Connect with us

Bomba

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Yayınlandı

on

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of Thrones‘u en çok seven ülkedir. Bunun sebeplerine değinmek için buradayım. Yüksek bütçesiyle, ilk bölümden itibaren çıtasını düşürmeyerek riske giren Game of Thrones’un büyük başarısının arkasında neler var? Hepsine bakalım, başlıyoruz.

Ülkemizdeki ilgiyle başlayalım. 120 dakikalık kalitesiz dizilerden dolayı doğan açlığımız. Ülke olarak hep öyle değil miyizdir? Açız aç. Karadeniz’in güzelliği yetmez Kuzey ülkelerini merak ederiz. Çok sevdiğimiz çikolata vardır, tek hamlede yeriz ama Almanya’dan çikolata geldiğinde bir ısırık alıp dolaba koyarız ki hemen bitmesin. Reklam izlemeyelim diye bazı kaliteli yerli dizileri internetten izlerken, 50 dakikalık şaheserlerin her dakikasını 1080p izlemek için – ttnet sağolsun- playerda dolmasını bekleriz. Game of Thrones manyaklığının temel sebebine gelelim. Uzaylı Zekiye, En iyi Arkadaşım, Ruhsar, Leyla ile Mecnun, Süper Babaanne bizim fantastik dizilerimiz. Açlık çok büyük öyle değil mi? Dram türünde bir numarayız, söz ettirmem. Ezel, Poyraz Karayel, Leyla ile Mecnun, Kurtlar Vadisi, Deli Yürek, Tatlı Hayat, Ekmek Teknesi, İkinci Bahar, Yılan Hikayesi, Behzat Ç, gibi çok kaliteli dizilerimiz varDI. İnsanlarımızın şu an izlediği dizilere beş dakika dayanamayız. Game of Thrones’dan sonra İçerde izleyebilen zihinler gördüm. Yüzüklerin Efendisi, Harry Potter, Narnia, Matrix, Karayip Korsanları ile büyüyen nesil, fantastik yapımlara her zaman açtır. Ve Game of Thrones her sene bu açlığımızı gideriyor.

Peki neden Game of Thrones bu kadar popüler?

İçten içe, dizilerin en sağlam fanlarını kadınların oluşturduğunu bilelim öncelikle. Çünkü Game of Thrones, kadınların yükselişini çok iyi bir şekilde anlatıyor. Ve bu yükselişi, erkeklerin hakim olduğu dünyada başlatıyor. Yani direkt olarak kadınların yönettiği bir dünya görmüyoruz. İlk sezonda bolca genel ev görürken, son sezona doğru iki Kraliçe’nin mücadelesini, Olenna’yı, Sand ailesini, Red Woman’ı görüyoruz.

Senaryolar sızana kadar süregelen hüsranlar, boşa çıkmalar. Tahmin etmeyi, bağlanmayı seviyoruz. Ancak burada, senaryo sizden iki adım önde gidecek. Bir sürü teori üretebilirsiniz ancak elinizde patlayacaktır. Tabii bu yorum ilk sezondan bu yana geçerli. Artık sona yaklaştığımız için elimizde çok fazla şey kalmadı. Ama Night King bu paragrafımı onaylayacaktır. Hatta burada dizi, zeki insanların da ilgisini çekmiş oluyor. Çok fazla dizi izlemiş, kitap okumuş kişilerin öngöremeyeceği sahneler, öngörse bile zeka barındıran kurgular izlediklerinde, zeki izleyiciler tatmin olabiliyor. Ülke olarak her sezon finali bir yerin patlaması, başrol öldü mü sorusuyla biten dizilere maruz kaldığımız için, Game of Thrones merak öğesini bir üst seviyeye taşıyor.

Özgür, sert sahneleri. Spartacus ve Sense8’ten bu yana bu kadar eşcinsellik, erotizm öğesi görmemiştik. Game of Thrones, bu tabuları umursamıyor. Hatta ve hatta işi ensest ilişkilere kadar varıyor. Hadımdan tecavüze kadar hikayesinden sakınmıyor. Daha ilk bölümde karşılaştığımız kafa kesmeler, sonrasında kafa patlatmalar, katliamlar, bize eski çağların acımasızlığını da hissettiriyor. İzlediğimiz şey sürekli geri gelen, Supernatural Sam ve Dean olmuyor.

Güç oyunlarını sevdiğimiz gibi, şiddeti de seven bir dünya olduğumuz için Game of Thrones ideal bir dizi oluyor. Politika’yı House of Cards gibi değil de, fantastik öğeler ve eski çağa benzer şekilde işledikleri için de ayrı bir ilgi çekiyor. Sinemaya da baktığınızda Gladiator, Truva, Braveheart, Patriot, Er Ryan’ı Kurtarmak gibi eski dönem filmleri zirveyi taşır. Eski, her zaman ilgi çeker.

Supernatural, Merlin, Vampire Diaries, Heroes, Originals, The Shannara Chronicles, Sense8, en popüler fantastik diziler olarak geçer. Efsanelere göz attığımızda X-Files, Xena Warrior Princess, Twin Peaks bulunur. Gördüğümüz üzere Fantastik türü bizler için yeni değil. Ama Game of Thrones yeni. Bunun ilk sebebi George R.R. Martin. Tolkien hayranlığı bir yana, Tolkien’in zayıf yönlerini yakalıp, onları geliştirmeye uğraşması kitaplarını başarıya ulaştırmıştır. Bu zayıf yanlar çok fazla değil ama bir bakalım; Karakterizasyon. Tolkien’i okuduğunuzda fark edersiniz ki iyi ile kötü savaşır, içindeki iyiliği kaybetmeyen türler sayesinde kötülük kaybeder. George, bu siyah beyazlıktan sıyrılmak ister ve griyi kullanır. Yüzüklerin Efendisi’nde griliği Boromir’de, Grima’da görürüz ancak beyazlığına inanır ve o karakterleri sevmeye devam ederiz. Hatta karakterleri siyaha çeken şey ise Tek Yüzük’ün büyü gücüdür. Atladığım için mazur görün griliğin en iyi tanımı Gollum’dur ve ona karşı da merhamet besleriz. Ama George bunu istemez. Sevmediğimiz karakterleri sevdirmeyi, sevdiklerimizden ise nefret etmeyi gösterir. Kusursuz ya da saf bir kötülük olmadığını işlemeyi seçer. Tywin, ailesi için yaşarken, Cersei intikamla kör olur, Joffrey ise şımarıklığın, genç yaşta ulaştığı gücün içinde kaybolur. (Ramsay Bolton bambaşka bir şey) Sansa‘nın, Theon‘un, Jaime‘nin, Hound‘un, Stannis’in değişimleri bize gerçekçiliği hissettirir. 7 sezonda beraber büyüyüp, değiştiğimiz karakterler olup çıkarlar. Tolkien’den aldığı bir diğer derste, başrol seçmemesidir. Ölen karakterler unutulmaz, ölmeyenler ise gerçek hayattaki gibi her an ölecekmiş tehlikesini yaşatır. Birçok karakteri harcayarak, bize bunu aşılamayı başardı. Bu yüzdendir ki son sezon hayal kırıklıkları ile doluydu. Bize bunu aşılayan dizide, 100bin ölümsüz akgezen arasından sadece iki kayıpla kurtulan 11 canlıdan bahsediyorum. Jon’un sürekli son anda kurtuluşlarından, sırf bize Targaryen twistleri yapmak için hayatta tutulmuş, kusursuz adamdan bahsediyorum. Bana göre Jon Snow, dizinin zayıf yönüdür. Hikayenin merkezi olması, dizinin gerçekçiliğini zayıflatıyor.

Karakterizasyon’un müthiş olduğundan bahsettik. Tolkien’den aldığı bir diğer ders de mekan ayrıntılarıdır. Her sene Emmy ödüllerinde, Sanat Yönetmenliğini, makyajları, kostümleri silip süpürüyor. Tolkien’in bu betimlemelerini önemseyen Peter Jackson’dan sonra, Game of Thrones’da mekan ve karakter tasarımlarına çok önem gösteriyor. Hatta çoğu emeği, parayı oraya harcıyorlar. Bir diziyi 1080p izleme isteğinizi bu ayrıntılar oluşturuyor. Demin bahsettiğim dizilerden Supernatural, Merlin, Vampire Diaries’i yüksek kalitede izlemenizin bir anlamı var mı sizce? Diyaloglardan, Arka Sokaklar çekim tekniğinden başka bir şey yok ki? HBO sayesinde Cgi teknolojisinde, sinema filmleriyle yarışabilecek seviyedeler. Birçok büyü sahnelerinin komediymiş gibi izlediğimizi hatırlarım. Sam ve Dean sadece duvara doğru savrulur ve bayılır. Ama Game of Thrones’un Ejderha efekti, Hobbit’in Smaug’u ile kapışabilecek seviyededir. Ve burada da ayrıntı işin içine girer. Ejderha’nın en ufak ayrıntıları bile gösterilir (Daenerys’in oturduğu yer gizemini hala koruyor tabii).

Cast seçimindeki yüksek zeka kullanımı. Ekibin en ünlü isminin, en önemli karakterini canlandırması ve onun sadece 6 bölüm görünüp, 8 sezon unutulmaması. Bunu başka hangi dizi mi yapabildi? Westworld ilk sezonuyla, Boardwalk Empire acımasız senaryosuyla yaptı. Hannibal ise tüm parayı cast’a harcadı. Game of Thrones ise öyle bir cast kurdu ki, diziden sonra hepsinin önü açıldı, tıpkı Lord of the Rings gibi. Ama bunun her zaman bir dezavantajı olacaktır. Çünkü hangi işle ünlü olursan, o karakter seni asla bırakmayacaktır. Keanu Reeves‘i John Wick olarak değil Neo olarak tanımaya devam edeceğimiz gibi, Emilia Clarke’ı hep Ejderhalar’ın Annesi olarak bileceğiz.

Sinema devi olan Hans Zimmer’in, televizyondaki karşılığı olan Ramin Djawadi. Tamam, intro müziği, dizinin en ünlü ezgisi olabilir. Ama En İyi 10 Müzik diye liste yaptığımızda, girmesine imkan yok. Çok enteresan değil mi? Bu bir başarıdır. Aynı müzikle 12 sezon devam eden Kurtlar Vadisi değil çünkü bu. Breaking Bad‘e baktığımızda, son sezonda introyu bir değiştirdiler, mükemmel bir ezgi ortaya çıktı. İzleyicileri nirvanaya yükseltti. Game of Thrones’da belli ezgilerini, sürekli değiştirip, geliştirerek her sezon, bana bir sene dinleyebileceğim müzikler ortaya çıkarıyor. Ejderha girişlerinde kullanılan, Against All Odds soundtrack’ı olmasa o kadar etkili bir sahne izleyemezdik. Ya da bebek Aegon Targaryen’den, Kuzey’in Kral’ı Jon Snow’a geçiş sahnesinde, The Tower soundtrack’ı kullanılmasa elimiz ayağımız titremeyecek. Finalinden sonra Televizyon’un Devi haline gelecek Game of Thrones’un en güçlü yanı, müzikleridir.

Bu kadar kaliteli bir yapım olmasına rağmen eleştirmekten korkmayın. Eleştiri, çok önemli bir şeydir. Maalesef ülke olarak eleştirmeyi çok iyi yaptığımız söylenemez. Ya nefret ederiz, ya da körü körüne tutuluruz. Öyle olmayın. Çok zayıf bölümleri olan bu sezonu da eleştirin ki daha iyisini yapmaları gerektiğini bilsinler. Bu eleştiriden kastım ancak Imdb’yi içeriyor tabii. Başka türlü eleştiri ulaştırabileceğimizi sanmıyorum. Örneğin Imdb eleştirmenleri ve üyeleri, aşırı düşüncesiz puanlamadan dolayı, sezon bölümlerini aşağı çekmektedirler. (Imdb puanlarında, kişi sayısına tıkladığınızda istatistiğe ulaşabilirsiniz.) 9.5 olan puan 9.4’e de düşmeye yakındır.

Evet, Game of Thrones’u sevin, sayın ama her ortamda ilk olarak o konuyu açmayın. İki üç dizi izleyip, en iyi dizi bu ya gibi yorumlar yapmayın. Dizi kültürünüzü genişletin ve körü körüne dizilere bağlanmayın. Zaten Game of Thrones son sezonuyla kalitesini gösterecektir. Son sezonu beklerken, orijinal dizilerle tanışmanız dileğiyle, sağlıcakla kalın.

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel1 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba4 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba4 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba6 gün ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba