Connect with us

Bomba

Iron Fist 10-11-12. Bölüm İncelemesi: Erken Final?

Yayınlandı

on

Dokuzuncu bölüm, izleyenleri arada bırakan bir şekilde gelişmişti. Bakuto’nun çizgi roman arka planıyla bağlantı kuranlar için de kuramayanlar için de belirsiz bir noktada bırakmıştı. Bir yandan da Davos’un gelişi, olayların bağlanışı açısından ipucu veriyordu. Üç bölümlük spoiler dolu maratonumuza girerek hem bu soruların cevabını bulmaya çalışıp hem de dışarıdan bir gözle finale doğru dizinin de biraz genel biraz özel bir incelemesini yapalım.
[MEGA SPOILER ALERT]
10. bölüm, Danny’nin sevdiceği Colleen’in yanında huşu içerisinde uyanışıyla başlıyor ve uzun uzun hem Colleen’in hem Bakuto’nun geldikleri yerin ne kadar harika olduğu güzellemeleriyle geçiyor. Bu noktalarda Bakuto’nun lafı durup durup Iron Fist’e getirmesinden kıllanıyoruz zaten ve üst üste hem Gao hem de Colleen ile konuşmalarından Danny kendini Hand’in ‘temiz’ ellerinde bulduğunu fark ediyor. Böyle bir Hand resmini ben açıkçası büyüleyici buldum. Felsefesi Bakuto her ağzını açtığında “dünyayı şirketler yönetiyor” Youtube Illüminati klişelerinden öteye geçmese de, belki yaşadığımız ülkeden dolayı bizim için daha net bir resim ortaya çıkarıyor. Bakuto’nun okulu bildiğin cemaat okullarının kung fu dersi eklenmişi! Ben bu fikri seviyorum aslında, önemli yerlere yerleşmiş ama hala kültüne bağlı kamikaze örgüt mensupları, gerçek hayattaki karşılıkları yakıcı olsa da kurgu dünyasında ilerletilebilecek bir fikir. Nitekim Winter Soldier’daki Hydra resmi de buna yakındı. Hakeza çizgi romanda da Hydra, Hand, AIM, üçü de adanmış piyonlarla kurulu gizli kültlerdir. Bunların eski Sovyet kalıntısı versiyonlarını vesaire de katarsak yürür gider. Yine de nihayetinde Hydra ve Hand bu kültler arasında en büyükleri ve en ünlüleridir ve açıkçası bu kadar steril bir Hand okulu, karşımızdaki şeytani yapıyı daha boyutlu daha derin bir hale getiriyor. Bu yüzden Daredevil ve Iron Fist’te artık görmekten gına gelen zombi ninjalardan sonra o üniversite kataloglarından çıkma gençlerle anlatılan bir Hand çok keyifliydi.

Marvels-Iron-Fist-Season-1-Episode-11-10-ddce

Bu görüntünün kararması hızlı oldu, Danny akşam olduğu gibi önce Hand’in dinleme yaptığı bütün cihazlara saldırdı (bayaa bayaa cemaatler) ardından da Bakuto’yla keyifli bir dövüş sekansı izledik. Ancak bence asıl keyifli kısmı Davos ve Danny’nin bütün bir okula karşı verdiği dövüştü. Her saniyesinde bunu kaçırmamalıyım heyecanıyla izledim ve bence hem bu dövüş hem de Gao’ya saldırmadan önceki sarhoş muhafızla dövüşü, bence dövüş sahnelerinin vasatlığıyla ilgili eleştirileri tersine çeviren cinstendi, ancak takdir sizin. Bu dövüş sırasında Darryl’in kendisini içine soktuğu ikilikte Bakuto’nun sapladığı ‘şey’, chisini toplamasına engel oldu Iron Fist’imizin ve ben bununla alakalı daha derin, mistik bir hikaye bekliyordum. Ancak yine de o sahnede kaçırılmaması gereken şey, Iron Fist’in kendi bağımsız yolunu çizme yolunda önemli bir yapı taşı olduğuydu. Kendini Hand’i yok etmeye adayan Danny, bir yandan da Colleen’in söylediklerine kulağını tıkasa da hiçbir şeyin bu kadar siyah-beyaz olmadığını en ağır şekilde Darryl ile karşı karşıya kaldığı ve Davos’un Darryl’in ayağını kırmasıyla anladı. Ki bu ikilik büyüye büyüye finalde Iron Fist’in önceliklerini ve amacını şekillendiren ilk nokta oldu. 10. Bölümde elimizde kalan başka ne vardı, Harold’ın Joy ile birlikte Hand’den kurtulma çabalarını düzenli bir plan haline getirmesi, Joy ve Ward’ın atılmasının ne şekilde önleneceği açısından da ipucu veren bir bölümdü. Bir yandan da Davos ve Danny’nin Iron Fist’in yetiştirilme amacı üzerinden düştüğü çelişki de, Danny’nin kendini ne olarak göreceği açısından önemliydi.
Bundan sonrasında 11. ve 12. Bölümü bir bütün olarak görmek inceleme açısından daha rahatlatıcı olur diye düşünüyorum. Çünkü aşağı yukarı dizinin verdiği çoğu hikayenin belli bir noktaya gelişi ve finallenişi açısından önemliydi. Bu iki bölüm önce Danny ve Davos’un bitmeyen K’un-L’un’a dönme dönmeme tartışmasıyla açılıp, uzman kahraman psikoloğu Claire’in Danny’i pişirme çabası, Colleen’i Danny’i tekrar kazanma noktasındaki faydasız eforlarıyla devam etti. Aslına bakarsanız, bu tarz dizilerde kişisel dramların çok fazla yer kaplaması dizinin akışını ve etki gücünü düşüren öğeler benim nazarımda ve karakterlere de ne kadar katkıda bulunduğunu düşünmüyorum. Claire’in her konuşması birbirini tekrar niteliğinde diziye girdiğinden beri ve Davos’un da Danny’i içten içe kıskanması ve K’un L’un’a dönmeye zorlaması dışında çok da üzerine düşülecek bir nokta yoktu. Bir yandan da on dakika içerisinde başlayıp bitecek bir olayın iki bölüme uzatılması çabalarıydı. Olay neydi? Harold ile ortak bir planla Bakuto’yu ve elindeki Hand güçlerini yok etmek. Bu noktada Harold ile ortak bir ama için mücadele vermeleri güzel bir dinamik oluşturdu. Ama tabii bu dinamik de beklenmeyen bir saçmalıkla bozuldu. Hesaplarının sıfırlanması sonucu Bakuto’nun okuldan çıkmasını bekleyen Danny, kanlar içinde kaçan Colleen’i görünce her şeyi unutup o dakika önce atar yaptığı sevdiceğinin peşinden koşar. Davos atar yapar ve anlarız ki bu arada Bakuto çıkıp Meachum ailesini rehin almıştır çoktan. Eh, yani bu kadar kör göze parmak bir başarısızlığa ne gerek vardı? Eldeki karakterleri niye bu kadar küçümsüyoruz? Senelerce en ağır disiplinle eğitim almış Colleen’in Dojo’sunda öğrencileri sopalayan Danny, nasıl bu kadar gevşek davranabiliyor? Dizide karakter gelişimiyle ilgili en ciddi problem buydu sanırım. Başrolün neyi niye yaptığı üç günde bir değişiyor.

episode10-1280-1489606818863_1280w

Bunun dışında, Danny’nin Meachum ailesi için yaptığı fedakarlık da, Ward’ın babasını satışı da, Bakuto’nun sözünü tutmayışı da hepsi kendi içinde tutarlıydı. Tek zararlı çıkan Joy’un vurulması da herkesin en çok önemsediği kişi olduğu düşünülünce makuldü. On birinci bölümün son yirmi dakikasını oluşturan Danny, Davos, Colleen üçlüsünün Bakuto ve adamlarına karşı dövüşü de ortalamanın üzerinde bir dövüştü. Üçlü bir dövüşü hiçbir hareket kaçmasın diye yer yer ekran bölerek yer yer saniyelik sahnelerle verme çabası dizinin gerçeklikten kopmayan atmosferi için başarılıydı. Sonundaki kılıç dövüşü çok iyi bir dövüş müydü emin olmamakla beraber Colleen’in kazanması açkçası benim beklediğim bir şey değildi. Her an Davos ve Danny araya girecek gibi izledik sahneyi, yönetmen de buna uğraşmış belli ki. Davos’un öldürme yükünü sahiplenerek hem Bakuto gibi maksimum beş bölümlük bir karakterin sündürülmemesi açısından hem de Colleen’in kahraman sınırından çıkmaması açısından mantıklı oldu. Ancak böyle bir bitiş şaşırtıcıydı, sezon finalinden önceki bölüm en tehlikeli düşmanın yenilmesi. Nitekim bölüm sonunda dizinin diğer boyutu olan Rand kısmından bir darbeyle bitirdik, Danny’nin normalde Gao’ya ait uyuşturucu nakliyatıyla suçlanması. Bu Harold’ın her bölüm derinleşen karakteri açısından başarılı bir hamleydi. Bu kadar akıllıca hamle yapan bir kötü adamın boşa harcanmaması gerekiyordu. Nitekim harcanmadı. Bakalım sezon finalinde bu son darbenin altından Danny nasıl kalkacak?

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel2 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba5 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba5 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba