Connect with us

Bomba

Inhumans 1.Sezon 4. 5. ve 6. Bölümleri İnceleme ve Easter Eggleri

Yayınlandı

on

Bu dizi, çok sancılı süreçlerden geçerek ekranlarımıza geldi. Ortaya bu konsept ile çıkabilecek çok güzel işler varken, elimizdeki sonuç ne yazık ki hüsran oldu, eminim ki Marvel dizileri arasında hem en az izlenen hem en az sevilen yapım olarak yerini almıştır. Dizinin iyi olduğu yanları az da olsa vardı, ben de bölümleri hatırlatıp kısaca neler iyiydi, gerekirse neler kötüydü, ve gözlerden kaçmış olabilecek easter egglere değineceğim.

Dizinin kötü çıkmasının sebep olduğu bir durum daha var ki bunu son bölümü izleyenler tahmin edeceklerdir ben de orada bahsetmeyi tercih ediyorum, fakat hepimiz Inhumans ailesi çok daha görkemli bir şekilde, hatta sinemada kullanılsın isterdik bundan şüphem yok.

Make Way for… Medusa

Bölüm Medusa ve Felicity çakması karakter Louise’nin Dünya’da Black Bolt’u aramasını, Karnak ve Jen’in ilişkisini, Gorgon’un ekip ile maceralarını anlatıyor. Ayrıca yine bu bölüm Maximus’un Dünya’daki doktor Evan Declan ile çalıştığını öğreniyoruz. Maximus Dünya’ya ne ara bu kadar yayıldı, orada iletişime geçebileceği, gerektiğinde kullanabileceği kontaklar edindi hiçbir şekilde bilmiyoruz ve dizi buralara girmiyor. Ayrıca Gorgon’un sahnelerinde benim yüzümden öldü muhabbeti artık milyon kere izlemiş olduğumuz için mide bulandırdı. Karaktere gereken gelişimi, değişimi her defasında senaristler bu yolla vermek zorunda değiller. Attilan’da ise Maximus genetik konseyi – amaçları ne bu konseyin?! – kendi tarafına çekiyor. Bölümün güzel yanları mı? Sadece easter eggler.

Onlar da;

  • Bölüm ismi ”Make Way for… Medusa” Amazing Spider-Man vol 1 62.sayısındaki öykünün ismine bir gönderme.
  • Karnak’ın Dünya’da giydiği giysiler son yıllardaki çizgi romanlarda giydikleri ile birebir aynı.

Something Inhuman This Way Comes…

Bu bölüm ise Black Bolt, Medusa ve Louise ailenin kalan üyelerini arıyor. Gorgon da aynı zamanda Karnak’ı arıyor. Bölüm içinde Karnak Gorgon ilişkisine odaklanan bir flashback de görüyoruz. Şu Ay’dan Amerikan bayrağını sökmeli bu sahne bize Gorgon’un zekasının ne kadar yerlerde olduğunu gösteriyor. Karnak ise yeni aşkı Jene ile kaçıyor. Aralarındaki bir sahnede Karnak’ın Jene’e ”senin ırkın farklı olan herkese kötü tepki verme eğiliminde, özellikle de otorite sahiplerine” kısmı güzeldi. Beklemediğim diziden geldiği için şaşırttı diyebilirim. Jene ile yakalandıklarında, dövüş sahneleri, Gorgon’un yardıma gelişi, bu kısımlar bölümün en iyi sahneleriydi. Bölüm sonunda ise aile buluşuyor, tekrar ayrılmak için! Easter eggler ise yine yüze tebessüm konduran cinstendi.

Easter eggler;

  • Bölüm ismi yine bir çizgi roman sayısı Black Bolt:Something Inhuman This Way Comes’dan gelmekte.
  • Karnak’ın eli ile kurşunu ikiye böldüğü sahne muazzamdı, diziyi izlememin üstünden günler geçmesine rağmen aklımda kalan sahnelerden biri, ve tamamen çizgi romandan alınma.

 The Gentleman’s Name is Gorgon

Bölüm Maximus’un Kraliyet Ailesi tarafından tahtından edildiği bir kabusu görmesiyle açılıyor. Crystal aileye şimşekler yaratarak mesaj gönderiyor. Black Bolt ve Medusa Crystal’in yanında, Karnak ve Gorgon ise tuzak olduklarını bildikleri halde Auron’a doğru gidiyorlar. Maximus ise Dünya’ya onun için savaşmaları adına madencileri gönderiyor. Cidden ”bu mu planın Maximus?” diye sorgulamamak elde değil. Bu bölümdeki bir flashback sahnesi ise Gorgon, Karnak ve Maximus’un eğitim sahnesi. Maximus güzel resmedilmiş. İyi bir sahneydi fakat neden üstünde spor taytı var ve Attilan’daki bütün her şey taht odasında yapılıyor?! Attilan’da Tibor karakteri ise Maximus’a bir darbe planlıyor fakat başarısız oluyor ve bölüm sonunda Maximus tarafında boğazı kesilerek ölüyor, yoksa Ramsey mi demeliyiz? Son olarak fake Cyclops’umuz Mordis’imiz ise Gorgon’un kendini feda etmesi sonucu yeniliyor. Triton’dan sonra Gorgon’un da ölümü kesinlikle saçma dizi bütün karakterlerine yanlış davranıyor ve hepsini tek tek harcıyor.

Easter Eggler;

  • Medusa’nın daha önce Dünya’da yaşadık sözleri çizgi roman’a bir göndermeydi. Çizgi romanlarda 60’lı yıllarda Inhumans ailesi, hatta Attilan ilk olarak Dünya’da bulunmaktaydı, 80’li yıllardaki sayılarda ilk olarak Ay’a taşındılar.
  • Maximus boğaz kesme sahnesi kesinlikle bir Ramsey Bolton göndermesi.
  • Dave Crystal’e God of Thunder diye hitap ediyor, Marvel evreninde bu lakabın sahibi tabi ki de Thor.

 

Şimdilik bu kadar, diziyi Mcu’u eksiksiz takip etmek istiyorum diyorsanız, çerezlik bir dizide olsa izlerim diyorsanız bir iki günde ard arda bölümler izleyerek bitirebilirsiniz. Fakat bahsettiğim gibi, çok kaliteli bir dizi, hatta kaliteli bir dizi beklemeyiz! Bu gibi beklentiler için sizi yine abc’nin dizisi Agents of Shield’a alalım.

Son iki bölümün incelemesinde görüşmek üzere!

Bomba

2017’nin Hayal Kırıklığı Yaratan Filmleri

Yayınlandı

on

Uzun süredir gerek eğitim durumu gerekse yolculuklarımdan dolayı yazamıyordum. Hali hazırda vaktim olmasa bile evren ve sinema savaşları ile geçen bu yılın küçük bir değerlendirmesini yapmayı kendime borç bildim.

Öncelikle 2017 yılı; birbirini hiç tanımadan sadece mesajlar ile bir araya gelebilen, samimi bir şekilde kar amacı gütmeden fikir alışverişi yaptığımız, bir kişi dahi olsa ulaşmaktan, yeni şeyler kazandırmaktan çekinmeyen bu ailenin, küçük de olsa bir parçası haline geldiğim, her şekilde güzel hatırlayacağım bir yıl olacak.

Ama, 2017′ de sinema da her şey güllük gülistanlık değildi. Bu durum vizyona da yansıdı. Gelin listeye bir göz atalım.

RESIDENT EVIL:FINAL CHAPTER

Önce oyunu ile tanışıp filmlerine yönelmiştim. Kendimce daha çok olayın içinde yer alabildiğim için oyunlarını filmlerine her zaman tercih ederim. Ancak finale yakışmayan, bayağı ve ruhsuz olmuş. Serinin en kötü anlarında bile hepimiz Mila Jovovich ile filme tutunduysak da artık o ruh kalmamış. Son film şimdiye kadar gördüğüm en kötü uyarlama ve CGI’lara sahip. Film boyunca müthiş bir isteksizlik hakim. Bitse de gitsek havasında son bir iş çıkmış ortaya. Mila Jovovich de tek başına bir yere kadar.

Sanki FPS oyununu hayatında hiç oynamamış birinin ilk defa aksiyon-savaş içerikli bir oyunu izlemesine maruz kalıyorsunuz gibi bir his uyandırdı.

DUNKIRK

Bomboş. Koskoca bir hiç. Yüzü bile gözükmeyen Tom Hardy. İnsanı olaydan soğutan bir durağansızlık. Anlamsız bir zaman bükümü. Belgesel yapayım derken, yarısında filme karar vermek. En ünlü psikologların bile ‘Bitmedi mi daha?’ diye soracağı bir drama. Nolan’ın eline yüzüne bulaştırdığı bir zaman kaybı olmuş kendileri. Büyük umutları boşa çıkarmakta başarılıydı.

TRANSFORMERS: THE LAST KNIGHT

Git gide yıprananlar diye listeyi değiştirsem daha iyi olacak sanki. Efsane seri her seferinde bir adım daha geriye düşüyordu ki, dibi boylayana kadar. Öncelikle belirtmeliyim, iyi robotların yaramaz robotlarla savaşması iki saat yirmi sekiz dakika gibi bir süre beni tutamaz. Üstelik öyle kendini tekrar ediyor ki, süre iki kat yavaş geçiyormuş gibi geliyor. Mark Wahlberg gibi bir zamanın bitik efsanesi filmde başrol oynayınca insan kendine kızıyor ‘Baştan anlamalıydım!’ diye.

Tek olumlu puanı alan şey ise, dünyanın insanlıktan önce bu yaşlı arabalara ait olması teması olmuştu.

TESTERE 8

Ben hayatımda böyle rezalet görmedim. Bir kere bile heyecanlandırmayan film olay örgüsü olarak 2. filmin kopyası olarak da hiç bir yeni şey katmamış durumda. Jigsaw öleli 10 yıl geçmesine rağmen adamları işi hala devam ettiriyor. Bu zaten 4. filmden itibaren mükemmel dizayn edilmiş bir iplik gibi çözülüp 7. filmde her şeyin başladığı yerde mükemmel bir şekilde son bulmuştu. Arayış içinde yeni yönetmeni ile birlikte yeniden canlandırılmaya çalışılan efsane, yine aynı son ile biterek kendini yenilemedi. başı ve sonu belli olmayan bir film gibiydi. Seriyi hiç izlemeyenler doğrudan bu filmi izleyebilirler. O kadar alakasız. 2. filmin kesilmiş sahneleri deseler daha iyiydi.

MUMYA

Açık ara en berbat film olabilme potansiyeline sahip bir film. Mantık hataları ile başlayan sahneler zorlama çarpışmalar ile devam ediyor. Karanlık evreni, dandik espriler ile süslemeye çalışmışlar. Efsaneleşen Rachel Weisz’lı Mumya serisinin parodisi olarak yayımlansa daha iyi olurdu. Akıllarımızdaki Tom Cruise’den uzak sıkıcı birini saatlerce izlemek bayıyor. Bütün stüdyoların Marvel çakması universe oluşturma çabası insanı soğutuyor.

KONG:KAFATASI ADASI

Görüntüler ve atmosfer olarak büyüleyici gibi gözükse de, Godzilla’nın aynısı. İnsanlık tekrar tekrar ölüme ve sona inanmışken başka bir yaratık tarafından kurtarılıyor.Amaçsız karakterlerle süslenmiş, neresinden tutsan elinde kalan bir film.

JUSTICE LEAGUE

Listenin olmazsa olmazı, belki de kendine ilk sıradan yer bulabileceği tek yer olan film. Kötülüğü, talihsizlikleri, demirbaş Batman’in halleri, kıyas içinde olduğu Marvel’in ezmesi derken baskılara rağmen böyle bir ekibi toplayıp film çıkarmak saygı duyulacak bir iş. Ancak Marvel ile kıyas içinde oluşu iki kat beklentileri boşa çıkarmasını sağladı. İzleyiciler zaten beklentilerini belirli bir seviyeye çekmişlerdi. Marvel her zaman olduğu gibi daha iyisini yapınca Fanboylar bile DC’den soğudu. Suicide Squad ile haber veren DC, yine de elinden geleni yaptı ama ilerleyemeyerek 2017’ye yenilgi ile veda etti. Oyuncu kadrosu potansiyeline yakışmayan derecede hayal kırıklığı olmuştu.

Öyle ya da böyle 2017 yılını geride bırakıyoruz. Ne dersiniz? Sizinde bu yıl büyük umutlar ile bekleyip boşa çıkan filmleriniz oldu mu? Umarım 2018 yılında herkesi memnun eden evrenler ortaya çıkar ve genişlerler. Mutlu Yıllar Karabüyücü Ailesi!

Okumaya Devam Et

Bomba

The Walking Dead 8.Sezon 8.Bölüm “How It’s Gotta Be” İncelemesi

Yayınlandı

on

Kutluhan’ın incelemesi:

The Walking Dead, 8. sezona hızlı bir giriş yapmıştı. Resident Evil filmi gibi konu değiştirmiş,  zombi mücadelesi insanların savaşına dönmüştü. Bunun ilk nedeni, apokaliptik bir dünyada da yaşansa, baya bir insanın savaşçı ve değişmiş olmasıydı. Negan da geçen sezonu hareketlendirmiş ancak yükseldiği yerde kalmıştı. How It’s Gotta Be bölümü de Negan’ın yükseliş bölümlerinden biri oldu. Sezonun en dolu, en hareketli bölümünü de sezon arasına denk getirmişler. Ki bu çoğu izleyiciyi yoran bir durum oluyor. Bu durum bana biraz tembel bir stratejiymiş gibi geliyor. Her bölümü aynı tempoda olan diziler beni kendine bağlamıştır. Walking Dead, bazen tüm bütçeyi birkaç bölüme ayırıyor, geri kalan bölümlere az mekanlı dramatik sahneler bırakıyor. Walking Dead’in artık bir tempo seçmesini ve sezonlar arası bu kadar kalite farkı olmaması gerektiğini düşünüyorum. Ve “How It’s Gotta Be” sekizinci sezonun en iyi bölümü olabilir. SPOILER içeren yazıya geçebiliriz.

Sinema televizyon öğrencisinin ilk kurgu ödevi gibi bir sahneyle başlıyor. Müzik eşliğinde sahne ve karakter geçişleriyle bölüme başlıyoruz. Basit bir sahne olsa da dizi belirgin bir çizgi çizdi. Karakter düşünceleriyle başlıyor ve karakterlerin son haliyle bitiyor. Herkes düşünceli ama Negan kararlı. Sezonun ilk bölümünden beri Saviors’ın çaresizliğini görmemiz, bize bu bölümün geleceğini hissettiriyordu. “Now, Negan in charge!”

Kötü karakteri sevilen dizi başarılıdır. Kilit öğedir. Peki Negan’ı hala seviyor muyuz? Karakter derinleştikçe daha çok seviyor olabiliriz. Ama bu bölümdeki zayıflığı beni hayal kırıklığına uğrattı. Sinirli olduğunu biliyoruz ama Carl ile vakit kaybedecek kadar mı sinirli? Daha sabırsız daha yıkıcı olmalıydı. Kalabalık bir güce karşı saldırmayı seçen birinin kaçışı düşünmüş olmalıydı. Hatta üç dakika verdi değil mi? Gerçi bu senaryoyu da Dwight ile toparladılar sanırım. Kaçış imkansızdı ama Dwight’ın ihaneti kaçışın anahtarıydı. Carl’ın liderliği, Carl’ın iyiliği, Eugene’in pişmanlığı, Rick’in ve Daryl’in korkusu, Maggie’nin kararlığı, Ezekiel’ın geri dönüşü ve Michonne… Karakterin girişi çok yüksek olup durgunlaşmıştı. Ama bu bölümde kılıçla bir insan parçaladığını gördük. Carol’dan sonra başka bir psikopata hazırız. Her neyse bölümü bir bir konuşmaya gerek yok. Konuşmamız gereken oyunculuklar, müzikler, sahneler ve final.

Gerçekten bir saatin nasıl geçtiğini anlamadık. Sebebi ise müzikler. Tempoyu belirleyip, sahnelerin akıcı hale gelmesini sağladı. Gölgeler, sis bombaları ve durum çatışmaları da bana istediğimi verdi. Kayıp görmek istiyorum. Cehennemi dünyaya uyarlamaları gerekiyordu ki bu bölümde bunu Negan’ın gazabı olarak yansıttılar bu da beni tatmin etti. Rick’in kaçışı, Maggie’yi salışları ekibin geri dönüşünün habercisi elbette. Bu sezon bu iş sonlanabilir. Bölümün finali bunu gösteriyor. Carl’a çoğu zaman uyuz olsak da bu bölümün gözdesiydi. Karakterinin değişimlerini hep beraber izledik. Bir çocuğun bu dünyada büyüyüşünü gördük. Maggie ve Judith ile umut yeşerttik ama buraya kadarmış. Rick ise artık oğlunun zombiye dönüşmesini kaldıramayacaktır ve son gücüyle darbeyi vuracaktır.

En iyi bölümün sezon arası olduğu için üzgünüm ancak güzel bir tempo yakaladığı için mutluyum. Umarım ara bitince yaşlı Rick yine görünmez. Mutlu son fazla ütopik olur bu senaryo için. Daha gerçekçi, daha detaycı bölümler bekliyorum. Umarım tempoyu kaybetmez ve bizi güzel bölümler bekler.

Anıl’ın incelemesi:

Kutluhan’ın görüşlerinin çoğuna katıldığım için ara sezon finalini tekrar özetlememe gerek yok. Söyleyeceğim birkaç detay olacak ve incelemeyi bitireceğim.

Rick, yaptığı tüm planların başarısız olduğunu gördüğü gibi hem sezon başında izlediğimiz gelecek yok oldu, hem de Carl’ı zombi ısırarak gözünün önünde oğlunun yavaş yavaş ölümüne tanıklık ediyor. Kısacası Rick, insanlığı ile bağlantılı olan tek kişiyi de kaybediyor. Bundan sonra Negan’ın kötü kaderini beklemeye başlayabiliriz.

Bir başka kötü kader ise Ezekiel’ın başına gelecek. Çizgi romanlarda baya kötü bir şekilde can veren Ezekiel, aynı şekilde burada da ölüme doğru ilerliyor. Ancak yaptığı onurlu davranış sonucu ölümü de son derece onurlu olacak biz izleyenler için.

Ezekiel’in ölümü

 

Carl’a geri dönecek olursak, ölecek olması TWD evreninde büyük değişimlere yol açacağı neredeyse kesin. Ne zaman ısırıldı diye soruyorsanız, Siddiq’in anasını onurlandırmak için zombileri öldürdükleri sırada zombiler Carl’ı yere sermişti. Muhtemelen o sırada ısırıldı ve bu sayede Negan’ın karşısına korkusuzca çıktı. Zaten öleceğini bildiği için kendini feda etmek istedi. Diğerleri buna nasıl izin verdi bilinmez ancak Carl’a 8 senedir ilk defa saygı duydum.

Son olarak Negan vs. Rick’e bayıla bayıla izlerken bir saçmalık meydana geldi. Lucille’i kapan Rick, Negan’ın beynini dağıtacağına sopa ucuyla dokundu. Evet evet, dokundu. YAHU BEYNİNİ DAĞITSANA BE ADAM! diye fırlattım sehpayı da laptop’u da. Negan hemen ölemez anlıyorum ama o zaman böyle bir sahne çekmeyeceksin. Yazık ettiler güzelim dövüşü. Neyse incelemem bu kadar arkadaşlar.

Sezon açılışında görüşmek üzere!

 

Okumaya Devam Et

Bomba

En Underrated Diziler #3 : Falling Skies!

Yayınlandı

on

Doğancan Gedik’in başlattığı ve Person of Interest ile Luther hakkında yazmış olduğu ”En Underrated Diziler” serisinde mutlaka olması gerektiğini düşündüğüm bir diziyi anlatmak istiyorum: Falling Skies.

Bundan yaklaşık altı yıl önce yabancı dizi izlemeye başladım ve bu süreçte yirmiden fazla dizi bitirip, bir o kadar diziyi de yarım bıraktım. Yabancı dizilerin hayatımda bu kadar yer tutmasını sağlayan en önemli etmen ise tüm bu diziler arasında ilk izlemiş olduğum dizi Falling Skies’tır diyebilirim.

2011’de başlamış olan dizimiz onlarca başarılı yapımda emeği geçen Stephen Spielberg ve Er Ryan’ı Kurtarmak ve Thor: Karanlık Dünya gibi önemli filmlerin yazarlarından olan Robert Rodat tarafından oluşturulmuş bir Dreamworks Television yapımı. 5 sezon boyunca TNT’de yayınlanan dizi, 2015 yılında ekranlara veda etti.

Dizi, genel olarak, hala devam eden uzaylı istilasında eşini kaybeden Tom Mason (Noah Wyle) ve oğullarının uzaylılara karşı olan savaşta hayatta kalma mücadelelerini işliyor.

 ”Sıradan” diyebileceğimiz bir ana konuya sahip olan Falling Skies’ı bence diğer post apokaliptik dizilerden ayıran önemli etmenler; kullanılan düşük bütçeye rağmen dizideki efektlerin güzel olması, bol aksiyon içerip hiç sıkmaması ve savaş psikolojisini olabildiğince gerçekçi anlatabilmesi. Bunlar haricinde, dizinin en iyi yanlarından biriyse ”iyi” ya da ”kötü” karakterler olmaması: savaşın ve kıtlığın insanlar üzerindeki etkisi ve insanların çıkarları doğrultusundaki değişimleri çok gerçekçi bir şekilde işleniyor.

Peki, yapımcılarının Steven Spielberg ve Robert Rodat olduğu bu Dreamworks dizisinin bu kadar underrated olma sebebi ne? Bu soruya cevap olarak konusunun daha önce birçok yapımda kullanılmış olması, bütçesinin gerekenden az olması, dizide rol alan oyuncuların çok ünlü olmamaları ve hepsinden önemlisi: dizinin yayınlandığı dönemde benzer bir konuya sahip The Walking Dead’in ortalığı kasıp kavuruyor olması söylenebilir.

Sonuç olarak, Falling Skies’ın ”muhteşem” olduğunu ya da kesinlikle kendine hayran bırakacağını söylemiyorum ama zaman öldürmek isterseniz kesinlikle denemeniz gereken, oldukça akıcı bir dizi olduğunu düşünüyorum.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Bomba3 hafta ago

2017’nin Hayal Kırıklığı Yaratan Filmleri

Uzun süredir gerek eğitim durumu gerekse yolculuklarımdan dolayı yazamıyordum. Hali hazırda vaktim olmasa bile evren ve sinema savaşları ile geçen...

Genel1 ay ago

Star Wars: The Last Jedi İncelemesi – Skywalker Efsanesine Saygı Duruşu!

Herkese merhaba. Star Wars: The Last Jedi’ı izledik ve incelememizi hazırladık. İncelemeyi Kutluhan ile Anıl farklı açılardan, farklı bakış açılarıyla...

Bomba1 ay ago

The Walking Dead 8.Sezon 8.Bölüm “How It’s Gotta Be” İncelemesi

Kutluhan’ın incelemesi: The Walking Dead, 8. sezona hızlı bir giriş yapmıştı. Resident Evil filmi gibi konu değiştirmiş,  zombi mücadelesi insanların savaşına...

Bomba1 ay ago

Inhumans 1.Sezon 4. 5. ve 6. Bölümleri İnceleme ve Easter Eggleri

Bu dizi, çok sancılı süreçlerden geçerek ekranlarımıza geldi. Ortaya bu konsept ile çıkabilecek çok güzel işler varken, elimizdeki sonuç ne...

Bomba1 ay ago

En Underrated Diziler #3 : Falling Skies!

Doğancan Gedik’in başlattığı ve Person of Interest ile Luther hakkında yazmış olduğu ”En Underrated Diziler” serisinde mutlaka olması gerektiğini düşündüğüm...

Bomba2 ay ago

Agents of Shield 5.Sezon Part 1 ve Part 2 İncelemesi: Orientation!

Marvel hayranları şu sıralar ellerini kana bulamış ve Punisher’ı bitirmiş, Infinity War fragmanıyla yükselmiş, Black Panther’i ve tabi ki Infinity...

Bomba2 ay ago

İddialar Gerçek Olmak Üzere! Disney, Fox’un Haklarını Aldığını Haftaya Açıklayabilir!

Biliyorsunuz ki, şu sıralar en önemli konu Disney’in 20. Century Fox’un çoğunluk hakkını satın alıp alamayacağı idi. Hatta haberini X-Men,...

Bomba2 ay ago

The Walking Dead 8. Sezon 7. Bölüm İncelemesi: Time For After

Bu inceleme The Walking Dead 8. sezon 7. bölüm hakkında SPOILER içermektedir. 8. sezon hayal kırıklıkları ile yoluna devam ediyor....

Bomba2 ay ago

Avengers: Infinity War Fragman İncelemesi!

Marvel, kurmuş olduğu sinematik evreninin 10. yılına girmiş bulunmakta. Çok şanslı bir nesil olarak, çizgi romanların sinemaya düzgün bir şekilde...

Bomba2 ay ago

The Walking Dead 8. Sezon 6. Bölüm The King, The Widow and Rick İncelemesi

Bu inceleme The Walking Dead 8. Sezon 6. Bölüm hakkında SPOILER içermektedir Geçtiğimiz haftanın incelemesi gelemediği için özür dileyerek sözlerime giriş...

Bomba