Connect with us

Bomba

Justice League İncelemesi ve Tüm Çizgi Roman Referansları!

Yayınlandı

on

-SPOILER OLMAYAN KISIM-

Kutluhan’ın Görüşleri

Villian, solo hikayeler, diyaloglar, espriler, efektler, yan karakterler filmi bir bütün olarak karşımıza çıkardı. Avengers’tan üstün olması hem yıl olarak hem de karakterler açısından beklenen bir şeydi. Şöyle açıklayayım, sinemanın süper kahraman evreninde kimse Kaptan Amerika, Iron Man, Hulk, Thor diye çıldırmıyor. Hulk, her zaman solo hikayesiyle etkileyecidir ama Avengers’ta büyük düşmana karşı kullanılan bir silahtan başka bir şey değil. Thor, Tanrı olmasına rağmen dünyada karınca sayılabilecek güçlerle savaştı. Civil War senaryosu da iyi işlenmesine rağmen Iron Man vs Captain America durumu, görkem barındırmadı. İşte tam burada Justice League karakter avantajını kullanacaktı ve başardı. Superman vs Batman’de yapılan hatalar görülmüş ve karakterlerin derinine inilmiş. Cyborg, fragmanda sıradan bir Mortal Combat, Terminator tarzı bir karaktermiş gibi görünüyorken, derinliğiyle filmin en iyi karakteri olmaya aday olması, yaşadığım sağlam twistlerdendi. Siyahi karakterlerin hep komedi öğesi olarak kullanıldığını görüyoruz. Ama bu filmde bu tabu yıkılıyor ve Barry Allen devreye giriyor. Hiçbir karakter rolünden sapmıyor ve tutarlı bir kurgu ortaya çıkıyor. Ayakta alkışlanacak konu bu. Fazla karakterin işlenmesi bir dezavantajken, bu durumu lehine çeviren Zack Snyder, muazzam sahnelerle bizi ekrana kitlemeyi başardı.

Yan karakterler filmde büyük önem taşıyordu. Henry Allen (Flash’ın Babası), Silas Stone (Cyborg’un Babası), Lois Lane derin sahnelerin mimarlarıydı. Aksiyon filminin temposunu düşüren, göz dolduran sahneler, Justice League’in artı yanıydı. Ancak ekstra bir soundtrack yoktu. Hala “Is She With You” parçasından ekmek yeniliyor. Hans Zimmer ile tekrar işbirliği yapılmalı.

Zack Snyder da hala ayrıntılı ya da sade kareler mevcut değil. Hızlı geçişler, ağır CGI vardı. Michael Bay’i gömdüğümüz bir ayrıntı vardı. GAL GADOT’UN KALÇASI! Transformers serilerinde kadın başrolün kalçasından sahne bağlayan Michael Bay’i eleştirmiştik. Aynısını Zack abimiz de Wonder Woman’a yaptı. Ve sahneyi izlemek yerine gözlerin tek bir noktaya kaymasına neden oldu. Hatta şöyle kaba bir görüş belirteyim. Erkek izleyiciler için Gal Gadot, kadın izleyiciler için Henry Cavill, çocuk izleyiciler için de Ezra Miller kullanılmış. Kısacası her kesime hitap bu şekilde gerçekleştirilmiş.

Anıl’ın Görüşleri

DCEU’nun göz bebeği sonunda karşımıza çıktı. Beklediğimize değdiğine inanarak sözlerime başlamak istiyorum. Fragmanları uzun süredir göremediğimiz bir şekilde akıllıca kullandılar ve bunun ödülünü çoğunluğun filmi beğenmesiyle alacaklarını düşünüyorum. Evet, bir fragman bile ne kadar önemli bunu anlamış olduk. Hiçbir fragman bize Superman’i göstermediği gibi hiçbir fragman bizlere filmin sonu hakkında bilgi vermedi. Sırf filme heyecanlandırmak adına fragmanlardan bizlerin hevesini kırmadı. Bu bile artı puanla gitmemi sağladı filme.

Peki soruyorsunuz, “FİLM NASILDI?” diye. Haklısınız. Justice League, süper kahramanlar evreninde hem ekibi en iyi toparlayan hem çizgi romandan beslenme konusunda beyaz ekrana aktarılan en iyi film. Bir diğer sorunuz olarak akıllarda beliren AVENGERS DAHİL Mİ? sorusuna evet, o da dahil. Kısaca özetleyecek olursam DCEU, artık MCU’yu yakaladı. Her yazımda bahsettiğim o geriden gelme eksikliği, hızlı ama temelsiz filmler geride kaldı ve Justice League resmen yumruğunu masaya vurdu! MCU’nun artık yavaştan alma, tek filmlik kötülere sığınma hakkı kalmadı. Justice League’in MAYIS AYINA KADAR heyecanla konuşulacağını ve filmin etkisinden çıkılmayacağını düşünüyorum. Neden Mayıs derseniz elbette ki Marvel’ın 10 yıllık planının, ilmek ilmek işlediği evreninin son ve en büyük halkası Infinity War gelecek. Tekrarlıyorum; Mayıs ayına kadar Justice League, çizgi romanlardan beslenen ve ekibi bir araya oldukça mantıklı sebeplerle bir araya getiren en iyi filmdir.

Özetle;

Justice League > Avengers > Avengers Age of Ultron.

Spoilersız buraya kadar aktarabildim. Görselden sonrası alabildiğine SPOILER alabildiğine REFERANSLAR içerecektir.

-SPOILER OLMAYAN KISIM BİTTİ-

Haydi başlayalım!

SPOILER İNCELEMESİ:

Filmi M.Ö (Moladan Önce) ve M.S (Moladan Sonra) diye ayırmak istiyorum. İlk bölümü olduğu gibi fragmanlarda izledik diyebiliriz. Gayet güzel bir taktik olduğunu anlıyorum bunun çünkü ilk bölümde fragmanları art arda koyulmuş halde izlediğimi düşünürken, filmin ikinci kısmında ise her sahneyi yeni izliyoruz ve heyecan kat sayımız inanılmaz artıyor. İlk kısmı nötr bir halde izlerken, ikinci kısmı Barry Allen’ın her gördüğü şeye verdiği AWESOME tepkisini vererek izlediğimi farkettim. Zaten bu filmi kurtaran iki etmen vardı;

1- Superman

2- The Flash

Filme 10 üzerinden 8.2 veriyorsam ki vereceğim, o 1.2 puanı Flash, 2 puanı Superman verdirtiyor.

Gelin karakterleri teker teker inceleyelim.

Batman:

Ben Affleck’in Batman’i bırakacağı haberleri her gün karşınıza çıkıyordur. Artık clickbait halini aldı ve gerçek bile olsa kimse inanmayacak duruma düştü. Ancak filmde görüyoruz ki Ben Affleck, hala en iyi Batman. Bunu daha filmin ilk sahnesinde neredeyse çığlık attıracak kadar güzel çekilmiş bir Gotham sahnesinde anlıyoruz. Suçluyu Batmanvari hareketlerle yakaladıktan sonra Parademons ile yaptığı dövüşün çekimleri çok güzeldi. Resmen kendimi Batman çizgi romanı okuyormuş gibi hissettim. Her attığı adım, Gotham’ın her bir karesi çizgi romandan fırlamış gibiydi. Sonrasında ekibin ve dünyanın Superman’e ihtiyacı olduğu metninin altında, Superman’in ölümü için kendini suçlu hissetmesi yatıyordu. Bunun karşılığını vermek adına Mother Box ile Superman’i ölümden döndürdü ve bu, o an için mantıklı bir karardı. Tek şikayetim Justice League yeni bir ekip olsa bile, güçlerini yeteri kadar yansıtamamış olmalarıydı. Yani Superman olmasa Steppenwolf dünyayı ele geçiriyordu. Bu, içinde Wonder Woman, Aquaman, Flash ve Batman’in yer aldığı bir gruba bence hakaret oldu. Evet Steppenwolf hayvan gibi güçlü ama gördüğünüz üzere bir Doomsday değil Darkseid hiç değil. Film öncesi aklımda Steppenwolf’un bir an önce harcanıp Superman ile uğraşmaları vardı. Böyle olsaydı sanki daha güzel bir film bitirişi olurdu ancak bu halini sevmediğim anlamına gelmiyor.

Wonder Woman:

Hani böyle deliler gibi aşık olursunuz ve sevdiğiniz insana bakarken gözleriniz falan dolar ya? Wonder Woman’ı izlerken aynen böyle oluyorum. Ağlamaklı olmuyorum tabii ama Gal Gadot’dan gözlerimi bir saniye ayıramıyorum. Bakışlar, gülümseme, dudak yapısı, vücut yapısı, role girişi BEN AMAZONUM LAN diye bağırıyor yahu. Bir insan bir role bu kadar mı yakışır?! Her sahnesini hakettiği şekilde harika tamamladı.

Wonder Woman’a doyamadığımı daha iyi anladım. İkinci ve üçüncü filmlerini hemen çekseler de sonsuza kadar wondergazm olsak. Bakın o derece güzeldi. Burada da tek şikayetim Cyborg’a BEN DE SENİN GEÇTİĞİN YOLLARDAN GEÇTİM HA klişesini yaşamasıydı. Bu klişe her süper kahraman dizisinin 1 numaralı cümlesiyken filmlere taşınması tüylerimi diken diken etti ama o kadar güzel bir insan bunu söylüyor ki.. İçimden her dediğine ÇOK WONDER ANNECİĞİM diyip diyip filmi tamamladım.

Superman’in hayata döndürülmesi konusunda endişeleri ise çok doğruydu. Zaten ağır silah Lois Lane gelmeseydi Steppenwolf’dan önce Superman hepsini yok edecekti. Kal-El yapma bunu dediğinde Superman’i tokatlayasımız geldiyse bile Diana, rolünün hakkını sonuna kadar verdi. Kahramanlar Çağının bir daha gelmeyeceğini düşünüyordum cümlesinin için boştu ve bunu doğru bir şekilde doldurmalarına sevindim Amazonlar, Atlantisliler ve İnsanlar bir araya gelip geçmişte Steppenwolf’u yenilgiye uğratmışlar. Filmin güzel noktalarından sadece bir tanesiydi.

The Flash:

Barry Allen’ı anlatmaya nereden başlayacağımı bilmiyorum. DC sinema evreninin Spider-Man kontenjanını dolduruyor desek sanırım yalan olmayacaktır. Babası Henry Allen’ın annesi Nora Allen’ı öldürdüğü yalanı ile yıllardır hapishane’de yatışını hem çizgi romanlardan hem de The Flash dizisinden yeterince aşinayız. Bu yüzden çok fazla detaya girmeyeceğim. Sadece Barry’nin Barry Allen’dan çok Wally West havasında bir karakter olduğunu tartışabiliriz.  Barry ile orijinal kızıl Wally’nin birleşimi sonucu sinematik evrende bir Barry Allen’a sahibiz. Memnun muyum? Kesinlikle!

Şimdiden Justice League filminin en büyük kazancı solo The Flash filmi oldu. Eminim hepiniz Barry Allen’ı kendi filminde Reverse Flash ile dövüştüğü anları düşünüp yerinizde duramıyorsunuzdur. Zaten CCPD’de işe girdiğini babasına gösterdiğini düşünürsek solo film için her şey yerli yerinde. Dizideki gibi günlük meta humanlar, sıradan cinayetler değil ilk konu Reverse Flash olacaktır ki, solo Flash filminin adı Flashpoint olarak geçtiğimiz günlerde açıklanmıştı. Flashpoint, DCEU evreni için erken olduğunu düşünüyordum ancak babası Henry Allen’ın KENDİ GELECEĞİNİ YARAT tarzı cümlelerin içi Flashpoint ile doldurulacağını varsayıyorum. Flashpoint sayesinde Thomas Wayne göreceğimizi düşünürsek bugüne kadar işlenmiş en iyi filmi izleyebiliriz! Ama o zamana dek Rick and Morty seven, kaygılı, sevecek Barry Allen imajıyla idare edeceğiz. Justice League’den en çok aklında hangi sahneler kaldı diye sorsanız hepsinde Flash var. Karakteri ne kadar sevdiğimi ve ne kadar doğru anlattıklarını buradan anlayabiliriz. Mesela sivilleri kamyonla kaçırırken yandan Clark’ın evi taşıdığı sahne ve end credits sahnesi gibi. Tek kelimeyle kusursuzdu.

Aquaman:

Film içerisinde Jason Momoa’nın karizmatik bir Aquaman yaratması dışında beni çok cezbetmedi. Zaten sevilmesi zor bir karakter ve Momoa’nın tüm çabalarına rağmen ancak bu kadar olmuş. Solo filmi bence hiç gelmesin direk The Flash’ı yapın. The Hulk gibi sadece Justice League filmlerinde görelim balık adamımızı. Ama o solo film gelecek maalesef.

Aklımda kalan tek sahnesi, Wonder Woman’ın kementiyle bağlandığı ve doğruları art arda sıraladığı yerdi. Sağlam ve tam bir Joss Whedon sekansıydı. Zaten tek beğendiğim yer o sahne ve Momoa’nın karizmasıydı.

Cyborg:

Maalesef tek beğenemediğim ve sahnelerinin bir an önce geçmesini dilediğim iki karakterden biriydi. Diğeri elbette Lois Lane idi ama onu konuşmaya gerek duymuyorum ehe.

Cyborg’un yaşadığı iç travma ne kadar mantıklı olsa da, biz bunu hissedemedik. Çünkü ne yaşadığı kazayı izlettiler ne Cyborg oluncaya dek yaşadığı acıları. Justice League filminde buna vakit ayıramamaları çok normal ama 10 saniyelik bir flashback bile karakterle bağ kurmamızı sağlardı. Bu şekilde dışarıdan babasına atarlanan ergen bir kolej öğrencisinden başka bir şey değildi. Mother Box kutularını ayırarak Superman ile birlikte günü kurtarmış gibi göründü ama Superman olmasa tüm Justice League’in öleceği gerçeği yine değişmedi. Cyborg, maalesef bu filmin en zayıf karakteriydi.

Superman:

Gelelim filmin en güçlü kısmına. Adı gibi SUPER! Varlığı gibi UMUT DOLU!

Superman, Man of Steel’den beri karakter işlevi en çok irdelenen Justice League üyesi oldu. O yüzden onunla empati kurabilmemiz Batman üzerinden gerçekleşti.

Ailesi oldu, Büyüdü, Aşık oldu, Yaşadı ve Öldü.. 

Buna benzer bir cümle kurmuştu Batman, Superman için. Çok doğruydu. Kriptonlu bile olsa o da bir insandı ve Dünya’nın kurtulması için canını vermişti. Dünya tekrar tehlikeye girdiğinde ise onu bir kez daha kurtardı. Bu adam daha ne yapsın?!

Ancaaaaak, dünyayı kurtarmadan önce Justice League üyelerini teker teker, dinlene dinlene dövdüğü sahnede kendimden geçtim. Death of Superman hikayesindeki siyah kostümü bekledim ancak Clark kıllı göğüsleriyle dövüşmeyi seçti. Üstünde HOPE yokken bu dövüşü yapması bence çok daha anlamlıydı. Siyah kostümlü, saç sakal karışmış bir Superman’i görmeyi çok istesem de, bu sahne daha iyi çekilemezdi. Üstadım bir kolunda Wonder Woman diğer kolunda Aquaman, göğsünde Cyborg’u durdurmuşken Barry Allen’a attığın bakış neydi? Yani sıradan bir Parademons olsam o bakışı gördükten sonra o evreni terk ederdim. Yani inanın Marvel ve DC filmleri içerisinde en ama en sevdiğim dövüş sekansıydı! Hele hele o TELL ME.. DO U BLEED?! hatırlatması neydi öyle Superman Bey? Batman’in çene kemiklerini teker teker kırarken yaptığı bu hatırlatma bile bana yetti. Müthiş bir nokta atışıydı yahu müthiş! Övmek istiyorum, lügatım yetmiyor. Ne kadar sevdiğimi siz anlayın!

Filmi tıpkı evleri, gemileri taşıdığı gibi tek başına sırtladı ve bize harika ötesi bir Superman izletti. Bunun için Henry Cavill’a bir teşekkür borçluyuz.

Steppenwolf:

Görünüş itibariyle en iyi villain olabilir fikrine sahiptim ancak CGI çok göze batıyordu. Zaten tek filmlik Marvel kötülerine benzer bir sonu olacağını tahmin etmek zor değildi. Ancak verdiği etki ve yıkım büyük oldu. Sağlam yeni kurulmuş bir Justice League’in karşısına çıkabilecek en iyi villainlardan biri olmuş.

En önemli etkisi ise Darkseid adını zikretmesi oldu. Zaten Darkseid adım adım gelişini hissettiriyordu. Önce Batman’in rüyalarında gördüğü Omega işareti, gelecekten gelen Barry Allen’ın uyarıları ve şimdi de Steppenwolf’un sözleri. Yalnız Darkseid, Steppenwolf’a benzemez. Onu yenebilmek için çok daha güçlü ve daha kalabalık bir Justice League’e ihtiyaçları var.

Dipnot: Fragmanlarda gördüğümüz en önemli üç sahne filmde yoktu. İlki Bruce Wayne’in Superman veya Supergirl hologramına baktığı sahne, ikincisi ise Alfred’in yanına yer gök titreterek gelen Superman  sahnesi, üçüncüsü ise Barry’nin muhtemelen Iris’in yanında kırılan cama parmağını koyduğu sahne. Uzatılmış versiyon bunlarla dolu olacağı için heyecanla o halini beklemek lazım.

Kutluhan’ın Görüşleri

Şöyle bir durum vardı; Batman vs Superman filmini silecek bir senaryo mevcuttu. Superman’in bir sillesiyle ölebilecek durumda Batman. Yani bu versus muhabbeti fazla anlamsız geldi filmden sonra. Kriptonmuş, Martha’ymış hikaye. Superman, DC evreninin kralıdır. Mantık açısında kabulümüzdür. Biri uzaylı biri zengin. Ama Batman’in ihtişamı korunmalı. Nightcrawler ile bunu denediler ama yemedi. Ekibi kuran Batman oldu yine yemedi. Bunun sebebi Nolan’dır. Sadece Batman’i değil, Jim Gordon ve Alfred’i de oyuncularla bütünleştirdi. Seyirci, Gary Oldman ve Michael Caine’i arıyor.

Karakter çatışmaları tadındaydı. Wonder Woman’ın Bruce Wayne’i tokatlaması tatlıydı. Aquaman’in aksiliği, Jason Momoa ile uyuşuyordu. Superman’in görkemli girişi, filmin zirvesi olsa da, Justice League’in gözbebeği Wonder Woman’dı. Solo filminin üzerine bir sürü şey katsa da kollarını birleştirmesinden daha fazlasını görmek istiyoruz. Ares’e Doomsday’e Steppenwolf’a bu yeteneğini kullandın. Ama Superman’e yetmedi. Ben hala Superman’in tek başına Steppenwolf’u yenebileceğini düşünüyorum. Diğer filmde Darkseid’i villian olarak, Green Lantern’i de ekipe katılmış bir şekilde görürsek, film zirveye oturacaktır.

Superman’in ölümünün saldığı korku, Amerika’daki müslümanlara yapılan zulüm, Rusların radyasyon bölgesindeki yaşamı, karakterlerin kişisel acıları, senaryonun insanın içine işlemesini sağladı. Sıradan bir iyi kötü mücadelesi olmamalıydı ve olmadı. Bu açıdan tebrik ediyorum senaryo ekibini. Tabular yıkılmışken daha orijinal konularla aramıza katılmasını diliyoruz. Çünkü Infinity War çok iddialı geliyor. Justice League, Logan hariç bütün Marvel filmlerinden iyi olabilir. Ama Infinity War, bu rekabeti hareketlendirecektir.

Anıl’ın da belirttiği gibi fragman ve filmin ilişkisi muazzamdı. Diyor ki, evet ben bu karakterleri CGI ile harmanlayacağım. Bunu filmde göreceksiniz. Ama daha fazlasını filmde bulacaksınız. İşte buna saygı duyulur. Çünkü sinema, çok şey barındırır. Her konuda tatmin etmelisinizdir. Fragman’dan tutun filmin ismine, afişine, sloganına kadar. Justice League: Superman Uyanıyor… Bir Ertem Eğilmez Filmi… Olmadı değil mi? Ama “You Can’t Save the World Alone” gibi uyumlu bir sloganla yola çıkıp, karakterleri içimize işleyebildiniz. Superman twisti yaptınız. He, yine Martha fiyaskosu gibi Lois’i gördüğü gibi eriyen bir Superman gördük. Yıkıcı Superman kısmı biraz daha uzun sürebilirdi. Ama Wonder Woman’a attığı kafa bile tüyleri diken diken yapmaya yetti.

Nolan haricinde başarılı bir DC filmi görmek bizi sevindirdi. Ancak Stan Lee’nin yorumunu aklınızdan çıkarmayın. DC de Marvel de para kazanma peşinde. O yüzden eleştirileri göz önünde bulundurun ve körü körüne bir karakter için sinemaya gitmeyin. Sektör can çekişiyor. CGI’a boyun eğmemeliyiz. Nolan’dan alınacak dersler mevcut. Umarım gelecek solo DC filmleri derinlik içerir ve CGI’a güvenmez. Bu yüzden Justice League’i IMAX’te izlemenize gerek yok. Herhangi bir kaliteli sinema salonu işinizi görecektir.

 

Easter Eggler:

  • Barry Allen, Bruce Wayne ile konuşurken işaret dilini Gorilce bildiğinden bahsediyordu. Bu elbette Grood’a bir referanstı. Flash’ın şu ana dek sadece Captain Boomerang ile mücadele ettiğini gördük ama Gorilla Grood’a yapılan referans sonrası mücadele ettiği sadece Boomerang olmayabileceğini akıllara getirdi.

 

  • Parademonslar, filmde de bahsedildiği üzere Yeni Tanrıların oluşturdurduğu Apokolips’in askerleridir. Darkseid’in ayak seslerini Parademonslardan anlayabilirsiniz. Hem Steppenwolf’u hem Parademonsların yaratıcısı ise Jack Kirby’dir.

 

 

  • Justice League filmi, benzerlik açısından Justice League: Origin hikayesini temel almışa benziyor. Orada da Parademonslar, Mother Boxlar, Steppenwolf ve Darkseid işlenmiş, Superman yine herkesi teker teker dövmüştü.

 

  • Batman’in 20 yıldır Batman olduğu bir kez daha vurgulandı. Bir diğer vurgulanan ise Alfred’in patlayan Penguenler ile uğraştıkları zamanları özlediği oldu. O zamanları anlatan bir Batman filmi şart!

 

  • İlk sahnede Batman dövüşürken JANUS işaretini görüyoruz. Bu işaret Batman’in düşmanlarından Black Mask’a aittir. Black Mask, DCEU içerisinde var olduğunu anlıyoruz.

 

  • Batman’in Parademons ile yaptığı dövüş, Batman’in ilk kez çizgi romanda gözüktüğü sayı olan Detective Comics #27’in kapağı ile birebir benzemektedir. Tıpkı Batman v Superman: Dawn of Justice’de yer alan Dark Knight kapağı gibi.

 

  • Filmin müzikleri arasında 89 yapımı Batman’in ve 78 yapımı Superman: The Movie’nin soundtrackleri de yer alıyor.

 

  • Wonder Woman’ın durdurduğu teröristlerden birini tanıdınız mı? Tanımadıysanız o terörist Game of Thrones’dan Ramsey Bolton’ın babası Roose Bolton’ı canlandıran Michael McElhatton idi.

 

  • Kahramanlar Çağı sırasında, bir adet Green Lantern ve herkesin Shazam sandığı bir adet Zeus’u görüyoruz. Green Lantern öldüğü sırada yüzük, onu hakedecek yeni sahibini arayışa çıkıyor. Zeus olduğunu ise Steppenwolf’un Eski ve Yeni Tanrılar olarak ayrıştırmasından anlayabiliriz. Zeus, Ares gibiler Eski Tanrı, Darkseid gibiler Yeni Tanrı olarak adlandırılır.

 

  • Bruce Wayne’nin bahsettiği “As if the doomsday clock has a snooze button.” cümlesi, şu sıralar Watchmen ile DC evreninin birleştiği event olan Doomsday Clock’a bir selam şekliydi.

 

  • Barry’nin Stephen King hayranı olduğunu anlamış olmalısınız. Superman’in ölümden dönüşünü HAYVAN MEZARLIĞI GİBİ OLMASIN olarak betimlemişti. Okumayan veya izlemeyenler için Hayvan Mezarlığı, ölen insanların gömüldüğü yerden cani halleriyle tekrar canlandığını anlatan bir korku-gerilim romanıdır.

 

  • Flash ile Superman’in end credits sahnesi ise tüm çizgi roman severleri eminim ki duygulandırmıştır. Çizgi romanlarda bu ikilinin yarışı oldukça ünlüdür. Eskiden beri çizgi romanlarda, animasyonlarda bu konu işlenmiştir.

 

  • Son sahnede ise Lex Luthor ve Slade Wilson/Deathstroke’u görüyoruz. Lex, hapisten kaçmış ve anlaşılan Legion of Doom’u kurma adımlarına başlamış. Suicide Squad ekibinden buraya bir transfer olabilir ancak Gotham Sirens ve Deathstroke solo filmlerinin geleceği belliyken Legion of Doom hangi filme saklanır inanın bilmiyorum.

Evet Kara Büyücü severler, siz filmi nasıl buldunuz? Görüşlerinizi yorum olarak bizlere atmayı unutmayınız.

Dostoyevski!

Okumaya Devam Et
8 Comments

8 Yorumlar

  1. Nebi

    19 Kasım 2017 at 00:13

    Aşırı şekilde yanlı bir inceleme olmuş full marvela bok atılmış ama karşımızda originine değinilmemiş cyborg aquaman ve flash var. Superman ve batman defalarca kez değişerek geldi bu ana filmlerin hiçbiri birbirini takip etmezken nasıl olur da böyle fanboy bir yazı kaleme alınır ya da bunu kaleme alana uzman denebilir mi? Bence asla…

    • Anıl Kaleli

      20 Kasım 2017 at 16:43

      Kutluhan’ın yazısı hakkında yorum yapamam, onun görüşleridir ancak kendi kısmım için konuşabilirim. Ben Marvel’ı DC’ye daima tercih etmiş biriyimdir. Ancak bu doğruları söylediğim için yanlı bir yazı olmuyor. Yazımda bahsettim zaten Cyborg ve Flash’a bir flashback yapılsa karakterlerle daha iyi empati kurabilirdik diye. Dediğin soruna değinmeme rağmen yapmamışım gibi konuşmak olmaz. Benim yani Anıl’ın görüşleri kısmından tekrar bir oku, sonra tekrar konuşalım. Ve yorumun için teşekkürler 🙂

  2. Fenasi

    19 Kasım 2017 at 00:39

    Çok taraflı bir inceleme olmuş bence supermani tanrı yapmışsınız batmani de yerin dibine sokmuşsunuz :/

    • Anıl Kaleli

      20 Kasım 2017 at 16:46

      Superman dışındaki 5 Justice League üyesi Steppenwolf’a karşı ne kadar zorlandığını sen de bizim gibi görmüş olmalısın. Superman geldiği gibi tüm justice league üyelerini yere serdi + Steppenwolf’u yenmelerinin en büyük etkisi oldu. Yani taraflı bir inceleme değil 🙂 Batman konusuna gelirsek ne kadar sevdiğimi ve çizgi roman sahnelerine bayıldığımı incelemede bahsettim. Bence siz de bir tekrardan okuyun incelememizi sonra tekrar konuşalım. Yorum için teşekkürler 🙂

  3. Alper Hacıoğlu

    20 Kasım 2017 at 21:37

    Güzel bir yazı olmuş ama filme olan fikrimi değiştirmedi.Bana kalırsa film övdüğünüz kadar güzel değildi ve çok erken çıkan bir filmdi.Marvel filmlerini de pek sevmem ama onların yaptığı sistem bir sinematik evren kurmak için daha mantıklı.Yani önce her karakterin kendi solo hikayesini göreceğiz daha sonra da BvS,Justice Lig gibi filmler çıkacak,bence böyle daha mantıklı.Karakterler güzeldi bir tek Batman biraz garip olmuş bu filmde.Onun dışında izlenmeye kesinlikle değer zaten çok hayranı değilim ama easter egglerin bazılarını yakalamışım(oh yeah)Ama yinede Dc kötü bir başlangıç yaptı bana göre ama bu film Bvs ve Suicide Squadtan iyiydi.

    • Anıl Kaleli

      21 Kasım 2017 at 23:36

      Yorumun için teşekkür ederim Alper. Film hakkındaki yorumun sana aittir elbette saygı duyuyoruz 🙂 Marvel’ın en büyük avantajı neredeyse her kahramanın solo filmini çekip hepimize empati duygusunu rahatça yaşatabilmesi olmuştur. DC’nin Marvel’a yetişmek amacı + Warner Bros’un inatla her boka burnunu sokmasından ötürü vasat filmler izledik. Ancak Wonder Woman sonrası Justice League ile iyiden iyiye düzgün bir yola girdiklerini düşünüyorum.

  4. M.Enes Ekinci

    27 Kasım 2017 at 21:36

    Justice League > Avengers > Avengers Age of Ultron. Süper kahraman açısından bakıldığı zaman bence de DC kahramanları çok daha kült kahramanlar. Hikayeleri, karakterleri daha da derin fakat sinema evrenine geldiğimiz de DC sırf Marvel filmlerine yetişmek için bence çok hızlı davrandı. İşte bu yüzden bu filmi beğenmedim. Sırf ekibi toplamak için çekilmiş, Superman dışında hiçbir etkileyici yanı olmayan, neredeyse Batman’in hiç dövüşmediği bir sinema filmi izledik. Bu da Marvel’a nazaran filmlerini daha iyi yapmıyor. Marvel evrenlerinde ki sıkıntı, gerçekten kötü düşmanları berbat. Yani Ultron dışında etkileyici bir düşman görmedik. Loki falan fistan fıstık bunların hiçbir olayı yok. Marvel’ın iyi yaptığı hikayeyi güzel sunması ve ince ince işlemesi. Filme katacağı her süper kahramanın daha da derinlik kazanması için çektiği solo filmler buna güzel bir örnek. Misal Black Panter solo filmi olmadan ekranlara çıktı ama Aquaman’den daha iyi sunuldu insanlara. Bunda oyunculukta önemli tabi. Adamın karakteri, duruşu ve amacı belliydi. Aquaman ise, Aquaman’di sadece. Ya kısaca demek istediğim karakterleri çizgi roman takipçileri çok iyi tanısa da sinema evreninde işler böyle gitmiyor. Sizin onlara bir derinlik katmanız lazım. Bir kaç ara sahne ile bunu yaptıkları için bu filmi beğenmek Marvel’ın onca solo filmine hakaret ve sadece fan boyluğa girer. DC maalesef bir Marvel değil hala. Umarım ileri ki filmlerde toparlarlar.

    • Anıl Kaleli

      28 Kasım 2017 at 23:35

      Fikirlerine çoğunlukla hak veriyorum ancak DC, bu film ile Avengers’ın ilk geldiği zaman yarattığı o heyecanı kendi iç dinamiklerinde ilk kez yaratmış oldu. Ne Man of Steel, ne Batman v Superman, ne de Suicide Squad beğenilse dahi o heyecanı bir türlü yaratamamıştı. Wonder Woman solo filmiyle birlikte Justice League sonrası artık sağlam bir DCEU’nun geldiğini öngörebiliriz.

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

The Walking Dead 8.Sezon 8.Bölüm “How It’s Gotta Be” İncelemesi

Yayınlandı

on

Kutluhan’ın incelemesi:

The Walking Dead, 8. sezona hızlı bir giriş yapmıştı. Resident Evil filmi gibi konu değiştirmiş,  zombi mücadelesi insanların savaşına dönmüştü. Bunun ilk nedeni, apokaliptik bir dünyada da yaşansa, baya bir insanın savaşçı ve değişmiş olmasıydı. Negan da geçen sezonu hareketlendirmiş ancak yükseldiği yerde kalmıştı. How It’s Gotta Be bölümü de Negan’ın yükseliş bölümlerinden biri oldu. Sezonun en dolu, en hareketli bölümünü de sezon arasına denk getirmişler. Ki bu çoğu izleyiciyi yoran bir durum oluyor. Bu durum bana biraz tembel bir stratejiymiş gibi geliyor. Her bölümü aynı tempoda olan diziler beni kendine bağlamıştır. Walking Dead, bazen tüm bütçeyi birkaç bölüme ayırıyor, geri kalan bölümlere az mekanlı dramatik sahneler bırakıyor. Walking Dead’in artık bir tempo seçmesini ve sezonlar arası bu kadar kalite farkı olmaması gerektiğini düşünüyorum. Ve “How It’s Gotta Be” sekizinci sezonun en iyi bölümü olabilir. SPOILER içeren yazıya geçebiliriz.

Sinema televizyon öğrencisinin ilk kurgu ödevi gibi bir sahneyle başlıyor. Müzik eşliğinde sahne ve karakter geçişleriyle bölüme başlıyoruz. Basit bir sahne olsa da dizi belirgin bir çizgi çizdi. Karakter düşünceleriyle başlıyor ve karakterlerin son haliyle bitiyor. Herkes düşünceli ama Negan kararlı. Sezonun ilk bölümünden beri Saviors’ın çaresizliğini görmemiz, bize bu bölümün geleceğini hissettiriyordu. “Now, Negan in charge!”

Kötü karakteri sevilen dizi başarılıdır. Kilit öğedir. Peki Negan’ı hala seviyor muyuz? Karakter derinleştikçe daha çok seviyor olabiliriz. Ama bu bölümdeki zayıflığı beni hayal kırıklığına uğrattı. Sinirli olduğunu biliyoruz ama Carl ile vakit kaybedecek kadar mı sinirli? Daha sabırsız daha yıkıcı olmalıydı. Kalabalık bir güce karşı saldırmayı seçen birinin kaçışı düşünmüş olmalıydı. Hatta üç dakika verdi değil mi? Gerçi bu senaryoyu da Dwight ile toparladılar sanırım. Kaçış imkansızdı ama Dwight’ın ihaneti kaçışın anahtarıydı. Carl’ın liderliği, Carl’ın iyiliği, Eugene’in pişmanlığı, Rick’in ve Daryl’in korkusu, Maggie’nin kararlığı, Ezekiel’ın geri dönüşü ve Michonne… Karakterin girişi çok yüksek olup durgunlaşmıştı. Ama bu bölümde kılıçla bir insan parçaladığını gördük. Carol’dan sonra başka bir psikopata hazırız. Her neyse bölümü bir bir konuşmaya gerek yok. Konuşmamız gereken oyunculuklar, müzikler, sahneler ve final.

Gerçekten bir saatin nasıl geçtiğini anlamadık. Sebebi ise müzikler. Tempoyu belirleyip, sahnelerin akıcı hale gelmesini sağladı. Gölgeler, sis bombaları ve durum çatışmaları da bana istediğimi verdi. Kayıp görmek istiyorum. Cehennemi dünyaya uyarlamaları gerekiyordu ki bu bölümde bunu Negan’ın gazabı olarak yansıttılar bu da beni tatmin etti. Rick’in kaçışı, Maggie’yi salışları ekibin geri dönüşünün habercisi elbette. Bu sezon bu iş sonlanabilir. Bölümün finali bunu gösteriyor. Carl’a çoğu zaman uyuz olsak da bu bölümün gözdesiydi. Karakterinin değişimlerini hep beraber izledik. Bir çocuğun bu dünyada büyüyüşünü gördük. Maggie ve Judith ile umut yeşerttik ama buraya kadarmış. Rick ise artık oğlunun zombiye dönüşmesini kaldıramayacaktır ve son gücüyle darbeyi vuracaktır.

En iyi bölümün sezon arası olduğu için üzgünüm ancak güzel bir tempo yakaladığı için mutluyum. Umarım ara bitince yaşlı Rick yine görünmez. Mutlu son fazla ütopik olur bu senaryo için. Daha gerçekçi, daha detaycı bölümler bekliyorum. Umarım tempoyu kaybetmez ve bizi güzel bölümler bekler.

Anıl’ın incelemesi:

Kutluhan’ın görüşlerinin çoğuna katıldığım için ara sezon finalini tekrar özetlememe gerek yok. Söyleyeceğim birkaç detay olacak ve incelemeyi bitireceğim.

Rick, yaptığı tüm planların başarısız olduğunu gördüğü gibi hem sezon başında izlediğimiz gelecek yok oldu, hem de Carl’ı zombi ısırarak gözünün önünde oğlunun yavaş yavaş ölümüne tanıklık ediyor. Kısacası Rick, insanlığı ile bağlantılı olan tek kişiyi de kaybediyor. Bundan sonra Negan’ın kötü kaderini beklemeye başlayabiliriz.

Bir başka kötü kader ise Ezekiel’ın başına gelecek. Çizgi romanlarda baya kötü bir şekilde can veren Ezekiel, aynı şekilde burada da ölüme doğru ilerliyor. Ancak yaptığı onurlu davranış sonucu ölümü de son derece onurlu olacak biz izleyenler için.

Ezekiel’in ölümü

 

Carl’a geri dönecek olursak, ölecek olması TWD evreninde büyük değişimlere yol açacağı neredeyse kesin. Ne zaman ısırıldı diye soruyorsanız, Siddiq’in anasını onurlandırmak için zombileri öldürdükleri sırada zombiler Carl’ı yere sermişti. Muhtemelen o sırada ısırıldı ve bu sayede Negan’ın karşısına korkusuzca çıktı. Zaten öleceğini bildiği için kendini feda etmek istedi. Diğerleri buna nasıl izin verdi bilinmez ancak Carl’a 8 senedir ilk defa saygı duydum.

Son olarak Negan vs. Rick’e bayıla bayıla izlerken bir saçmalık meydana geldi. Lucille’i kapan Rick, Negan’ın beynini dağıtacağına sopa ucuyla dokundu. Evet evet, dokundu. YAHU BEYNİNİ DAĞITSANA BE ADAM! diye fırlattım sehpayı da laptop’u da. Negan hemen ölemez anlıyorum ama o zaman böyle bir sahne çekmeyeceksin. Yazık ettiler güzelim dövüşü. Neyse incelemem bu kadar arkadaşlar.

Sezon açılışında görüşmek üzere!

 

Okumaya Devam Et

Bomba

Inhumans 1.Sezon 4. 5. ve 6. Bölümleri İnceleme ve Easter Eggleri

Yayınlandı

on

Bu dizi, çok sancılı süreçlerden geçerek ekranlarımıza geldi. Ortaya bu konsept ile çıkabilecek çok güzel işler varken, elimizdeki sonuç ne yazık ki hüsran oldu, eminim ki Marvel dizileri arasında hem en az izlenen hem en az sevilen yapım olarak yerini almıştır. Dizinin iyi olduğu yanları az da olsa vardı, ben de bölümleri hatırlatıp kısaca neler iyiydi, gerekirse neler kötüydü, ve gözlerden kaçmış olabilecek easter egglere değineceğim.

Dizinin kötü çıkmasının sebep olduğu bir durum daha var ki bunu son bölümü izleyenler tahmin edeceklerdir ben de orada bahsetmeyi tercih ediyorum, fakat hepimiz Inhumans ailesi çok daha görkemli bir şekilde, hatta sinemada kullanılsın isterdik bundan şüphem yok.

Make Way for… Medusa

Bölüm Medusa ve Felicity çakması karakter Louise’nin Dünya’da Black Bolt’u aramasını, Karnak ve Jen’in ilişkisini, Gorgon’un ekip ile maceralarını anlatıyor. Ayrıca yine bu bölüm Maximus’un Dünya’daki doktor Evan Declan ile çalıştığını öğreniyoruz. Maximus Dünya’ya ne ara bu kadar yayıldı, orada iletişime geçebileceği, gerektiğinde kullanabileceği kontaklar edindi hiçbir şekilde bilmiyoruz ve dizi buralara girmiyor. Ayrıca Gorgon’un sahnelerinde benim yüzümden öldü muhabbeti artık milyon kere izlemiş olduğumuz için mide bulandırdı. Karaktere gereken gelişimi, değişimi her defasında senaristler bu yolla vermek zorunda değiller. Attilan’da ise Maximus genetik konseyi – amaçları ne bu konseyin?! – kendi tarafına çekiyor. Bölümün güzel yanları mı? Sadece easter eggler.

Onlar da;

  • Bölüm ismi ”Make Way for… Medusa” Amazing Spider-Man vol 1 62.sayısındaki öykünün ismine bir gönderme.
  • Karnak’ın Dünya’da giydiği giysiler son yıllardaki çizgi romanlarda giydikleri ile birebir aynı.

Something Inhuman This Way Comes…

Bu bölüm ise Black Bolt, Medusa ve Louise ailenin kalan üyelerini arıyor. Gorgon da aynı zamanda Karnak’ı arıyor. Bölüm içinde Karnak Gorgon ilişkisine odaklanan bir flashback de görüyoruz. Şu Ay’dan Amerikan bayrağını sökmeli bu sahne bize Gorgon’un zekasının ne kadar yerlerde olduğunu gösteriyor. Karnak ise yeni aşkı Jene ile kaçıyor. Aralarındaki bir sahnede Karnak’ın Jene’e ”senin ırkın farklı olan herkese kötü tepki verme eğiliminde, özellikle de otorite sahiplerine” kısmı güzeldi. Beklemediğim diziden geldiği için şaşırttı diyebilirim. Jene ile yakalandıklarında, dövüş sahneleri, Gorgon’un yardıma gelişi, bu kısımlar bölümün en iyi sahneleriydi. Bölüm sonunda ise aile buluşuyor, tekrar ayrılmak için! Easter eggler ise yine yüze tebessüm konduran cinstendi.

Easter eggler;

  • Bölüm ismi yine bir çizgi roman sayısı Black Bolt:Something Inhuman This Way Comes’dan gelmekte.
  • Karnak’ın eli ile kurşunu ikiye böldüğü sahne muazzamdı, diziyi izlememin üstünden günler geçmesine rağmen aklımda kalan sahnelerden biri, ve tamamen çizgi romandan alınma.

 The Gentleman’s Name is Gorgon

Bölüm Maximus’un Kraliyet Ailesi tarafından tahtından edildiği bir kabusu görmesiyle açılıyor. Crystal aileye şimşekler yaratarak mesaj gönderiyor. Black Bolt ve Medusa Crystal’in yanında, Karnak ve Gorgon ise tuzak olduklarını bildikleri halde Auron’a doğru gidiyorlar. Maximus ise Dünya’ya onun için savaşmaları adına madencileri gönderiyor. Cidden ”bu mu planın Maximus?” diye sorgulamamak elde değil. Bu bölümdeki bir flashback sahnesi ise Gorgon, Karnak ve Maximus’un eğitim sahnesi. Maximus güzel resmedilmiş. İyi bir sahneydi fakat neden üstünde spor taytı var ve Attilan’daki bütün her şey taht odasında yapılıyor?! Attilan’da Tibor karakteri ise Maximus’a bir darbe planlıyor fakat başarısız oluyor ve bölüm sonunda Maximus tarafında boğazı kesilerek ölüyor, yoksa Ramsey mi demeliyiz? Son olarak fake Cyclops’umuz Mordis’imiz ise Gorgon’un kendini feda etmesi sonucu yeniliyor. Triton’dan sonra Gorgon’un da ölümü kesinlikle saçma dizi bütün karakterlerine yanlış davranıyor ve hepsini tek tek harcıyor.

Easter Eggler;

  • Medusa’nın daha önce Dünya’da yaşadık sözleri çizgi roman’a bir göndermeydi. Çizgi romanlarda 60’lı yıllarda Inhumans ailesi, hatta Attilan ilk olarak Dünya’da bulunmaktaydı, 80’li yıllardaki sayılarda ilk olarak Ay’a taşındılar.
  • Maximus boğaz kesme sahnesi kesinlikle bir Ramsey Bolton göndermesi.
  • Dave Crystal’e God of Thunder diye hitap ediyor, Marvel evreninde bu lakabın sahibi tabi ki de Thor.

 

Şimdilik bu kadar, diziyi Mcu’u eksiksiz takip etmek istiyorum diyorsanız, çerezlik bir dizide olsa izlerim diyorsanız bir iki günde ard arda bölümler izleyerek bitirebilirsiniz. Fakat bahsettiğim gibi, çok kaliteli bir dizi, hatta kaliteli bir dizi beklemeyiz! Bu gibi beklentiler için sizi yine abc’nin dizisi Agents of Shield’a alalım.

Son iki bölümün incelemesinde görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

En Underrated Diziler #3 : Falling Skies!

Yayınlandı

on

Doğancan Gedik’in başlattığı ve Person of Interest ile Luther hakkında yazmış olduğu ”En Underrated Diziler” serisinde mutlaka olması gerektiğini düşündüğüm bir diziyi anlatmak istiyorum: Falling Skies.

Bundan yaklaşık altı yıl önce yabancı dizi izlemeye başladım ve bu süreçte yirmiden fazla dizi bitirip, bir o kadar diziyi de yarım bıraktım. Yabancı dizilerin hayatımda bu kadar yer tutmasını sağlayan en önemli etmen ise tüm bu diziler arasında ilk izlemiş olduğum dizi Falling Skies’tır diyebilirim.

2011’de başlamış olan dizimiz onlarca başarılı yapımda emeği geçen Stephen Spielberg ve Er Ryan’ı Kurtarmak ve Thor: Karanlık Dünya gibi önemli filmlerin yazarlarından olan Robert Rodat tarafından oluşturulmuş bir Dreamworks Television yapımı. 5 sezon boyunca TNT’de yayınlanan dizi, 2015 yılında ekranlara veda etti.

Dizi, genel olarak, hala devam eden uzaylı istilasında eşini kaybeden Tom Mason (Noah Wyle) ve oğullarının uzaylılara karşı olan savaşta hayatta kalma mücadelelerini işliyor.

 ”Sıradan” diyebileceğimiz bir ana konuya sahip olan Falling Skies’ı bence diğer post apokaliptik dizilerden ayıran önemli etmenler; kullanılan düşük bütçeye rağmen dizideki efektlerin güzel olması, bol aksiyon içerip hiç sıkmaması ve savaş psikolojisini olabildiğince gerçekçi anlatabilmesi. Bunlar haricinde, dizinin en iyi yanlarından biriyse ”iyi” ya da ”kötü” karakterler olmaması: savaşın ve kıtlığın insanlar üzerindeki etkisi ve insanların çıkarları doğrultusundaki değişimleri çok gerçekçi bir şekilde işleniyor.

Peki, yapımcılarının Steven Spielberg ve Robert Rodat olduğu bu Dreamworks dizisinin bu kadar underrated olma sebebi ne? Bu soruya cevap olarak konusunun daha önce birçok yapımda kullanılmış olması, bütçesinin gerekenden az olması, dizide rol alan oyuncuların çok ünlü olmamaları ve hepsinden önemlisi: dizinin yayınlandığı dönemde benzer bir konuya sahip The Walking Dead’in ortalığı kasıp kavuruyor olması söylenebilir.

Sonuç olarak, Falling Skies’ın ”muhteşem” olduğunu ya da kesinlikle kendine hayran bırakacağını söylemiyorum ama zaman öldürmek isterseniz kesinlikle denemeniz gereken, oldukça akıcı bir dizi olduğunu düşünüyorum.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel3 saat ago

Star Wars: The Last Jedi İncelemesi – Skywalker Efsanesine Saygı Duruşu!

Herkese merhaba. Star Wars: The Last Jedi’ı izledik ve incelememizi hazırladık. İncelemeyi Kutluhan ile Anıl farklı açılardan, farklı bakış açılarıyla...

Bomba3 gün ago

The Walking Dead 8.Sezon 8.Bölüm “How It’s Gotta Be” İncelemesi

Kutluhan’ın incelemesi: The Walking Dead, 8. sezona hızlı bir giriş yapmıştı. Resident Evil filmi gibi konu değiştirmiş,  zombi mücadelesi insanların savaşına...

Bomba3 gün ago

Inhumans 1.Sezon 4. 5. ve 6. Bölümleri İnceleme ve Easter Eggleri

Bu dizi, çok sancılı süreçlerden geçerek ekranlarımıza geldi. Ortaya bu konsept ile çıkabilecek çok güzel işler varken, elimizdeki sonuç ne...

Bomba3 gün ago

En Underrated Diziler #3 : Falling Skies!

Doğancan Gedik’in başlattığı ve Person of Interest ile Luther hakkında yazmış olduğu ”En Underrated Diziler” serisinde mutlaka olması gerektiğini düşündüğüm...

Bomba1 hafta ago

Agents of Shield 5.Sezon Part 1 ve Part 2 İncelemesi: Orientation!

Marvel hayranları şu sıralar ellerini kana bulamış ve Punisher’ı bitirmiş, Infinity War fragmanıyla yükselmiş, Black Panther’i ve tabi ki Infinity...

Bomba1 hafta ago

İddialar Gerçek Olmak Üzere! Disney, Fox’un Haklarını Aldığını Haftaya Açıklayabilir!

Biliyorsunuz ki, şu sıralar en önemli konu Disney’in 20. Century Fox’un çoğunluk hakkını satın alıp alamayacağı idi. Hatta haberini X-Men,...

Bomba2 hafta ago

The Walking Dead 8. Sezon 7. Bölüm İncelemesi: Time For After

Bu inceleme The Walking Dead 8. sezon 7. bölüm hakkında SPOILER içermektedir. 8. sezon hayal kırıklıkları ile yoluna devam ediyor....

Bomba2 hafta ago

Avengers: Infinity War Fragman İncelemesi!

Marvel, kurmuş olduğu sinematik evreninin 10. yılına girmiş bulunmakta. Çok şanslı bir nesil olarak, çizgi romanların sinemaya düzgün bir şekilde...

Bomba3 hafta ago

The Walking Dead 8. Sezon 6. Bölüm The King, The Widow and Rick İncelemesi

Bu inceleme The Walking Dead 8. Sezon 6. Bölüm hakkında SPOILER içermektedir Geçtiğimiz haftanın incelemesi gelemediği için özür dileyerek sözlerime giriş...

Bomba4 hafta ago

Justice League İncelemesi ve Tüm Çizgi Roman Referansları!

-SPOILER OLMAYAN KISIM- Kutluhan’ın Görüşleri Villian, solo hikayeler, diyaloglar, espriler, efektler, yan karakterler filmi bir bütün olarak karşımıza çıkardı. Avengers’tan...

Bomba