Connect with us

Bomba

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

Yayınlandı

on

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.”

SPOILER

Dizinin asıl müziği en hafif halinde arkadan çalarken, bomboş şehirler, muazzam açılar izletirsen, seyirciyi kündeye getirebilirsin. Bu bölümün en iyi sahnesiydi bu. Tüm olanları bize sessizce düşündüren bu sahne, asıl övgüyü alması gereken yerdi. Hayır, benimle başka sahneyi konuşamazsınız. Mavi alev püskürten Akgezen Ejderha’nın duvarı yıkışından etkilenmeyeceğim. Jon’un Dany ile olan ilişkisine şaşırmayacağım. Belki Stark kardeşlerin birleşmesine duygulanacağım ama bunun nedeni de asla ölmeyen bir adam sayesinde olacak; Ned Stark! Elbette kendi adıma konuşuyor olacağım, 6 sene görmediğim bir karakterin hala dizinin en iyi karakteri olduğunu düşünüyorum. Özlüyor ve unutmuyoruz. Unutturmuyorlar. Birçok dizi sayabilirim, sevilen bir karakter öldükten sonra anılmayı unutan. Game of Thrones onlardan değil. George R.R. Martin o yazarlardan değil. Geçmiş, şimdi ve gelecek üçlüsünü kurgusundan eksik etmeyen bu yazar övgüyü her zaman hakediyor. Peki yedi bölüm olmasına rağmen, sezon finalinin 81 dakika olmasına rağmen bu zayıflık nereden geliyor? Bunu hep beraber inceleyelim.

Sızan senaryolar ve bölümler ile büyük yara alan Game of Thrones, dizideki karakterler gibi yaşam mücadelesi veriyor. Çünkü bir senaryo sızdığında iki şey yapma ihtimalin vardır. Bir, senaryoyu değiştirmeye çalışırsın ki bu baya zarar verir ve çekilen sahne varsa, yeniden çekip yayın tarihini aksatmak zorunda kalırsın. İki, senaryo ile birlikte her şeyine güvenirsin ve kral gibi kimseyi umursamadan eserini ortaya koyarsın. Game of Thrones ise bu iki şıkkı birleştirmeyi seçti. Sızan senaryoda uyuşan fazlasıyla yer mevcutken, Cersei’nin düşük yapması ya da Mountain’in akgezene saldırması sezon finalinde yer almıyor. Eğer planlanan Mountain vs Akgezen iken, sonradan değiştirildiyse ben bunu affedemem. Çünkü Cersei’ye on metreden fazla yaklaşanın karşısına geçen Clegane, Akgezen saldırısında elini kılıcına götürmekten başka bir şey yapmadı. Akgezen’in kafasını koparmalı ve ölmediğini böyle görmelilerdi. Sızan senaryoda bu vardı. Aklıma gelenler ya sızan senaryo yanlış ya da senaryo değişti. Bu konuya fazla odaklandığımı düşünüyor olabilirsiniz ama gerçekten önemli. O halde bölüme geçelim.

Dragonpit… Geçmişi karanlık bir yerdir. Maegor The Cruel, Dragonpit yapılmadan önce Sept of Kings Landing’i yakmıştır. Evet, Cersei bir ilk değil. Daha önce de Kralın Şehri’nde din adamları yakılmıştır. Sonradan Dragonpit olup, Ejderhalar burada zaptedilmiştir. Daenerys’in buraya ayak basması herkes kadar acı bir durum. Herkes? Babasını öldüren Cersei ile karşılaşan Jon. Babasını öldüren Tyrion ile karşılaşan Cersei. Mountain ve Hound. Jaime ve Brienne. Broon ve Tyrion. Euron ve Theon. Daenerys ve nihai düşmanı Cersei… Böyle bir giriş sahnesinin, Light of Seven sahnesinden daha görkemli olması gerekirken, aksine Jon’un Dany’ye jest yaptığı, Cersei’nin fevri kararlar aldığı yer oldu. Bana bir sene boyunca dinleyebileceğim yeni bir soundtrack albümü vermedi. 6’nın müzikleriyle mest olmaya devam edeceğim.

Başta bahsettiğim muazzam sahne haricinde güzel sahne olmadı mı hain Kostok diye sorabilirsiniz. Çünkü oldu. Olan şey sahnelerin güzelliği mi onu da tartışabiliriz. Çünkü sahnelerin üzerine oyunculuklar çıktı. Peter Dinklage, The Trial sahnesinden sonra en iyi oyunculuğunu sergiledi. Cersei ile karşılaşması uzun zamandır beklediğimiz andı. Ama Peter’ın bu kadar muazzam bir iş çıkaracağını tahmin etmeliydik. Sıcağa yakın soğuk savaş teknikleri; Lekesizlerin arasından binlerce Dothraki’nin geçmesi ve mekana Ejderhalar’ı ile gelen Daenerys. Bu oyunu kazanmış olabilirler. Ama bu güç gösterisi Cersei’de başka bir şey uyandırdı.

“Artık yalnızım”

Ve bu yalnızlık yine acımasız kararlar almasına yol açtı. Kuzey’in bağlılığını da öğrendikten sonra artık geriye dönüş olamayacağını gördü. Taht, King’s Landing, Euron ve Altın. Elinde kalan bunlar. Bunlara sıkı sıkı tutunmazsa, Akgezenlere karşı savaşsa bile Daenerys’in gücü altında ezileceğini öğrendi. Kimseden Cersei’nin aptal olduğunu duymak istemiyorum çünkü ben aptal yanlarını söyleyeceğim ama bu plan onlardan biri değil. Kuzeyde onları yalnız bırakması Cersei’nin en iyi, belki de tek seçeneğiydi. Ya akgezenler ile yalnız savaşacak, ya da sağ kalan düşmanları ile.

Euron’u Essos’a Golden Company’yi tutması için yolladığını söylüyor. Bu ilk sahnede gerçekleşiyor. Ama asıl planı Euron gidip, Tyrion ayağına geldikten sonra başlıyor. Tyrion’un geleceğini biliyor muydu? Asker gönderecekmiş gibi yapması gerekli miydi? Gerekliydi ise ilk görüşmede bu yalanı neden kullanmadı?

“We should say goodbye. One idiot to another.”

Peki sizce bu bölüm, kimin bölümüydü? Arya, Sansa, Jon, Bran, Sam, Cersei, Dany, Hound, Night King, Theon? Sıralama yaparak gideyim.

1: Sir Jaime… Bölüm Jaime’nin bölümü olabilir ama bu kadarla mı kaldı? Hayır, Jaime dizinin en iyi karakteri olmaya aday. Nikolaj Coster-Waldau, 47 yaşında olmasına rağmen Game of Thrones’da kendisini kanıtlayabildi. Fazlasıyla iyi iş çıkarıyor. Ve bu bölümde kar ile tanışması muazzamdı. Jon ve Dany rezaletinden, Cersei Euron ilişkisinden sonra Jaime’ye Sam’e Theon’a hatta Night King’e daha çok ısınmaya başladım.

2: Theon “Stark” Greyjoy… Harrag ile kapışması yine bölümün gaza getiren sahnelerindendi. For Yara… Bir sürü hata yapsa da, Reek gibi ölü bir dönem geçirse de Starklar’ın ve kardeşi Yara’nın değerini anlamış durumda. Ama bu kilit sahne şuraya çıkacak, yani çıkmalı. Theon, Euron ve Yara’yı Iron Islands’da bulamadığında, yalanı öğrenecektir ve Cersei’nin foyası ortaya çıkacaktır. Çıkmalıdır.

3 demeye gerek yok direkt sayacağım. Jon, Dany, Euron, Sansa, Arya gözümden düşmüş durumda. Bunun sebebi karakter gelişimlerini tamamlamış olmaları. Ama Theon ve Jaime daha yeni başlıyor. İkisi de yaşanan onca şeye rağmen, sözleri, inançları ve prensipleri uğruna bir yola çıkmış durumda. Bir avuç adam ile Theon, desteğini alabilecek bir avuç orduyla Jaime 8. Sezon’u iple çekmeme neden olan iki karakter oldu.

“Kaos bir merdivendir. Yükselmeye çalışanların çoğu düşmüş ve tekrar deneyememişlerdir. Düşüş cesaretlerini kırmıştır.”

Littlefinger efsanesi sona erdi. Bunun olacağını öngörmüştük. Kaos’u yaratan ve insanları kelimeleriyle oynatan Lord Baelish, “kaosun fırtınada kaybolduğu” Winterfell’de kötü bir şekilde can verdi. Birbirine düşürdüğü insanlar, Varys’inkinden fazla olmakla birlikte çok daha can alıcıydı. Anne ve kızını sevmiş ama etrafına zarar vermeden duramamıştır. Aidan Gillen, The Wire gibi efsane bir dizide boy göstermiş harika bir oyuncudur. En son King Arthur: Legend of Sword filminde izledim kendisini. Film de Aidan da muhteşemdi. Ve bu bölümde de oyunculuk dersi veren oyunculardandı. Her diyaloğuyla bölümde beyin fırtınası yaratan Baelish’in gidişi, buruk oldu. Çünkü adil olmayan yani tıpkı Baelish’in hakettiği bir şekilde öldürüldü. Yani bir oyun, bir aldatma ile. 3 tam 2 yarım Stark ile 8. sezonda tekrar görüşeceğiz.

“Ölüler ve daha kötüleri geceleri bizi avlamaya geldiğinde… Demir Taht’ta kimin oturduğu bir önem arz edecek mi sence?”

Lord Mormont’un dediği gibi artık tahtta kimin oturduğu önem arz etmiyor. Yüz binden fazla ordusu ve bir Ejderhası ile Night King kuzeyi geçti. Bu sahne çok önemli. Görkemli olması değil, hayır. Bu sahne derin. Duvar, sadece Ejderha aleviyle yok olabilirdi. Night King 8000 yıl duvara saldırmadı. Ejderha’ya, geniş çaplı bir orduya, 7 Krallıkta ise bir kaosa ihtiyacı vardı. Bu merdiveni ikişer ikişer tırmandı ama son basamakta uzun süre bekledi. Ve Ejderha fırsatı ayağına geldi. Acaba? Ayağına mı geldi, yoksa getirtti mi? Bran sayesinde birkaç bilgi edinmiş olabiliriz ama Night King’in güçlerini tam anlamıyla bilmiyoruz. Çok iyi cirit atıyor, ölüleri ordusuna katıyor, alevin ortasından geçebiliyor. Başka? Geleceği mi görüyor yoksa 7 krallıkta bir gözü mü var? Her bölümün Akgezen sürpriziyle bitmesinden sıkılmışken sezon finali de böyle sonlandı. Bu sezon Akgezenler ile fazla şey öğrendik. Jon’un Dragonstone mağarasında bulduğu semboller, 8. Sezonda da karşımıza çıkacak. Son sezon bütün sırlar açığa çıkacak. Peki Night King, Brandon Stark mı? Ya da Brandon Stark tarafından geçmişteki insan hali kullanılıyor mu? Yoksa Night King, Azor Ahai mi? Bunların cevabını 1 bilemedin 2 yıl beklemek zorunda kalabiliriz. 2019’a sarkabilir.

Oldboy’u izlemiş miydiniz? Çok etkili bir filmdir. Twist finalde bir numaradır. Bizim bildiğimiz bir şeyi, onlar açısından sürpriz olarak tutup, sonra onların tepkilerini bize izletmek, ne kadar iyi bir kurgu? Jon’un piç olmadığını biliyorduk ama bu bölümde etkili geçişleriyle, muazzam bir sahneyle anlattı. Ama bu Jon-Dany ilişkisi gerekli miydi sayın G.R.R.M? Hani Jon ve Dany birlikte olsa, gerçeği sonra öğrensek şaşırırdık. Ama bu bölümde o seks sahnesini,” yapmayın siz hala – yeğensiniz” gibi yaşlı teyze cümleleriyle izlemek zorunda değildik. Son sezonda çıplaklığa ara veren GoT, bu kadar ciddi bir sahneye de 5 saniye ayırmış. Oyuncular ün kazandıkça, daha çekingen oluyor bunu farkettiniz mi? Bir Spartacus kalitesinde sahne izleyemediğimiz, yine Yerli dizi entrikasıyla karşı karşıya kaldığımız, Behlül-Bihter gereksizliğinde bir sahneye şahit olduğumuz, The Dragon and the Wolf bölümü sona erdi. Yazımı sonlandırmadan önce akılda kalan sorular ve bu sezon kaybettiklerimiz köşesine geçeceğim. Buyrun.

Akılda kalanlar

Jon Snow, gerçeği yani R+L=J ‘yi öğrendiğinde nasıl bir tepki verecek? Halası ile birlikte olduğu için bu haberi çok sert karşılayacağını düşünebiliriz. Sevdiği kadın, aynı zamanda halası hatta taht hakkındaki rakibi. Jon Snow, Jon Sand ya Aegon Targaryen bu bölümle birlikte resmi olarak Taht’ın gerçek varisi. Bir de Jon-Dany ilişkisine Jorah’ın vereceği tepkiyi merak ediyoruzdur. Hatta bir aşkı da geri de bıraktı Dany. Bu gerçekten fazla.

Eddison Tallett, Tormund ve Beric, Duvar’ın yıkılışından kurtulabilecek mi? Beric ve Tormund’un kurtulacağını ancak Commander of Night’s Watch Eddison Tallett’in kurtulamayacağını düşünüyorum. Jaime’yi ne bekliyor? Theon, Euron’u bulabilecek mi? Cersei’nin planı Westeros’un başını yakacak mı? Jon’un diz çökmesini Lordlar nasıl karşılayacak ve Winterfell’i hangi Stark yönetecek?

Ölenler

Lord Varys’in hiçbir şey yapmadığı, ağzını bile açmadığı bir sezon finalini geride bıraktık. Sezon olarak da çok fazla ölüm görmediğimizi düşünüyorum. Peki kimleri kaybettik? Walder Frey, Obara, Tyene ve Nymeria Sand, Olenna Tyrell, Randyll ve Dickon Tarly, Thoros of Myr, Benjen Stark, Viserion ve Petyr “Littlefinger” Baelish.

Bu sezonu nasıl bulduğunuzu öğrenmek isteriz. Yorum yapabilir, grubumuzda tartışma başlığı açabilirsiniz. Gelecek sezon, bu sezondan 10 gömlek üstün olacaktır. Bunu bile bile sabretmeliyiz. Nasıl bekleyeceğiz gibi anlamsız durumlara girmeyin, birçok dizi önerdik sizlere 🙂 Daha fazla dizi önerisi istiyorsanız yine bizimle iletişime geçebilirsiniz. Seneye görüşmek üzere, sağlıcakla kalın.

Anıl’dan notlar:

1- Sezon başlamadan hemen önce duyduğumuz YALNIZ KURT ÖLÜR cümlesi, Starkları değil Cersei Lannister’dan bahsettiğini anlamış olduk. Onun için canını verebilecek, onu seven tek kişiyi yani Jaime’yi kaybetti ve artık tamamen yalnız.

2- Sir Jaime’nin Cersei’yi terkedip Winterfell’e doğru yola çıkmasıyla kendisinin Volunqar olduğu teorisi artık iyiden iyiye hissedilmeye başlandı. Her incelemede hatırlatmaya çalıştığım bu teori, Volunqar yani küçük kardeşin Cersei’yi boğarak öldüreceği kehanetini kapsıyordu.

3- Peter Baelish’in ilk bölümden son an’a kadar kurmuş olduğu taht oyunları Stark kardeşler tarafından son buldu. İlk bölüm başlayan Jon Arryn’nin zehirletilmesinden, Ned Stark’ın ölümünde oynadığı baş role kadar her yaptığı oyunu karşısında buldu. Ve böylece yine önceki incelemelerde bahsettiğim şekilde Ned Stark’ın boğazına dayadığı hançer ile boğazı kesilerek infazı Arya tarafından yapıldı. Ned Stark’ın ruhu huzura ermiştir.

4- Jon Snow’un gerçek adı Aegon Targaryen olarak açıklandı. Annesi Lyanna, Ned’in kulağına son olarak oğlunun ismini söyledi ve bu dünyaya tahtın gerçek varisini bırakarak veda etti. Ateş ve Buz’un şarkısı şu an için Aegon yani Jon ancak Dany’nin çocuğunun olup olmayacağı konusu fazla deşiliyor. Bu yüzden Dany’nin Aegon’dan hamile kalacağını ve çocuğu doğururken ölebilme ihtimalini yüksek görüyorum. Taht ise Aegon’a, oradan ise asıl Ateş ve Buz’un şarkısı olacak olan doğacak çocuğa kalacak. Kehanetlerde bahsedilen ve barışı getirecek kişi Dany ile Jon’un çocuğu olursa klişe ama bir o kadar da duygusal olacaktır. Tabii ortada bir krallık kalırsa!

7. sezon incelemeleri ile karşınızda olduk. Umarım incelemeleri sevmişsinizdir. Okuyan herkese teşekkürler.

Yeni sezona kadar Game of Thrones’a bir kez daha elveda..

 

 

Okumaya Devam Et
yorum yapmak için tıkla!

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Justice League İncelemesi ve Tüm Çizgi Roman Referansları!

Yayınlandı

on

-SPOILER OLMAYAN KISIM-

Kutluhan’ın Görüşleri

Villian, solo hikayeler, diyaloglar, espriler, efektler, yan karakterler filmi bir bütün olarak karşımıza çıkardı. Avengers’tan üstün olması hem yıl olarak hem de karakterler açısından beklenen bir şeydi. Şöyle açıklayayım, sinemanın süper kahraman evreninde kimse Kaptan Amerika, Iron Man, Hulk, Thor diye çıldırmıyor. Hulk, her zaman solo hikayesiyle etkileyecidir ama Avengers’ta büyük düşmana karşı kullanılan bir silahtan başka bir şey değil. Thor, Tanrı olmasına rağmen dünyada karınca sayılabilecek güçlerle savaştı. Civil War senaryosu da iyi işlenmesine rağmen Iron Man vs Captain America durumu, görkem barındırmadı. İşte tam burada Justice League karakter avantajını kullanacaktı ve başardı. Superman vs Batman’de yapılan hatalar görülmüş ve karakterlerin derinine inilmiş. Cyborg, fragmanda sıradan bir Mortal Combat, Terminator tarzı bir karaktermiş gibi görünüyorken, derinliğiyle filmin en iyi karakteri olmaya aday olması, yaşadığım sağlam twistlerdendi. Siyahi karakterlerin hep komedi öğesi olarak kullanıldığını görüyoruz. Ama bu filmde bu tabu yıkılıyor ve Barry Allen devreye giriyor. Hiçbir karakter rolünden sapmıyor ve tutarlı bir kurgu ortaya çıkıyor. Ayakta alkışlanacak konu bu. Fazla karakterin işlenmesi bir dezavantajken, bu durumu lehine çeviren Zack Snyder, muazzam sahnelerle bizi ekrana kitlemeyi başardı.

Yan karakterler filmde büyük önem taşıyordu. Henry Allen (Flash’ın Babası), Silas Stone (Cyborg’un Babası), Lois Lane derin sahnelerin mimarlarıydı. Aksiyon filminin temposunu düşüren, göz dolduran sahneler, Justice League’in artı yanıydı. Ancak ekstra bir soundtrack yoktu. Hala “Is She With You” parçasından ekmek yeniliyor. Hans Zimmer ile tekrar işbirliği yapılmalı.

Zack Snyder da hala ayrıntılı ya da sade kareler mevcut değil. Hızlı geçişler, ağır CGI vardı. Michael Bay’i gömdüğümüz bir ayrıntı vardı. GAL GADOT’UN KALÇASI! Transformers serilerinde kadın başrolün kalçasından sahne bağlayan Michael Bay’i eleştirmiştik. Aynısını Zack abimiz de Wonder Woman’a yaptı. Ve sahneyi izlemek yerine gözlerin tek bir noktaya kaymasına neden oldu. Hatta şöyle kaba bir görüş belirteyim. Erkek izleyiciler için Gal Gadot, kadın izleyiciler için Henry Cavill, çocuk izleyiciler için de Ezra Miller kullanılmış. Kısacası her kesime hitap bu şekilde gerçekleştirilmiş.

Anıl’ın Görüşleri

DCEU’nun göz bebeği sonunda karşımıza çıktı. Beklediğimize değdiğine inanarak sözlerime başlamak istiyorum. Fragmanları uzun süredir göremediğimiz bir şekilde akıllıca kullandılar ve bunun ödülünü çoğunluğun filmi beğenmesiyle alacaklarını düşünüyorum. Evet, bir fragman bile ne kadar önemli bunu anlamış olduk. Hiçbir fragman bize Superman’i göstermediği gibi hiçbir fragman bizlere filmin sonu hakkında bilgi vermedi. Sırf filme heyecanlandırmak adına fragmanlardan bizlerin hevesini kırmadı. Bu bile artı puanla gitmemi sağladı filme.

Peki soruyorsunuz, “FİLM NASILDI?” diye. Haklısınız. Justice League, süper kahramanlar evreninde hem ekibi en iyi toparlayan hem çizgi romandan beslenme konusunda beyaz ekrana aktarılan en iyi film. Bir diğer sorunuz olarak akıllarda beliren AVENGERS DAHİL Mİ? sorusuna evet, o da dahil. Kısaca özetleyecek olursam DCEU, artık MCU’yu yakaladı. Her yazımda bahsettiğim o geriden gelme eksikliği, hızlı ama temelsiz filmler geride kaldı ve Justice League resmen yumruğunu masaya vurdu! MCU’nun artık yavaştan alma, tek filmlik kötülere sığınma hakkı kalmadı. Justice League’in MAYIS AYINA KADAR heyecanla konuşulacağını ve filmin etkisinden çıkılmayacağını düşünüyorum. Neden Mayıs derseniz elbette ki Marvel’ın 10 yıllık planının, ilmek ilmek işlediği evreninin son ve en büyük halkası Infinity War gelecek. Tekrarlıyorum; Mayıs ayına kadar Justice League, çizgi romanlardan beslenen ve ekibi bir araya oldukça mantıklı sebeplerle bir araya getiren en iyi filmdir.

Özetle;

Justice League > Avengers > Avengers Age of Ultron.

Spoilersız buraya kadar aktarabildim. Görselden sonrası alabildiğine SPOILER alabildiğine REFERANSLAR içerecektir.

-SPOILER OLMAYAN KISIM BİTTİ-

Haydi başlayalım!

SPOILER İNCELEMESİ:

Filmi M.Ö (Moladan Önce) ve M.S (Moladan Sonra) diye ayırmak istiyorum. İlk bölümü olduğu gibi fragmanlarda izledik diyebiliriz. Gayet güzel bir taktik olduğunu anlıyorum bunun çünkü ilk bölümde fragmanları art arda koyulmuş halde izlediğimi düşünürken, filmin ikinci kısmında ise her sahneyi yeni izliyoruz ve heyecan kat sayımız inanılmaz artıyor. İlk kısmı nötr bir halde izlerken, ikinci kısmı Barry Allen’ın her gördüğü şeye verdiği AWESOME tepkisini vererek izlediğimi farkettim. Zaten bu filmi kurtaran iki etmen vardı;

1- Superman

2- The Flash

Filme 10 üzerinden 8.2 veriyorsam ki vereceğim, o 1.2 puanı Flash, 2 puanı Superman verdirtiyor.

Gelin karakterleri teker teker inceleyelim.

Batman:

Ben Affleck’in Batman’i bırakacağı haberleri her gün karşınıza çıkıyordur. Artık clickbait halini aldı ve gerçek bile olsa kimse inanmayacak duruma düştü. Ancak filmde görüyoruz ki Ben Affleck, hala en iyi Batman. Bunu daha filmin ilk sahnesinde neredeyse çığlık attıracak kadar güzel çekilmiş bir Gotham sahnesinde anlıyoruz. Suçluyu Batmanvari hareketlerle yakaladıktan sonra Parademons ile yaptığı dövüşün çekimleri çok güzeldi. Resmen kendimi Batman çizgi romanı okuyormuş gibi hissettim. Her attığı adım, Gotham’ın her bir karesi çizgi romandan fırlamış gibiydi. Sonrasında ekibin ve dünyanın Superman’e ihtiyacı olduğu metninin altında, Superman’in ölümü için kendini suçlu hissetmesi yatıyordu. Bunun karşılığını vermek adına Mother Box ile Superman’i ölümden döndürdü ve bu, o an için mantıklı bir karardı. Tek şikayetim Justice League yeni bir ekip olsa bile, güçlerini yeteri kadar yansıtamamış olmalarıydı. Yani Superman olmasa Steppenwolf dünyayı ele geçiriyordu. Bu, içinde Wonder Woman, Aquaman, Flash ve Batman’in yer aldığı bir gruba bence hakaret oldu. Evet Steppenwolf hayvan gibi güçlü ama gördüğünüz üzere bir Doomsday değil Darkseid hiç değil. Film öncesi aklımda Steppenwolf’un bir an önce harcanıp Superman ile uğraşmaları vardı. Böyle olsaydı sanki daha güzel bir film bitirişi olurdu ancak bu halini sevmediğim anlamına gelmiyor.

Wonder Woman:

Hani böyle deliler gibi aşık olursunuz ve sevdiğiniz insana bakarken gözleriniz falan dolar ya? Wonder Woman’ı izlerken aynen böyle oluyorum. Ağlamaklı olmuyorum tabii ama Gal Gadot’dan gözlerimi bir saniye ayıramıyorum. Bakışlar, gülümseme, dudak yapısı, vücut yapısı, role girişi BEN AMAZONUM LAN diye bağırıyor yahu. Bir insan bir role bu kadar mı yakışır?! Her sahnesini hakettiği şekilde harika tamamladı.

Wonder Woman’a doyamadığımı daha iyi anladım. İkinci ve üçüncü filmlerini hemen çekseler de sonsuza kadar wondergazm olsak. Bakın o derece güzeldi. Burada da tek şikayetim Cyborg’a BEN DE SENİN GEÇTİĞİN YOLLARDAN GEÇTİM HA klişesini yaşamasıydı. Bu klişe her süper kahraman dizisinin 1 numaralı cümlesiyken filmlere taşınması tüylerimi diken diken etti ama o kadar güzel bir insan bunu söylüyor ki.. İçimden her dediğine ÇOK WONDER ANNECİĞİM diyip diyip filmi tamamladım.

Superman’in hayata döndürülmesi konusunda endişeleri ise çok doğruydu. Zaten ağır silah Lois Lane gelmeseydi Steppenwolf’dan önce Superman hepsini yok edecekti. Kal-El yapma bunu dediğinde Superman’i tokatlayasımız geldiyse bile Diana, rolünün hakkını sonuna kadar verdi. Kahramanlar Çağının bir daha gelmeyeceğini düşünüyordum cümlesinin için boştu ve bunu doğru bir şekilde doldurmalarına sevindim Amazonlar, Atlantisliler ve İnsanlar bir araya gelip geçmişte Steppenwolf’u yenilgiye uğratmışlar. Filmin güzel noktalarından sadece bir tanesiydi.

The Flash:

Barry Allen’ı anlatmaya nereden başlayacağımı bilmiyorum. DC sinema evreninin Spider-Man kontenjanını dolduruyor desek sanırım yalan olmayacaktır. Babası Henry Allen’ın annesi Nora Allen’ı öldürdüğü yalanı ile yıllardır hapishane’de yatışını hem çizgi romanlardan hem de The Flash dizisinden yeterince aşinayız. Bu yüzden çok fazla detaya girmeyeceğim. Sadece Barry’nin Barry Allen’dan çok Wally West havasında bir karakter olduğunu tartışabiliriz.  Barry ile orijinal kızıl Wally’nin birleşimi sonucu sinematik evrende bir Barry Allen’a sahibiz. Memnun muyum? Kesinlikle!

Şimdiden Justice League filminin en büyük kazancı solo The Flash filmi oldu. Eminim hepiniz Barry Allen’ı kendi filminde Reverse Flash ile dövüştüğü anları düşünüp yerinizde duramıyorsunuzdur. Zaten CCPD’de işe girdiğini babasına gösterdiğini düşünürsek solo film için her şey yerli yerinde. Dizideki gibi günlük meta humanlar, sıradan cinayetler değil ilk konu Reverse Flash olacaktır ki, solo Flash filminin adı Flashpoint olarak geçtiğimiz günlerde açıklanmıştı. Flashpoint, DCEU evreni için erken olduğunu düşünüyordum ancak babası Henry Allen’ın KENDİ GELECEĞİNİ YARAT tarzı cümlelerin içi Flashpoint ile doldurulacağını varsayıyorum. Flashpoint sayesinde Thomas Wayne göreceğimizi düşünürsek bugüne kadar işlenmiş en iyi filmi izleyebiliriz! Ama o zamana dek Rick and Morty seven, kaygılı, sevecek Barry Allen imajıyla idare edeceğiz. Justice League’den en çok aklında hangi sahneler kaldı diye sorsanız hepsinde Flash var. Karakteri ne kadar sevdiğimi ve ne kadar doğru anlattıklarını buradan anlayabiliriz. Mesela sivilleri kamyonla kaçırırken yandan Clark’ın evi taşıdığı sahne ve end credits sahnesi gibi. Tek kelimeyle kusursuzdu.

Aquaman:

Film içerisinde Jason Momoa’nın karizmatik bir Aquaman yaratması dışında beni çok cezbetmedi. Zaten sevilmesi zor bir karakter ve Momoa’nın tüm çabalarına rağmen ancak bu kadar olmuş. Solo filmi bence hiç gelmesin direk The Flash’ı yapın. The Hulk gibi sadece Justice League filmlerinde görelim balık adamımızı. Ama o solo film gelecek maalesef.

Aklımda kalan tek sahnesi, Wonder Woman’ın kementiyle bağlandığı ve doğruları art arda sıraladığı yerdi. Sağlam ve tam bir Joss Whedon sekansıydı. Zaten tek beğendiğim yer o sahne ve Momoa’nın karizmasıydı.

Cyborg:

Maalesef tek beğenemediğim ve sahnelerinin bir an önce geçmesini dilediğim iki karakterden biriydi. Diğeri elbette Lois Lane idi ama onu konuşmaya gerek duymuyorum ehe.

Cyborg’un yaşadığı iç travma ne kadar mantıklı olsa da, biz bunu hissedemedik. Çünkü ne yaşadığı kazayı izlettiler ne Cyborg oluncaya dek yaşadığı acıları. Justice League filminde buna vakit ayıramamaları çok normal ama 10 saniyelik bir flashback bile karakterle bağ kurmamızı sağlardı. Bu şekilde dışarıdan babasına atarlanan ergen bir kolej öğrencisinden başka bir şey değildi. Mother Box kutularını ayırarak Superman ile birlikte günü kurtarmış gibi göründü ama Superman olmasa tüm Justice League’in öleceği gerçeği yine değişmedi. Cyborg, maalesef bu filmin en zayıf karakteriydi.

Superman:

Gelelim filmin en güçlü kısmına. Adı gibi SUPER! Varlığı gibi UMUT DOLU!

Superman, Man of Steel’den beri karakter işlevi en çok irdelenen Justice League üyesi oldu. O yüzden onunla empati kurabilmemiz Batman üzerinden gerçekleşti.

Ailesi oldu, Büyüdü, Aşık oldu, Yaşadı ve Öldü.. 

Buna benzer bir cümle kurmuştu Batman, Superman için. Çok doğruydu. Kriptonlu bile olsa o da bir insandı ve Dünya’nın kurtulması için canını vermişti. Dünya tekrar tehlikeye girdiğinde ise onu bir kez daha kurtardı. Bu adam daha ne yapsın?!

Ancaaaaak, dünyayı kurtarmadan önce Justice League üyelerini teker teker, dinlene dinlene dövdüğü sahnede kendimden geçtim. Death of Superman hikayesindeki siyah kostümü bekledim ancak Clark kıllı göğüsleriyle dövüşmeyi seçti. Üstünde HOPE yokken bu dövüşü yapması bence çok daha anlamlıydı. Siyah kostümlü, saç sakal karışmış bir Superman’i görmeyi çok istesem de, bu sahne daha iyi çekilemezdi. Üstadım bir kolunda Wonder Woman diğer kolunda Aquaman, göğsünde Cyborg’u durdurmuşken Barry Allen’a attığın bakış neydi? Yani sıradan bir Parademons olsam o bakışı gördükten sonra o evreni terk ederdim. Yani inanın Marvel ve DC filmleri içerisinde en ama en sevdiğim dövüş sekansıydı! Hele hele o TELL ME.. DO U BLEED?! hatırlatması neydi öyle Superman Bey? Batman’in çene kemiklerini teker teker kırarken yaptığı bu hatırlatma bile bana yetti. Müthiş bir nokta atışıydı yahu müthiş! Övmek istiyorum, lügatım yetmiyor. Ne kadar sevdiğimi siz anlayın!

Filmi tıpkı evleri, gemileri taşıdığı gibi tek başına sırtladı ve bize harika ötesi bir Superman izletti. Bunun için Henry Cavill’a bir teşekkür borçluyuz.

Steppenwolf:

Görünüş itibariyle en iyi villain olabilir fikrine sahiptim ancak CGI çok göze batıyordu. Zaten tek filmlik Marvel kötülerine benzer bir sonu olacağını tahmin etmek zor değildi. Ancak verdiği etki ve yıkım büyük oldu. Sağlam yeni kurulmuş bir Justice League’in karşısına çıkabilecek en iyi villainlardan biri olmuş.

En önemli etkisi ise Darkseid adını zikretmesi oldu. Zaten Darkseid adım adım gelişini hissettiriyordu. Önce Batman’in rüyalarında gördüğü Omega işareti, gelecekten gelen Barry Allen’ın uyarıları ve şimdi de Steppenwolf’un sözleri. Yalnız Darkseid, Steppenwolf’a benzemez. Onu yenebilmek için çok daha güçlü ve daha kalabalık bir Justice League’e ihtiyaçları var.

Dipnot: Fragmanlarda gördüğümüz en önemli üç sahne filmde yoktu. İlki Bruce Wayne’in Superman veya Supergirl hologramına baktığı sahne, ikincisi ise Alfred’in yanına yer gök titreterek gelen Superman  sahnesi, üçüncüsü ise Barry’nin muhtemelen Iris’in yanında kırılan cama parmağını koyduğu sahne. Uzatılmış versiyon bunlarla dolu olacağı için heyecanla o halini beklemek lazım.

Kutluhan’ın Görüşleri

Şöyle bir durum vardı; Batman vs Superman filmini silecek bir senaryo mevcuttu. Superman’in bir sillesiyle ölebilecek durumda Batman. Yani bu versus muhabbeti fazla anlamsız geldi filmden sonra. Kriptonmuş, Martha’ymış hikaye. Superman, DC evreninin kralıdır. Mantık açısında kabulümüzdür. Biri uzaylı biri zengin. Ama Batman’in ihtişamı korunmalı. Nightcrawler ile bunu denediler ama yemedi. Ekibi kuran Batman oldu yine yemedi. Bunun sebebi Nolan’dır. Sadece Batman’i değil, Jim Gordon ve Alfred’i de oyuncularla bütünleştirdi. Seyirci, Gary Oldman ve Michael Caine’i arıyor.

Karakter çatışmaları tadındaydı. Wonder Woman’ın Bruce Wayne’i tokatlaması tatlıydı. Aquaman’in aksiliği, Jason Momoa ile uyuşuyordu. Superman’in görkemli girişi, filmin zirvesi olsa da, Justice League’in gözbebeği Wonder Woman’dı. Solo filminin üzerine bir sürü şey katsa da kollarını birleştirmesinden daha fazlasını görmek istiyoruz. Ares’e Doomsday’e Steppenwolf’a bu yeteneğini kullandın. Ama Superman’e yetmedi. Ben hala Superman’in tek başına Steppenwolf’u yenebileceğini düşünüyorum. Diğer filmde Darkseid’i villian olarak, Green Lantern’i de ekipe katılmış bir şekilde görürsek, film zirveye oturacaktır.

Superman’in ölümünün saldığı korku, Amerika’daki müslümanlara yapılan zulüm, Rusların radyasyon bölgesindeki yaşamı, karakterlerin kişisel acıları, senaryonun insanın içine işlemesini sağladı. Sıradan bir iyi kötü mücadelesi olmamalıydı ve olmadı. Bu açıdan tebrik ediyorum senaryo ekibini. Tabular yıkılmışken daha orijinal konularla aramıza katılmasını diliyoruz. Çünkü Infinity War çok iddialı geliyor. Justice League, Logan hariç bütün Marvel filmlerinden iyi olabilir. Ama Infinity War, bu rekabeti hareketlendirecektir.

Anıl’ın da belirttiği gibi fragman ve filmin ilişkisi muazzamdı. Diyor ki, evet ben bu karakterleri CGI ile harmanlayacağım. Bunu filmde göreceksiniz. Ama daha fazlasını filmde bulacaksınız. İşte buna saygı duyulur. Çünkü sinema, çok şey barındırır. Her konuda tatmin etmelisinizdir. Fragman’dan tutun filmin ismine, afişine, sloganına kadar. Justice League: Superman Uyanıyor… Bir Ertem Eğilmez Filmi… Olmadı değil mi? Ama “You Can’t Save the World Alone” gibi uyumlu bir sloganla yola çıkıp, karakterleri içimize işleyebildiniz. Superman twisti yaptınız. He, yine Martha fiyaskosu gibi Lois’i gördüğü gibi eriyen bir Superman gördük. Yıkıcı Superman kısmı biraz daha uzun sürebilirdi. Ama Wonder Woman’a attığı kafa bile tüyleri diken diken yapmaya yetti.

Nolan haricinde başarılı bir DC filmi görmek bizi sevindirdi. Ancak Stan Lee’nin yorumunu aklınızdan çıkarmayın. DC de Marvel de para kazanma peşinde. O yüzden eleştirileri göz önünde bulundurun ve körü körüne bir karakter için sinemaya gitmeyin. Sektör can çekişiyor. CGI’a boyun eğmemeliyiz. Nolan’dan alınacak dersler mevcut. Umarım gelecek solo DC filmleri derinlik içerir ve CGI’a güvenmez. Bu yüzden Justice League’i IMAX’te izlemenize gerek yok. Herhangi bir kaliteli sinema salonu işinizi görecektir.

 

Easter Eggler:

  • Barry Allen, Bruce Wayne ile konuşurken işaret dilini Gorilce bildiğinden bahsediyordu. Bu elbette Grood’a bir referanstı. Flash’ın şu ana dek sadece Captain Boomerang ile mücadele ettiğini gördük ama Gorilla Grood’a yapılan referans sonrası mücadele ettiği sadece Boomerang olmayabileceğini akıllara getirdi.

 

  • Parademonslar, filmde de bahsedildiği üzere Yeni Tanrıların oluşturdurduğu Apokolips’in askerleridir. Darkseid’in ayak seslerini Parademonslardan anlayabilirsiniz. Hem Steppenwolf’u hem Parademonsların yaratıcısı ise Jack Kirby’dir.

 

 

  • Justice League filmi, benzerlik açısından Justice League: Origin hikayesini temel almışa benziyor. Orada da Parademonslar, Mother Boxlar, Steppenwolf ve Darkseid işlenmiş, Superman yine herkesi teker teker dövmüştü.

 

  • Batman’in 20 yıldır Batman olduğu bir kez daha vurgulandı. Bir diğer vurgulanan ise Alfred’in patlayan Penguenler ile uğraştıkları zamanları özlediği oldu. O zamanları anlatan bir Batman filmi şart!

 

  • İlk sahnede Batman dövüşürken JANUS işaretini görüyoruz. Bu işaret Batman’in düşmanlarından Black Mask’a aittir. Black Mask, DCEU içerisinde var olduğunu anlıyoruz.

 

  • Batman’in Parademons ile yaptığı dövüş, Batman’in ilk kez çizgi romanda gözüktüğü sayı olan Detective Comics #27’in kapağı ile birebir benzemektedir. Tıpkı Batman v Superman: Dawn of Justice’de yer alan Dark Knight kapağı gibi.

 

  • Filmin müzikleri arasında 89 yapımı Batman’in ve 78 yapımı Superman: The Movie’nin soundtrackleri de yer alıyor.

 

  • Wonder Woman’ın durdurduğu teröristlerden birini tanıdınız mı? Tanımadıysanız o terörist Game of Thrones’dan Ramsey Bolton’ın babası Roose Bolton’ı canlandıran Michael McElhatton idi.

 

  • Kahramanlar Çağı sırasında, bir adet Green Lantern ve herkesin Shazam sandığı bir adet Zeus’u görüyoruz. Green Lantern öldüğü sırada yüzük, onu hakedecek yeni sahibini arayışa çıkıyor. Zeus olduğunu ise Steppenwolf’un Eski ve Yeni Tanrılar olarak ayrıştırmasından anlayabiliriz. Zeus, Ares gibiler Eski Tanrı, Darkseid gibiler Yeni Tanrı olarak adlandırılır.

 

  • Bruce Wayne’nin bahsettiği “As if the doomsday clock has a snooze button.” cümlesi, şu sıralar Watchmen ile DC evreninin birleştiği event olan Doomsday Clock’a bir selam şekliydi.

 

  • Barry’nin Stephen King hayranı olduğunu anlamış olmalısınız. Superman’in ölümden dönüşünü HAYVAN MEZARLIĞI GİBİ OLMASIN olarak betimlemişti. Okumayan veya izlemeyenler için Hayvan Mezarlığı, ölen insanların gömüldüğü yerden cani halleriyle tekrar canlandığını anlatan bir korku-gerilim romanıdır.

 

  • Flash ile Superman’in end credits sahnesi ise tüm çizgi roman severleri eminim ki duygulandırmıştır. Çizgi romanlarda bu ikilinin yarışı oldukça ünlüdür. Eskiden beri çizgi romanlarda, animasyonlarda bu konu işlenmiştir.

 

  • Son sahnede ise Lex Luthor ve Slade Wilson/Deathstroke’u görüyoruz. Lex, hapisten kaçmış ve anlaşılan Legion of Doom’u kurma adımlarına başlamış. Suicide Squad ekibinden buraya bir transfer olabilir ancak Gotham Sirens ve Deathstroke solo filmlerinin geleceği belliyken Legion of Doom hangi filme saklanır inanın bilmiyorum.

Evet Kara Büyücü severler, siz filmi nasıl buldunuz? Görüşlerinizi yorum olarak bizlere atmayı unutmayınız.

Dostoyevski!

Okumaya Devam Et

Bomba

The Handmaid’s Tale İncelemesi – Emmy’e Doyamayan Dizi!

Yayınlandı

on

“Sitedeki ilk yazım ne hakkında olmalı?” diye uzunca bir süre düşündükten sonra, son zamanlarda izlediklerim arasında beni en çok etkileyen dizi The Handmaid’s Tale ile başlangıç yapmaya karar verdim.

Yapımcılığını Bruce Miller’ın üstlendiği, Kanadalı yazar Margaret Atwood’un 1985’te çıkan ”Damızlık Kızın Öyküsü” adlı distopik romanından uyarlanan The Handmaid’s Tale; kadınların ikinci sınıf vatandaş olarak görüldüğü, çalışmalarına ve mülk sahibi olmalarına izin verilmediği, eşcinselliğin yasak olduğu, din ile yönetilen bir otokrasi devletinde bir Handmaid (cinsel köle) olarak yaşayan, Mad Men’den Peggy Olson rolüyle tanıdığımız Elisabeth Moss’un canlandırdığı June Osborne (Offred)’nün hayat hikayesini, psikolojik sorunlarını ve iç dünyasında yaşadığı sıkıntılarını  oldukça açık ve etkileyici bir biçimde gözler önüne seriyor.

Olaylar Amerika Birleşik Devletleri’ni ele geçiren ”geleneksel değerlere geri dönme’‘ amacı taşıyan totalitaryan ülke Gilead’da yaşanıyor. Geriye kalan az sayıda doğurgan kadından biri olan June, dünyadaki insan nüfusunu devam ettirebilmek amacıyla diğer tüm doğurgan kadınlar gibi Handmaid olmak zorunda bırakılıyor. Genel olarak, June’un, beyni yıkanmış diğer Handmaidler, hizmetçi Marthalar ve hizmet ettiği insanlar arasında kime güvenip kime güvenmemesi gerektiğini çözmeye çalıştığı psikolojik iç savaşına tanık oluyoruz.

Türkiye’de çok fazla ses getirmiş olduğunu düşünmesem de, ilk sezonuyla dünya çapında oldukça etki bırakan dizi birçok Emmy Ödülüne layık görüldü:

-Dram türünde en iyi yardımcı kadın oyuncu
-Dram türünde en iyi senaryo
-Dram türünde en iyi dizi
-Dram türünde en iyi kadın oyuncu
-Dram türünde en iyi yönetmen
-Bir saatlik diziler arasında en iyi görüntü
-Dram türünde en iyi misafir kadın oyuncu
-Kısa Dizi ya da TV filmleri arasında en iyi kurgu
-Modern ya da fantastik diziler arasında en iyi prodüksiyon tasarımı

Ayrıca, Emmy Ödülleri dışında iki tane Gold Derby ve bir tane TCA ödülü kazandı.

Normalde aksiyonu az, hareketsiz dizileri pek sevmeyen biri olmama rağmen The Handmaid’s Tale favori dizilerimden biri haline geldi. Peki bunun sebebi ne? Öncelikle dizinin ana konusunun sıradışı olması bence çok büyük bir artı. Ayrıca; çocukları ellerinden alınmış anneler başta olmak üzere karakterlerin trajik olaylardan sonra yaşadıkları psikolojik sürecin oldukça gerçekçi ve duygulara işleyebilen bir biçimde gösteriliyor oluşu, kullanılan ışıklandırma, ses efektleri ve müziklerin dizideki distopik ve karamsar havayı çok iyi hissettirebilmesi, ufak detaylara dahi çok fazla dikkat edilmesi, dizideki aktörlerin usta oyunculuğu ve George Orwell’ın 1984 adlı romanında da olduğu gibi, yaşanılanları ana karakterin gözünden görmemiz ve onun iç dünyasına birebir tanık olmamız dizinin diğer artıları.

Black Mirror, 1984, Mülksüzler ve Fahrenheit 451 distopik eserler hoşunuza gidiyorsa The Handmaid’s Tale’i de seveceğinizden eminim. Eğer yukarıda saydığım eserlerden hiçbirini okumadıysanız/izlemediyseniz de bu türe ilk adım olarak kesinlikle The Handmaid’s Tale ile başlamanızı öneririm.

Okumaya Devam Et

Bomba

The Walking Dead 8.Sezon 4.Bölüm “Some Guy” İncelemesi

Yayınlandı

on

Walking Dead, başarısı ile birlikte zirvede en çok tartışılan dizilerden biridir. Bunun nedeni 8 sezon sürmesi olabilir. Post-apokaliptik bir dünyayı işliyor olmaları, en başta çekici geliyordu. Ama şimdi o hissi ne kadar alıyoruz? İşte bu tartışılıyor. Çünkü ben, artık yaratıcı ve mantıklı şeyler görmek istiyorum. İnsanların çoğu zombi olduysa, dünyanın dengesinde bir şeyler değişmeli. Doğal afet görmedik. Sise gömülmüş şehirler, renkler, karamsarlıklar görmek istiyorum. Ben bunları isterken, 8.Sezon’a aksiyonu bol şekilde giriş yaptı. 4 bölümdür de aksiyon durmak bilmiyor. Ama bu bölüm hepsinden iyiydi. Şimdi Spoiler içeren incelememde bunu konuşacağız.

Ezekiel ile Carol arasındaki ilişki, başından beri beni etkiliyordu. Ve bu bölümde zirveyi gördü. Aktör olarak Aragorn’u oynayan Ezekiel, sürekli motive eden konuşmalar yapıyordu. Rick de güzel stratejiler izlerken, Saviors sessiz kalıyordu. Negan’da Peder ile sıkışmışken Saviorsları merak ediyorduk. Tek bir adam bile kaybetmeyen Kral Ezekiel, mitralyözün gazabına, geçen bölümün sonunda uğradı. Ama öyle böyle değil. Açık alanda zafer sarhoşu olan Kingdom ekibi, paket oldu. Ama kendilerini krallarının önüne atmayı bildiler. Bu çok ağır bir sahneydi. Liderler önemlidir ancak askerlerin de böyle harcanması insanın yüreğini dağlıyor. Hayatta kalma mücadelesini işleyen dizide böyle bir sahne görmek, insan psikolojisinin derinlerine iniyor. Saliselik bir kararla krallarının önüne atlamaları gerçekçiliğini ise tartışılır bir durum. Ayağından yaralanan Ezekiel’in oradan kaçmaya çalışması da bölümün temasıydı. Pusudan kurtulan diğer arkadaşları da Ezekiel için ölmeye devam etti.

Yine herkesin can verdiği anlarda, önemli karakterlerin kurtulduğuna şahit olduk. Carol o saldırıda içeriye girmeyi başarmış. Kadın bilgisayar oyununda God Mode açmış gibi geziyor. Silahı alıp savaşı leyhlerine çevirmeleri için Carol savaşa devam ediyor. Tek başına yine ortalığın camını kıran Carol, Ezekiel’ı kurtarmak için silahın peşini bıraktı ama motor sesi, başarılı bir sekanstı. Silahın peşine düşmeye gerek yoktu. Çünkü bu civarda bu motoru kullanabilecek tek kişi vardı… (Masal anlatır gibi oldu.)

Ezekiel yine kurtulmuş ve daha kim kendini feda edebilir derken, yadigar Kaplan geldi ve mındar oldu. Kükremesiyle görkemli görkemli gezen yadigar, az göründü ve hiç oldu resmen. Beşiktaş’ın “Feda” Sezonu gibi bir bölümdü. Fedaları beğenmesem de Ezekiel’ın “Ben Kral falan değilim!” isyanı bölümün, hatta son sezonların en can alıcı sahnelerinden biriydi. Ki senarist bu sahneyi düşünmüş, çevresine sahneler yazarak bu bölümü oluşturmuş diyebiliriz. Yönetmenliğe dair tek sahne ise, kanalizasyonla birleşen kaplan kanıydı.

 

İlk sahneyi unutmadım. 40 dakikayı harcayabilirlerdi. Az önce beraber savaştığı insanlar artık zombiydi. Muazzam bir sahneydi. Her karakter bu acıyı belli dönemlerde yaşadı. Carl, annesini öldürmek zorunda kaldı. Daha kısa ve daha kaliteli bir yapım olsa, her bölüm ağlatabilecek sahneleri ve konusu bulunmakta. Örneğin Carol’ın Lizzie’yi öldürmesi, hala dizinin en iyi sahnesidir. Üstüne sahne gelmedi. Neyse konumuzu dönelim. Bunların dışında Resident Evil havasında bir araba kovalama sahnesi çekmişler. Gerçekçilik yine dibe vursa da Daryl’in artistik girişi her şeye bedeldi.

“Ben Kral falan değilim! Senin majestelerin de değilim! Hiçbir şey değilim. Sıradan bir adamım.”

Bu replikle zirveyi gören “Some Guy” bölümü, 8. Sezonun en anlamlı bölümüydü. Ezekiel hem Kral’dı hem Aktör hem de sıradan bir adamdı. Bu bölümden sonra aynı Ezekiel’ı görmemeliyiz. Değişim istiyoruz. Bu evrende Negan ve Rick’in savaşından fazlası olmalı. Bu bölümde bunu hissettik. Umarım devamı gelecektir. Haftaya görüşmek üzere, sağlıcakla kalın.

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Bomba6 gün ago

Justice League İncelemesi ve Tüm Çizgi Roman Referansları!

-SPOILER OLMAYAN KISIM- Kutluhan’ın Görüşleri Villian, solo hikayeler, diyaloglar, espriler, efektler, yan karakterler filmi bir bütün olarak karşımıza çıkardı. Avengers’tan...

Bomba2 hafta ago

The Handmaid’s Tale İncelemesi – Emmy’e Doyamayan Dizi!

“Sitedeki ilk yazım ne hakkında olmalı?” diye uzunca bir süre düşündükten sonra, son zamanlarda izlediklerim arasında beni en çok etkileyen...

Bomba2 hafta ago

The Walking Dead 8.Sezon 4.Bölüm “Some Guy” İncelemesi

Walking Dead, başarısı ile birlikte zirvede en çok tartışılan dizilerden biridir. Bunun nedeni 8 sezon sürmesi olabilir. Post-apokaliptik bir dünyayı...

Bomba2 hafta ago

En Underrated Diziler #2: Luther!

Biz bir Underrated diziler yazısı başlatmıştık ve ilk olarak Person of İnterest‘i tanıtmıştım. Uzun süre boyunca yeni bir dizi yazılmamış olduğunu...

Bomba3 hafta ago

X-Men, Her An Marvel’a Geri Dönebilir! Disney, Fox’u Satın Almak İçin Harekete Geçti!

Başlığı olabildiğince nazik ve ilgi çekici seçmek için elimden geleni yaptım ancak yazımın içerisinde baya gaza gelmiş, baya kendinden geçmiş...

Bomba3 hafta ago

The Walking Dead 8. Sezon 3. Bölüm Monsters İncelemesi

Bu inceleme The Walking Dead 8. Sezon 3. Bölüm hakkında SPOILER içermektedir.  Monsters yani Canavarlar bölümün adıydı. Bölümün adı neyse...

Bomba3 hafta ago

“The Lord of the Rings” dizisi neden olmamalı? Açıklıyoruz!

Marvel’i televizyona taşıdılar. Ölüm Defteri’ni görmezden geldik. Westworld ve Fargo, uyarlama seçimini, filmleri temel alıp ancak filmlerin senaryolarından bağımsız ilerleyerek...

Bomba3 hafta ago

The Gifted 1.Sezon 5.Bölüm ”boXed in” İncelemesi

Aksiyon dolu 4.bölümden sonra temponun biraz daha yavaşlayacağı öngörülebilirdi. Öyle de olmuş, fakat bu kalitenin düşmesini de gerektirir miydi? Ne...

Bomba3 hafta ago

Infinity War’da Beklenmedik Yeni Karakterler Olacak. Söyleyenler ise Russo Kardeşler!

Infinity War ve Thanos’un ayak sesleri artık gittikçe yaklaşıyor. Yaklaştığı için geçtiğimiz yaz gizlice izletilen fragman tüm dünya vatandaşları olarak...

Bomba4 hafta ago

The Walking Dead 8. Sezon 2. Bölüm The Damned İncelemesi

Bu inceleme The Walking Dead 8. Sezon 2. Bölüm hakkında SPOILER içermektedir. Rick ve tayfasının Negan’ın karakollarını teker teker basma...

Bomba