Connect with us

Bomba

Guardians of the Galaxy Vol. 2’nin Diğer Marvel Filmlerine Göre Doğru Yaptığı 5 Hareket!

Yayınlandı

on

Bugün sizlerle son zamanların ve hatta tüm zamanların en iyi çizgi romandan aktarılma filmi olan Galaksinin Koruyucuları Vol. 2’yi bu kadar güzel yapan detaylardan bahsedeceğim. Bu konuyu yazmak için çok düşündüm ve aslına bakarsanız size bir itirafta bulunmak istiyorum. Ben böyle uzay, ışın kılıçları, gelecek, galaksiler vs. tarzında şeyleri hayatımın hiçbir alanında sevmeyen bir adamım. Gerçekten. En ufak bir zevk almıyordum ta ki… Galaksinin Koruyucuları Vol.2’yi izleyene kadar. Baştan söyleyeyim ilk filmi yüzümde hafif bir gülümseme oluşturmuş, ama tabularımı yıkamamıştı. Bu yüzden beni sinemadan çıktıktan sonra yüzümde bebek Groot gülümsemesi bırakan bu filmi ve en iyi yapan sebepleri sizlerle paylaşmak istedim. Küçük bir itiraf. Filme iki kere gittim. Sizlere küçük ama hayat kurtaran bir tavsiyem var;

Chris Pratt, erkeklerin görebileceği en büyük villaindır.

Aman dikkat. Yazı SPOILER içerir. Baştan söyleyeyim, izlemeyen bir koşu gidip izlesin. Bu macerayı kaçırmayın!

Vol. 2 mükemmel bir devam filmi. Bir de özgün bir film gibi taze, komik ve heyecanlı olunca, eksik aramak zor oluyor. Elimize geçen ön incelemeler gözümüzü korkutmuştu. Hatta eyvah demiştim. Yine uçuk kaçık bir uzay filmi geliyor. Gönül rahatlığı ile söylüyorum; uçuk kaçık ama içimizden biri gibi samimi. Yönetmen James Gunn’a zorlama iki sahne dışında sonsuz teşekkürler. Ayrıca belirtmek isterim filmin müzikleri ilkinden daha süper. Zaten biz o ipucunu almıştık. Muhteşem Karışık-2 denilen kaset, o kadar güzel harmanlanmış ki seksenlerin uzay çağını modern zamanlara oturtmuşlar.
1. Özgün Bir Devam Filmi ama Aynı Tarz Filmlere Taş Çıkartıyor


Dediğimiz gibi, devam filmi yapmak çok zor bir iş. Sıkmamalı ve yeni olduğunu hissettirmeli. Vol. 2 bana göre sadece Star Wars ile kıyaslanabilir. Efsanevi seriyi gömemem ama Vol. 2’nin tazeliği ve oturmuşluğu Star Wars’a göre daha sağlam gibi. Kızmayın ama öyle! George Lucas’ın üçlemesinin en büyük eksikliği, Lucas’ın CGI parçalarını göstermek istediği ve orijinal filmlerin senaristlerine güvenmediği için, orijinal üçlemeden bu kadar çok şey yapmaya çalışmasıydı. Tadı kaçmıştı. Geride bıraktığımız, orijinallerden tamamen farklı hissettim üçlü bir filmdi. Sadece pacing ile ilgili bir sorun değil, Jar Jar Binks ve benzeri. Sanki tüm Star Wars evreni temelde değişmiş gibiydi. Yeni Star Wars filmlerinde Disney, orijinal üçlemeye benzeyen, ancak daha güzel etkileri olan filmler katarak, nostalji üzerine beton çekti. Hayranların istediği buydu. Öte yandan, The Force Awakens’in en karanlık eleştirilerinden biri de, aslında A New Hope’un yeniden yapımına, başka bir Death Star’ın ve Kahramanın Yolculuğu’nda bir başka tomurcuklanma yaratan Jedi’nin kaynaşması neden olmasıydı. Bu film bize tanıdık geldi, ancak tartışmanın yapıldığını fark etsek de, bazı açılardan yeni filmlerden yeterince bilgi vermedi (Force Awakens’i şahsen sevdim, fakat büyük bir fan olarak New Hope’a çok yakından baktığını düşünüyorum).
Vol. 2, orijinalin görünümünü ve tınısını koruyor, yarı ham mizah, içten anlar ve hareket-aksiyon parçaları ile dolu. Aynı zamanda, ilk filmin anlatım formülünü kullanmadan bize tamamen yeni bir hikaye veriyor.

2. Karakterlerin Derinleştirilmesi


The Empire Strikes Back, sadece yeni ve güzel Cloud City gezegeni Hoth’da perdeli savaşlarla gerçekten harika bir film izledik ve A New Hope karakterleri hakkında daha fazla şey öğrendik.

Darth Vader’in gerçek kimliğini öğrendik. Luke Skywalker’ın ilk filmdeki genç ergen yerine zımba gibi olduğunu gördük. Prenses Leia ile Han Solo arasında romantizm çiçeğini kokladık
Oyuncak Hikayesi 2’de Woody’nin popüler bir gösteri ve başka bir oyuncak ailesi de dahil olmak üzere hiç bilmediği bir arka planın olduğunu keşfettik ve dostluk bağları bir kez daha kuruldu.
Aynı şekilde, Vol. 2 kahramanlarının hakkında çok şey keşfettik. Hem de hiç sıkılmadan! Star-Lord’un ailesi ve arka planıyla ilgili şoklar yaşamamız da bu yüzden. Koruyucular arasındaki ilişkiler eminim ki devam filminde daha da derinleşir ve genişletilir, anlatıma daha fazla boyut kazandırır. Bu şekilde, devam filmi olmaktan daha çok her yeni film tek başına orijin oluşturur. Üstüne yıkmadan devirmeden koymasını bilmişler. Aynı zamanda bu yükü taşıyacak karakterleri çok iyi oturtmuşlar. Örneğin Gamora ile Nebula ikili ilişkisinin bir türlü sonuca ulaşamayan yönleri ortak bir payda da birleşerek sonuçlandı. Aynı şekilde Roket Rakun’un ekip ile bağ kurmak istememesini Yondu’nun ona ne kadar benzediğini anlatarak izledik. Kısacası her sahne, birer empati fırtınasıydı!
3. Villain Gelişmesi


DC hayranları alınmasın. Amacım kıyas değil. Amacım Marvel’in neyi fazladan yaptığı. Uzun yıllardır villain sıkıntısı çeken Marvel, evrenin uzaya doğru akmasıyla rahatladı. Bunu Dr. Strange’ de Dormammu ile hissetmiştik. Vol. 2 ise Dormammu’dan aldığı özgürlüğünü Ego ile çok iyi pekiştirdi. Yaşayan Gezegen Ego, Kurt Russell’in coolluğu ile bize Godfather imajından dönüşen bir villain ile açlığımızı yatıştırdı. Üstelik Star-Lord’un öz babası ile karşı karşıya gelmesi, bize benzerine zor rastlanan etkiyi enjekte etti. Şımarık çocuk, gezegen babasına karşı! Üstelik Ego vs Galaksinin Koruyucuları derken bizim ekip üstün güç ile veya bir anlık patlama ile rahatça işi bitiriyor tarzı umursanmamış. Gayet sağlam bir savaş gerçekleştirilmiş ve iyiler her zaman kazanır büyüsü, Yondu’nun kaybı ile buruk bir mutluluk bıraktı. Allah var, duygusallık da olmuştu bol bol.
4. Marvel Bu İşi Biliyor!

tumblr_okzjryP2UX1sgkbnmo1_400
Marvel bu sektörün kralı diye girmişken, Marvel en sevdiğim yönlerinden biri olan yan evrenlerden alıntıları sınırsız yapıyor. Yanlış anlamayın Sony, Samsung ya da Turkish Airlines gibi ürün yerleştirmeler değil. Hatırlarsınız, gezegenin kalbinde Ego ile Star-Lord çarpışırken nostalji bir karşılaşma sahnesi ile ikisi de birbirine doğru uçuyordu. Star-Lord tüm muzipliği ile Pacman formuna giriyordu. Korkuları yok. Yondu’nun bağıra bağıra Disney evreninden karakter ismi söylemesi. ‘I’m Marry Poppins ya all!’ Marvel bunları yaparken aslında biz ayrı bir dünyayız imajı ile kendini soyutlamıyor, tam aksine bakın hepinizin bildiği şeyler bizde de var diyerek bizimle daha yakın bir bağ kuruyor. Yani bizi uçururken ayaklarımızı yere bastırmasını da biliyor.
5. Müzikler

Yazının başında da belirtmiştim. Çoğu filmi müzikleri ile hatırlarız ama bu filmi olur olmadık yerde güzel bir biçimde giren Muhteşem Karışık Mix-2 ile hatırlayacağız. En heyecanlı savaş sahneleri olurken size 88’den bir Glenn Campbell çalıyor. İster istemez Bebek Groot gibi dans ediyorsunuz. Emin olun elinize silah verilse ritmik bir biçimde ateş edersiniz. Ben filme ikinci gidişimde 9 seansına girmiştim. Kimseler yoktu. Müziklerin tadını çıkardım. After Credits’te son sahneyi beklerken sıkılmıyorsunuz. Onca aksiyondan sonra size sıcak bir duş etkisi yaratıyor. Müzikler ile güldürmeyi ve duygulandırmayı çok iyi tutturmuşlar. Gerçekten en iyi Marvel filmi olabilir. Galaksinin en iyi işlendiği film de olabilir.
Benim yazım, daha çok Vol. 2 neden bu kadar iyi ve tutuldu tarzındaydı, detaylı ve tadında bir Anıl’ın incelemesi zaten hazırdı:

Guardians of the Galaxy Vol. 2 Detaylı İncelemesi: Ayakları En Yere Basan Marvel Filmi! -SPOILER İÇERİR-

Düşüncelerim bu şekilde, sizlerde etkileyen yönleri bizlere yazarak belirtebilirsiniz. Groot gibi gülmeniz dileğiyle.

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel5 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba1 hafta ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba1 hafta ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba3 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba4 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba