Connect with us

Bomba

Kara Büyücü Ödülleri 2016 – Oyunlar –

Yayınlandı

on

”X senesi oyunlar için gerçekten çok dolu bir seneydi” geyiğini her sene duysak da ben yine de söylemek istiyorum; 2016 oyunlar için cidden BAYA dolu bir seneydi. Yıllardır bizlerle buluşmasını beklemekten ciğerimizi solduranlar (Final Fantasy XV, The Last Guardian) , duyurulmasıyla heyecan yaratan ancak bekleneni veremeyenler (Öhem, No Man’s Sky, Öhem) ,  duyurulması zerre umrumuzda olmayıp bizi şaşırtan (DOOOOOOM!!), çılgınlar gibi beklenti yaratıp bir de o beklentileri aşmayı başaran pek çok oyun geldi geçti bu senede. Bize de kendi çapımızda bu oyunları gerek övmek, gerekse hafiften yermek kaldı 2017 yılına yaklaşırken. Karabüyücü 2016 Ödülleri’nin kategorileri şöyle:

-En İyi Aksiyon-Macera Oyunu

-En İyi FPS Oyunu

-En İyi Online Oyun

-En İyi RPG

-En İyi Spor-Yarış Oyunu

-2016’nın En Sürpriz Oyunu

-2016’nın En Büyük Hayal Kırıklığı

-2016’nın En İyi Oyunu

 

En İyi Aksiyon-Macera Oyunu

Adaylar:

Ratchet and Clank, Gears of War 4 , Uncharted 4, Dishonored 2

ratchet_and_clank_coveruc4_ps4_jewelcase_straight_angle_001dishonored_2_cover_artgears_of_war_4

 

PS2 klasiklerinden Ratchet and Clank’ın PS4 macerası bizi nostaljiye boğdu, aksiyon-platform türündeki oyunları ne kadar özlediğimizi hatırlattı, Gears of War yapımcısı değişmesine rağmen serinin kalitesinden hiç ödün vermedi, Dishonored 2 de ilk oyunun üstüne çıkmayı çok güzel başardı ki ilk oyun kendi türü içinde en iyilerden kabul ediliyordu zaten.Yine de listenin sonuna dair biraz spoiler vermiş gibi olacağım ama Uncharted 4’ü son 1 yılda Karabüyücü sitesinde övmekten ben yorulmadım, daha da yorulmam gibi, şunu da rahatlıkla söylüyorum; Bu sene hiç bir oyun Uncharted 4 kadar olamadı be!

Kazanan: Uncharted 4: A Thief’s End

 

En İyi FPS

Adaylar:

 

Doom, Overwatch, Titanfall 2, Battlefield 1

2010’ların başında Call of Duty’nin önlenemez yükselişiyle beraber FPS oyunlarının oyun pazarını açık arayla domine ettiği zamanlar vardı ya hani? Sonra Call of Duty, Battlefield gibi ağır toplar dışında neredeyse hiç bir oyun onların başarılarına yaklaşmayı dahi başaramadı uzun yıllar boyunca. İşte 2016 yılında Overwatch ilk kez hem CoD hem Battlefield’ın tahtına göz dikip hem de bu tahtı sallamayı başaran yegane oyun oldu. Doom tam gaz aksiyonuyla bize cehennemi yaşatırken ( kelimenin tam manasıyla), Titanfall 2’de ilk oyunun sunduğu harika mekaniklerin üstüne bir de mis gibi bir senaryo modu sundu. DICE zaten Battlefield ile en iyi bildiği işi yapmaya devam etti, hem bu sefer hikaye modu da ”oynanılabilir” ayardaydı. Özellikle FPS oyunları açısından dolu dolu bir geçirsek de FPS oyunlarında ”yeni bir marka” olmayı başarabilen tek oyun Overwatch oldu ve markalaşmasındaki başarısının da oyunun reklam kampanyalarından ziyade mükemmeleştirilmiş bir çoklu oyuncu tecrübesi sunması kendisini yılın en iyi FPS oyunu yapıyor.

Kazanan: Overwatch

 

En İyi Online Oyun

Adaylar:

Overwatch, Titanfall 2, Battlefield 1 , Street Fighter V

Aslında bu kategoride de yukarıda söylediklerimin çoğu geçerli. Battlefield 1 ve Titanfall 2 önceki oyunlarının iyi taraflarını alıp daha da cilalamaktan fazlasını yapsalar da iki oyun da oyunculara tamamen yeni bir tecrübe sunmadı. Ha bir de Street Fighter V var ki online maçlar deli eğlenceli geçse de oyunun tonla diğer sorunu kendisini zaten adayların en zayıf halkası yapıyor. Overwatch’ın eleştirildiği tek nokta vardı ki  o da oyunun çıkış döneminde yeterli içeriği sunamamasıydı ancak şu an oyun ilk çıktığı halden neredeyse iki kat fazla içeriğe sahip ve oyun çıkalı daha bir sene bile olmuş değil. Overwatch’ın arkasında herhangi bir geliştirici değil, Blizzard var, bundan ötürü Overwatch’ın büyümesinin neyse ki duracağı yok zaten.

Kazanan: Overwatch

 

En İyi RPG

Adaylar:

Witcher 3:Blood And Wine, Dark Souls III, Final Fantasy XV

RPG oyunları az da olsa özdüler bu sene. Souls serisinin son oyunu Dark Souls 3, Bloodborne kadar olamasa da Souls serisinin kalitesine son derece yaraşır bir oyundu. Final Fantasy XV ise yıllar süren bekleyişin ardından oyunculara ( bir ton hatayla birlikte de olsa) gayet güçlü bir deneyim yaşatmayı başardı. Amma velakin CD Projekt Red stüdyosunun geçtiğimiz senenin istisnasız en iyi oyunlarından Witcher 3 ile işi bitmemiş olacak ki öyle bir eklenti paketi çıkardılar ki Witcher 3’ün ana oyunuyla yarışacak kalitede dense abartmış olunmaz. Üstelik 60 dolarlık oyunların çok çok büyük çoğunluğundan fazla içeriği bir DLC ile sunmaları ve zaten devasa bir oyun olan Witcher 3’ün dünyasını daha da genişletmeleriyle Polonyalı stüdyo, sadece Karabüyücü’nün En İyi RPG ödülünü değil, saygımızı da kazandı. Keşke diğer firmalar da biraz ibret alsa…

Kazanan:Witcher 3:Blood And Wine

 

En İyi Spor-Yarış Oyunu

Adaylar:

FIFA 17, Forzo Horizon 3, Steep

Ubisoft Steep ile özlediğimiz snowboard, ekstrem kış sporları oyunlarını tekrar diriltme çabasına girdi bu sene. Oyun iyi olmasına iyiydi, gayet keyifli saatler geçirtmeyi başardı ama o SSX, Amped gibi efsaneleşmiş serilerin verdiği keyiften biraz da uzaktı. FIFA 17 çok güzel bir hikaye modu ekledi bünyesine, cuk diye de oturdu oturmasına da FIFA 16 ile FIFA 17’yi yan yana koyduğumuzda parmakla gösterilecek bir yenilik var mı deseniz, a-ah , yok. Bundan ötürü açık dünya konseptini ralli oyunlarıyla buluşturan Forza Horizon serisinin son oyunu , muhteşem görselliği ve harika sürüş mekanikleri, bir de göz alıcı açık dünyasıyla bu kategorinin ödülünü kolaylıkla sırtlayıp götürüyor. Hem Forza serisi Xbox’a da özel değil artık, PC’de de var, oynamamak için hiç bir sebep kalmadı artık, bizden söylemesi…

Kazanan: Forza Horizon 3

 

2016’nın En Güzel Sürprizi

Adaylar:

Hitman, Doom , Firewatch

Firewatch Indie bir oyun olsa da arkasındaki ekibin oyun dünyasının ses getiren işlerinden çalışmasından ötürü iyi bir oyun olunacağı biliniyordu aslında ama hikayesiyle bizi şaşırtmayı yine de başardı. Hitman bölüm bölüm yayınlanmasıyla baya bir şüpheye yer bıraksa da tüm bölümler çıktığında elimizde baya taş gibi bir Hitman oyunu bulunuyordu, ayıla bayıla da oynadık. Firewatch ve Hitman bizi beklemediğimiz noktalardan vuran oyunlar olsa da şunu herkese sormak isterim; Kimse Doom’un BU KADAR iyi olacağını bekliyor muydu peki? Eski Doom oyunlarının havasını sonuna kadar hisettirmesi bütün oyun camiasını beklemedikleri yerden vurdu, eski tarz FPS’lerin modern oyunlarla yarışabileceklerini kanıtladı. Doom baya iyiydi, hala da oynamadıysanız ayıp yani.

Kazanan: Doom

 

2016’nın En Büyük Hayal Kırıklığı

No Man’s Sky

Burada yazılacak pek bir şey yok aslında. Hayal kırıklığı açısından No Man’s Sky ile yarışabilecek de hiç bir oyun yok, ondan kendisi kategorinin tek adayı ve otomatik kazananı. Oyunculara No Man’s Sky’ın geliştiricisi Hello Games tarafından büyük vaatler verildi, oyuncular da aldılar gazı, aldılar gazı, beklentiler hayvani noktaya geldi. Sonra ne oldu, sonuç olarak çıkan ortalama üstü standart bir survival-adventure oyunuydu. Kötü müydü? Hayır? Peki beklediğimiz No Man’s Sky bu muydu? Hiç, hiç alakası yok.

 

2016’nın En İyi Oyunu

Adaylar:

Last Guardian, Uncharted 4, Doom , Overwatch , Dishonored 2

Şimdi diyeceksiniz ki; ”E bu sitede yine Uncharted 4 övüyor! ” Övülüyor, çünkü Uncharted 4 sadece 2016’nın değil video oyunları tarihinin en iyi yapımlarından biri. Bu oyuna bu sitedeki incelemede 10 puan da verildi, yine bu sitedeki en iyi ”10 Playstation 4 Oyunu” listesinde en ufak ikileme düşülmeden birinci sıraya da yerleşti haliyle senenin en iyi oyunu ödülünü de bizden almış oluyor. Ha bu oyun neden mi bu kadar iyi derseniz de bunun için altta detaylı bir inceleme de var. Last Guardian’ın duygusallığı, Dishonored 2’nin atmosferi, Doom’un sapıkça eğlendirmesi, Overwatch’ın saatlerimizi çalması… Bunları küçümsemiyoruz, ama hiç biri de Uncharted 4: A Thief’s End kadar mükemmeliğe de yaklaşamıyorlar.

Kazanan: Uncharted 4: A Thief’s End

 

 

Uncharted 4 İncelemesi: https://www.karabuyucu.com/uncharted-4-bir-hirsizin-sonu-incelemesi/

Ha bu arada şimdi merak etmişsinizdir; E biz bu ödülleri dağıttık da, neyin ödülü bu, kimin ödülü, ne kazandı şimdi bu oyunlar?

Takdirimizi kazandılar, yetmez mi? <3

 

 

Okumaya Devam Et
yorum yapmak için tıkla!

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel4 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba7 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba7 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba