Connect with us

Bomba

KaraBüyücü Orijinal serisi: KARA DUMAN – FİNAL

Yayınlandı

on

Eğer ilk defa okuyorsanız ilk bölümleri okumak için bu bağlantıları kullanabilirsiniz. Teşekkürler.  Bölüm 1  , Bölüm 2 , Bölüm 3 – 4

Okurken dinlemeniz için ise; Theme’s

FİNAL – GERÇEKLER

İyiyle kötü, doğruyla yanlış, aydınlıkla karanlık gibi gerçek ve yalan da hayatın tezat sanatlarındandır. Ancak kelime anlamlarının aksine yalan beyazı, gerçek ise siyahı temsil eder. Beyaz yalan yapısını hiç sorgulamadınız değil mi? Ben sorguladım. Yaşamak zorunda kaldığımız karanlık anları, beyaz yalanlarla kapatmaya çalışırız. Ama göz önünde bulundurmadığımız tek şey, yaraları yalnızca karanlığın kapatabileceğidir.

2016 Kış Mevsimi..

Kenan… Kenan… Kenan’ım… Gülüm.. Bana bak.

Hı? Hı efendim?

Dinlemiyorsun değil mi beni?

Dinliyorum, dinliyordum.

Oğlum, bu kaçıncı hikaye bana anlattığın? 7 mi 8 mi? Yarıda kestim kusura bakma ama artık bunların devamını dinleyemeyeceğim. Bundan sonra psikiyatristin olarak değil teyzen olarak konuşacağım. Annenin gidişinden sonra seninle ilgilenmeye çalıştım. Ama görünen o ki sana yardımcım olamıyorum. Özür dilerim.

Teyze, gerçekten Nun harika biri. O beni terketmeyecek bak. Bir dinleseydin devamını. Mezara düş..

KENAN! Boş mezar, boş mezar diye anlattığın yerde bir adam yatıyor. Çok iyi biliyorsun ki senin derdin orda yatan rahmetli adamcağız değil. Onun kızı. Boş mezarmış, peh.

Diyorum sana, Yhoren diye bir ülkede uyandım niye inanmıyorsun bana?

Gülüm bak şu fotoğrafa. Neresi burası?

Bir otel.

Yhoren Otel’i. Nerden bulduysanız zaten burayı hiç anlamadım. Burası sizin her yaz gittiğin otel. Ne olur artık hikaye yaratmaktan vazgeç. 16 yaşına kadar izlediğin filmlerin, dizilerin etkisinden çık. 25 yaşına geldin. Büyü artık, senin de bir hayatın var. Kendi filmini yaşa, yalvarırım sana. Hem sevmek için, beraber olmak için yan yana olmaya gerek yoktur.

Yapamam.

Yeter! Başlayacağım psikolojisine de şeyine de! Sen o gün koşarken boş bir mezara düşmedin! O kızın kollarına düştün. Ölümmüş gibi bahsetme şu ilişkinden. Yaşıyorsun sen. Bak Mevlana’nın sözlerini söylüyorum hep sana. Kulak vermelisin. Allah der ki; Kimi benden çok seversen onu senden alırım. Onsuz yaşayamam deme, seni onsuz da yaşatırım ve mevsim geçer, Gölge veren ağaçların dalları kurur, sabır taşar,Canından saydığın yar bile bir gün el olur. Aklın şaşar, dostun düşmana dönüşür, düşman kalkar dost olur, Öyle garip bir dünya. Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur. Düşmem dersin düşersin, Şaşmam dersin şa…

Şarsın. En garibi de budur ya, Öldüm der durur,  yine de yaşarsın. Durumum en iyi böyle açıklanıyor. Biliyorum.

Biliyorum diyorsun ama nerede hani sonuç? Ak büyücü , kara büyücü. Raen diye olmadığın biri oluyorsun. Yaşadığın güzel şeyleri hatırlamak yerine hep kötü şeylere odaklanıyorsun. Bunun kime faydası olacak. Hikayenin devamında kendini feda edeceksin değil mi? O Raen ile mutlu olacak, sen öleceksin. Biliyorum ben seni. Başkasıyla mutlu olmasını kaldıramıyorsun.

Alakası yok. Ben onu düşünmüyordum ki, sen getirdin konuyu ona. Hiç alakası yok. İstediğini yapabilir.

Her hikayende savaşçı oluyorsun. Kurtarıcı. Kendin için ne zaman savaşacaksın? Kendini ne zaman kurtaracaksın? Sigaraya da başlamışsın. Kara duman dediğin bu muydu? Bu mudur yani? Edebiyat yeteneğini böyle şeylerle mi harcayacaksın. Bak eğer toparlarsan kendini, yazar bir arkadaşımla tanıştırırım seni. Yeni şeyler yazarsın. Kafanda kurduğun şeyleri kağıda dökersen daha iyi olmaz mı? Bir taşla iki kuş. Bide kendini düşünmüyorsan kardeşini düşün, sana ihtiyacı var. İlaçlar zaten işe yaramıyor belli ki. Senin bu hikayeleri yaşamaktan vazgeçmen gerek. Onları yaz derim. Bir de artık acınla yüzleş lütfen.

Kenan ağlamamak için direndi. Gülümsedi teyzesine. Görüyorsun, seni tüm dünyaya bağlayan insanı bulduğun zaman, Raen gibi biri olabiliyorsun. Olduğundan daha iyi biri, bir Savaşçı. O kişi gittiğinde nasıl biri olacağıma karar vermek ne yazık ki benim elimde olmuyor. Söyle bana nasıl biri olmalıyım. Her neyse, her şey için teşekkürler, iyi geldi konuşmak. Haftaya görüşmek üzere, dedi ve kapıya doğru yöneldi.

Kenan, oğlum, yanlış anlamadın beni değil mi? Sadece senin iyiliğini istiyorum, başka bir şey değil. Bu dünyanın seni kazanmasına izin ver. Herkes istediğini alırsa, bazılar eli boş gider dünyadan.

İçi ağlayan Kenan, sahte bir gülümseme bıraktı teyzesine ve çıktı odadan. Hikayeye devam etmek istiyordu zihninde ama artık hayal ederken Nun, istemsiz bir şekilde “O” oluyordu. Kendi hayalinde bile özgür değildi artık. Yeni bir hikayeye ihtiyacı vardı. Teyzesine kulak asmadığı her halinden belliydi ama gözlerini kapattığında gördüğü silüet, odaklanmasını engelliyordu. Eve doğru yürüyordu. Biraz uzundu mesafe ama yürümeyi hep sevmiştir. Evine yaklaştığında, bozuk bir kaldırım taşına takılarak tökezledi. Paltosunun sol cebinden haftalığının yarısı yere düştü. Farkına varmadan yoluna devam etti. Mahallenin çocuklarından Kutluhan yerden parayı aldı ve Kenan’a seslendi. “Kenan Abi!” Arkasını döndü Kenan, karşı binada oturan Nermin Hanım’ın oğlu Kutluhan ona doğru koşuyordu. Sol cebinden ucu çıkmış paraları farketti. Düşürdüğünü anladı ve gülümsedi. Abi, paraların... dedi. Sağol, gülüm. Bu gece aç yatmayacağız sayende, dedi ve gülümsedi. Beraber yürüdüler. Eve yaklaşınca kapıya çıkan komşular Kenan’a halini hatrını sordu. Buralarda herkes sever ve sahip çıkardı Kenan’a.

Oğlum Kenan, evde yemek yoktur şimdi sizin gel beraber yiyelim, Kenan’ım paraya ihtiyacın var mı? Kenan nasıl gidiyor hikayelerin kurtardın mı prensesini? Şşşt sus kız.

Kenan gülümsedi. Kurtardım Naime teyze, kurtarmaz olur muyum? Kahramanımız her şeyini verdi onun için, Uğrunda öldü.

Ah be oğlum.

Neyse ben bir Zeynep’e bakayım, onu da alırım geliriz bir çayını içmeye. Ufak bir gülümsemeyle apartmana girdi. Önce kapıyı çaldı, Zeynep yakınsa açsın diye. Zira anahtarla bile iki saatte açılıyordu. Zeynep açtı kapıyı, uzun saçlarının altındaki gözyaşlarını yine Zeynep gördü. Sadece kardeşinin yanında ağlardı. Hiç çaktırmadan, neşeli neşeli döndü durdu abisinin etrafında.

Sanaaaa, mantı yaptım abim. Börek de var gece için. Seni bekledim hadi yiyelim, hadi, hadi.

Ben bir duşa gireyim Zeynep’im. Olur mu?

Neşesini bozmadan kafasını olur anlamında oynattı. Ve mutfağa gitti masayı hazırlamak için.

Gözyaşları banyo suyuna karışmıştı. Allah’a ettiği isyan, içini rahatlatmamıştı. Kendi kendine konuştuğunu duyan Zeynep, banyonun kapısına gitti ve dinledi. Oturdu dibine. Abisinin bu haline en çok üzülen kişi elbette ki oydu. Çoğu zaman abisini intihardan vazgeçiriyordu. Ve bundan yorulmuştu. Acaba bugün de o konuşma olacak mı diye düşünüp, korkuyordu. Kesici aletleri kaldırmıştı. İlaçlarını aldığından emin oluyordu. Bu sırada dakikalarca konuştular. Kenan’ın sesi titrek ve zayıf geliyordu ama anlamasına yetiyordu.

Yine o konuşmaya gelmişti sıra. Bu sefer Zeynep sert çıktı. Her zamankinden farklı konuşacaktı.

Abi, anla artık. Ölünce kurtulacağını zannediyorsun ve bu doğru. Kurtulacaksın büyük ihtimalle. Cehennem sana vız gelir diye düşünüyorsun. Peki ya ben? Teyzem, sevenlerin, arkadaşların? Sen öldüğünde, mezarının başında kurtuldu sonunda diye gülebileceğimizi mi zannediyorsun? Annemi düşün, talihsiz ölümü bizi nasıl bir hayata sürükledi. Bir bak etrafına, çok acılar yaşadık ancak hala birbirimize sahibiz. Buna ihanet edemezsin. Hele de O’nun için. Emin ol öldüğünden haberi bile olmayacak. Hikayelerindeki ölmek istemez misin? Bir amaç uğruna ölmeyi, bencil düşüncelerin uğruna değil!

Kenan bugün gerçeklerle fazla mesai yapmıştı. Hiçbir zaman kaldıramamıştı zaten. Ancak her acının, her hikayenin bir sonu var. Kenan kıyafetlerini ıslak ıslak giydi ve banyonun kapısını açtı. Yerde oturan kız kardeşi kapı açılında dengesini kaybetti. Onu tuttu ve kaldırdı ayağa. Sımsıkı sarıldı. Hiç kaybetmeyecek gibi sarıldı hem de. Beraber yemeğin tadını çıkardılar, küçüklük anılarından bahsettiler. Annesinin fotoğraflarına bakıp güzel bir akşam geçirdiler.

Haftalığımı aldım bugün. Dile benden ne dilersen? dedi ve gülümsedi.

Elmalı soda istiyorum.

Bir gün de başka bir şey iste. Ocağımıza incir ağacı dikecek bu isteğin. Fazladan çalışmam gerekecek yarın. Olsun, katlanırız kardeşimiz için.

Dalga geçme be.

Gülüştüler. Kenan’ın aklına verdiği söz geldi. Kız kardeşini apar topar kaldırdı. Hadi kalk kalk, Naime teyzelere gidecektik, söz verdim.

Saat geç olmadı mı?

Olmadı, olmadı giyin hadi. Ben geçiyorum, gel peşimden.

Apartmandan çıktı. Komşusunun camına baktı, ışıkları yanıyordu. Ayıp olmaz inşallah diye içinden geçirerek adımını attı. Tek yön kurallı bir cadde üzerinde oturuyordu. Sağdan seyreden bir düzene sahipti. Nedense önce soluna baktı Kenan. Sağına bakacaktı ki O’nu gördü saat 10 yönünde. Bir adım daha attı. Bir adım daha.

Olaya camda şahit olanlar Kenan’ın gözünü kırpmadan baktığı yerde kimse olmadığına yemin ediyorlardı. Sarhoş şoför, benim suçum değildi diye yalvarıyordu. Önüme atladı, kornaya bastım tepki vermedi diyordu. Cadde içinde yaptığı hız ve alkol oranı, bu ifadesini önemsiz kılıyordu. Kardeşi onu hiç affetmedi. Kasıtlı olarak yaptığını düşündü hayatının sonuna kadar. Bazıları Allah’ın merhameti olarak yorumladı, bir silüet gösterdiğini savundu. Naaşını annesinin yanına defnettiler. Bir yıl sonra babasının mezarını ziyarete gelen kız, Kenan’ın mezarını gördü. Kenan’ın ona verdiği yüzüğü saklamıştı ve bir sonraki gelişinde yüzüğü mezara gömecekti.

Yaşam, başkalarıyla iletişim kurmaktır, başkalarıyla birlikte olmaktır, başkaları için eylemde bulunmaktır der Zygmunt Bauman ve ekler; başkalarının gereksinimi ve onların benim dikkatim ve sempatim için uğraşları sonucunda benimle konuşulması , istenir olmam ve bir önem kazanmamdır. Kenan’ın yaşamında yer tutan, anlamsızlıklarına anlam katan, boşluklarını dolduran insanların gidişi, hayatta kalma dürtüsünü çoktan yok etmişti. Tek başına yaşama korkusuyla hikayeler yaratması bu yüzden olsa gerek. Ancak sonlar zordur. Yaşama gücünü kardeşiyle bulduğunda, hayatının son demlerini yaşadığını bilemezdi. Bir veda bile edemedi. Ancak hikayeleri, O’nunla gezdiği caddelerde yankılanacaktı.

Okumaya Devam Et
yorum yapmak için tıkla!

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel2 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba5 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba5 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba