Connect with us

Bomba

Game of Thrones 7. Sezon 2. Bölüm “Stormborn” İncelemesi

Yayınlandı

on

Kutluhan’ın incelemesi:

Stormborn… Winter is Coming yapısının daha geniş çaplı hali. Bu yıl yalnızca kış gelmiyor. Stark’lar kapılarını kapatıp, kışın geçmesini beklemeyecekler. Kimse evinde rahatça oturamayacak. En son Aegon III Targaryen böyle bir savaşa liderlik etti. O savaştan bu yana bildiğiniz üzere üç ejderha yumurtası sağlam kalabildi. Fetihte bulunan ejderhalar öldürüldü, iskeletleri ise Kızıl Kale’de bulunuyor. Stormborn bölümünde bu tarihi tekrar hatırladık. Tekerrür edeceğini de önümüzdeki bölümlerde göreceğiz.

Savaş sahnelerini kusursuz çeken Mark Mylod, bu bölümün yönetmen koltuğunda oturuyor. Bir önceki yazımda bahsettiğim, sezonun ikinci bölümlerinin zayıf olması konusunu hatırlarsınız. Bu bölümün ilk yarısında beni haklı çıkarıyordu ki, son on dakikasında beni koltuğuma kilitledi. Ortamlarda dizi tartışmalarında “en iyi dizi” konusu sıkça bulunur. Yeni jenerasyon Breaking Bad, Prison Break, House of Cards, Fringe, Westworld, Sherlock derken, eski jenerasyon The Wire, The Sopranos, X Files, Oz, Six Feet Under, Twin Peaks, Band of Brothers diyordu. Son iki sezonunu tamamladığında bu tartışmalara son verecek bir dizi var: Game of Thrones. Popülerliğiyle etkisini kaybetse de, uzun bir süre fantastik olduğundan dolayı ilgi görse de artık teknik açıdan, harcanan emekten, oyunculuk performansından, kurgudan, ses miksajından, aklınıza gelebilecek her konudan dolayı en iyi dizi olduğunu kanıtlayacaktır. Genel olarak diziyi övdüğümüze göre, Spoiler uyarısıyla incelemeye başlayayım.

got-theon

Zincir Kıran, Ejderhaların Anası, Daenerys Fırtınadadoğan, Yanmayan ve bu bölümle altı çizilen; “Söz verilen Prens…” Khaleesi savaş planı için tüm müttefiklerini topladı. Martell, Greyjoy ve Tyrell. Savaş stratejisini emrindekilere kabul ettirmek, komutanların ve kralların en zor anları olabilir. Khaleesi bu durumdan Tyrion’ın zekası ve güvenilirliği ile sıyrılıyor. Bizim Tyrion gerçek bir sağ el oluyor. Tüm güçlerle King’s Landing’e saldırmak mı? Ne kadar da basit bir düşünce. Tyrion, Jaime’nin ölmesini istemiyor. Khaleesi ise gücünün büyüklüğüyle, büyük bir savaşa neden olmadan Cersei’nin pes edebileceğini düşünüyor. Halbuki Cersei pes etmez, Jaime de ölümden kaçmaz. Denizden, Greyjoy ve Martell gidecek, karadan Ejderhalar ve Dothrakiler, Casterly Kayası’nı almak için de Lekesizler. Kusursuz görünen bir plan. Ancak denizin kralı hala Euron ve Cersei de ejderha katletmeyi biliyor. Planlar konuşuldu ve karar alındı.

Olenna Tyrell’in deneyimini Khaleesi göz ardı etmiyor. Ve bu deneyim, Khaleesi’ye “Lannister’lar birer koyun ama senin koyunun değil. Ejderha ol!” diyerek ihtiyacı olan cesareti veriyor. Ve yedi krallıkta barışın asla olmayacağını söylüyor.

Daenerys haklı olarak Lord Varys’e güvenmiyor. Birçok krala ihanet etmiş (Targaryen’ler dahil) ve Daenerys’i öldürmeye kalkmıştır. Bunu Kral Robert’ın emriyle yaptığını bu bölümde öğreniyoruz. Bu kadar zeki ve güvenilmez birini, Tyrion için yanında tutuyordu. Ama bu bölümde Varys’in etkili konuşması, Khaleesi’yi tavlamış görünüyor. “Ben krala ya da taca hizmet etmem. Ben halka bağlıyım.” Bu cümleyle bizi de tavladın koca yürekli adam.

Mellisandre, Stannis’i mağlubiyete sürüklemiş, Jon Snow’u hayata döndürmüş birisidir. Şimdi ise Khaleesi ile yolları kesişti. Lord Varys gibi güvenilmemesi gereken biri ancak yardımlarından ötürü Khaleesi’nin güveni tam. Tyrion’dan sonra Jon Snow için referans olabilecek kişi. Jon Snow, gündemde olsa da Khaleesi’nin aklına sokuyor ve Dragonstone’a çağırtıyor. Bu çağrı müttefiklik ve Jon’a diz çöktürmek için. Aramızda bunun gerçekleşeceğini düşünen var mı?

Senaristler o kadar iyi ki en ufak ayrıntıyı bile es geçmiyor. Bu da Ellaria Sand ile Tyrion arasında geçmesi gerek diyalog. Sevdiği Oberyn’i Tyrion yüzünden kaybetmesi şüphesiz. Tyrell’e ve Lannister’a güvenmemesi de anlaşılır bir durum. Senaristlere saygılar.

Ah Missandei. Yine ortamlarda konuşulan konulardan biri olan Game of Thrones’un en seksi kadını kim muhabbetidir. HBO imkanlarıyla birçok şey gördük evet. Ama Missandei, gördüklerimiz arasında açık ara en iyisidir. Grey Worm ile olan aşkları dizinin en kutsal olayıdır benim gözümde. Missandei’nin ağır başlılığı ile Grey Worm’un utangaçlığı insanı etkiliyor. Cinsellik organı olmadan da birini derinden sevebilmenin mümkün olduğunu gösterirken, organ olmadan da cinselliğin mümkün olduğuna geçiş yapılması beni yaraladı. Cinsellik Aşk’ın bir cilvesi de olsa, bu aşk hikayesinde eksik kalsa güzel olmaz mıydı? Hele de şöyle bir replikten sonra:

“Missandei… Ben en güçlü değilim. En büyük de değilim. Ama en cesur savaşçıydım. Ta ki Missandei ile tanışana kadar. Sen benim zaafımsın. Senden önce hiçbir şeyden korkmazdım. Ama artık korkuyorum.”

Muazzam bir aşk. Bu arada ekranın en cesur dizisi Game of Thrones, Grey Worm’un belden aşağısını gösteremedi.

Westeros, ilk hamlesini yapmıştı. Euron Greyjoy’u bir hediye getirmesi için denizlere salmıştı. Şimdi sırada müttefik kazanmak var. Randyll Tarly, Cersei’nin huzuruna çağrılmış ve yemin ettiği üzere Kraliçe’nin yanında olması gerektiği buyrulmuştur. Bu yemin Tyrell’leri de bağlıyor ancak artık can düşmanı konumundalar. Tarly hanesi de Taht’a olduğu gibi Tyrell hanesine de yemin etmiştir. Randyll zor bir ikilem de kalsa da Jaime’nin konuşmasından etkilenmiş görünüyor. Dothraki’ler Khaleesi için askeri bir güç olsa da, vizyon olarak kötü duruma düşürüyor. Lannister ailesi de bunu kullanıyor. Dothraki’lerin barbar ve yağmacı oluşu, onların nihai düşman olarak kalması gerektiği. Tarly bunu mantıklı bulmuş olabilir ancak tek ihtiyacı Khaleesi ile bir kere görüşmek. Sonrasında safı belli olacaktır. Ama buna fırsat olmadan Lannister’ların yanında da yer alabilir. Dickon Tarly’de önemli rol oynayacaktır. Canlandıran Tom Hopper, Black Sails, Merlin gibi dizilerde büyük savaşçıları canlandırmıştı. Buradan güzel bir kapışma göreceğimizi çıkarabiliriz.

jaime-s6e8

Qyburn ise Cersei’nin önemli kozu olmaya devam ediyor. Bilgisine ihtiyaç var. Aegon zamanında 7 Krallığı feth etse de, ejderhaların ölümsüz olmadığını da göstermiştir. Bölümde bahsedilen üç ejderha şunlardır: Balerion (Aegon’un), Meraxes (Rhaenys’in), Vhagar (Visenya’nın). Bölümde iskeletinin görkemiyle Kara Vahşet Balerion’u görüyoruz. İskeletiyle böyle görünüyorsa canlı halini tahayyül edemiyoruz. Ama gelecek bölümlerde Khaleesi’nin Drogon’u ile karşılaştırabiliriz. Demir Taht’ın Balerion’un nefesiyle dövülmesi, etkileyici ve gerekli bir bilgi oldu. Qyburn, Cersei’ye ejderhayı öldürmenin sırrını veriyor. Tatar Yayı olarak bildiğimiz Arbalet’in çok daha büyük bir yapımı. Bir ejderhayı öldürebilecek kadar güçlü. Bunu ilk olarak Game of Thrones’da görmeyeceğiz. Tolkien’den fazlasıyla etkilenmiş olan George Martin, yine güzel bir gönderme yapıyor. Smaug da böyle öldürülmüştü. Hepimizin ön gördüğü gibi bir ejderha böyle öldürülecek. En çarpıcı teorilerden olan, ejderhalardan birinin ölülere katılması da böyle gerçekleşebilecek.

Bu sırada Samwell, kendine yeni bir amaç buluyor. Kuzgun ile Dragonstone haberini Jon’a ulaştıran Sam, Jorah Mormont ile tanışıyor ve bu ilk gördüğü Mormont değil. Ancak Jeor Mormont’un ölümüne şahit olan Sam, Jorah’ı ölüme terk etmeyecektir. Gripul hastalığından kurtulmak için Khaleesi’sine söz veren Jorah’ın umutları tükenmiştir ve O’na bir veda mektubu yazar. Bu vedayı engelleyecek kişi Sam’dir. Başüstat Pylos’un yöntemlerini okuyan Sam, Jorah’ı kurtarmayı deneyecektir. Ebrose buna izin vermez çünkü Pylos bu yöntemi denerken, Gripul’a yakalanıp ölmüştür. Jorah’ın kurtulması an meselesi. Sam bunu başaracaktır. Bu uğurda Sam, Gripul’a yakalanacak mı dersiniz? Bence yakalanacak. Bir Ak Gezen öldürmüş, üstat olmak için yola çıkmış, Kuzey’i görmüş, yabanilerle tanışmış biri olan Samwell, dizinin en etkili karakterlerinden biri olmaya devam ediyor. Üstat olamayacağı kesin. Çünkü kurallara uymuyor, sabırsız davranıyor. Jorah sahnesinden yemek sahnesine geçerken de kusacaktım itiraf edeyim.

Jon Snow. Dünyada en çok bilinen isimlerden biri. Sağlam bir abi, güçlü bir kral, yorgun bir savaşçı. Sam’in haberinden sonra hiçbir şüphesi kalmadan Dragonstone’a gitmeye karar verir. Şüphe vardı. Çünkü Khaleesi’yi tanımıyorlar. Mad King tarafından ihanete uğradılar. 7 Krallığa hükmetmek isteyen biri olarak, Stark’ların düşmanı haline geliyorlar. Tyrion yine devreye giriyor. Sansa da Jon da Tyrion’ı seviyor. Herkes seviyor yahu!

Bu kararla Sansa, başa geçiyor. Bran ve Arya da yolda. Ama Jon gidiyor. Jon’dan önce mi varacaklar acaba? Ya da aynı anda gelip efsane bir buluşma mı olacak? Siz de bu buluşmayı benim kadar merak ediyor musunuz? Starklar kavuşuyor. 8 Sezon’un en güzel sahnesi olacak. Her neyse, Jon riski göze alıp Dragonstone’a doğru yola çıkacak. Çıkacak ama kurdu çakalla yalnız bırakacak. Baelish’e bir ben üzülüyorum sanırım. Nedense acıyorum. Gerçekten bir teşekkür bile almadı. Tamamen bencil sebeplerle yaptığı şüphesiz tabii. Jon ülkesini koruduğu gibi kardeşini de Baelish’ten korur. Hem anneni hem kardeşini seviyorum denir mi bir abiye? Bir Kral’a? Bu ne cesarettir yiğidim. (Ned Stark’ın heykeli de bölümün en güzel karesiydi.)

Arya ve Hot Pie buluşması da çok tatlı olmuş. İki eski arkadaş. Ama artık Arya bir erkek çocuğu ve pısırık biri değil. O günden sonra birçok kişi öldürmüş, korkusuzca yoluna devam etmekte. Fazla korkusuzca değil mi? Yabanda tek başına gezerken başına bir şey gelmeli. Masum Lannister askerleri ya da Nymeria değil. Evet, Nymeria’yı yıllar sonra tekrar görebildik. Ejderha’ya kafa tutacak resmen. Nymeria’nın insanlardan korkmamayı öğrendiği ve kurt sürüsüne liderlik ettiği kitaptan biliniyordu. Buluşma sahnesi de muazzamdı. Kurtların isimleri sahiplerinin kaderiyle örtüşüyor. Nymeria ismi savaşçı bir Kraliçe’ye ait. Arya’nın geleceğine bir ışık olabilir. Lady yani Sansa’nın kurdu, Nymeria için ölmüştü. Sansa’nın da Arya için ölebileceği söyleniyor. Cersei’yi öldürmeye gidecek olan Arya, Jon’un Winterfell’de olduğunu öğrenmesiyle güzergahını değiştiriyor ve büyük buluşmaya yelken açıyor.

Ve gelelim beni tokatlayan son 10 dakikaya. Görevleri için denize açılan Yara (Asha), Theon, Sand kardeşler savaşın ilk ateşi oluyor. Ellaria, Yara’ya yürürken, yabancı istilası başladı der ve mancınıklar mı toplar mı artık bilemedim, ateşlenir. Sis varken denizde ilerlemek tehlikelidir. Kimse görmeden saldırıya uğramalarını Euron’un deneyimine bağlıyorum. Peki ya o giriş? Kimsin sen? Stark değilsin Targaryen değilsin Jack Sparrow da değilsin. O giriş ne sevgili Euron? Sinema filmi de değil ki bu. Bu kadar iddialı bir sahne çekilir mi, ayıp değil mi? Game of Thrones sahnelerinin reaksiyon videoları çok tutar. Bu sahne için de yapılacaktır. Drogon bile böyle görkemli bir giriş yapmıyor yahu. Bu girişi 12 sayfa övebilirim. Hak ediyor da. Hadi öyle girdin, o balta, o yumruklar, silahlar, gemiler, fatality (ölümcül bitiriş) ne? Sand kardeşleri yara alarak da olsa tek başına hallediyor ve zafer sembolu olarak gemiye monte ediyor. Birçok kişi Cersei’ye hediye olarak Ejderha getireceğini tahmin etmişti. Ama Euron, Yara Greyjoy ve Cersei’nin kızını öldüren Ellaria Sand’ı götürüyor. Ama Cersei değil. Hayır, Ellaria’yı Jaime kendi elleriyle, pardon eliyle öldürecektir.

Ne oldu? Savaştan bahsetmedim mi? Pekala, Mark Mylod önünde eğiliyorum. Davy Jones’un ihtişamı gibi Euron’u çektiğin için. Savaş sekansları arasındaki geçişler için. O atmosferi bize yaşattığın için. Muazzam savaşların olacağını bize ikinci bölümden gösterdiğin için. Theon’u yüzdürdüğün için. Bizim Reek geri döndü arkadaşlar. Bir korsan kuralı olarak ölenleri geride bırakmayı tercih etti. Mantıklı mı mantıklı. Onurlu mu hiç de bile. Bir tabir vardır affınıza sığınarak yazıyorum. Da**aklı adammış diye. Theon değilmiş. Gayet normal karşılayabileceğimiz bir durumdu.

Khaleesi ilk mağlubiyetini aldı diyebilir miyiz? Greyjoy bölüğü ve denizdeki gücü yok oldu. Ejderhalar da tehlikede. Lekesizleri de ayrı bir göreve yolluyor. Jon Snow diz çökmeyince de sorunlar çıkacak. İyinin tarafını tutan izleyiciler, rüzgarın yönünün değişmesini bekleyecek. Kötüler bir sıfır önde. Euron, dizinin en görkemli savaşçısı olmuşken hem de. Çok beklemeyeceksiniz. Diğer bölümde Lekesizler, Casterly’yi alınca 1-1 de değil 2-1 olacak. Haftaya görüşmek üzere, sağlıcakla kalın.

Anıl’ın incelemesi:

Kutluhan’dan sazı alıyor ve bölümü övmeyi bir de benden okumaya devam edin isterim. Ciddi anlamda kötüleyebileceğim hiçbir sahne yoktu. Game of Thrones bu yüzden dünyanın en popüler, en sevilen ve en başarılı dizisi. Uzun bir süre boyunca muhtemelen başka bir yerde göremeyeceğimiz cast seçimleri ve o seçilmiş oyuncuların 1 saniye işi rehavete bırakmadan oynadıkları oyunculuğu ölene dek herkese anlatacağımıza eminim. Alın size sonsuzluk arkadaşlar. İlla 200 sene gözlerimiz açık kalmasına gerek yok. Game of Thrones oyuncularının ve ekibinin yaptığı iş, sonsuzluğu bulmak.

got_7-2_stormborn

Övmek istediğim 3 detay var;

1- Madem oyunculuk dedik bölümün başlangıcıyla sürdürelim bu konuyu. Daenerys Targaryen’i canlandıran Emilia Clarke’ı normal hayatta takip ediyor musunuz bilmiyorum ama kendisi görüp görebileceğiniz en eğlenceli, en yerinde duramayan ve bunu müthiş bir sevimlilik ile yapan biri. Böyle bir karakter, Ejderhaların Annesi rolüne nasıl hazırlanıyor bilmiyorum ancak o, bizim Türk milletinin daimi aradığı şey olan LİDERLİK VASFI gücünü artık çıkarıp masaya öyle güzel vuruyor ki önünde saygıyla eğiliyorum. Sorun 3 ejderhası olması değil, Tyrell ve Dorne gibi ondan yaş ve tecrübe olarak üstün 2 hanedanın koruyucularını sadece bakışları ve sözleriyle etkisi altına alabilmesinden ötürü saygıyla eğiliyorum. Olenna’nın tecrübesinden, Tyrion’ın bilgeliğinden ve tüm saygı duyduğu insanların görüşlerini birleştirip en mantıklı kararı alabilmesinden ötürü o, kraliçe.

2- Missandei ve Grey Worm’un aşırı duygusallık içeren seksleri. Yani Kutlu zaten demiş Game of Thrones dünyasının en güzel kadınları sıralamasında Missandei daima öndeydi diye ama emin olun öyle güzel bir duygusallık yaşandı ki, tek düşünebildiğim birbirlerine duydukları derin sevgi ve saygıydı. Abartıyor diyebilirsiniz ve çok mantıksak düşünen biri olabilirsiniz ama izlediğim en duygusal sahne bu olabilir.

https://www.youtube.com/watch?v=lBwDqRDQ2Mo

3- Elbette Euron Greyjoy! Bu adamın tüm denizleri nasıl fethettiği sadece laf ve sözden ibaretti. Nasıl yaptığını asla görememiştik ancak dünya üzerinde izlediğimiz en iyi korsan filmi olan Karayip Korsanları’ndan bir gram eksiği olmayan o efsane girişinde tüylerim diken diken oldu! Yara ve Theon’un yerinde olsam o girişten sonra gemileri teslim edip BOYNUMA DOLA KRAAAAL diye inletmiştim orayı. Gemiyi deldiği an, gemiye girdiği an, Sand kardeşlerin ikisini tek başına öldürüp ganimet olarak geminin başına koyması.. Euron Greyjoy hayatımda izlediğim, gördüğüm en iyi korsan! -Çılgın Korsan Jack ve Lapacı liste dışında, lütfen-

Parazit notu: Bu arada Arya’ya dikkatli baktınız mı ya? Ned Stark’a ne kadar çok benziyordu.

Parazit Notu 2: Arya’nın Nymeria’ya söylediği “BU SEN DEĞİLSİN” lafını duyduğunuz an aklınıza ilk sezon geldiyse siz muhteşem bir detaysınız. Arya ve Ned Stark sohbet ettikleri bir sırada Arya’nın leydilik kurallarını bilmesi ve ona göre davranması gerektiğini belirten Ned’e Arya’nın cevabı şu olmuştu: “BU BEN DEĞİLİM.” Yani özetle Arya’da tıpkı Nymeria gibi evcilleşmeyen biri. Nymeria Arya’yı takip etmediği için ona bu lafı söyledi ve kendisine ne kadar benzediğini görüp, duygulanmış oldu. Yönetmenlerin bu sahne için görüşlerine aşağıdaki videodan ulaşabilirsiniz.

indir

Parazit notu 3: Jon Snow, Littlefinger’ın gırtlağını sıkan ilk kişi değildi. Baba Ned Stark’ı bir hatırlayalım. Babadan -amcadan- oğula -yeğene- nesil bunlar.

DFgRkzEVYAMFHEU

Ve son olarak, GoT izlemeye başladığımızdan beri en çok beklenen an geliyor. Haftaya Jon Snow ve Daenerys Targaryen karşı karşıyalar! Bakalım Buz ve Ateş’in bir şarkısı daha olacak mı yoksa birbirlerini eritip, söndürmeye mi çalışacaklar?

Haftaya görüşmek üzere!

 

 

 

Bomba

Justice League İncelemesi ve Tüm Çizgi Roman Referansları!

Yayınlandı

on

-SPOILER OLMAYAN KISIM-

Kutluhan’ın Görüşleri

Villian, solo hikayeler, diyaloglar, espriler, efektler, yan karakterler filmi bir bütün olarak karşımıza çıkardı. Avengers’tan üstün olması hem yıl olarak hem de karakterler açısından beklenen bir şeydi. Şöyle açıklayayım, sinemanın süper kahraman evreninde kimse Kaptan Amerika, Iron Man, Hulk, Thor diye çıldırmıyor. Hulk, her zaman solo hikayesiyle etkileyecidir ama Avengers’ta büyük düşmana karşı kullanılan bir silahtan başka bir şey değil. Thor, Tanrı olmasına rağmen dünyada karınca sayılabilecek güçlerle savaştı. Civil War senaryosu da iyi işlenmesine rağmen Iron Man vs Captain America durumu, görkem barındırmadı. İşte tam burada Justice League karakter avantajını kullanacaktı ve başardı. Superman vs Batman’de yapılan hatalar görülmüş ve karakterlerin derinine inilmiş. Cyborg, fragmanda sıradan bir Mortal Combat, Terminator tarzı bir karaktermiş gibi görünüyorken, derinliğiyle filmin en iyi karakteri olmaya aday olması, yaşadığım sağlam twistlerdendi. Siyahi karakterlerin hep komedi öğesi olarak kullanıldığını görüyoruz. Ama bu filmde bu tabu yıkılıyor ve Barry Allen devreye giriyor. Hiçbir karakter rolünden sapmıyor ve tutarlı bir kurgu ortaya çıkıyor. Ayakta alkışlanacak konu bu. Fazla karakterin işlenmesi bir dezavantajken, bu durumu lehine çeviren Zack Snyder, muazzam sahnelerle bizi ekrana kitlemeyi başardı.

Yan karakterler filmde büyük önem taşıyordu. Henry Allen (Flash’ın Babası), Silas Stone (Cyborg’un Babası), Lois Lane derin sahnelerin mimarlarıydı. Aksiyon filminin temposunu düşüren, göz dolduran sahneler, Justice League’in artı yanıydı. Ancak ekstra bir soundtrack yoktu. Hala “Is She With You” parçasından ekmek yeniliyor. Hans Zimmer ile tekrar işbirliği yapılmalı.

Zack Snyder da hala ayrıntılı ya da sade kareler mevcut değil. Hızlı geçişler, ağır CGI vardı. Michael Bay’i gömdüğümüz bir ayrıntı vardı. GAL GADOT’UN KALÇASI! Transformers serilerinde kadın başrolün kalçasından sahne bağlayan Michael Bay’i eleştirmiştik. Aynısını Zack abimiz de Wonder Woman’a yaptı. Ve sahneyi izlemek yerine gözlerin tek bir noktaya kaymasına neden oldu. Hatta şöyle kaba bir görüş belirteyim. Erkek izleyiciler için Gal Gadot, kadın izleyiciler için Henry Cavill, çocuk izleyiciler için de Ezra Miller kullanılmış. Kısacası her kesime hitap bu şekilde gerçekleştirilmiş.

Anıl’ın Görüşleri

DCEU’nun göz bebeği sonunda karşımıza çıktı. Beklediğimize değdiğine inanarak sözlerime başlamak istiyorum. Fragmanları uzun süredir göremediğimiz bir şekilde akıllıca kullandılar ve bunun ödülünü çoğunluğun filmi beğenmesiyle alacaklarını düşünüyorum. Evet, bir fragman bile ne kadar önemli bunu anlamış olduk. Hiçbir fragman bize Superman’i göstermediği gibi hiçbir fragman bizlere filmin sonu hakkında bilgi vermedi. Sırf filme heyecanlandırmak adına fragmanlardan bizlerin hevesini kırmadı. Bu bile artı puanla gitmemi sağladı filme.

Peki soruyorsunuz, “FİLM NASILDI?” diye. Haklısınız. Justice League, süper kahramanlar evreninde hem ekibi en iyi toparlayan hem çizgi romandan beslenme konusunda beyaz ekrana aktarılan en iyi film. Bir diğer sorunuz olarak akıllarda beliren AVENGERS DAHİL Mİ? sorusuna evet, o da dahil. Kısaca özetleyecek olursam DCEU, artık MCU’yu yakaladı. Her yazımda bahsettiğim o geriden gelme eksikliği, hızlı ama temelsiz filmler geride kaldı ve Justice League resmen yumruğunu masaya vurdu! MCU’nun artık yavaştan alma, tek filmlik kötülere sığınma hakkı kalmadı. Justice League’in MAYIS AYINA KADAR heyecanla konuşulacağını ve filmin etkisinden çıkılmayacağını düşünüyorum. Neden Mayıs derseniz elbette ki Marvel’ın 10 yıllık planının, ilmek ilmek işlediği evreninin son ve en büyük halkası Infinity War gelecek. Tekrarlıyorum; Mayıs ayına kadar Justice League, çizgi romanlardan beslenen ve ekibi bir araya oldukça mantıklı sebeplerle bir araya getiren en iyi filmdir.

Özetle;

Justice League > Avengers > Avengers Age of Ultron.

Spoilersız buraya kadar aktarabildim. Görselden sonrası alabildiğine SPOILER alabildiğine REFERANSLAR içerecektir.

-SPOILER OLMAYAN KISIM BİTTİ-

Haydi başlayalım!

SPOILER İNCELEMESİ:

Filmi M.Ö (Moladan Önce) ve M.S (Moladan Sonra) diye ayırmak istiyorum. İlk bölümü olduğu gibi fragmanlarda izledik diyebiliriz. Gayet güzel bir taktik olduğunu anlıyorum bunun çünkü ilk bölümde fragmanları art arda koyulmuş halde izlediğimi düşünürken, filmin ikinci kısmında ise her sahneyi yeni izliyoruz ve heyecan kat sayımız inanılmaz artıyor. İlk kısmı nötr bir halde izlerken, ikinci kısmı Barry Allen’ın her gördüğü şeye verdiği AWESOME tepkisini vererek izlediğimi farkettim. Zaten bu filmi kurtaran iki etmen vardı;

1- Superman

2- The Flash

Filme 10 üzerinden 8.2 veriyorsam ki vereceğim, o 1.2 puanı Flash, 2 puanı Superman verdirtiyor.

Gelin karakterleri teker teker inceleyelim.

Batman:

Ben Affleck’in Batman’i bırakacağı haberleri her gün karşınıza çıkıyordur. Artık clickbait halini aldı ve gerçek bile olsa kimse inanmayacak duruma düştü. Ancak filmde görüyoruz ki Ben Affleck, hala en iyi Batman. Bunu daha filmin ilk sahnesinde neredeyse çığlık attıracak kadar güzel çekilmiş bir Gotham sahnesinde anlıyoruz. Suçluyu Batmanvari hareketlerle yakaladıktan sonra Parademons ile yaptığı dövüşün çekimleri çok güzeldi. Resmen kendimi Batman çizgi romanı okuyormuş gibi hissettim. Her attığı adım, Gotham’ın her bir karesi çizgi romandan fırlamış gibiydi. Sonrasında ekibin ve dünyanın Superman’e ihtiyacı olduğu metninin altında, Superman’in ölümü için kendini suçlu hissetmesi yatıyordu. Bunun karşılığını vermek adına Mother Box ile Superman’i ölümden döndürdü ve bu, o an için mantıklı bir karardı. Tek şikayetim Justice League yeni bir ekip olsa bile, güçlerini yeteri kadar yansıtamamış olmalarıydı. Yani Superman olmasa Steppenwolf dünyayı ele geçiriyordu. Bu, içinde Wonder Woman, Aquaman, Flash ve Batman’in yer aldığı bir gruba bence hakaret oldu. Evet Steppenwolf hayvan gibi güçlü ama gördüğünüz üzere bir Doomsday değil Darkseid hiç değil. Film öncesi aklımda Steppenwolf’un bir an önce harcanıp Superman ile uğraşmaları vardı. Böyle olsaydı sanki daha güzel bir film bitirişi olurdu ancak bu halini sevmediğim anlamına gelmiyor.

Wonder Woman:

Hani böyle deliler gibi aşık olursunuz ve sevdiğiniz insana bakarken gözleriniz falan dolar ya? Wonder Woman’ı izlerken aynen böyle oluyorum. Ağlamaklı olmuyorum tabii ama Gal Gadot’dan gözlerimi bir saniye ayıramıyorum. Bakışlar, gülümseme, dudak yapısı, vücut yapısı, role girişi BEN AMAZONUM LAN diye bağırıyor yahu. Bir insan bir role bu kadar mı yakışır?! Her sahnesini hakettiği şekilde harika tamamladı.

Wonder Woman’a doyamadığımı daha iyi anladım. İkinci ve üçüncü filmlerini hemen çekseler de sonsuza kadar wondergazm olsak. Bakın o derece güzeldi. Burada da tek şikayetim Cyborg’a BEN DE SENİN GEÇTİĞİN YOLLARDAN GEÇTİM HA klişesini yaşamasıydı. Bu klişe her süper kahraman dizisinin 1 numaralı cümlesiyken filmlere taşınması tüylerimi diken diken etti ama o kadar güzel bir insan bunu söylüyor ki.. İçimden her dediğine ÇOK WONDER ANNECİĞİM diyip diyip filmi tamamladım.

Superman’in hayata döndürülmesi konusunda endişeleri ise çok doğruydu. Zaten ağır silah Lois Lane gelmeseydi Steppenwolf’dan önce Superman hepsini yok edecekti. Kal-El yapma bunu dediğinde Superman’i tokatlayasımız geldiyse bile Diana, rolünün hakkını sonuna kadar verdi. Kahramanlar Çağının bir daha gelmeyeceğini düşünüyordum cümlesinin için boştu ve bunu doğru bir şekilde doldurmalarına sevindim Amazonlar, Atlantisliler ve İnsanlar bir araya gelip geçmişte Steppenwolf’u yenilgiye uğratmışlar. Filmin güzel noktalarından sadece bir tanesiydi.

The Flash:

Barry Allen’ı anlatmaya nereden başlayacağımı bilmiyorum. DC sinema evreninin Spider-Man kontenjanını dolduruyor desek sanırım yalan olmayacaktır. Babası Henry Allen’ın annesi Nora Allen’ı öldürdüğü yalanı ile yıllardır hapishane’de yatışını hem çizgi romanlardan hem de The Flash dizisinden yeterince aşinayız. Bu yüzden çok fazla detaya girmeyeceğim. Sadece Barry’nin Barry Allen’dan çok Wally West havasında bir karakter olduğunu tartışabiliriz.  Barry ile orijinal kızıl Wally’nin birleşimi sonucu sinematik evrende bir Barry Allen’a sahibiz. Memnun muyum? Kesinlikle!

Şimdiden Justice League filminin en büyük kazancı solo The Flash filmi oldu. Eminim hepiniz Barry Allen’ı kendi filminde Reverse Flash ile dövüştüğü anları düşünüp yerinizde duramıyorsunuzdur. Zaten CCPD’de işe girdiğini babasına gösterdiğini düşünürsek solo film için her şey yerli yerinde. Dizideki gibi günlük meta humanlar, sıradan cinayetler değil ilk konu Reverse Flash olacaktır ki, solo Flash filminin adı Flashpoint olarak geçtiğimiz günlerde açıklanmıştı. Flashpoint, DCEU evreni için erken olduğunu düşünüyordum ancak babası Henry Allen’ın KENDİ GELECEĞİNİ YARAT tarzı cümlelerin içi Flashpoint ile doldurulacağını varsayıyorum. Flashpoint sayesinde Thomas Wayne göreceğimizi düşünürsek bugüne kadar işlenmiş en iyi filmi izleyebiliriz! Ama o zamana dek Rick and Morty seven, kaygılı, sevecek Barry Allen imajıyla idare edeceğiz. Justice League’den en çok aklında hangi sahneler kaldı diye sorsanız hepsinde Flash var. Karakteri ne kadar sevdiğimi ve ne kadar doğru anlattıklarını buradan anlayabiliriz. Mesela sivilleri kamyonla kaçırırken yandan Clark’ın evi taşıdığı sahne ve end credits sahnesi gibi. Tek kelimeyle kusursuzdu.

Aquaman:

Film içerisinde Jason Momoa’nın karizmatik bir Aquaman yaratması dışında beni çok cezbetmedi. Zaten sevilmesi zor bir karakter ve Momoa’nın tüm çabalarına rağmen ancak bu kadar olmuş. Solo filmi bence hiç gelmesin direk The Flash’ı yapın. The Hulk gibi sadece Justice League filmlerinde görelim balık adamımızı. Ama o solo film gelecek maalesef.

Aklımda kalan tek sahnesi, Wonder Woman’ın kementiyle bağlandığı ve doğruları art arda sıraladığı yerdi. Sağlam ve tam bir Joss Whedon sekansıydı. Zaten tek beğendiğim yer o sahne ve Momoa’nın karizmasıydı.

Cyborg:

Maalesef tek beğenemediğim ve sahnelerinin bir an önce geçmesini dilediğim iki karakterden biriydi. Diğeri elbette Lois Lane idi ama onu konuşmaya gerek duymuyorum ehe.

Cyborg’un yaşadığı iç travma ne kadar mantıklı olsa da, biz bunu hissedemedik. Çünkü ne yaşadığı kazayı izlettiler ne Cyborg oluncaya dek yaşadığı acıları. Justice League filminde buna vakit ayıramamaları çok normal ama 10 saniyelik bir flashback bile karakterle bağ kurmamızı sağlardı. Bu şekilde dışarıdan babasına atarlanan ergen bir kolej öğrencisinden başka bir şey değildi. Mother Box kutularını ayırarak Superman ile birlikte günü kurtarmış gibi göründü ama Superman olmasa tüm Justice League’in öleceği gerçeği yine değişmedi. Cyborg, maalesef bu filmin en zayıf karakteriydi.

Superman:

Gelelim filmin en güçlü kısmına. Adı gibi SUPER! Varlığı gibi UMUT DOLU!

Superman, Man of Steel’den beri karakter işlevi en çok irdelenen Justice League üyesi oldu. O yüzden onunla empati kurabilmemiz Batman üzerinden gerçekleşti.

Ailesi oldu, Büyüdü, Aşık oldu, Yaşadı ve Öldü.. 

Buna benzer bir cümle kurmuştu Batman, Superman için. Çok doğruydu. Kriptonlu bile olsa o da bir insandı ve Dünya’nın kurtulması için canını vermişti. Dünya tekrar tehlikeye girdiğinde ise onu bir kez daha kurtardı. Bu adam daha ne yapsın?!

Ancaaaaak, dünyayı kurtarmadan önce Justice League üyelerini teker teker, dinlene dinlene dövdüğü sahnede kendimden geçtim. Death of Superman hikayesindeki siyah kostümü bekledim ancak Clark kıllı göğüsleriyle dövüşmeyi seçti. Üstünde HOPE yokken bu dövüşü yapması bence çok daha anlamlıydı. Siyah kostümlü, saç sakal karışmış bir Superman’i görmeyi çok istesem de, bu sahne daha iyi çekilemezdi. Üstadım bir kolunda Wonder Woman diğer kolunda Aquaman, göğsünde Cyborg’u durdurmuşken Barry Allen’a attığın bakış neydi? Yani sıradan bir Parademons olsam o bakışı gördükten sonra o evreni terk ederdim. Yani inanın Marvel ve DC filmleri içerisinde en ama en sevdiğim dövüş sekansıydı! Hele hele o TELL ME.. DO U BLEED?! hatırlatması neydi öyle Superman Bey? Batman’in çene kemiklerini teker teker kırarken yaptığı bu hatırlatma bile bana yetti. Müthiş bir nokta atışıydı yahu müthiş! Övmek istiyorum, lügatım yetmiyor. Ne kadar sevdiğimi siz anlayın!

Filmi tıpkı evleri, gemileri taşıdığı gibi tek başına sırtladı ve bize harika ötesi bir Superman izletti. Bunun için Henry Cavill’a bir teşekkür borçluyuz.

Steppenwolf:

Görünüş itibariyle en iyi villain olabilir fikrine sahiptim ancak CGI çok göze batıyordu. Zaten tek filmlik Marvel kötülerine benzer bir sonu olacağını tahmin etmek zor değildi. Ancak verdiği etki ve yıkım büyük oldu. Sağlam yeni kurulmuş bir Justice League’in karşısına çıkabilecek en iyi villainlardan biri olmuş.

En önemli etkisi ise Darkseid adını zikretmesi oldu. Zaten Darkseid adım adım gelişini hissettiriyordu. Önce Batman’in rüyalarında gördüğü Omega işareti, gelecekten gelen Barry Allen’ın uyarıları ve şimdi de Steppenwolf’un sözleri. Yalnız Darkseid, Steppenwolf’a benzemez. Onu yenebilmek için çok daha güçlü ve daha kalabalık bir Justice League’e ihtiyaçları var.

Dipnot: Fragmanlarda gördüğümüz en önemli üç sahne filmde yoktu. İlki Bruce Wayne’in Superman veya Supergirl hologramına baktığı sahne, ikincisi ise Alfred’in yanına yer gök titreterek gelen Superman  sahnesi, üçüncüsü ise Barry’nin muhtemelen Iris’in yanında kırılan cama parmağını koyduğu sahne. Uzatılmış versiyon bunlarla dolu olacağı için heyecanla o halini beklemek lazım.

Kutluhan’ın Görüşleri

Şöyle bir durum vardı; Batman vs Superman filmini silecek bir senaryo mevcuttu. Superman’in bir sillesiyle ölebilecek durumda Batman. Yani bu versus muhabbeti fazla anlamsız geldi filmden sonra. Kriptonmuş, Martha’ymış hikaye. Superman, DC evreninin kralıdır. Mantık açısında kabulümüzdür. Biri uzaylı biri zengin. Ama Batman’in ihtişamı korunmalı. Nightcrawler ile bunu denediler ama yemedi. Ekibi kuran Batman oldu yine yemedi. Bunun sebebi Nolan’dır. Sadece Batman’i değil, Jim Gordon ve Alfred’i de oyuncularla bütünleştirdi. Seyirci, Gary Oldman ve Michael Caine’i arıyor.

Karakter çatışmaları tadındaydı. Wonder Woman’ın Bruce Wayne’i tokatlaması tatlıydı. Aquaman’in aksiliği, Jason Momoa ile uyuşuyordu. Superman’in görkemli girişi, filmin zirvesi olsa da, Justice League’in gözbebeği Wonder Woman’dı. Solo filminin üzerine bir sürü şey katsa da kollarını birleştirmesinden daha fazlasını görmek istiyoruz. Ares’e Doomsday’e Steppenwolf’a bu yeteneğini kullandın. Ama Superman’e yetmedi. Ben hala Superman’in tek başına Steppenwolf’u yenebileceğini düşünüyorum. Diğer filmde Darkseid’i villian olarak, Green Lantern’i de ekipe katılmış bir şekilde görürsek, film zirveye oturacaktır.

Superman’in ölümünün saldığı korku, Amerika’daki müslümanlara yapılan zulüm, Rusların radyasyon bölgesindeki yaşamı, karakterlerin kişisel acıları, senaryonun insanın içine işlemesini sağladı. Sıradan bir iyi kötü mücadelesi olmamalıydı ve olmadı. Bu açıdan tebrik ediyorum senaryo ekibini. Tabular yıkılmışken daha orijinal konularla aramıza katılmasını diliyoruz. Çünkü Infinity War çok iddialı geliyor. Justice League, Logan hariç bütün Marvel filmlerinden iyi olabilir. Ama Infinity War, bu rekabeti hareketlendirecektir.

Anıl’ın da belirttiği gibi fragman ve filmin ilişkisi muazzamdı. Diyor ki, evet ben bu karakterleri CGI ile harmanlayacağım. Bunu filmde göreceksiniz. Ama daha fazlasını filmde bulacaksınız. İşte buna saygı duyulur. Çünkü sinema, çok şey barındırır. Her konuda tatmin etmelisinizdir. Fragman’dan tutun filmin ismine, afişine, sloganına kadar. Justice League: Superman Uyanıyor… Bir Ertem Eğilmez Filmi… Olmadı değil mi? Ama “You Can’t Save the World Alone” gibi uyumlu bir sloganla yola çıkıp, karakterleri içimize işleyebildiniz. Superman twisti yaptınız. He, yine Martha fiyaskosu gibi Lois’i gördüğü gibi eriyen bir Superman gördük. Yıkıcı Superman kısmı biraz daha uzun sürebilirdi. Ama Wonder Woman’a attığı kafa bile tüyleri diken diken yapmaya yetti.

Nolan haricinde başarılı bir DC filmi görmek bizi sevindirdi. Ancak Stan Lee’nin yorumunu aklınızdan çıkarmayın. DC de Marvel de para kazanma peşinde. O yüzden eleştirileri göz önünde bulundurun ve körü körüne bir karakter için sinemaya gitmeyin. Sektör can çekişiyor. CGI’a boyun eğmemeliyiz. Nolan’dan alınacak dersler mevcut. Umarım gelecek solo DC filmleri derinlik içerir ve CGI’a güvenmez. Bu yüzden Justice League’i IMAX’te izlemenize gerek yok. Herhangi bir kaliteli sinema salonu işinizi görecektir.

 

Easter Eggler:

  • Barry Allen, Bruce Wayne ile konuşurken işaret dilini Gorilce bildiğinden bahsediyordu. Bu elbette Grood’a bir referanstı. Flash’ın şu ana dek sadece Captain Boomerang ile mücadele ettiğini gördük ama Gorilla Grood’a yapılan referans sonrası mücadele ettiği sadece Boomerang olmayabileceğini akıllara getirdi.

 

  • Parademonslar, filmde de bahsedildiği üzere Yeni Tanrıların oluşturdurduğu Apokolips’in askerleridir. Darkseid’in ayak seslerini Parademonslardan anlayabilirsiniz. Hem Steppenwolf’u hem Parademonsların yaratıcısı ise Jack Kirby’dir.

 

 

  • Justice League filmi, benzerlik açısından Justice League: Origin hikayesini temel almışa benziyor. Orada da Parademonslar, Mother Boxlar, Steppenwolf ve Darkseid işlenmiş, Superman yine herkesi teker teker dövmüştü.

 

  • Batman’in 20 yıldır Batman olduğu bir kez daha vurgulandı. Bir diğer vurgulanan ise Alfred’in patlayan Penguenler ile uğraştıkları zamanları özlediği oldu. O zamanları anlatan bir Batman filmi şart!

 

  • İlk sahnede Batman dövüşürken JANUS işaretini görüyoruz. Bu işaret Batman’in düşmanlarından Black Mask’a aittir. Black Mask, DCEU içerisinde var olduğunu anlıyoruz.

 

  • Batman’in Parademons ile yaptığı dövüş, Batman’in ilk kez çizgi romanda gözüktüğü sayı olan Detective Comics #27’in kapağı ile birebir benzemektedir. Tıpkı Batman v Superman: Dawn of Justice’de yer alan Dark Knight kapağı gibi.

 

  • Filmin müzikleri arasında 89 yapımı Batman’in ve 78 yapımı Superman: The Movie’nin soundtrackleri de yer alıyor.

 

  • Wonder Woman’ın durdurduğu teröristlerden birini tanıdınız mı? Tanımadıysanız o terörist Game of Thrones’dan Ramsey Bolton’ın babası Roose Bolton’ı canlandıran Michael McElhatton idi.

 

  • Kahramanlar Çağı sırasında, bir adet Green Lantern ve herkesin Shazam sandığı bir adet Zeus’u görüyoruz. Green Lantern öldüğü sırada yüzük, onu hakedecek yeni sahibini arayışa çıkıyor. Zeus olduğunu ise Steppenwolf’un Eski ve Yeni Tanrılar olarak ayrıştırmasından anlayabiliriz. Zeus, Ares gibiler Eski Tanrı, Darkseid gibiler Yeni Tanrı olarak adlandırılır.

 

  • Bruce Wayne’nin bahsettiği “As if the doomsday clock has a snooze button.” cümlesi, şu sıralar Watchmen ile DC evreninin birleştiği event olan Doomsday Clock’a bir selam şekliydi.

 

  • Barry’nin Stephen King hayranı olduğunu anlamış olmalısınız. Superman’in ölümden dönüşünü HAYVAN MEZARLIĞI GİBİ OLMASIN olarak betimlemişti. Okumayan veya izlemeyenler için Hayvan Mezarlığı, ölen insanların gömüldüğü yerden cani halleriyle tekrar canlandığını anlatan bir korku-gerilim romanıdır.

 

  • Flash ile Superman’in end credits sahnesi ise tüm çizgi roman severleri eminim ki duygulandırmıştır. Çizgi romanlarda bu ikilinin yarışı oldukça ünlüdür. Eskiden beri çizgi romanlarda, animasyonlarda bu konu işlenmiştir.

 

  • Son sahnede ise Lex Luthor ve Slade Wilson/Deathstroke’u görüyoruz. Lex, hapisten kaçmış ve anlaşılan Legion of Doom’u kurma adımlarına başlamış. Suicide Squad ekibinden buraya bir transfer olabilir ancak Gotham Sirens ve Deathstroke solo filmlerinin geleceği belliyken Legion of Doom hangi filme saklanır inanın bilmiyorum.

Evet Kara Büyücü severler, siz filmi nasıl buldunuz? Görüşlerinizi yorum olarak bizlere atmayı unutmayınız.

Dostoyevski!

Okumaya Devam Et

Bomba

The Handmaid’s Tale İncelemesi – Emmy’e Doyamayan Dizi!

Yayınlandı

on

“Sitedeki ilk yazım ne hakkında olmalı?” diye uzunca bir süre düşündükten sonra, son zamanlarda izlediklerim arasında beni en çok etkileyen dizi The Handmaid’s Tale ile başlangıç yapmaya karar verdim.

Yapımcılığını Bruce Miller’ın üstlendiği, Kanadalı yazar Margaret Atwood’un 1985’te çıkan ”Damızlık Kızın Öyküsü” adlı distopik romanından uyarlanan The Handmaid’s Tale; kadınların ikinci sınıf vatandaş olarak görüldüğü, çalışmalarına ve mülk sahibi olmalarına izin verilmediği, eşcinselliğin yasak olduğu, din ile yönetilen bir otokrasi devletinde bir Handmaid (cinsel köle) olarak yaşayan, Mad Men’den Peggy Olson rolüyle tanıdığımız Elisabeth Moss’un canlandırdığı June Osborne (Offred)’nün hayat hikayesini, psikolojik sorunlarını ve iç dünyasında yaşadığı sıkıntılarını  oldukça açık ve etkileyici bir biçimde gözler önüne seriyor.

Olaylar Amerika Birleşik Devletleri’ni ele geçiren ”geleneksel değerlere geri dönme’‘ amacı taşıyan totalitaryan ülke Gilead’da yaşanıyor. Geriye kalan az sayıda doğurgan kadından biri olan June, dünyadaki insan nüfusunu devam ettirebilmek amacıyla diğer tüm doğurgan kadınlar gibi Handmaid olmak zorunda bırakılıyor. Genel olarak, June’un, beyni yıkanmış diğer Handmaidler, hizmetçi Marthalar ve hizmet ettiği insanlar arasında kime güvenip kime güvenmemesi gerektiğini çözmeye çalıştığı psikolojik iç savaşına tanık oluyoruz.

Türkiye’de çok fazla ses getirmiş olduğunu düşünmesem de, ilk sezonuyla dünya çapında oldukça etki bırakan dizi birçok Emmy Ödülüne layık görüldü:

-Dram türünde en iyi yardımcı kadın oyuncu
-Dram türünde en iyi senaryo
-Dram türünde en iyi dizi
-Dram türünde en iyi kadın oyuncu
-Dram türünde en iyi yönetmen
-Bir saatlik diziler arasında en iyi görüntü
-Dram türünde en iyi misafir kadın oyuncu
-Kısa Dizi ya da TV filmleri arasında en iyi kurgu
-Modern ya da fantastik diziler arasında en iyi prodüksiyon tasarımı

Ayrıca, Emmy Ödülleri dışında iki tane Gold Derby ve bir tane TCA ödülü kazandı.

Normalde aksiyonu az, hareketsiz dizileri pek sevmeyen biri olmama rağmen The Handmaid’s Tale favori dizilerimden biri haline geldi. Peki bunun sebebi ne? Öncelikle dizinin ana konusunun sıradışı olması bence çok büyük bir artı. Ayrıca; çocukları ellerinden alınmış anneler başta olmak üzere karakterlerin trajik olaylardan sonra yaşadıkları psikolojik sürecin oldukça gerçekçi ve duygulara işleyebilen bir biçimde gösteriliyor oluşu, kullanılan ışıklandırma, ses efektleri ve müziklerin dizideki distopik ve karamsar havayı çok iyi hissettirebilmesi, ufak detaylara dahi çok fazla dikkat edilmesi, dizideki aktörlerin usta oyunculuğu ve George Orwell’ın 1984 adlı romanında da olduğu gibi, yaşanılanları ana karakterin gözünden görmemiz ve onun iç dünyasına birebir tanık olmamız dizinin diğer artıları.

Black Mirror, 1984, Mülksüzler ve Fahrenheit 451 distopik eserler hoşunuza gidiyorsa The Handmaid’s Tale’i de seveceğinizden eminim. Eğer yukarıda saydığım eserlerden hiçbirini okumadıysanız/izlemediyseniz de bu türe ilk adım olarak kesinlikle The Handmaid’s Tale ile başlamanızı öneririm.

Okumaya Devam Et

Bomba

The Walking Dead 8.Sezon 4.Bölüm “Some Guy” İncelemesi

Yayınlandı

on

Walking Dead, başarısı ile birlikte zirvede en çok tartışılan dizilerden biridir. Bunun nedeni 8 sezon sürmesi olabilir. Post-apokaliptik bir dünyayı işliyor olmaları, en başta çekici geliyordu. Ama şimdi o hissi ne kadar alıyoruz? İşte bu tartışılıyor. Çünkü ben, artık yaratıcı ve mantıklı şeyler görmek istiyorum. İnsanların çoğu zombi olduysa, dünyanın dengesinde bir şeyler değişmeli. Doğal afet görmedik. Sise gömülmüş şehirler, renkler, karamsarlıklar görmek istiyorum. Ben bunları isterken, 8.Sezon’a aksiyonu bol şekilde giriş yaptı. 4 bölümdür de aksiyon durmak bilmiyor. Ama bu bölüm hepsinden iyiydi. Şimdi Spoiler içeren incelememde bunu konuşacağız.

Ezekiel ile Carol arasındaki ilişki, başından beri beni etkiliyordu. Ve bu bölümde zirveyi gördü. Aktör olarak Aragorn’u oynayan Ezekiel, sürekli motive eden konuşmalar yapıyordu. Rick de güzel stratejiler izlerken, Saviors sessiz kalıyordu. Negan’da Peder ile sıkışmışken Saviorsları merak ediyorduk. Tek bir adam bile kaybetmeyen Kral Ezekiel, mitralyözün gazabına, geçen bölümün sonunda uğradı. Ama öyle böyle değil. Açık alanda zafer sarhoşu olan Kingdom ekibi, paket oldu. Ama kendilerini krallarının önüne atmayı bildiler. Bu çok ağır bir sahneydi. Liderler önemlidir ancak askerlerin de böyle harcanması insanın yüreğini dağlıyor. Hayatta kalma mücadelesini işleyen dizide böyle bir sahne görmek, insan psikolojisinin derinlerine iniyor. Saliselik bir kararla krallarının önüne atlamaları gerçekçiliğini ise tartışılır bir durum. Ayağından yaralanan Ezekiel’in oradan kaçmaya çalışması da bölümün temasıydı. Pusudan kurtulan diğer arkadaşları da Ezekiel için ölmeye devam etti.

Yine herkesin can verdiği anlarda, önemli karakterlerin kurtulduğuna şahit olduk. Carol o saldırıda içeriye girmeyi başarmış. Kadın bilgisayar oyununda God Mode açmış gibi geziyor. Silahı alıp savaşı leyhlerine çevirmeleri için Carol savaşa devam ediyor. Tek başına yine ortalığın camını kıran Carol, Ezekiel’ı kurtarmak için silahın peşini bıraktı ama motor sesi, başarılı bir sekanstı. Silahın peşine düşmeye gerek yoktu. Çünkü bu civarda bu motoru kullanabilecek tek kişi vardı… (Masal anlatır gibi oldu.)

Ezekiel yine kurtulmuş ve daha kim kendini feda edebilir derken, yadigar Kaplan geldi ve mındar oldu. Kükremesiyle görkemli görkemli gezen yadigar, az göründü ve hiç oldu resmen. Beşiktaş’ın “Feda” Sezonu gibi bir bölümdü. Fedaları beğenmesem de Ezekiel’ın “Ben Kral falan değilim!” isyanı bölümün, hatta son sezonların en can alıcı sahnelerinden biriydi. Ki senarist bu sahneyi düşünmüş, çevresine sahneler yazarak bu bölümü oluşturmuş diyebiliriz. Yönetmenliğe dair tek sahne ise, kanalizasyonla birleşen kaplan kanıydı.

 

İlk sahneyi unutmadım. 40 dakikayı harcayabilirlerdi. Az önce beraber savaştığı insanlar artık zombiydi. Muazzam bir sahneydi. Her karakter bu acıyı belli dönemlerde yaşadı. Carl, annesini öldürmek zorunda kaldı. Daha kısa ve daha kaliteli bir yapım olsa, her bölüm ağlatabilecek sahneleri ve konusu bulunmakta. Örneğin Carol’ın Lizzie’yi öldürmesi, hala dizinin en iyi sahnesidir. Üstüne sahne gelmedi. Neyse konumuzu dönelim. Bunların dışında Resident Evil havasında bir araba kovalama sahnesi çekmişler. Gerçekçilik yine dibe vursa da Daryl’in artistik girişi her şeye bedeldi.

“Ben Kral falan değilim! Senin majestelerin de değilim! Hiçbir şey değilim. Sıradan bir adamım.”

Bu replikle zirveyi gören “Some Guy” bölümü, 8. Sezonun en anlamlı bölümüydü. Ezekiel hem Kral’dı hem Aktör hem de sıradan bir adamdı. Bu bölümden sonra aynı Ezekiel’ı görmemeliyiz. Değişim istiyoruz. Bu evrende Negan ve Rick’in savaşından fazlası olmalı. Bu bölümde bunu hissettik. Umarım devamı gelecektir. Haftaya görüşmek üzere, sağlıcakla kalın.

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Bomba6 gün ago

Justice League İncelemesi ve Tüm Çizgi Roman Referansları!

-SPOILER OLMAYAN KISIM- Kutluhan’ın Görüşleri Villian, solo hikayeler, diyaloglar, espriler, efektler, yan karakterler filmi bir bütün olarak karşımıza çıkardı. Avengers’tan...

Bomba2 hafta ago

The Handmaid’s Tale İncelemesi – Emmy’e Doyamayan Dizi!

“Sitedeki ilk yazım ne hakkında olmalı?” diye uzunca bir süre düşündükten sonra, son zamanlarda izlediklerim arasında beni en çok etkileyen...

Bomba2 hafta ago

The Walking Dead 8.Sezon 4.Bölüm “Some Guy” İncelemesi

Walking Dead, başarısı ile birlikte zirvede en çok tartışılan dizilerden biridir. Bunun nedeni 8 sezon sürmesi olabilir. Post-apokaliptik bir dünyayı...

Bomba2 hafta ago

En Underrated Diziler #2: Luther!

Biz bir Underrated diziler yazısı başlatmıştık ve ilk olarak Person of İnterest‘i tanıtmıştım. Uzun süre boyunca yeni bir dizi yazılmamış olduğunu...

Bomba3 hafta ago

X-Men, Her An Marvel’a Geri Dönebilir! Disney, Fox’u Satın Almak İçin Harekete Geçti!

Başlığı olabildiğince nazik ve ilgi çekici seçmek için elimden geleni yaptım ancak yazımın içerisinde baya gaza gelmiş, baya kendinden geçmiş...

Bomba3 hafta ago

The Walking Dead 8. Sezon 3. Bölüm Monsters İncelemesi

Bu inceleme The Walking Dead 8. Sezon 3. Bölüm hakkında SPOILER içermektedir.  Monsters yani Canavarlar bölümün adıydı. Bölümün adı neyse...

Bomba3 hafta ago

“The Lord of the Rings” dizisi neden olmamalı? Açıklıyoruz!

Marvel’i televizyona taşıdılar. Ölüm Defteri’ni görmezden geldik. Westworld ve Fargo, uyarlama seçimini, filmleri temel alıp ancak filmlerin senaryolarından bağımsız ilerleyerek...

Bomba3 hafta ago

The Gifted 1.Sezon 5.Bölüm ”boXed in” İncelemesi

Aksiyon dolu 4.bölümden sonra temponun biraz daha yavaşlayacağı öngörülebilirdi. Öyle de olmuş, fakat bu kalitenin düşmesini de gerektirir miydi? Ne...

Bomba3 hafta ago

Infinity War’da Beklenmedik Yeni Karakterler Olacak. Söyleyenler ise Russo Kardeşler!

Infinity War ve Thanos’un ayak sesleri artık gittikçe yaklaşıyor. Yaklaştığı için geçtiğimiz yaz gizlice izletilen fragman tüm dünya vatandaşları olarak...

Bomba4 hafta ago

The Walking Dead 8. Sezon 2. Bölüm The Damned İncelemesi

Bu inceleme The Walking Dead 8. Sezon 2. Bölüm hakkında SPOILER içermektedir. Rick ve tayfasının Negan’ın karakollarını teker teker basma...

Bomba