Connect with us

Bomba

Logan İncelemesi -Spoilersız-

Yayınlandı

on

İKSV‘nin gerçekleştirdiği ön gösterime Kara Büyücü ekibi olarak katıldık ve sizlere bu SPOILERSIZ incelemeyi hazırladık. Filme gitmeden gönül rahatlığıyla bu yazıyı okuyabilir ve filmin içeriği hakkında olmasa da, filmin geneliyle ilgili bir görüş edinebilirsiniz. İncelemeyi yazarlarımız Anıl ve Kutluhan kendi bakış açılarıyla inceliyor olacaklar.

Anıl’ın incelemesi:

“Joey, there’s no living with.. with a killing. There’s no going back from one. Right or wrong, it’s a brand. A brand sticks. There’s no going back. Now you run on home to your mother, and tell her… tell her everything’s all right. And there aren’t any more guns in the valley.” Shane-1953

Büyüdükçe kaybettiğimiz birçok güzel olay var. Bunların içinden en acısı ölümdür. Bir diğeri ise veda etmektir. Hugh Jackman, çok emek verdiği ve sonsuza kadar anılacağı karakter Wolverine’i sevenlerinin karşısına son kez çıkardı ve vedaların en büyüğünü gerçekleştirdi. Wolverine vedayı hakediyor muydu? Bu farklı tartışılması gereken bir soru. Ancak Hugh Jackman’ın 17 sene önce başladığı macerayı bitirmesi için doğru zamanı bulduğunu düşünüyorum. Peki Logan beklentileri daha doğrusu BÜYÜK VEDAYI karşılıyor mu? Cevabım hem evet hem hayır olacak. Filmi izlemeden önce NELERİ BEKLEMELİ ve BEKLEMEMELİYİZ? sorularını sorarak ikiye ayırdım. Önce bunları bir madde madde yazalım ve bunları bir açalım.

Neleri beklememeliyiz?

– Old Man Logan çizgi romanı ile benzerlik göstermesini,
– Çizgi romanlara yapılan ağır referansları,
– Apokaliptik bir dünya görmeyi,
– Güçlü bir villain,
– CGI veya bilgisayar efekt bombardımanı yaşatan süper kahraman filmleri.

Neleri beklemeliyiz?

– Wolverine solo filmlerini sevenler için harika bir film,
– X-Men ve solo Wolverine filmlerine yapılan referansları,
– Sade ve gerçekçi bir dünya anlatımı,
– Yaşanan olayların açıklamasız bırakılması ve çözümün izleyiciye bırakılması,

NELERİ BEKLEMEMELİYİZ?

Old Man Çizgi Romanı İle Benzerlik Göstermemesi

Biliyorsunuz ki Logan’ın yaşlılığını anlatmak önce çizgi romanla başlayan bir olaydı. Burada yıllar önce yaşanan ve Spider-Man’in düşmanı Mysterio’nun aldatmacası sayesinde Wolverine tüm X-Men ailesini öldürmüştü. Yıllar geçmiş ve Amerika parçalanarak Bruce Banner’ın torunlarına, Red Skull’a ve Kingpin’in egemenliğiyle paramparça olmuştu. Orada kör bir Hawkeye ile yaşlı Logan’ın son bir macerasını okumuştuk. Venomlarla birleşen dinozorlar, Peter Parker’ın kızı vs. derken tüm dünya adeta kıyameti yaşamış bir şekilde aktarılmıştı. Logan’ın ise bizlere verdiği tek şey mutantların olmadığı ve şu an yaşadığımız dünyadan biraz daha kötüleşen bir dünya görseli. İzlediğiniz vakit tek kıyamet tipli kişinin Calibal olduğunu anlayacaksınız. Bu yüzden dünya olduğu yerde duruyor sadece Logan ve Profesör X için yaşadıkları dünya çoktan ölmüş.
wolverine-top-stories-109429

Çizgi Romanlara Yapılan Referanslar

İzlediğim kadarıyla çizgi romana bu kadar az referans yapan tek süper kahraman filmiydi. Fragmanlardan gördüğünüz X-Men çizgi romanlarının Uncanny X-Men serilerine ait olduğunu öğrenmemiz -ki filmde geçmiyor bu benim gördüğüm- ve birkaç şirket ismi dışında easter egg neredeyse yoktu. Spoiler incelemesinde bunlardan bahsedeceğiz ancak şimdilik söylememiz olmaz elbette.

Apokaliptik Bir Dünya

Old Man Logan çizgi romanından bahsettiğim üzere orada yaşanan bir dünya izlemek, görmek istiyorsanız kötü haberim var maalesef böyle bir dünya değil Logan dünyası. Mutantların son bulduğu ve insanların daha kötüleştiği bir dünya ancak izleyince göreceksiniz, şu an için yaşadığımız bir dünyadan pek farklı değil.

Güçlü Bir Villain

Filmin bu konuda size bir sürprizi var merak etmeyin. Logan, yüzleşebileceği en tehlikeli villain ile yüzleşmek zorunda kalıyor. Ancak yine görünce anlayacaksınız ki, bir Magneto veya Thanos veya Darkseid gibi SUPER VILLAIN namına yakışan bir düşman görmeyi kesinlikle beklemeyin. Logan, sizlere daha kişisel bir meseleyi anlatmak için çekilmiş bir film. Dünyayı kurtaran süper kahramanlar burada yok.
4678280-zone-old+man+logan-182

CGI veya Bilgisayar Efektli Süper Kahraman Filmleri

Man of Steel, Avengers, Batman v Superman gibi filmler bizlere bunu sunuyor olabilir ama Logan, olabileceği en gerçekçi şekilde çekilen bir süper kahraman filmi. Binaların, ormanların yıkılıp, yakılmasını beklemek bu film için doğru olmayacak. Ancak güzel dövüş sekanslarının olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Özellikle X-23, kişisel olarak müthiş şovlar sunuyor.
NELERİ BEKLEMELİYİZ?

Screen-Shot-2016-10-20-at-9.36.11-AM

Wolverine Solo Film Esintileri
Wolverine’in X-Men filmleri dışında çektiği solo filmler genelde hiç sevilmez. İlk filmde yaşanan Deadpool faciası, ikinci filmin yola çıktığı düşüncenin doğru olup hiçbir şekilde işlenememesi dışında eğer bu solo filmleri sevdiyseniz Logan, o solo filmlerin iki tık üst seviyesinde ve beğeneceğiniz bir film. He solo filmleri hiç beğenmiyorsanız yine beğenirsiniz. Son sahne geldiği vakit, bu dediğimi daha iyi anlarsınız.

X-Men ve Wolverine Filmlerine Yapılan Referanslar

Çizgi romanlara referanslar çok az olabilir ama X-Men ve solo filmlere yapılanlar gayet fazla diyebilirim. Bunların neler olduğunu yine SPOILER incelemesinde yer vereceğiz ama X-Men filmlerini sevenler easter eggleri kaçırmasın.
logan-new-pics-111-fb

Sade ve Gerçekçi Bir Dünya

Kıyameti yaşayan dünya değil mutantlar olduğunu öncesinde söylemiştim. CGI veya akla gelebilecek herhangi bir bilgisayar programının çok az kullanılması Logan’ı hem gerçekçi hem daha mantıklı olmasını sağlıyor. Zack Snyder gibi görselliğe önem verenler Logan’dan bunu beklemesin. Logan’ın bizlere anlatmak istediği bunun herkes için bir SON olduğudur.

Yaşanan Olayların Açıklanmıyor Oluşu

Old Man Logan’da mutantların neden yok olduğunu biliyoruz ancak Logan, bize birkaç kenardan köşeden fırlayan bilgi dışında açıklama yapılmıyor. Bu ve bunun gibi olaylar tamamen izleyicinin fikrine ve hayal gücüne bırakılmış. O olayların yaşandığı anı görmeyi isterdim ancak görmediğim için şikayet etmiyorum. İzleyiciye bırakılması bir sinema taktiğidir. Zaten Logan geçmişe değil tamamen o ana ve geleceğe odaklanmış bir şekilde ilerliyor.

Kutluhan’ın incelemesi:

Çocukken üç tane bıçağı parmaklarımız arasına sokup, saçlarımızın iki yanını dikip Wolverine olmadık mı? Ve Wolverine olarak değil de Hugh Jackman olarak bilmedik mi?. Prestij’i, The Fountain’i, Van Helsing’i aaa Wolverine oynuyor diyerek izlemedik mi? Vedalar zordur ama biz nelere veda etmedik ki? Ölüm de bir vedadır, arkasına bakmadan gidişi de. Bazen de Steven Gerrard gibi gidişler olur. Arkasından bakarsın ama eğer takip etmek istersen, ayak izleri hep taze kalacaktır.

Ama Logan, arkasında kan gölleri, gözyaşları, pişmanlıklar bırakan bir adam. Kendisinden nefret eden bir adam, kahraman olarak biliniyor, çiziliyor. Üç yanlış bir doğruyu götürür misali, hiçbir yanlışını unutmayan Logan, doğrularını ise çoktan defnetmişti. “Değer verdiğim herkes ölüyor.” klasiğinin vücut bulmuş hali Logan için bir umut ışığı var artık. Kafasını kaldırıp bakmadığı o ışık artık kaçamayacağı kadar yakında: Laura Kinney (X-23). Bu tatlı kız Logan’ın kafasına sıkmadan önceki son şansıdır belki de.

“Belki de mutantlar Tanrı’nın bir hatasıdır.”

ea3fc0b79f4aa7986bab965d7a5bca2f

X-Men üçlemesinde fazla ön plana çıkması, evrenin önemli bir karakteri olması solo bir seri çekilmesi fırsatını doğurmuştu. Ama bu bizler için acılı bir süreç olacaktı. Aksiyonu bol ancak senaryosu sıkıntılı. Senaristler, yönetmenler sürekli değişecek ve bir yola asla bağlı kalamayacaktı. Başarılı devam filmleri için istikrar büyük önem taşır. Buna örnek olarak Karayip Korsanları: Gizemli Denizlerde’yi verebilirim. Nerde Gore Verbinski? Alien… İlk film bir başyapıtken hala daha kötü nasıl çekilebilir diye yarışa girilmiş, David Fincher ve Jean-Pierre Jeunet gibi büyük isimler filmi Resident Evil’a çevirmişti. Şimdi de Ridley Scott koltuğu tekrar devralıp bir de ben içine edeyim demiş. Terminatör… Ama Geleceğe Dönüş, Godfather, Yüzüklerin Efendisi, Nolan’s Batman örnek alınması gereken seriler. Bu seride de bu eksikti. 2. filmi hiçbir güç kurtaramazken Origins filmini Gambit, Logan filmini de X-23 kurtardı. O halde gelelim yönetmen James Mangold ve Hugh Jackman’ın son Wolverine filmine. Ben biraz fazla beğendim. Nolan’ın süper kahraman serisinden sonra en iyi filmdi diyebilirim. Komedisi, aksiyonu, dramı her şeyi dozundaydı. Sinemada izleyin kesinlikle.

Size bir şey söyleyeyim mi? Bu film tam bir Max Payne 3’tü. Hayattan bıkmış, görmüş geçirmiş, sürekli sarhoş gezen bir karakter. Logan finalinde ise bu klişelerin ardı arkası kesilmedi. Kötü karakterler, ilerleyiş, sekanslar her şey klişeydi. Death of Wolverine çizgi romanı final için uygulansa çok daha başarılı olurdu. Ama bu filmin çekilmesinin tek nedeni Charles Xavier ve eski X-Men ekibine veda etmekti adeta. Yepyeni bir maceraya X-23 ile başlamaktı hedefleri. Ve bu düşüncenin ışığında New Wolverine’i bu filmle bize sevdirmeye başladı. Ve başardı da!

cb50d4dfd8e56747a0332856b66ebc74372c3b34

 

X-Men Evreninin karakter bolluğunun yanı sıra Logan filmi sadeydi. Sade ve akıcı. Hani vanilyalı dondurma alırsınız, ekstra bir tadı yoktur ama yine de güzeldir. Logan filmini en net böyle betimleyebilirim. Size önceden söylememiz gereken yegane şey filmde, fantastik öğeler beklememeniz. Yakın çekim ve dram filmin özellikle kararlaştırılmış özellikleri olup, hayır hayır efekt yok entrika yok gibi sert kararlar alınmış gibiydi. Buna Sinematografi deriz ve bu kararını saygıyla karşılayabiliriz. Çok da tatlı olmuş. Gözyaşlarıma hakim olamadığım sahnelere sahipti. Bir karaktere böyle veda edilir işte.

Hani bazı filmlerin unutulmaz sahneleri vardır. İkonlaşacak derecede kalitelidir. Bu filmde de mevcuttu. Film bir bütün olarak muazzam değil ancak sahneleri ayrı ayrı ele alındığında sekanslar etkileyiciydi. Yönetmenlik ortalamanın üzerindeydi. Bi de Dafne Keen yok mu, her sahnede oynasın istersiniz. Aksiyon sahnelerinde X-23’ün Wolverine’den çok daha etkileyici olduğunu söylemiş miydim? Küçücük kız ilk filminde bu kadar harika bir iş çıkarmış. İlk filmi olması da küçücük olmasından kaynaklanabilir tabii.

Screen_Shot_2017_01_19_at_9.31.57_AM.0

Logan: Who is she?

Charles Xavier: She’s like you… she’s very much like you.

Sonlar zordur. Ama hiçbir şey gerçekten bitmiş olmaz öyle değil mi? Yarım kalan işler, yok olmayan pişmanlıklar… Logan’ın geride bıraktığı çok şey vardı. Anı yaşamasına, birilerine değer vermesini zorlaştıran şeyler… Kim bilir, belki sadece X-23 yoktur maceranın devamında. Sağlıcakla kalın!

loganmovie-205309

 

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel1 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba4 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba4 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba6 gün ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba