Connect with us

Bomba

Gelecek Olan Witcher Dizisinde Oyunundan Görmek İstediğimiz 7 Detay!

Yayınlandı

on

Öncelikle maddelere geçmeden önce Witcher hakkında kısa ve öz bilgi vermek istiyorum. Polonyalı yazar Andrzej Sapkowski‘nin ilk kitabı 1992 yılında Sword of Destiny adında yayınlanan, 2 kısa hikayelerden oluşan kitap ve 5 romandan oluşan serisi Witcher’ın geçtiğimiz günlerde dizisinin geleceğinin haberi gelmişti. Seri şu an sahip olduğu üne, Polonyalı bir firma olan CD Projekt RED‘in 7.kitaptan sonrasında geçen oyunlar ile kavuştu. Yazarın kitabın hakları karşılığında oyunların gelirinden pay almayı reddedip, tek bir seferde tüm hakları firmaya satmasından dolayı oyunlarda gelişen olayları hiçbir zaman canon/geçerli saymamıştır. Firmayla ilişkisinin de dolayısıyla iyi olduğu söylenemez. Özellikle 3. ve son oyun The Witcher 3: Wild Hunt ile dünyaca üne kavuşan serinin kitaplarını da ülkemizde Pegasus yayınları bu yıl itibariyle çevirmeye başladı. JBC Yayıncılık ise serinin çizgi romanlarını Türkçeye çeviriyor.son-dilek-witcherMaddelere geçmeden önce seri ve gelecek diziyle ilgili bir bilgi daha vermek gerekirse o da dizide CD Projekt RED’in herhangi bir şekilde yer almayacağıdır. Firmanın temsilcisi bunu IGN’e ”CD Projekt RED projeye dahil değil. Bu projeye gönülden başarılar diliyor ve diziyi çıktığı zaman Netflix’te izlemek için sabırsızlanıyoruz.” sözleriyle açıkladı.

Evet bünyeye yeterince bilgi aldıysak arkaya da bir müzik alıp maddelere geçebiliriz.

7. Müzikler

Oyun serisi o kadar iyiydi ki, yılın oyunu dahil bir sürü ödülü firmaya hediye etti. Oyunu bu kadar iyi yapan şeylerden biri de belli alanlarda değil, birçok alanda oyunun mükemmel olmasıydı. Bu alanlardan biri de müzikler. Oyunun müziklerini adını, Witcher kitaplarındaki bir karakterden alan Percival adında Polonyalı bir folk/folk metal grubu yapıyor. Steel for Humans, Silver for Monsters, Hunt or Be Hunted soundtrack’in en iyilerinden ve kesinlikle dinlemenizi tavsiye ediyorum. Dolayısıyla dizinin müzikleri de en az oyununkiler kadar efsane olsun, kült olsun istiyoruz. Bir Game of Thrones jeneriği kalitesinde iş neden çıkmasın?

Dizide ne olabilir?

  • Zaten oyunun müziklerini yapmış grup Percival, dizi için de Netflix ile anlaşıp yeni müzikler üretebilir, oyun şirketinin diziyle ilgisi olmadığı için oyunun soundtrackleri ne kadar efsaneleşmiş olsa da dizide kullanılacağını sanmıyorum.
  • Ramin Djawadi ile anlaşılsın isteriz! Person of Interest, Westworld gibi dizilerinin müziklerini yapmanın yanı sıra Game of Thrones’un soundtracklerinden de bu abimiz sorumlu ve çıkardığı işi o ünlü GOT jeneriği sağ olsun bilmeyen kalmamıştır. Boşuna aynı kalitede jenerik beklemiyoruz?

6. Kaliteli Çekimler, Göz Alıcı Görsel Efektler

Witcher3

Bu gibi harika çekimler gelsin!

Malumunuz dizi Netflix’e geliyor. Netflix yapımları ise sezon başına az sayılabilecek bölümleri ve yüksek bütçeleri ile ünlü. Bu beklentimizde haksız değiliz. Ki Netflix’in Marco Polo dizisinin de görselliği oldukça kaliteliydi ve kanalın bu alanda neler yapabileceğinin küçük bir göstergesiydi. Her şeyin CGI olmasından ziyade, Lord of The Rings filmlerinde olduğu gibi olay kaliteli makyajlar ve setler ile kotarılamaz mı?

Oyundan, dizide efekt gerektirecek bir sahne buyurun.

giphy

5. Bol Easter Egg, Gizlenmiş Detaylar

Evet, bu maddeye verilebilecek en iyi dizi yapımı örneği Breaking Bad olur sanıyorum ki. Dizi kendi içinde yine diziyle alakalı, ya da diziyle alakasız tamamen diğer popüler kültür yapımlarına, eserlerine göndermelerle, onlarla ilgili sadece dikkatli izleyicelerin fark edebildiği gizli detaylarla doluydu. Google’a Breaking Bad easter egg diye yazıp arattığımızda bile bir sürü maddelik listeler karşımıza çıkıyor. Bu dizide böyle olsun istiyoruz çünkü oyunun fanları bilir ki, oyun popüler kültüre göndermelerle, saklanmış hoş detaylarla dolu. Aynı Breaking Bad gibi.

Birkaç örnek vermek gerekirse:

  • Oyunda bir yerde, bir çeşit hapis içinde ölü bir cüce görüyoruz. Hapsin bir tarafında duvar yok ve uçuruma bakıyor. Aklınıza geldi mi? Evet Game of Thrones’tan Tyrion Lannister.
  • Boks turnuvası diyebileceğimiz turnuvada son karşılaşmamızda karşımıza çıkan rakibin adı “Durden the Tailor”. Fight Club’tan Tyler Durden göndermesi.

4. Crones of Crookback Bog

Listeye karakter koyup koymamakta başta tereddüt etmiş olsam da, daha sonra bir istisna yapabilirim diye düşündüm. Her ne kadar seri birçok detaylı işlenmiş, içi dolu, etkileyici, 2 boyutlu olmayan karakter içerse de serinin 3.oyununda bir karakter – karakterler – var ki benim için diğerlerinden ayrılıyor.

csdsd

Normalde böyle değiller.

Dizinin oyunlardan ne kadar etkileneceği muamma olsa da, oyunların getirmiş olduğu başarı ve ün yadsınamaz bir gerçek. Dolayısıyla biz bu Kocakarılar’ı da görmeyi çok isteriz. Hem ilginç hikayeleri, hem ürkütücü konuşmaları, hem de kendilerine has müzikleri ile 3.oyunun ana kötüsünden daha kaliteli, daha ilgi çekici kötü olmuşlardı.

3. Geniş Evren Hissi 

Şu an elimde tuttuğum Son Dilek kitabının arkasında bir söz yazıyor. ”İngiltere için Tolkien, Amerika için George R. R. Martin neyse Doğu Avrupa için Sapkowski odur.” Kesinlikle katılmamak elde değil. Biz bu dizide Harry Potter, Lord of The Rings, Star Wars ve tabii ki Game of Thrones gibi büyük yapımlarda hissettiğimiz büyük ve içi dolu bir evren hissini hissetmek istiyoruz. Çeşitli ırklar, farklı meslekler, gerçek insanlık tarihine benzer ama bir o kadar da farklı kurgu olaylar, entrikalar, oluşumlar, Witcher okulları, ilgi çekici karakterler, bunların hepsini okuyup, oynayıp tattığımız gibi, bir de dizi içinde görmek, televizyonlarımızda bir de izleyerek tatmak, o evrenin havasını solumak istiyoruz.

The-Witcher-3-Main-Characters2. Epik Hikayeler, Öyküler

Bu maddeye kadar, çoğu madde oyun bazlı olmuş olabilir, fakat dediğim gibi oyunların başarısından dolayı oyunu yapan stüdyo diziye dahil olmasa da, oyunlardan epeyce etkileneceğini düşünüyorum. Fakat senaryo, hikaye, bu konuda oyunları baz almamıza inanın gerek yok. İster oyunlardaki hikayeler işlensin, ister kitaplar ile başlansın, harika işlenen, yer yer sevindiren, yer yer ağlatan, izleyeni derinden etkileyecek senaryolar istiyoruz. En büyük aday da söylenenlere göre kitaplar. Dolayısıyla umarız The Last Wish/Son Dilek ile başlar dizimiz de, biz de Yennefer Geralt ilişkisinin nasıl filizlendiğini görme şansı elde ederiz.

1. Emmy Ödüllerine Oynayan Bir Dizi

Netflix yapımları yazının başında da bahsettiğim gibi epey kaliteli yapımlar. Bu yapımlar arasından her yıl Emmy ödüllerinde adaylıklar kazananlar oluyor, ödülü alanlar da oluyor. Better Call Saul, House of Cards, Jessica Jones, Marco Polo gibi yapımlar adaylığı veyahut ödülü bulunan yapımlar arasında. Game of Thrones’un da 2 yıldır Emmy’de dram dalında en iyi dizi ödülünü aldığını, 8.sezonun da son sezon olacağını düşünürsek, doğacak kaliteli bir fantastik yapım boşluğunda sizce de bu dizinin kaliteli olduğu taktirde, o boşluğu doldurmak, Emmy’lerde konuşulmak gibi bir ihtimali yok mu? Düşüncesi bile bizi heyecanlandırıyor! Ki internette dizi haberi geldiğinden beri fanlar hayallerindeki aktörleri karakterlere yakıştırıyorlar.

Şu an için en çok konuşulan adaylar arasında:

  • Geralt rolü için Mads Mikkelsenaday1
  • Yennefer rolü için ise Eva Green konuşuluyor.aday2

Bonus: Gwent! Evet, bol bol Gwent!

The Witcher 3: Wild Hunt oyununda ilk kez karşılaştığımız kart oyunu Gwent o kadar büyük bir başarı yakaladı ki. Kartların gerçeği basıldı, ek paketler ile birlikte satıldı, insanlar Gwent oynar, Reddit’te, forumlarda Gwent konuşur, taktik kasar oldu. Bu hatta öyle bir başarıydı ki CD Projekt RED Gwent için ayrı bir oyun geliştiriyor, adı da Gwent: The Witcher Card Game. Dizide de bir iki sahnede ana karakterlerimizi oynarken görmeyi, hadi en azından arka planda oynayan insanlar görmeyi çok isteriz!

Evet listemiz bu şekilde! Hala bu seriye dahil olmadıysanız, ister Pegasus’un çevirdiği Son Dilek kitabından, isterseniz JBC yayıncılığın çizgi romanlarından, isterseniz de oyunlardan dahil olabilirsiniz. Diziyle ilgili gelişmeler oldukça haberini yapıyor olacağız. Görüşmek üzere!

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel5 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba1 hafta ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba1 hafta ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba3 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba4 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba