Connect with us

Bomba

Haftalık Marvel-DC Çizgi Roman İncelemeleri: Secret Empire vs The Button!

Yayınlandı

on

Güzel bir hafta geçirdik sevgili okur. İki şirketin de cebimizdeki bütün paraya göz diktiği dolu dolu bir hafta oldu, gerek solo seriler gerek dev hikayeler olsun. Bu hafta hem tam dört sayılık bir Secret Empire girişi, hem de uzun zamandır beklenen The Button hikayesinin ilk sayısını gördük. Gelin lafı uzatmadan incelemelere başlayalım!

Captain America: Steve Rogers 016

İlk sayısından beri Secret Empire hikayesinin ana dergisi olan CA:SR, bu hafta da olaya büyük bir giriş yaptı. Öncelikle, ilk kez iki olay, bugün ve geçmiş üzerinden bir paralellikle değil, hikayenin açılışı şerefine dört-beş farklı olayı birbirine paralel götürdü. Elimizde, her zamanki gibi Kobik’in yarattığı geçmişe ait anılar var. Bu sefer Steve ve Elisa arasındaki ilişkinin, aynı sebep için mücadele etmekten daha fazlası olduğunu görüyoruz. Ve aslında başından beri her şeyin farkında olan Steve Rogers’in, yaratılan geçmişte hile hurda beyin yıkama ile değil, bayaa bayaa kendi tercihi ile Hydra’yı seçtiğini ki bu detay, herhangi bir iyi adam kötülerin kontrolünde klişesini ciddi oranda yıkıyor. Bunun yanında, Rogers’in sırrını öğrenen Maria Hill’in, Rick Jones’i uyarmaya çalışması ancak sevgili kaptanımızın buna da hazırlıklı olması, dünyayı Chitauri saldırısından koruması beklenen kalkanı, bir intihar saldırısı organize ederek nasıl devre dışı bıraktığını, Thunderbolts üyelerine saldırıp bir kısmını kendi peşine takan Zemo’nun Winter Soldier’i ölüme götürüşünü… Ancak en kritiği, Kobik’i korumak için kendini feda eden, ancak son nefesinde bile Hail Hydra diyen, MCU hediyesi Doktor Selvig’i. Bundan önce okuduğumuz zaman zaman sövedurduğumuz 15 sayının bir sebebi var imiş sevgili okur. Hem de ne sebep!
U.S.Avengers (2017-) 005-000
US Avengers 005

Bu henüz taze takımımız da, Steve Rogers’ın gizli planından kendisine düşeni alıyor. AIM’i güzel niyetler uğruna tekrar düzenleyerek başına geçen, bu yolda çatışmak zorunda kaldığı SHIELD’in en nihayetinde emri altına giren Da Costa, diğer herkes gibi SHIELD’ın yeni direktörü Steve Rogers ile karşılaşıyor. Rogers, psikolojik savaş vererek hem Da Costa’yı yoruyor, hem de AIM’i elimine etme noktasında ne yapıp ne yapamayacağını öğreniyor. Peki yeni Avengers takımımız bu yeni gelecek savaşa karşı zorlayıcı bir rakip olacak mı? Göreceğiz.
Thunderbolts 012-000
Thunderbolts 012

Ne zaman iyilerin ne zaman kötülerin tarafında olduğu belli olmayan ekibimiz, Zemo’nun teklifi ve saldırısı ile sarsılır. Koyu gri olanlar Zemo tarafına geçerken, Songbird gibi açık gri diyebileceklerimiz yerini korur. Tüm bu sarsıntılar Kobik’i duygusal bir kırılmaya zorlar ve Kobik de durur mu, gerçekliği 62 yerinden bıçaklar. Tüm bunların arasında Atlas ve Jolt hayatta kalma mücadelelerine devam eder. Evet Secret Empire, Thunderbolts’un kaderini tamamen değiştirmiş gözüküyor. Bundan sonrası olacak mı? Olacaksa Zemo’nun takımı olarak mı devam edecek? Winter Soldier kurtulacak mı? Melissa gibi bence değeri bilinmeyen yeminli Thunderbolts üyesi karakterlere ne olacak? Tüm bu soruların cevabı… Hiç bilmiyorum ben de, ama seriyi iptal etmezler herhalde ya.
Secret Empire (2017-) 000-000
Secret Empire 0

Genelde sıfırıncı sayılar sade bir prelude, cliffhangerdir. Hiçbir şey vermeden çok fazla şeyden bahseder, meraktan kıvrandırır, birinci sayı çıksın diye gün saydırır. Ancak bu sefer elimizde bambaşka bir sıfırıncı sayı var. Öyle sıfır veriyle bir şeyler vadeden değil, takır takır planın ilk adımlarının işlediği, hikayeyi tüm boyutları ile ele alan bir sayı var. Ki aslında normal. Yani neyin girişini yapacaksınız zaten pardon da? 16 sayı Captain America: Steve Rogers, birer ikişer sayı US Avengers, Uncanny Avengers, Deadpool, Thunderbolts… Neredeyse Stand-off’tan beri girilmeye çalışılan bir hikayeden bahsediyoruz. Dolayısıyla sıfır numaralı da olsa, ana hikayenin ilk sayısının böyle dolu dolu olması normal.

Peki elde neler var? Öncelikle, Marvel’ın öve öve bitiremediği, bence öyle her zaman da çok şaşalı olmayan, kendi Batmanvari, “master strategist” Steve Rogers’e yakışan üç aşamalı bir ele geçirme planı var elimizde.

İlk olarak hali hazırda gelişmekte olan Chitauri saldırısını, Allah’ın bir lütfu olarak görüp, bunun üzerinden en güçlü kahramanları elimine ediyor Hydra Kaptan. Önce, dünyayı işgalden koruması beklenen Planetary Shield’i, bir Hydra intihar saldırısı ile kısa süreli olarak imha ediyor. Bunun üzerine, Ultimates-GotG-Quasar tarzı bir kozmik ekibi kalkanın yokluğunda Chitauri ordusunu karşılamaya yolluyor. Ekibin tamamı atmosferden çıktıktan ve bol bol oyalanıp dayak yedikten sonra ise, hiç biri dünyaya geri dönemeden Planetary Shield’i aktive ediyor, kahramanlarımızı uzay boşluğunda, Chitaurili işgalcilerin insafına bırakıyor. Bu arada kalkanın tamirine uğraşan ekip Riri Williams ve yapay zeka Tony Stark. Bolca oyaladıktan sonra onları da bir güzel gözaltına aldırıyor. O sırada başka ne oluyor? Avrupa’da Hydra işgali, bu işgale karşı orada tetikte bekleyen bir SHIELD Hellicarrier’i ve Manhattan adasını basan, Stand-off mağduru kötüler. Bu ikisine Chitauri saldırısını da ekleyince Başkan Rogers’e istediği tam yetkiyi veriyor ve tam bu anda tehlikeleri büyük ölçüde geri çekiyor. Kalkanı devreye sokuyor, yeni Defenders ekibine (Netflix promosyonları Luke Cage, Daredevil, Jessica Jones, Iron Fist üzerine Spider Woman, Doctor Strange ve Hulu menşeili Cloak&Dagger) destek yolluyor, ardından bütün kötüleri geri çekiyor. Ve tam o anda Manhattan adasını tamamiyle karanlık bölge içine alarak onlarca kahramanı devre dışı bırakıyor bu sırada, ülke dışarısında, SHIELD Helicarrier’ine Faustus’un sesini vererek ajanların beyinlerini yıkayarak kaza yapmalarını sağlıyor. Üç taşla üç kuş. Ve artık çok belli olan son bir hamleyle Sharon’ı ve kalan diğer SHIELD ajanlarını gözaltına alarak Washington’a adım adım gidiyor. Geriye kalan tek umut, yapay zeka Stark’ın Amerika’da eli silah tutan tüm kahramanlara yaptığı direniş çağrısı. Bakalım sonu ne olacak?
Invincible Iron Man (2016-) 006-000
Invincible Iron Man 006

Dünya yanıp kül olmadan belki birkaç gün önce, dünya Riri için birkaç saniyeliğine güzelleşiyor. Ama ergen işte, sevineceği şeyleri dert edinen bu canlı türünün sorunlarına bir bakalım: MIT çalışmalarına üniversite kaynakları ile, kendi bünyelerinde sürdürmelerini teklif ediyor. Hemen ardından anne Stark, Potts ve MJ, Stark’ın tüm zırhlarını, oyuncaklarını, laboratuvarları ve kaynaklarını kullanabileceğini söylüyor. Bitmiyor, Champions ekibi ayağına kadar gelip bize katıl diyor. Peki Riri ne yapıyor? Hiçbir şey, şimdilik. Ancak yine de, serinin gelecek sayıları için ümit vadeden, akıcı ve o yaşta Iron Man zırhını ve bütün sorumluluğunu sırtlanan genç bir kadını olabilecek en net şekilde anlatıyor hikayemiz.
All Star Batman (2016-) 009-000
All-Star Batman 009

Snyder’in tüm marifetlerini döktüğü, okurunu çizerini ayrı zorlayan serimiz, ikinci arkını bu sayıyla sonlandırdı. Two-Face merkezli hikayeden sonra art arda Tech, Freeze, Ivy gibi kült kötülerle baş eden Kara Şövalye, sonunda tüm olanların sebebini, R’as Al Ghul’u bulur. Sayfa başına sekiz twistle geçen, bu yüzden zaman zaman fazla klişe fazla yavan giden (Batman Batman değil, Batman olan Batman de tam öyle değil, senin gördüklerin de tam doğru değil, e o zaman neyin kavgasını veriyoruz birader?) sorusunu birkaç kez sorduran, yine de çizimleri, R’as’a gereken değeri gösteren master planı, hep yeni bir hikayeye kapı aralayan yapısı sayesinde, hakkı yenilmemesi gereken bir eser.
Batwoman 002-000
Batwoman 002

Rebirth’in geç serilerinden Batwoman, ikinci sayısıyla bizi yine bambaşka noktalara taşıyor. Safiyah’ın peşinde (Safiye işte yaa) otantik yerlerde, adalarını küresel yozlaşmadan e turizmden(!) korumaya çalışan suç ailesini, önce indirmeye çalıştığını düşünsek de, sonra henüz daha içerisindeki gizemleri çözmeye çalıştığını görmüş bulunuyoruz. Gelecek sayıların ne getireceği bilinmez ancak elimizde kendi yanında kavrulan sade ve hoş bir seri olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.
Superman (2016-) 021-000
Superman 021

Batman’i ve sıkıntılı çocuğu Damian’ı evinde zorunlu konuk ederek, nezaket konusunda da –bence gereksiz- ne derece sınır tanımaz olduğunu kanıtlayan Kryptonlu’nun önündeki yeni gizem, Kara Şövalye’nin bulguları ışığında Jon’un neden gerektiği gibi gelişmediği, komşularının sakladıkları ve Batman’e ne olduğu. Jon’daki anomalinin sebebinin kesinkes komşu ineğin (marjinal inek) sütü sebebiyle olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz. Organik hayatın organik sorunları. Ve fakat, Batman’i esir edecek kadar güçlü elinde ne olduğuna ilişkin henüz bildiğimiz bir şey yok, bunu da gelecek sayıda göreceğiz bakalım.
Batman (2016-) 021-000
Batman 021

The Button crossoverının ilk sayısı ile ilgili geniş bir incelemeyi hali hazırda ayrı bir yazı olarak yazdım. Bu sayıda bu sebeple söyleyebileceğim çok fazla şey yok ekstra. Belki gelecek sayılar ile ilgili bir tahminde bulunabiliriz. Flash’ın bu hikayedeki tek olayının Flashpoint bağlantısı olmayacağı malum. Batman’i kendine getirip hızla bu son gizemi çözmeye çalışacaklardır. Ancak bunu hangi ipucu üzerinden yapabilecekler? Tekrardan Psycho-Pirate’in maskesi ve Comedian’ın rozetini etkileşime sokarak mı? Daha fazla Flashpoint karakterinin girişine sebep olur mu böyle bir şey? Ki amaç orada olanların gizemini çözmek değil. Reverse-Flash enerji izlerini takip ederek Manhattan’a ulaşmıştı, ancak bu da ölümüne sebep olmuştu. Böyle bir noktada Batman’in devreye girip zekasıyla, Manhattan ile ölmeden karşılaşabilecek bir çözüm bulmasını bekliyorsunuz, ancak hiç bilmedikleri güçlerle karşı karşıyalar. Bu yüzden de kimden neyden yardım isteyeceklerini, meddet umacaklarını bilmiyoruz. Bir avantaj, Flashpoint-New 52-Rebirth arasında olagelmiş ve muhtemel ki Manhattan tarafından da müdahale edilmiş her şeyin Speed-Force tarafından şekillenmesi. Ve Reverse-Flash da dahil kalan tüm Speedsterlerin aksine, Barry Allen’in bu güce hükmettiğini biliyoruz. Buradan tanrıvari bir Flash’ın hatalarını düzeltmeye çalışırken, üst akıl Batman’dan yardım alacağı, karşısında ise “Tanrı” Manhattan ve onu manipüle ettiğini tahmin ettiğimiz Oz’u göreceğiz gibi. Bence güzel bir eşleşme, hadi bakalım!
Umarım gelecek haftalar da bu hafta kadar verimli geçer dilekleriyle, incelememizi tamamlayalım. Çizgi romanla kalın!

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel3 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba6 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba6 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba