Connect with us

Bomba

Game of Thrones 7. Sezon 2. Bölüm “Stormborn” İncelemesi

Yayınlandı

on

Kutluhan’ın incelemesi:

Stormborn… Winter is Coming yapısının daha geniş çaplı hali. Bu yıl yalnızca kış gelmiyor. Stark’lar kapılarını kapatıp, kışın geçmesini beklemeyecekler. Kimse evinde rahatça oturamayacak. En son Aegon III Targaryen böyle bir savaşa liderlik etti. O savaştan bu yana bildiğiniz üzere üç ejderha yumurtası sağlam kalabildi. Fetihte bulunan ejderhalar öldürüldü, iskeletleri ise Kızıl Kale’de bulunuyor. Stormborn bölümünde bu tarihi tekrar hatırladık. Tekerrür edeceğini de önümüzdeki bölümlerde göreceğiz.

Savaş sahnelerini kusursuz çeken Mark Mylod, bu bölümün yönetmen koltuğunda oturuyor. Bir önceki yazımda bahsettiğim, sezonun ikinci bölümlerinin zayıf olması konusunu hatırlarsınız. Bu bölümün ilk yarısında beni haklı çıkarıyordu ki, son on dakikasında beni koltuğuma kilitledi. Ortamlarda dizi tartışmalarında “en iyi dizi” konusu sıkça bulunur. Yeni jenerasyon Breaking Bad, Prison Break, House of Cards, Fringe, Westworld, Sherlock derken, eski jenerasyon The Wire, The Sopranos, X Files, Oz, Six Feet Under, Twin Peaks, Band of Brothers diyordu. Son iki sezonunu tamamladığında bu tartışmalara son verecek bir dizi var: Game of Thrones. Popülerliğiyle etkisini kaybetse de, uzun bir süre fantastik olduğundan dolayı ilgi görse de artık teknik açıdan, harcanan emekten, oyunculuk performansından, kurgudan, ses miksajından, aklınıza gelebilecek her konudan dolayı en iyi dizi olduğunu kanıtlayacaktır. Genel olarak diziyi övdüğümüze göre, Spoiler uyarısıyla incelemeye başlayayım.

got-theon

Zincir Kıran, Ejderhaların Anası, Daenerys Fırtınadadoğan, Yanmayan ve bu bölümle altı çizilen; “Söz verilen Prens…” Khaleesi savaş planı için tüm müttefiklerini topladı. Martell, Greyjoy ve Tyrell. Savaş stratejisini emrindekilere kabul ettirmek, komutanların ve kralların en zor anları olabilir. Khaleesi bu durumdan Tyrion’ın zekası ve güvenilirliği ile sıyrılıyor. Bizim Tyrion gerçek bir sağ el oluyor. Tüm güçlerle King’s Landing’e saldırmak mı? Ne kadar da basit bir düşünce. Tyrion, Jaime’nin ölmesini istemiyor. Khaleesi ise gücünün büyüklüğüyle, büyük bir savaşa neden olmadan Cersei’nin pes edebileceğini düşünüyor. Halbuki Cersei pes etmez, Jaime de ölümden kaçmaz. Denizden, Greyjoy ve Martell gidecek, karadan Ejderhalar ve Dothrakiler, Casterly Kayası’nı almak için de Lekesizler. Kusursuz görünen bir plan. Ancak denizin kralı hala Euron ve Cersei de ejderha katletmeyi biliyor. Planlar konuşuldu ve karar alındı.

Olenna Tyrell’in deneyimini Khaleesi göz ardı etmiyor. Ve bu deneyim, Khaleesi’ye “Lannister’lar birer koyun ama senin koyunun değil. Ejderha ol!” diyerek ihtiyacı olan cesareti veriyor. Ve yedi krallıkta barışın asla olmayacağını söylüyor.

Daenerys haklı olarak Lord Varys’e güvenmiyor. Birçok krala ihanet etmiş (Targaryen’ler dahil) ve Daenerys’i öldürmeye kalkmıştır. Bunu Kral Robert’ın emriyle yaptığını bu bölümde öğreniyoruz. Bu kadar zeki ve güvenilmez birini, Tyrion için yanında tutuyordu. Ama bu bölümde Varys’in etkili konuşması, Khaleesi’yi tavlamış görünüyor. “Ben krala ya da taca hizmet etmem. Ben halka bağlıyım.” Bu cümleyle bizi de tavladın koca yürekli adam.

Mellisandre, Stannis’i mağlubiyete sürüklemiş, Jon Snow’u hayata döndürmüş birisidir. Şimdi ise Khaleesi ile yolları kesişti. Lord Varys gibi güvenilmemesi gereken biri ancak yardımlarından ötürü Khaleesi’nin güveni tam. Tyrion’dan sonra Jon Snow için referans olabilecek kişi. Jon Snow, gündemde olsa da Khaleesi’nin aklına sokuyor ve Dragonstone’a çağırtıyor. Bu çağrı müttefiklik ve Jon’a diz çöktürmek için. Aramızda bunun gerçekleşeceğini düşünen var mı?

Senaristler o kadar iyi ki en ufak ayrıntıyı bile es geçmiyor. Bu da Ellaria Sand ile Tyrion arasında geçmesi gerek diyalog. Sevdiği Oberyn’i Tyrion yüzünden kaybetmesi şüphesiz. Tyrell’e ve Lannister’a güvenmemesi de anlaşılır bir durum. Senaristlere saygılar.

Ah Missandei. Yine ortamlarda konuşulan konulardan biri olan Game of Thrones’un en seksi kadını kim muhabbetidir. HBO imkanlarıyla birçok şey gördük evet. Ama Missandei, gördüklerimiz arasında açık ara en iyisidir. Grey Worm ile olan aşkları dizinin en kutsal olayıdır benim gözümde. Missandei’nin ağır başlılığı ile Grey Worm’un utangaçlığı insanı etkiliyor. Cinsellik organı olmadan da birini derinden sevebilmenin mümkün olduğunu gösterirken, organ olmadan da cinselliğin mümkün olduğuna geçiş yapılması beni yaraladı. Cinsellik Aşk’ın bir cilvesi de olsa, bu aşk hikayesinde eksik kalsa güzel olmaz mıydı? Hele de şöyle bir replikten sonra:

“Missandei… Ben en güçlü değilim. En büyük de değilim. Ama en cesur savaşçıydım. Ta ki Missandei ile tanışana kadar. Sen benim zaafımsın. Senden önce hiçbir şeyden korkmazdım. Ama artık korkuyorum.”

Muazzam bir aşk. Bu arada ekranın en cesur dizisi Game of Thrones, Grey Worm’un belden aşağısını gösteremedi.

Westeros, ilk hamlesini yapmıştı. Euron Greyjoy’u bir hediye getirmesi için denizlere salmıştı. Şimdi sırada müttefik kazanmak var. Randyll Tarly, Cersei’nin huzuruna çağrılmış ve yemin ettiği üzere Kraliçe’nin yanında olması gerektiği buyrulmuştur. Bu yemin Tyrell’leri de bağlıyor ancak artık can düşmanı konumundalar. Tarly hanesi de Taht’a olduğu gibi Tyrell hanesine de yemin etmiştir. Randyll zor bir ikilem de kalsa da Jaime’nin konuşmasından etkilenmiş görünüyor. Dothraki’ler Khaleesi için askeri bir güç olsa da, vizyon olarak kötü duruma düşürüyor. Lannister ailesi de bunu kullanıyor. Dothraki’lerin barbar ve yağmacı oluşu, onların nihai düşman olarak kalması gerektiği. Tarly bunu mantıklı bulmuş olabilir ancak tek ihtiyacı Khaleesi ile bir kere görüşmek. Sonrasında safı belli olacaktır. Ama buna fırsat olmadan Lannister’ların yanında da yer alabilir. Dickon Tarly’de önemli rol oynayacaktır. Canlandıran Tom Hopper, Black Sails, Merlin gibi dizilerde büyük savaşçıları canlandırmıştı. Buradan güzel bir kapışma göreceğimizi çıkarabiliriz.

jaime-s6e8

Qyburn ise Cersei’nin önemli kozu olmaya devam ediyor. Bilgisine ihtiyaç var. Aegon zamanında 7 Krallığı feth etse de, ejderhaların ölümsüz olmadığını da göstermiştir. Bölümde bahsedilen üç ejderha şunlardır: Balerion (Aegon’un), Meraxes (Rhaenys’in), Vhagar (Visenya’nın). Bölümde iskeletinin görkemiyle Kara Vahşet Balerion’u görüyoruz. İskeletiyle böyle görünüyorsa canlı halini tahayyül edemiyoruz. Ama gelecek bölümlerde Khaleesi’nin Drogon’u ile karşılaştırabiliriz. Demir Taht’ın Balerion’un nefesiyle dövülmesi, etkileyici ve gerekli bir bilgi oldu. Qyburn, Cersei’ye ejderhayı öldürmenin sırrını veriyor. Tatar Yayı olarak bildiğimiz Arbalet’in çok daha büyük bir yapımı. Bir ejderhayı öldürebilecek kadar güçlü. Bunu ilk olarak Game of Thrones’da görmeyeceğiz. Tolkien’den fazlasıyla etkilenmiş olan George Martin, yine güzel bir gönderme yapıyor. Smaug da böyle öldürülmüştü. Hepimizin ön gördüğü gibi bir ejderha böyle öldürülecek. En çarpıcı teorilerden olan, ejderhalardan birinin ölülere katılması da böyle gerçekleşebilecek.

Bu sırada Samwell, kendine yeni bir amaç buluyor. Kuzgun ile Dragonstone haberini Jon’a ulaştıran Sam, Jorah Mormont ile tanışıyor ve bu ilk gördüğü Mormont değil. Ancak Jeor Mormont’un ölümüne şahit olan Sam, Jorah’ı ölüme terk etmeyecektir. Gripul hastalığından kurtulmak için Khaleesi’sine söz veren Jorah’ın umutları tükenmiştir ve O’na bir veda mektubu yazar. Bu vedayı engelleyecek kişi Sam’dir. Başüstat Pylos’un yöntemlerini okuyan Sam, Jorah’ı kurtarmayı deneyecektir. Ebrose buna izin vermez çünkü Pylos bu yöntemi denerken, Gripul’a yakalanıp ölmüştür. Jorah’ın kurtulması an meselesi. Sam bunu başaracaktır. Bu uğurda Sam, Gripul’a yakalanacak mı dersiniz? Bence yakalanacak. Bir Ak Gezen öldürmüş, üstat olmak için yola çıkmış, Kuzey’i görmüş, yabanilerle tanışmış biri olan Samwell, dizinin en etkili karakterlerinden biri olmaya devam ediyor. Üstat olamayacağı kesin. Çünkü kurallara uymuyor, sabırsız davranıyor. Jorah sahnesinden yemek sahnesine geçerken de kusacaktım itiraf edeyim.

Jon Snow. Dünyada en çok bilinen isimlerden biri. Sağlam bir abi, güçlü bir kral, yorgun bir savaşçı. Sam’in haberinden sonra hiçbir şüphesi kalmadan Dragonstone’a gitmeye karar verir. Şüphe vardı. Çünkü Khaleesi’yi tanımıyorlar. Mad King tarafından ihanete uğradılar. 7 Krallığa hükmetmek isteyen biri olarak, Stark’ların düşmanı haline geliyorlar. Tyrion yine devreye giriyor. Sansa da Jon da Tyrion’ı seviyor. Herkes seviyor yahu!

Bu kararla Sansa, başa geçiyor. Bran ve Arya da yolda. Ama Jon gidiyor. Jon’dan önce mi varacaklar acaba? Ya da aynı anda gelip efsane bir buluşma mı olacak? Siz de bu buluşmayı benim kadar merak ediyor musunuz? Starklar kavuşuyor. 8 Sezon’un en güzel sahnesi olacak. Her neyse, Jon riski göze alıp Dragonstone’a doğru yola çıkacak. Çıkacak ama kurdu çakalla yalnız bırakacak. Baelish’e bir ben üzülüyorum sanırım. Nedense acıyorum. Gerçekten bir teşekkür bile almadı. Tamamen bencil sebeplerle yaptığı şüphesiz tabii. Jon ülkesini koruduğu gibi kardeşini de Baelish’ten korur. Hem anneni hem kardeşini seviyorum denir mi bir abiye? Bir Kral’a? Bu ne cesarettir yiğidim. (Ned Stark’ın heykeli de bölümün en güzel karesiydi.)

Arya ve Hot Pie buluşması da çok tatlı olmuş. İki eski arkadaş. Ama artık Arya bir erkek çocuğu ve pısırık biri değil. O günden sonra birçok kişi öldürmüş, korkusuzca yoluna devam etmekte. Fazla korkusuzca değil mi? Yabanda tek başına gezerken başına bir şey gelmeli. Masum Lannister askerleri ya da Nymeria değil. Evet, Nymeria’yı yıllar sonra tekrar görebildik. Ejderha’ya kafa tutacak resmen. Nymeria’nın insanlardan korkmamayı öğrendiği ve kurt sürüsüne liderlik ettiği kitaptan biliniyordu. Buluşma sahnesi de muazzamdı. Kurtların isimleri sahiplerinin kaderiyle örtüşüyor. Nymeria ismi savaşçı bir Kraliçe’ye ait. Arya’nın geleceğine bir ışık olabilir. Lady yani Sansa’nın kurdu, Nymeria için ölmüştü. Sansa’nın da Arya için ölebileceği söyleniyor. Cersei’yi öldürmeye gidecek olan Arya, Jon’un Winterfell’de olduğunu öğrenmesiyle güzergahını değiştiriyor ve büyük buluşmaya yelken açıyor.

Ve gelelim beni tokatlayan son 10 dakikaya. Görevleri için denize açılan Yara (Asha), Theon, Sand kardeşler savaşın ilk ateşi oluyor. Ellaria, Yara’ya yürürken, yabancı istilası başladı der ve mancınıklar mı toplar mı artık bilemedim, ateşlenir. Sis varken denizde ilerlemek tehlikelidir. Kimse görmeden saldırıya uğramalarını Euron’un deneyimine bağlıyorum. Peki ya o giriş? Kimsin sen? Stark değilsin Targaryen değilsin Jack Sparrow da değilsin. O giriş ne sevgili Euron? Sinema filmi de değil ki bu. Bu kadar iddialı bir sahne çekilir mi, ayıp değil mi? Game of Thrones sahnelerinin reaksiyon videoları çok tutar. Bu sahne için de yapılacaktır. Drogon bile böyle görkemli bir giriş yapmıyor yahu. Bu girişi 12 sayfa övebilirim. Hak ediyor da. Hadi öyle girdin, o balta, o yumruklar, silahlar, gemiler, fatality (ölümcül bitiriş) ne? Sand kardeşleri yara alarak da olsa tek başına hallediyor ve zafer sembolu olarak gemiye monte ediyor. Birçok kişi Cersei’ye hediye olarak Ejderha getireceğini tahmin etmişti. Ama Euron, Yara Greyjoy ve Cersei’nin kızını öldüren Ellaria Sand’ı götürüyor. Ama Cersei değil. Hayır, Ellaria’yı Jaime kendi elleriyle, pardon eliyle öldürecektir.

Ne oldu? Savaştan bahsetmedim mi? Pekala, Mark Mylod önünde eğiliyorum. Davy Jones’un ihtişamı gibi Euron’u çektiğin için. Savaş sekansları arasındaki geçişler için. O atmosferi bize yaşattığın için. Muazzam savaşların olacağını bize ikinci bölümden gösterdiğin için. Theon’u yüzdürdüğün için. Bizim Reek geri döndü arkadaşlar. Bir korsan kuralı olarak ölenleri geride bırakmayı tercih etti. Mantıklı mı mantıklı. Onurlu mu hiç de bile. Bir tabir vardır affınıza sığınarak yazıyorum. Da**aklı adammış diye. Theon değilmiş. Gayet normal karşılayabileceğimiz bir durumdu.

Khaleesi ilk mağlubiyetini aldı diyebilir miyiz? Greyjoy bölüğü ve denizdeki gücü yok oldu. Ejderhalar da tehlikede. Lekesizleri de ayrı bir göreve yolluyor. Jon Snow diz çökmeyince de sorunlar çıkacak. İyinin tarafını tutan izleyiciler, rüzgarın yönünün değişmesini bekleyecek. Kötüler bir sıfır önde. Euron, dizinin en görkemli savaşçısı olmuşken hem de. Çok beklemeyeceksiniz. Diğer bölümde Lekesizler, Casterly’yi alınca 1-1 de değil 2-1 olacak. Haftaya görüşmek üzere, sağlıcakla kalın.

Anıl’ın incelemesi:

Kutluhan’dan sazı alıyor ve bölümü övmeyi bir de benden okumaya devam edin isterim. Ciddi anlamda kötüleyebileceğim hiçbir sahne yoktu. Game of Thrones bu yüzden dünyanın en popüler, en sevilen ve en başarılı dizisi. Uzun bir süre boyunca muhtemelen başka bir yerde göremeyeceğimiz cast seçimleri ve o seçilmiş oyuncuların 1 saniye işi rehavete bırakmadan oynadıkları oyunculuğu ölene dek herkese anlatacağımıza eminim. Alın size sonsuzluk arkadaşlar. İlla 200 sene gözlerimiz açık kalmasına gerek yok. Game of Thrones oyuncularının ve ekibinin yaptığı iş, sonsuzluğu bulmak.

got_7-2_stormborn

Övmek istediğim 3 detay var;

1- Madem oyunculuk dedik bölümün başlangıcıyla sürdürelim bu konuyu. Daenerys Targaryen’i canlandıran Emilia Clarke’ı normal hayatta takip ediyor musunuz bilmiyorum ama kendisi görüp görebileceğiniz en eğlenceli, en yerinde duramayan ve bunu müthiş bir sevimlilik ile yapan biri. Böyle bir karakter, Ejderhaların Annesi rolüne nasıl hazırlanıyor bilmiyorum ancak o, bizim Türk milletinin daimi aradığı şey olan LİDERLİK VASFI gücünü artık çıkarıp masaya öyle güzel vuruyor ki önünde saygıyla eğiliyorum. Sorun 3 ejderhası olması değil, Tyrell ve Dorne gibi ondan yaş ve tecrübe olarak üstün 2 hanedanın koruyucularını sadece bakışları ve sözleriyle etkisi altına alabilmesinden ötürü saygıyla eğiliyorum. Olenna’nın tecrübesinden, Tyrion’ın bilgeliğinden ve tüm saygı duyduğu insanların görüşlerini birleştirip en mantıklı kararı alabilmesinden ötürü o, kraliçe.

2- Missandei ve Grey Worm’un aşırı duygusallık içeren seksleri. Yani Kutlu zaten demiş Game of Thrones dünyasının en güzel kadınları sıralamasında Missandei daima öndeydi diye ama emin olun öyle güzel bir duygusallık yaşandı ki, tek düşünebildiğim birbirlerine duydukları derin sevgi ve saygıydı. Abartıyor diyebilirsiniz ve çok mantıksak düşünen biri olabilirsiniz ama izlediğim en duygusal sahne bu olabilir.

https://www.youtube.com/watch?v=lBwDqRDQ2Mo

3- Elbette Euron Greyjoy! Bu adamın tüm denizleri nasıl fethettiği sadece laf ve sözden ibaretti. Nasıl yaptığını asla görememiştik ancak dünya üzerinde izlediğimiz en iyi korsan filmi olan Karayip Korsanları’ndan bir gram eksiği olmayan o efsane girişinde tüylerim diken diken oldu! Yara ve Theon’un yerinde olsam o girişten sonra gemileri teslim edip BOYNUMA DOLA KRAAAAL diye inletmiştim orayı. Gemiyi deldiği an, gemiye girdiği an, Sand kardeşlerin ikisini tek başına öldürüp ganimet olarak geminin başına koyması.. Euron Greyjoy hayatımda izlediğim, gördüğüm en iyi korsan! -Çılgın Korsan Jack ve Lapacı liste dışında, lütfen-

Parazit notu: Bu arada Arya’ya dikkatli baktınız mı ya? Ned Stark’a ne kadar çok benziyordu.

Parazit Notu 2: Arya’nın Nymeria’ya söylediği “BU SEN DEĞİLSİN” lafını duyduğunuz an aklınıza ilk sezon geldiyse siz muhteşem bir detaysınız. Arya ve Ned Stark sohbet ettikleri bir sırada Arya’nın leydilik kurallarını bilmesi ve ona göre davranması gerektiğini belirten Ned’e Arya’nın cevabı şu olmuştu: “BU BEN DEĞİLİM.” Yani özetle Arya’da tıpkı Nymeria gibi evcilleşmeyen biri. Nymeria Arya’yı takip etmediği için ona bu lafı söyledi ve kendisine ne kadar benzediğini görüp, duygulanmış oldu. Yönetmenlerin bu sahne için görüşlerine aşağıdaki videodan ulaşabilirsiniz.

indir

Parazit notu 3: Jon Snow, Littlefinger’ın gırtlağını sıkan ilk kişi değildi. Baba Ned Stark’ı bir hatırlayalım. Babadan -amcadan- oğula -yeğene- nesil bunlar.

DFgRkzEVYAMFHEU

Ve son olarak, GoT izlemeye başladığımızdan beri en çok beklenen an geliyor. Haftaya Jon Snow ve Daenerys Targaryen karşı karşıyalar! Bakalım Buz ve Ateş’in bir şarkısı daha olacak mı yoksa birbirlerini eritip, söndürmeye mi çalışacaklar?

Haftaya görüşmek üzere!

 

 

 

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel1 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba4 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba4 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba6 gün ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba