Connect with us

Bomba

İzlemeden Ölmeniz Gereken 10 Film!

Yayınlandı

on

Hepiniz internet dünyasında gezen bu cümle yapısına denk gelmişsinizdir: Ölmeden önce izlemeniz gereken filmler! Ben bu durumun aksine, izleyince pişmanlık uyandıran filmleri sizler için seçtim. Çok sevdiğiniz bir oyuncu oynuyordur, afişini beğenmişsinizdir ya da belki komiktir diye izleme gafletinde bulunacağınız filmleri, siz izlemeyin diye sıraladım.

Buyrunuz!

10 – AVATAR THE LAST AIRBENDER

Avatar, Nickelodeon kanalı sayesinde tanıdığımız, anime mi çizgi film mi tartışmalarına konu olan harika bir çizgi filmdir. 4 elementin bükülmesi üzerine yazılmış muazzam bir senaryoya sahip, karakter şölenidir. Avatar, çocukluğumuzdur. Peki biz ne günah işledik de M. Night Shyamalan bu filmi sinemaya aktardı? Harika filmleri olan bu yönetmene güvendik. İlk gün sinemaya gittim ve ağlaya ağlaya çıktım. Müzikleri harika olan filme, senaryo yazmamışlar. Unutmuşlar ve oyuncular çizgi filmi evinde izleyip gelmiş. Evet, izlemeyin arkadaşlar. Çizgi filmini tekrardan izleyin.

The_Last_Airbender_Poster

9 – DIVERGENT TRILOGY

Afişini görüp, ne ki bu diye izlediğim bir pişmanlık eseri olan Divergent, kitaplardan filme uyarlanmıştır. Niye? Çünkü Twilight, Hobbit, Hunger Games, Fifty Shades of Grey, Eragon uyarlanıyor da bu niye uyarlanmasın düşüncesi mevcut. Dikkat ederseniz hiçbiri sağlam bir başarı elde edemeyen ama hala ısrarla uyarlanmaya çalışılan eserler. Kitabı daha iyi yea kalıbı boşuna çıkmadı arkadaşlar. Evet bazıları ben kitabını da okudum mesajını vermeye çalışıyor olabilir ama haklılar. Uzun lafın kısası Divergent serisini izlemeyin canlarım. Humans diye bir dizi var onu izleyin.

maxresdefault

8 – UWE BOLL FİLMLERİ

Filmlerini tek tek yazmamak için böyle bir genelleme yapmak zorunda kaldım. Hakaret gibi olmuş olabilir. Ama… In The Name of the King diye yıldızlar geçidi olan bir film var. Jason Statham oynuyor diye izlemiştim. Bloodrayne ve Farcry gibi harika oyunları da sinemaya uyarlayıp kendi imzasını atmış, Postal adlı rezalet bir filme de yapımcılık yapmıştır. En iyi filmi House of the Dead olan bu Alman arkadaşımızdan uzak durmanızı, değerli 2 saatinizi korumanızı öneriyoruz. Matrix’i bir daha izleyin, daha iyi anlamak adına kafa yorun. Ama bu arkadaşı izlemeyin.

InTheNameOfTheKingPoster

7 – GODS OF EGYPT

Hadi Exodus: Gods and Kings diye bir film yapılmış. Ridley Scott’ın hatrına izledik. Peki bu ne? Baba parası yemek için film çekmişler sanki. Gerard Butler çok zor zamanlar geçiriyor arkadaşlar. London Has Fallen gibi filmler de başrol oynuyor. Change.org sitesinde yardım kampanyası mı düzenleyelim, sosyal sorumluluk projesi mi yapalım, siz söyleyin ne yapalım? Daha önceden de paranın, efektlerin sinemayı katledebileceğini söylemiştik. Bu film de örneğimiz olsun. Elbette bu imkanları Interstellar çekmek için kullanabilirsiniz. Ama böyle filmler için kullanmayınız. Bu film yerine ne izleyin ne izleyin… The Mummy izleyin. Brendan Fraser’ın oynadığı. Bu arada o adama ne oldu yahu?

httpi.hizliresim.com2ZEmpL.jpg

6 – THE DAY THE EARTH STOOD STILL

İsme bak isme. Maşallah. Keanu Reeves’in oynadığı bu bilim kurgu fantastik yapımın Türkçe’si, Dünyamın Durduğu Gün olarak çevrilmektedir. Çünkü Keanu Reeves hayranıyım ve doğum günüm 12 Aralık’ta vizyona girerek bana bir lütuf olarak düşündüğüm bu film çocuk yaşta beni hayal kırıklığına uğrattı. Şimdiki nesil biraz şanssız. Biz 90’lılar Harry Potter, Lord of the Rings, Pirates of the Carribean ile büyüdük. Böyle filmlerle kandırılamıyoruz. Siz de gül yüzlü Keanu’ya kanmayın ve bu filmi değil The Knowing’i tekrar izleyin.

Dunyanin-Durdugu-Gun-1294702850

5 – TEENAGE MUTANT NINJA TURTLES

Gün geçmiyor ki çocukluk değerlerimizle oynanmasın. Çizgi filmini geçtim, Steve Barron’un 1990’da daha iyi çektiği bu yapımın içine 2014’te tükürülüyor. Hangi filme dokunsa kurutan Megan Fox burda da mevcut. Bir şarkı vardır bilir misiniz, Neler oluyor hayatta? diye. Bu filme o şarkıyı gönderiyorum. Komik desen komik değil , güzel desen güzel değil abuk bir film. Evet bu filmi izlemek yerine Hababam Sınıfı’nı tekrardan izleyiniz.

MV5BNjUzODQ5MDY5NV5BMl5BanBnXkFtZTgwOTc1NzcyMjE@._V1_UY1200_CR90,0,630,1200_AL_

4 – PIXELS

Bu çocuk hep aynı yerden vuruyor diyebilirsiniz ama haklıyım. Yine bir çocukluk bitirme projesi. Amerika’nın oyunu tabiki. Funny People gibi harika bir filme imza atan Adam Sandler, daha ne kadar kötü bir film çekilebilir rekorunu sürdürüyor. Grown Ups filmiyle ümitlendiren Jack and Jill ile Şahan Gökbakar’a ilham veren bu adam Pixels ile canım atari oyunlarını sinemaya gömüyor. Fikir güzel, fikre lafımız yok. Hep istemişizdir Atari kahramanları New York’u bassın. Bir Portal açıp uzaydan gelen robotlar yerine bizi Pacman yesin. Ama olmamış. Bugün de komedi izleyeyim diyen arkadaşlarımız bu yapımdan uzak dursun ve animasyon semalarına süzülsün. Wreck it Ralph veya Hotel Transylvania izlenebilir.

Ljv0CRns

3 – TRANSFORMERS

Beklemiyordunuz değil mi? İlk filmi hatrı sayılır bir yapım olsa da devam filmlerine dibi gören Michael Bay serisidir. Yine mi Megan Fox! Evet motor tamiri yapmak için eğilen Megan Fox görseliyle hafızalara kazınmış bu filmi Shia LeBouf ve Bumblebee kurtarıyor kurtarmasına da sonra çok kötü çuvallıyor. Öyle böyle değil inanılmaz yani. Acayip bozuyor arkadaşlar. Daha ne kadar bozabilir diyorsunuz, gene bozuyor. Afişiyle spoiler bile verebiliyor. The Last Knight diye yeni bir film geliyor Imax’de yeni bir boyutmuş kendileri. Mark Wahlberg’i M4 ile koşarken izleyecekmişiz yine. Hakkımızda hayırlısı. Bu film yerine oyuncak Optimus Prime alıp çuf çuf diye komşu çocuklarla oynayabilirsiniz. Kibritlerden yollar yapıp tır olarak da sürebilirsiniz.

transformers-4-kayip-cag-tek-part-1080p-406

2 – BİLİMUM DÜNYANIN SONU FİLMLERİ

2 gibi sağlam bir noktaya film sığdıramadığımdan böyle bir başlık seçip örnekler vermek istedim. Ben genellikle filmin konusunu okumam. Ama eğer siz okuyorsanız ve içinde dünyanın sonu geçiyorsa izlemeyin. (İstisnalar: Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu, The Knowing, Interstellar, I am Legend) Avengers dahil dünyayı kurtarma senaryoları vasatı geçememektedir. İlk nedeni bilime dayanması gerekirken bilimi alt üst etmesi. (Bkz:2012) The Day After Tomorrow, Independence Day:2 , Transformers, San Andreas Fayı(?) , World War Z, Godzilla gibi filmler örneklerimdir. Noah filmi de sayılır mı ki? Dünya’nın sonu filmleri yerine Dünya’yı anlatan Cosmos belgeselini öneriyorum. İzleyin, izlettirin.

independence-day-2-resurgence-movie-poster

1 – DARK SHADOWS

Bomba gibi filmlerin geride kalmasıyla listenin 1. sırasını hangi filme vereceğim merak konusuydu tabii. Ama yukarıda yazdığım film Dark Shadows, bu yükü kaldırabilecektir. Do you know Tim Burton? Kendisi beyaz perdenin dahilerindendir. Alfred Hitchcock kadar büyük bir isimdir benim için. Üşenmeden sayacağım. Beetlejuice, Batman, Edward Scissorhands, Ed Wood, Mars Attacks! Sleepy Hollow, Planet of the Apes, Big Fish, Charlie and the Chocolate Factory, Corpse Bride, Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street, Alice in Wonderland, Big Eyes!!! Saydığım filmlerin hiçbiri ortalama bir film değil. Hepsi kendi türlerinde bir başyapıt. Sen bu filmlerin üzerine gel Dark Shadows çek. Johnny Depp oynuyor arkadaşlar. Aman diyeyim. Johnny’im Depp’im diye ergen triplerle bu filmi izleme gafletine düşmeyin. Gelin beni izleyin. Size komik hareketler, danslar yapayım. Ama bu filmi izlemeyin. Hani bazı kötü anılar olur. Bir insanı öyle hatırlamak istemezsiniz, iyi haliyle hatırlamak istersiniz. İşte Johnny’i ve Tim Burton’ı bu filmle hatırlamayın.

Dark_Shadows_2012_Poster

Reklamın iyisi kötüsü olmaz şimdi. Gömdüğüm filmleri merak edip izlemeyin ha! Siz de izleyip pişmanlık duyduğunuz ama başkasının bu tuzağa düşmesini istemediğiniz filmleri bizimle paylaşabilirsiniz. Sağlıcakla kalın.

 

Okumaya Devam Et
2 Comments

2 Yorumlar

  1. Serkan

    26 Şubat 2017 at 22:29

    Pixels eğlenceliydi ben pişman olmadım. Ninja Turtles yerine de listeye koyulabilecek bir sürü berbat film var. Yakın zamandan hemen aklıma gelen Ben-Hur 2016’yı koyarım ben onun yerine. Diğerlerinden Dark Shadows dışında hepsini izledim malesef, listedeki yerlerini hakediyorlar.

    • Kutluhan Kesici

      27 Şubat 2017 at 03:28

      Ben-Hur’u izlemediğim için yorum yapmak istemedim. Elbette kötü film çok fazla. Kötü filmden ziyade hayal kırıklığı odaklı bir listeydi. Teşekkürler yorum için

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel2 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba5 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba5 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba