Connect with us

Bomba

IRON FIST 1.SEZON 13.BÖLÜM DRAGON PLAYS WITH FIRE SEZON FİNALİ İNCELEMESİ VE SEZONUN GENEL DEĞERLENDİRMESİ

Yayınlandı

on

Ve final bölüm incelemesiyle karşınızdayız. Aşağıda her zamanki gibi önce inceleme, daha sonra easter eggler olacak. Önceki incelemelerden farklı olarak ise en sonda benim ve diğer yazarların tüm sezon hakkındaki yorumları yer alacak. İlk bölümden son bölüme kadar incelediğimiz Iron Fist içeriklerine aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Iron Fist 1. Bölüm İncelemesi

Iron Fist 2. Bölüm İncelemesi

Iron Fist 3. Bölüm İncelemesi

Iron Fist 4. Bölüm İncelemesi

Iron Fist 5. Bölüm İncelemesi

Iron Fist 6. Bölüm İncelemesi

Iron Fist 7. Bölüm İncelemesi

Iron Fist 8. Bölüm İncelemesi

Iron Fist 9. Bölüm İncelemesi

Iron Fist 10-11-12. Bölüm İncelemeleri

Buradan sonrası Iron Fist 1.Sezon 13.Bölüm Dragon Plays with Fire hakkında SPOILER içerir.

Doğancan’ın incelemesi ve görüşleri:

Bölüm, sezon finali olduğu için beklentilerim çok yüksekti. Peki bölüm beklentilerimi karşıladı mı? Bunun cevabı çok tatmin edici olmasa da, bölüm için hiç yoktan iyiydi diyebilirim. Bölüm Harold’ın şirkete dönmesi ile başladı. Bölümün Danny’nin adını temize çıkarma çabasına odaklanması Luke Cage ile benzerdi. Araya giren intromuzdan sonra soluğu Hogarth’ın yanında aldık. Karakterin sezon finali için dönmüş olması güzeldi. Gözlerimiz artık onun için çalışan Foggy’i aramadı değil. Hand meselesi önceki bölüm büyük çoğunlukla Bakuto’nun da ölüp daha sonra cesedinin kaybolması ile kapanmıştı. Tahmin ettiğimiz gibi bölümün de dizinin de ana kötüsü konumunda Harold Meachum yer aldı. Ölümü ve ölümden dönmesi Nabu karakterini saymazsak diğer Netflix dizilerinde olmayan bir şey oldu ve bu Nabu gibi yan karakter değil de ana kötüye yapıldığı için karakterin deliliğe doğru yol alışı ile birlikte etkileyici oldu. Danny’nin Gao ile yüzleşmesi ve ailesinin ölümünden Harold’ın sorumlu olduğunu öğrenmesi ise hem Danny adına hem de dizinin bu bölümle Harold meselesini kapatmak adına önemli bir adımdı. Daha sonra karakterlerimiz Hogarth’ın da yardımı ile bir plan yaptılar. Bu planda Ward’ın da Danny’nin yanında, müttefikleri arasında yer alması çok hoştu. Özellikle dizinin sonlarında şirkette eskiden babalarının tablolarının olduğu yerde Danny ile Ward’un tablolarının olması çok güzel bir sahneydi. Planlamadan sonra ise uygulama vaktiydi. Dizinin en iyi aksiyon sahnelerinin bu bölümde olmasını bekliyordum fakat dövüş koreografileri bakımında benim gözümde hala en iyi bölüm 6.bölüm. Fakat bu bölümdeki son aksiyon da son derece tatmin ediciydi ve Danny’nin ilk kez gücünü bu kadar güzel kullandığı gördük. Daha önce varsa yoksa yaptığı kapı duvar kırmaktı. Fist’i yere vurduğu sahne tek kelimeyle harikaydı. Bu gibi sahneleri umarım Defenders’ta ve olursa dizimizin 2.sezonunda daha sık görürüz. Karakterin Harold ile olan son karşılaşması ise çok kaliteliydi. ıron fist1Fist ile kurşundan korunması da yine Iron Fist gücünün yaratıcı kullanımlarındandı. Bu sahnelerde ejder Shou-Lao’nun gözlerinin gözükmesi ise çok güzeldi ve çizgi romanlara saygı duruşu niteliğindeydi. Fakat ejderi tamamen görmek isterdim. Netflix’in bütçesi buna nasıl yetmiyor anlamıyorum. Dizi bu boss fight diyebileceğimiz dövüş bittiğinden sonra kalan 10-15 dakikasını potansiyel gelecek sezona ve Defenders’a yol yapmaya ayırdı. Bu sahnelerde gördüklerimiz bende hep bu da nereden çıktı tepkisi yarattı. Aşırı aceleye getirilmiş hissettim. Davos’un Joy ile konuşması, ona Danny’i öldürme planından bahsetmesi ve bölüm içinde babasına ”Danny’e nasıl iftira atarsın” diyen Joy’un pis sırıtışı sinirlerimi hoplattı. Önceki incelemelerde de bahsettiğim gibi dizi bu gibi tutarsızlıklarla doluydu. Gao’nun orada olması ve bu planı dinlemesi ise yine gelecek yapımlar için önemliydi fakat Gao Davos ile bir ittifak mı oluşturdu? Yoksa Davos Gao’nun oradaki varlığından habersiz mi? Bundan emin olamadım fakat bir ittifak var ise, bu da bir tutarsızlıktır benim gözümde çünkü Davos körü körüne Hand’den nefret ediyordu. Gelenekçiydi. Iron Fist Doctor Strange ise Davos karakteri de tam olarak Baron Mordo. En sondaki K’un L’un’un yok olmuş görüntüsü ise merak uyandırsa da o sahne de bende pek bir etki yaratmadı. Son düşüncelerime geçersem final bölümünü ne kadar beğenmiş olsam da hikaye adına pek bir şey yoktu. Evet Harold meselesi çözüldü. Fakat bir sürü cevapsız soru kaldı. Son 10 15 dakika çok aceleye getirilmişti. Ve en önemlisi, ben final bölümde bir kostüm bekliyordum. 1948 yılına ait Iron Fist’in kostümü gibi bir şey, ya da Daredevil’ın ilk sezon giydiği tarz bir şey yapılabilirdi. Bu kesinlikle büyük bir eksi. Umarım Defenders dizisinde karakteri klasik sarı yeşil kostümü ile görürüz.

defenders

Bir Jessica Jones eksik!

Ben bu üstteki görseli çok seviyorum. Umarım Defenders dizisinde Spider-Man de olur. Iron Fist de bu kostümünü giyer. Biz de zevkten mest oluruz.

Easter Eggler:

  • Stan Lee posteri!ironfist1
  • Claire tanıştığı diğer güçlü kişilerin ne kadar da karanlık ve sorunlu olduğundan bahsediyor.
  • Shou-Lao’nun gözlerinin gözükmesi.

Dizinin tüm sezonu hakkındaki görüşlerim ise şunlar: Dizi kesinlikle abartıldığı kadar kötü değil. Bir kere tüm CW kanalı süper kahraman dizilerinden iyi. Fakat Marvel-Netflix dizileri arasında son sırada olduğuna katılıyorum. Bunun sebeplerine gelirsek şahsi fikrim dizinin genel itibariyle hikayesi yavaş ilerliyor. Ana karakter dahil birçok karakter tutarsızlık gösteriyor. Dizi Claire’in Madam Gao ile aynı odada bulunup da neden Matt’i aramadığına mantıklı bir açıklama getiremiyor. Aksiyon sahneleri kısmına katılmıyorum çünkü ben beğendim. Şiirseller ve Danny’nin dövüş stilini yansıtıyorlar. Bir Daredevil kalitesine ulaşılamamasının nedeni, Daredevil’da olduğu gibi dizimizin başrol oyuncusu kostüm, maske giymiyor. Bu durum dublör kullanımını zor kılıyor ve aktör Finn Jones ise kendi oynadığı sahnelerde bu kadarını yapabilmiş durumda. Dizinin tamamında karakterin kostümüne kavuşmamış olması ise bence büyük bir eksi. Son olarak Marvel Netflix dizilerini puanlamam gerekirse;

Daredevil 1.Sezon: 9, Jessica Jones: 7, Luke Cage: 8, Iron Fist: 6 şeklinde olur.

Kutluhan’ın görüşleri:

Ün, şöhret, para her kategoride farklar yaratır. Müzik, dizi, film, spor vs. her sektör yaralı. Sinema sektörü efektler ve parayla ölürken, dizi sektörü de uçuruma doğru gidiyor. Kaliteli dizilerin iptaline o kadar çok şahit oldum ki dizilere bağlanmamayı öğrendim. Bu hafta Into the Badlans 2.Sezon yeni bölüm geldi. Onay alma konusunda sıkıntı çekmişti. Ama gelen bölüm, o kadar üst düzeydi ki her şeyi ve tüm dandik dizileri unutturdu. Ve onlardan biri de Iron Fist. Netflix’in direkt yayınlamasının çekiciliğiyle izlemeye başladığım Marvel dizisi, hızlı bir şekilde geçerek izlediğim diziler arasına girdi. Vasat bir finalle de beni yanıltmadı. Çizgi romanlarını bilmiyorum ama easter eggler umrumda değil. Daredevil ya da Jessica Jones ile bağlantıları hele hiç umrumda değil. Gereksiz bulduğum karakterler diğer dizilerden çıkıyor, zayıf dövüş koreografileri karakterin tarzı oluyor, şirket entrikaları Kanal D’den çizgi roman senaryosuna dönüşüyor bla bla bla. O kadar çok dizi, film izledim ki kalitesiz bir yapımı gözünden anlayabiliyorum. Gerilim yaratamayan, dram hissettirmeyen, heyecanlandırmayan, gelecek sezonu merak ettirmeyen dizinin ne gibi bir çekiciliği var? Dizi film izlemenin boşa zaman geçirildiği söylenen bu dönemde, böyle diziler izlemek bazı boş insanları haklı duruma getiriyor. Gerçek hayatta öğrendiklerimden çok, kitap dizi filmlerle bir yere gelmiş biri olarak, size hiçbir şey katmayacak yapımlardan uzak durmanızı öneriyorum. Iron Fist’te bunu yaptık artık çok geç. Ama eğer bunu okuyorsanız, popüler yapımlara ön yargılı davranmanızı isterim. Seçici izleyiciler olursak, zenginleri daha çok zengin yapmak yerine, hak edene para kazandırıp daha iyi yapımlar görmeye başlayabiliriz. İzleyicilere yol göstermek için eleştirmen olmak istedim ve yazılar yazdım. Ulaşabildiğim insanlar olduysa ne mutlu bana. Iron Fist zaman kaybından başka bir şey değildir.  Aksiyon istiyorsanız sizlere Black Sails, Into the Badlands, Person of Interest önerebilirim. Rezil CGI, vasat karakter yapısı, zayıf kurgusu olan Iron Fist, benden geçemedi arkadaşlar.

Tuna’nın görüşleri:

Iron Fist: Netflix’in en kötü Marvel dizisi mi, en çok hakkı yenen mi?

Malumunuz, Daredevil ve Jessica Jones’un art arda yakaladığı başarılar, eleştirmenlerin mutluluk gözyaşları, zirveden inmeyen dizi puanları derken Marvel-Netflix ortaklığından çıkacak her şeye şaheser potansiyeli biçildi. Ancak bu ne kadar gerçekçi bir hayaldi, suçun ne kadarını ardından gelen dizilerde aramak gerekir? Belki tartışılır bir yorum olacak ancak bana kalırsa eldeki hiçbir yapımı görmeden önce sadece dizi isimlerinden olası bir kalite sıralaması yap deseler cevabım şu olurdu: Daredevil>Jessica Jones>Luke Cage>Iron Fist.

Nitekim de sonuç olarak elimizde buna benzer bir sıralama var ki ben iki diziyi de gördükten sonra Luke Cage’in hiç de Iron Fist’ten öte bir dizi olduğunu düşünmüyorum. Yer yer fazlası yer yer eksiği olan bir diziydi. Ancak daha hiç birini görmeden böyle kolay bir tahminde bulunabilmenin de bir sebebi var? Nedir? Çizgi roman. Elimizdeki karakterleri sıraladığımızda en çok üzerine düşülmüş en yoğun drama hikayesi olan hep en çok ön planda olmuş karakter tabii ki de Daredevil bu dörtlü arasında. Bunu geçelim. Bana çizgi romana gelişi dahil ilk X-Men filmlerinden bile sonraya tekabül eden Jessica Jones’u Luke Cage’den öte bir noktaya iten nedir? Şu kısacık tarihine marjinal bir çizgide kendine özgü ancak kesinlikle basit olmayan bir anti-kahramanın, Netflix’in genel çizgisini renklerini de hesaba katarsak harikalar yaratmaması imkansıza yakındı. Luke Cage’den başından beri çok ciddi bir beklentim yoktu çünkü her ne kadar çizgi roman tarihinin en popüler karakterlerinden olsa da, her ne kadar Netflix çizgisinde de olsa ele bir TV dizisi olarak çok parlak bir şey çıkaracak, bu elementleri elinde barındıracak bir dizi değildi. Luke Cage hikayeleri öyle ya da böyle etrafındaki dünyayla şekillenir. Ki diziyi başarılı kılan unsurları da yine tek başına başrol de değil, zaman zaman rol çalan zaman zaman Cage’i sivrilten karakterlerdi bana kalırsa.

Peki bu resimde Iron Fist nereye düşecekti? Öncelikle Netflix’in çekeceği, Uzakdoğu öğeleri yüksek bir diziden beklentinizin yüksek olması doğal. Ancak buna bir de Arrow’a benzer mi endişeleri etrafında çekilmiş bir seneler sonra New York’a dönen genç zengin hikayesi ekleyin. Öyle ya da böyle bir dizi-sinema evreni içinde olduğu için bu zamana kadar nerelerdeydi soruları sordurtmamak ve karakteri iyi oturtmak için bir orijin hikayesi yaptığınızı ve dolayısıyla bol bol iş dünyası, koltuk kapmaca hikayeleri , aile dramı sokmak zorunda olduğunuzu ekleyin. Ki Iron Fist, Green Arrow’un aksine tüm dünyası öyle ya da böyle bu şirket ilişkileriyle gelişen bir karakter de değil ancak ne yaparsınız, bu bir orijin hikayesi. Elde başka ne var, fantastik bir K’un L’un, mistik bir manastır, ejderhalar, bambaşka bir hayat ve felsefe var. Bana kalırsa bu diziyi alıp iki üç seviye yukarı çekebilecek, şu an bambaşka şeyler konuşmamıza sebep olabilecek öğeler bunlardı. Belki 13 bölümlük bir Netflix yapımı için çok daha ciddi bir bütçe ve kendini bu kurgusal dünyaya çok daha fazla verebilecek bir senarist-yönetmen ikilisi lazımdı, ancak kısmen de olsa daha çok bu öğeleri görebilirdik. Bu belki hem bize hem de aslında dizinin arkasındaki ekibe “Kimdir bu Danny Rand-Iron Fist?” sorusunun cevabını daha bütünlüklü verebilirdi. Ancak böyle dev bir külliyatı da işin içine katamayınca elde ne kaldı? Bol bol şirket-aile dramı, arkadan iş çevirme, çizgi romanda dahi çok yavan olan –iyi ki karakterli davranıp ikinci bir Olicity vakası yaratmadılar, bütün dizi sekreter kıza kötü kötü baktım elimde olmaksızın- bir aşk hayatı, bence çizgi romanda komple yavan olan bir Colleen Wing, çocukluk travmaları, bir de ciddi bir sürprizi zaten Daredevil’da kaçmış bir Hand.

Kaldı ki Iron Fist çizgi romanda her zaman bütün olarak okumak istediğiniz br karakter değildir. Her ne kadar solo hikayeleri olsa da Iron Fist’i popüler kılan Luke Cage’in eküriliğini yaptığı Heroes For Hire serisidir, ki o serinin bir başka rengi de çıktığı dönemdir- bu yüzden yakın zamanda yeniden çıksa da tutmadı- o da başka bir hikaye. Sözün özü, her ne kadar mistik güçleri olan, bütün gençliği ağır bir uzak doğu disipliniyle geçmiş ve tarihsel bir sorumluluğu omuzlarında taşıyan bir karakter olsa da, Iron Fist en sonunda sokak seviyesi kahramanların Johnny Storm’u, Bobby Drake’idir. Her ikisinin de karakterizasyonu, bolca boş boğazlık, kötü şakalar yapar ve Luke Cage ile birbirlerini bu şekilde dengeleyerek gelişmiştir . Iron Fist’in ciddileşmesi yüzünü Uzak doğuya döndüğünde olur genelde, New York’un arka sokaklarında değil. Ancak biz Defenders’ten önceki son durak olmasına rağmen Marvel logosu gibi her yerde belirmesi gına getirmiş bir Claire Temple dışında tek bir şey görmedik. Karen Page’in adı geçti, Devil of Hell’s Kitchen dendi, Jessica Jones’dan ismini zikretmeden Joy bahsetti ve Claire üzerinden bol bol Luke Cage uyarlaması yapıldı. Bu belki bütünlüklü bir dizi evreni için yeterli gözükebilir ancak; birincisi, elinizde Jessica Jones gibi tesadüfen ya da kendi kişisel sorunları yüzünden kendini maceraların içinde bulan bir anti-kahraman ya da sezon finalinde sırra kadem basan bir Luke Cage olabilir, ancak bize Hand’i ilk elden tanıtan, eski kız arkadaşını onlara kaybetmiş, yeni kız arkadaşı gazeteci kendisi de avukat olduğu için şehirde skandalın kokusunu üç yüz metreden alan bir Daredevil var. Luke Cage’in eksikliğinde Iron Fist’in ciddi yarısını oluşturabilirdi bir iki bölümlük de olsa. Hadi bu çok fazla olurdu diyelim, yine de dizi evreninin bütünlüğü açısından hiç değilse bir Karen Page görebilirdik Ward ile röportaj yapan çakmasının yerinde. Ya da polislik ile süper kahramanlık arasında kafası karışmış bir Misty Knight için yönlendirici de olabilirdi. Yani küçüğünden büyüğüne görebileceğimiz bir çok cameo vardı ve bunların hepsi, Iron Fist’in solo hikayesini çekme ızdırabından birkaç saniyelik de olsa bizi kurtarabilir, devamında izlerken aklımızda daha bütünlüklü bir Danny Rand izlenimi bırakabilirdi. Ki yaptığı her şakada, hafife aldığı her olayda böyle bir Iron Fist’in izlerini aradım. E durum böyle olunca, K’un L’un’u ve o mitolojik şehri, öğeleri kullanmadığınız zaman, Iron Fist, merkezinde sadece kendisinin olduğu dram dolu orijin hikayesini anlatmak isteyeceğiniz son karakterdir. Elinizdeki diziye yavan diye bakarken bir de aslında bunu oluşturan malzemeleri ve şartları da görmek gerek. Yani ortada çok şaşırtıcı bir şey yok, Netflix’in K’un L’un ve diğer kahramanların kullanımı konusundaki tasarrufunu da düşününce. Peki tek mesele bu muydu, eldeki malzemeyle daha iyi bir dizi çekilebilir miydi ya da aslında bütün bu eleştiriler arasında kaçan soru, Iron Fist gerçekten kötü bir dizi miydi?

Öncelikle, sezon finaline doğru gittikçe yavanlaşan bir öldürülmüş anne-baba dramı bu kadar çok göze sokulmayabilir, izleyici açısından da daha heyecanlı bir hikaye yaratabilirdi. Yer yer artık izlerken içim daraldı. İkinci olarak, ortada birbiriyle zar zor örtüşen iki hikaye izledik. Biri Harold-Ward-Joy üçlüsü üzerinden geçendi, diğeri de Danny-Colleen-Gao diye başlayan ve sonrasında Claire, Bakuto ve Davos’a genişleyen. Bu iki hikaye özellikle sezon sonuna doğru iyi bir bağlantı kurdu evet kabul. Ancak Danny’nin çok göze batan bir şekilde dizinin şirket ayağıyla birkaç radikal-klişe atar dışında hiçbir şekilde ilgilenmemesi, yoldan geçerken şirketten atıldıklarını öğrenip üzerine iki saniye bile düşünmeyip şirkete dürüstlük iksiri malzemesi bulmaya gidişi, bu absürtlüğün en sembol anıydı bana kalırsa. Evet, karakter gelişimi açısından belki çok tutarsız değildi, dizide yansıtılan Danny’nin hiçbir şekilde şirketi önceliğine almaması, hatta New York’a niye geldiğinin bile uzun süre belirsiz kalması düşünüldüğünde anlamlandırılabilirdi. Ancak biz diziyi Danny Rand’in gözünden değil, üçüncü kişiler olarak izledik, böyle bir anlatım vardı dolayısıyla bir yerden sonra çokça birbirinden bağımsız gelişen ve biri ortak paydaları olması gereken Danny’nin hiçbir şekilde iplemediği iki hikaye ve aralarındaki geçişler bir yerden sonra yorucu olmaya başladı. Bunlar dizinin benim nazarımda en negatif taraflarıydı.

Genel olarak dövüş sahneleri abartıldığı kadar kötü değildi ve her bölüm gittikçe daha iyi dövüşler izlemeye başladık ki bu da teknik bir meseleden çok dizinin arkasındaki ekibin kararı gibiydi. Zaten hikayeyi de düşündüğünüz zaman ilk üç bölüm elde ucuz kiralık korumalar varken gitgide daha çok Hand mensubuyla karşılaşan bir Iron Fist’in kendini dizi ilerledikçe açması da makuldü. Finn Jones’in oyunculuğu ise bana batmadı, çünkü eldeki malzeme Matt Murdock ya da Jessica Jones değil, çok daha basit, ne istediği belli, direkt bir karakter Danny Rand. Hatta bence bu halini daha iyi yansıttığı için de aile dramının daha çok baydığını söyleyebilirim. Hakeza Colleen ve Davos da pek öyle köşeli karakterler değil genel anlamda. Ki dizinin genel olarak oyunculuk sorunu olmadığı da özellikle Harold ve Ward karakterleri kanıtlar nitelikteydi, her bölüm ses tonlarından mimiklerine hayranlıkla izledim. Bunun dışında da dizinin yukarıda bahsettiğim iki hikayenin Danny üzerinden kopuşu hariç bir akış sorunu da yoktu bence. Özellikle Luke Cage’de olmayan, her bölüm bir diğerinde olacakları merak ederek bitirmemi sağladı Iron Fist. Aksiyon sekansları da hikayenin anlatım sırası, akışı tansiyonu hiçbir şekilde sorunlu değildi kannımca. Belki Claire’in sahnelerini istisna sayabilirim, bu kadar çok hikayenin içinde olmasına, Defenders’a giden yolu açması bir yana, dizinin kendi bağlamında gerek yoktu.

Sonuç olarak, şahsi görüşüm Iron Fist’in ne en çok hakkı yenen ne de en kötü Marvel dizisi olduğu. Evet, elimizde Daredevil ve Jessica Jones ile karşılaştırılabilecek bir dizi yoktu. Evet, Netflix diğer kahramanların kullanımı ve K’un L’un konusunda cimri davranmıştı. Ancak eldeki kaynak materyali ve dizinin bütünlüklü olmayan ve aslında dramla çok da iç içe olmayan bir karakterin, acı ve sansasyon dolu solo orijinini anlatma amacında olduğunu düşündüğümüzde, elimizde potansiyelinin çok üstünde bir dizi kaldı, keza akıcılığı öncülü Luke Cage’in üzerinde idi. Şahsi görüşlerim bunlardır efendim, farklı görüşleriniz varsa da yorumlarda buluşalım.

Barış’ın görüşleri:

Ben aslında çok uzun tutmayacağım, herkes uzunca anlatmış derdini ama ben daha kısa birkaç kelam edip genel bir şeyler söyleyeceğim. Dizi kesinlikle aldığı ağır eleştirileri hak etmiyor ama bu çok iyi bir dizi olduğu anlamına gelmez. Mesela ben dövüş koreografisini oldukça sevdim, en çok eleştirilen yanı buydu mesela dizinin ama bence gayet başarılıydı. Beğenilmemesinin iki sebebi olduğunu düşünüyorum.

1- Beklentinin Daredevil olması

2- Kung Fu’nun genel yapısı ve felsefesi

Dizi ile ilgili beğenmediğim şeyler de var elbet, öncelikle Defenders öncesi son dizi olduğu için biraz Defenders yolu yapılsaydı ve Claire’in çıkıp benim de yetenekli arkadaşlarım var demesinin ötesine geçilseydi çok güzel olacaktı. Ayrıca bütçemiz azdı diye ejder koymadık diyorsunuz anlıyorum da azıcık K’un L’un görseydik bari tamamen CGI kuş bakışı bir görüntüye bile razıydım. Son olarak da finalin olmayışı, bence dizinin 7-8 bölümlük güzel bir hikayesi vardı ve 13 bölüm yapma uğruna güzelim hikaye uzadı ve final bir türlü bağlanamadı. Ayrıca final dövüşü olarak sunulan Danny vs Harold dövüşü 12. bölümdeki Coleen vs Bakuto dövüşünden daha sönük kaldı. Bu dizinin adı Iron Fist, Coleen Wing değil!

Son olarak değinmek istediğim bir konu var o da dizinin talihsizliği. Önceki Netflix-Marvel işlerine bakınca işlenen temalar şöyle, Daredevil görme engelli, Jessica Jones kadın, Luke Cage siyahi ve bunların yanında Iron Fist zengin, erkek ve beyaz bir iş adamı. Bu çeşitlilik içinde anlattığı karakter ve işlediği konular bakımından nasıl bir yerde konumlandığını fark ettiniz mi? Üstelik Amerika’da seçimleri Trump kazanmışken. Bunu da ben söylemiyorum bu arada bizzat Finn Jones söylüyor.

Anıl’ın görüşleri ise direk Youtube kanalında video halinde bulunuyor. İzlemek için videoya tıklamanız yeterlidir.

 

 

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel3 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba6 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba6 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba