değil. Açık alanda zafer sarhoşu olan Kingdom ekibi, paket oldu. Ama kendilerini krallarının önüne atmayı bildiler. Bu çok ağır bir sahneydi. Liderler önemlidir ancak askerlerin de böyle harcanması insanın yüreğini dağlıyor. Hayatta kalma mücadelesini işleyen dizide böyle bir sahne görmek, insan psikolojisinin derinlerine iniyor. Saliselik bir kararla krallarının önüne atlamaları gerçekçiliğini ise tartışılır bir durum. Ayağından yaralanan Ezekiel’in oradan kaçmaya çalışması da bölümün temasıydı. Pusudan kurtulan diğer arkadaşları da Ezekiel için ölmeye devam etti.

Yine herkesin can verdiği anlarda, önemli karakterlerin kurtulduğuna şahit olduk. Carol o saldırıda içeriye girmeyi başarmış. Kadın bilgisayar oyununda God Mode açmış gibi geziyor. Silahı alıp savaşı leyhlerine çevirmeleri için Carol savaşa devam ediyor. Tek başına yine ortalığın camını kıran Carol, Ezekiel’ı kurtarmak için silahın peşini bıraktı ama motor sesi, başarılı bir sekanstı. Silahın peşine düşmeye gerek yoktu. Çünkü bu civarda bu motoru kullanabilecek tek kişi vardı… (Masal anlatır gibi oldu.)

Ezekiel yine kurtulmuş ve daha kim kendini feda edebilir derken, yadigar Kaplan geldi ve mındar oldu. Kükremesiyle görkemli görkemli gezen yadigar, az göründü ve hiç oldu resmen. Beşiktaş’ın “Feda” Sezonu gibi bir bölümdü. Fedaları beğenmesem de Ezekiel’ın “Ben Kral falan değilim!” isyanı bölümün, hatta son sezonların en can alıcı sahnelerinden biriydi. Ki senarist bu sahneyi düşünmüş, çevresine sahneler yazarak bu bölümü oluşturmuş diyebiliriz. Yönetmenliğe dair tek sahne ise, kanalizasyonla birleşen kaplan kanıydı.

 

İlk sahneyi unutmadım. 40 dakikayı harcayabilirlerdi. Az önce beraber savaştığı insanlar artık zombiydi. Muazzam bir sahneydi. Her karakter bu acıyı belli dönemlerde yaşadı. Carl, annesini öldürmek zorunda kaldı. Daha kısa ve daha kaliteli bir yapım olsa, her bölüm ağlatabilecek sahneleri ve konusu bulunmakta. Örneğin Carol’ın Lizzie’yi öldürmesi, hala dizinin en iyi sahnesidir. Üstüne sahne gelmedi. Neyse konumuzu dönelim. Bunların dışında Resident Evil havasında bir araba kovalama sahnesi çekmişler. Gerçekçilik yine dibe vursa da Daryl’in artistik girişi her şeye bedeldi.

“Ben Kral falan değilim! Senin majestelerin de değilim! Hiçbir şey değilim. Sıradan bir adamım.”

Bu replikle zirveyi gören “Some Guy” bölümü, 8. Sezonun en anlamlı bölümüydü. Ezekiel hem Kral’dı hem Aktör hem de sıradan bir adamdı. Bu bölümden sonra aynı Ezekiel’ı görmemeliyiz. Değişim istiyoruz. Bu evrende Negan ve Rick’in savaşından fazlası olmalı. Bu bölümde bunu hissettik. Umarım devamı gelecektir. Haftaya görüşmek üzere, sağlıcakla kalın.

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Bomba6 gün ago

Justice League İncelemesi ve Tüm Çizgi Roman Referansları!

-SPOILER OLMAYAN KISIM- Kutluhan’ın Görüşleri Villian, solo hikayeler, diyaloglar, espriler, efektler, yan karakterler filmi bir bütün olarak karşımıza çıkardı. Avengers’tan...

Bomba2 hafta ago

The Handmaid’s Tale İncelemesi – Emmy’e Doyamayan Dizi!

“Sitedeki ilk yazım ne hakkında olmalı?” diye uzunca bir süre düşündükten sonra, son zamanlarda izlediklerim arasında beni en çok etkileyen...

Bomba2 hafta ago

The Walking Dead 8.Sezon 4.Bölüm “Some Guy” İncelemesi

Walking Dead, başarısı ile birlikte zirvede en çok tartışılan dizilerden biridir. Bunun nedeni 8 sezon sürmesi olabilir. Post-apokaliptik bir dünyayı...

Bomba2 hafta ago

En Underrated Diziler #2: Luther!

Biz bir Underrated diziler yazısı başlatmıştık ve ilk olarak Person of İnterest‘i tanıtmıştım. Uzun süre boyunca yeni bir dizi yazılmamış olduğunu...

Bomba3 hafta ago

X-Men, Her An Marvel’a Geri Dönebilir! Disney, Fox’u Satın Almak İçin Harekete Geçti!

Başlığı olabildiğince nazik ve ilgi çekici seçmek için elimden geleni yaptım ancak yazımın içerisinde baya gaza gelmiş, baya kendinden geçmiş...

Bomba3 hafta ago

The Walking Dead 8. Sezon 3. Bölüm Monsters İncelemesi

Bu inceleme The Walking Dead 8. Sezon 3. Bölüm hakkında SPOILER içermektedir.  Monsters yani Canavarlar bölümün adıydı. Bölümün adı neyse...

Bomba3 hafta ago

“The Lord of the Rings” dizisi neden olmamalı? Açıklıyoruz!

Marvel’i televizyona taşıdılar. Ölüm Defteri’ni görmezden geldik. Westworld ve Fargo, uyarlama seçimini, filmleri temel alıp ancak filmlerin senaryolarından bağımsız ilerleyerek...

Bomba3 hafta ago

The Gifted 1.Sezon 5.Bölüm ”boXed in” İncelemesi

Aksiyon dolu 4.bölümden sonra temponun biraz daha yavaşlayacağı öngörülebilirdi. Öyle de olmuş, fakat bu kalitenin düşmesini de gerektirir miydi? Ne...

Bomba3 hafta ago

Infinity War’da Beklenmedik Yeni Karakterler Olacak. Söyleyenler ise Russo Kardeşler!

Infinity War ve Thanos’un ayak sesleri artık gittikçe yaklaşıyor. Yaklaştığı için geçtiğimiz yaz gizlice izletilen fragman tüm dünya vatandaşları olarak...

Bomba4 hafta ago

The Walking Dead 8. Sezon 2. Bölüm The Damned İncelemesi

Bu inceleme The Walking Dead 8. Sezon 2. Bölüm hakkında SPOILER içermektedir. Rick ve tayfasının Negan’ın karakollarını teker teker basma...

Bomba