Connect with us

Bomba

Hayal Kırıklıklarında Bugün: “PASSENGERS” Film İncelemesi

Yayınlandı

on

(SAKIN İZLEMEYİN FİLMİ)

Beklentileri karşılamayan bir yılı geride bıraktık. İddialı bir fragmana sahip Passengers filmini ise izleme şansını ancak bulabildim. Genç yetenek Jennifer Lawrence ile sonradan sevilen Chris Pratt filmi sırtlayan ikili. Bunu sağlayan da sadece ikisinin oynamasıdır. Bunu Gravity filminde görmüştük evet. Ama George Clooney ve Sandra Bullock ile bu birbirine hiç uymayan ikiliyi karşılaştırmayacağım elbette. Bir tarafta Hunger Games’in popisi , diğer tarafta da… Ben bu adamın iyi bir filmine şahit olmadım. Guardian of the Galaxy hem karakter olarak hem de sahiplenme açısından en iyi filmi oldu. Devam filmi de dört gözle bekleniyor. Ama filmin sevenleri Groot ve Rocket’i bekliyor, biliyorum. Neyse filme döneyim. Tamı tamına 110 milyon dolarlık bir bütçeye sahip olduğunu da belirtip, bilim-kurgu türünde olduğunu söylemeye de çekindiler. Bunu söylememin nedeni Imdb ve film sitelerinde macera, dram ve romantik türünün öncelikli olmasıdır. Filmi izleyince durum daha da berraklaşıyor tabi.

(SAKIN İZLEMEYİN FİLMİ)

SPOILER vereceğim ama rahatlıkla okuyabilir ve filmi izlemekten vazgeçebilirsiniz.

(SAKIN İZLEMEYİN FİLMİ) Filmin konusu, Homestead II adlı bir gezegene Avalon adlı uzay gemisiyle yolculuk yapan 5000 yolcudur. Passengers da burdan geliyor. Ama gelgelelim imkansız denilen bir durum ortaya çıkar. Uyku kapsüllerinden biri zamanından önce açılır. 120 yıl sürecek olan yolculuk, sadece bir adam için 30 yıl sürer. Artık imkansız olan tek şey onun Homestead’e varmasıdır.

passengers_0

Yönetmen koltuğunda Imitation Game filmiyle tanıdığımız Morten Tyldum oturuyor. Uzay filmlerinin değer kazandığı dönemde yüksek bütçeli bir filmi yönetme şansı buldu. Interstellar sonrası bu iş güçleşti. 2001: Space Odyssey, Contact, Event Horizon, Moon gibi filmlerin yanına Nolan ustalığını konuşturarak Interstellar’ı yerleştirdi. Ancak, yönetmenlik olarak başarılı olan Passengers filmi, fantastik film yazarı Jon Spaihts yüzünden sınıfta kaldı. Çünkü artık görsel zevk, çantada keklik gibi bir şey. Para ve Hollywood imkanları, bunu başarmaya yetiyor. Elbette sinema bu kadar basit bir sanat öğesi değil ancak böyle yapımlarla yara almaya devam ediyor. (SAKIN İZLEMEYİN FİLMİ) Passengers filmi ilk dakikalarında Bilim-Kurgu adına ümit verdi. Sonrasında Aurora Lane (Jennifer Lane) karakterinin filme girmesiyle romantik türüne döndü. Aurora girmeden önce Jim Preston (Chris Pratt) zirvede ve kalabalıkta yalnızlığı yaşıyordu. 4 saat bu senaryoya sadık kalınsa sıkılmadan izler, empatimi yapar ağlardım.

“Başka bir gezegene giderken yolda öleceğim. Ve önümde konuşamayacağım, uyuyan insanlar olacak.”

Uzay kıyafetine sarılması, insanların tanıtım videolarını izleyip bir kadına aşık olması, gemide yalnız kalmasına rağmen her imkana sahip olmaması (Vip üyelere öncelik) filmin ilk yarısındaki başarılı noktalardı. Jim’in 5000 insan arasındaki yalnızlığı çok derindi. Bir sene yalnız yaşamak zorunda kaldı ve tekrar uyumak için bütün yolları denedi. Ama film buna 25 dakika ayırdı. Sonrasında senaryo, son dakika hayat kurtarmalara bağladı. Teknisyen, mühendis, tamirci vs. olan başrol, bir kapıyı açık tutmak suretiyle 5000 adamı kurtarıyor ve kahraman oluyor. Sen bize sabır eyle yarabbim.

michael-sheen-passengers

Laurence Fishburne – namı diğer Morpheus- filme giriyor, gemide yetki sağlayacak bilekliğini veriyor ve ölüyor. Bu. Çok iyi öldü ama. İyi oynadı.
Andy Garcia, filmde Captain Norris’i canlandırıyor. Filmi izleyince yalan mı söylüyor bu diyebilirsiniz. Ama Imdb’den bakarsanız görürsünüz. Evet filmde oynuyor ve ismi Norris. Hatta geminin kaptanı. Filmin sonunda iki saniye görünüyor. Yönetmen kareye sokmuş sağolsun.
Ve Michael Sheen… Filmin en iyi yanı. Android bir barmen. Fragmanda da görmüş olmalısın. Gayet orijinal bir karakter. Ama sır tutabiliyor, sonra da kritik bir anda ispiyonlayabiliyor. Güncelleme gelmesi lazım bu özelliğine. (SAKIN İZLEMEYİN FİLMİ)

undefined

“Sıradan bir hayatınız varsa, anlatacağın hikayeler de sıradan olur.”  Bir de böyle bir replik var. Şaşalı bir replik gibi görünse de tırttır. Hiçbir hayat hikayesi sıradan değildir. Herkes kendi filmini yaşar. Into the Wild gibi gidip ölmekle sınırlı değildir güzel hikayeler. Ya da uzay yolculuğuna çıkmak zorunda değilsiniz. Öpüyorum sizleri.

Arada Sony’nin de reklamı yapılıyor, malum filmin haklarını Sony satın almıştı. Hikayesi acıklıdır. 2007’de proje aşamasına geçen film, Keanu Reeves ve Emily Blunt başrollerinde çekilecekti. Çünkü Reeves senaryoyu beğenip, şirketi ile yapımcılığını da üstleniyor. Anlaşmazlıkların ardı arkası kesilmiyor. Yönetmen değişikliği Emily Blunt’un Reese Witherspoon ile değişikliğini beraberinde getiriyor. Reeves sabit. Çekimler başlamıyor, yapım değişiyor, Witherspoon da filmden kaçıyor. Bu kez Rachel McAdams geliyor. Sorunlar bitmiyor ve Keanu Reeves bile kadrodan ayrılma kararı alıyor. Yapımcılığa devam etse de Sony filmi devralıyor, Chris Pratt ve Jennifer Lawrance geliyor. Yıllanmış filmden de sonuç olarak bu ortaya çıkıyor. Pes doğrusu. (SAKIN İZLEMEYİN FİLMİ)

Film çok kötü canlarım. Bu filmi izleyince, izlenmemesi gereken 10 filmi yazma isteğine sahip oldum. O yüzden izlemeyin.  Ama bence kaldırımda çarpışıp aşık olanları izleyin. Gemide yalnız kalan iki dingilin aşkını izlemeyin. Çok sevdiler bir de birbirlerini. Sırılsıklam aşıklar. O zaman ne yapıyoruz? Aşk gibi 3 hecelik ancak anlamı sonsuz bir kelimenin adını kirleten bu filmden uzak duruyoruz. Bir diğer film incelememizde görüşene dek, bu filmi izlemiyoruz. Sağlıcakla kalın.

passengers3

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel5 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba1 hafta ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba1 hafta ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba3 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba4 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba