Connect with us

Bomba

Lucifer 2. Sezon Finali İncelemesi: Tanrı Bey değil Tanrıça Hanım Diyeceksiniz!

Yayınlandı

on

Lucifer’ın geciken incelemesi için öncelikle kusura bakmayın. Kişisel işlerimden ötürü bölümü bile yeni izleyebildim ve hemen akabinde sizlere hem bu bölüm hakkında hem sezonun geneli hakkında bir değerlendirme yapacağım.

Lucifer Morningstar, ilk sezonuyla 7’den 70’e herkesin ilgisini çekerek dizi hayatına başladı. Öncelikle konumuz gayet sağlamdı. Cehennemi yönetmekten sıkılan Şeytan’ın Dünya’ya gelirse yaşayacağı maceraları daima satar, daima merak edilerek izlenir. Çok fazla bilgimizin olmadığı ve meraktan öldüğümüz varlıkları insan bedeninde izlemek çoğumuzun hoşuna gidiyordur. Ancak yapımcılar hem Lucifer’ın çizgi romanından hem de klişeleşebilecek bir temayı çok farklı şekilde işleyerek bizlere Lucifer’ı sevdirdiler. Sevmemizin başında elbette her zaman söylediğim ve söylemeye devam edeceğim Tom Ellis’in doğma amacının şeytanı oynamak olduğu gerçeğini atlamayalım. 2 sene boyunca Lucifer karakterini derinleştirdiği gibi ona bambaşka anlamlar da kattı.

En iyisi biz sezon finalini bir değerlendirelim, teorileri yazalım ve genel bir değerlendirmeyle yazıyı sonlandırırız. O halde, başlıyorum.

Fotoğraftan sonrası SPOILER içerir.

luc3

Alazlı Kılıç’ın son parçası Amenadiel’e emenet edilmişti. Eden kişi Tanrı olunca, emanet ettiği kişi ise gözden düşmüş en büyük oğlu ve ilk melek olan Amenadiel olunca ortam baya şenlendi. Çünkü Amenadiel, varlığının ilk gününden beri görevini yerine getiren, kaderci ve babasının sözünden çıkmayan iyi evlat olmuştu. Takdir görmek tek arzusuydu. Bunu asırlar boyu yaptıktan sonra kardeşi Lucifer’ın cehennemi bırakıp onu da dünyamızın bataklığına çekmesiyle o da güçlerini ve kanatlarını kaybetmişti. Tıpkı ilk düşen melek olan Lucifer gibi. Alazlı Kılıç’ın son parçasını vermekten çekinen Amenadiel, kolye ucunu Dan’in cebine saklamasıyla bir süre ondan kurtulmuş oldu. Bu sırada anne Charlotte, içindeki gücü insansı bedenin kaldırmamaya başlamasıyla başı zaten ağrımaya başlamıştı. Bu yüzden bir an önce Tanrı’yı öldürüp Cennet’e giderek oğullarıyla yaşama hayali kuruyordu. Orada Tanrı varken ve onu yok etmeyi düşünürken her şeyin düzgün gitme ihtimali neredeyse sıfırdı. Zaten bunu Lucifer suratına söyledi:

Her savaşta kayıplar olur Anne..

Girecekleri savaşta Amenadiel ve Lucifer’ın yok olma ihtimali yüksek olduğu için Charlotte bunu istemedi ve Lucifer’ın açtığı yeni bir boyuta giderek sonsuza kadar oğullarına veda etmiş oldu. Aslında sonsuza kadar demeyelim çünkü Alazlı Kılıç da aynı boyuta yollandı. Eğer Tanrıça onu kullanırsa Lucifer’ın olduğu boyuta dilediği zaman gelebilir. Tabii bu bir süre imkansız olacağından anneye veda ettik diyebiliriz. Anneyi nereye gönderdi diye merak ediyorsanız, cehenneme gitmedi. Lucifer, onu cennete geri gönderirse tüm olayların iyice geriye gideceğini, cehenneme gönderirse hiçbir işe yaramayacağını düşünüyordu. Çok farklı bir planla annesini hiçliğin olduğu yeni bir boyuta götürdü. Yani bizim Big Bang patlamamız ile başlayan süreçten bugünlere geldiysek, orada da Tanrıça kendi evrenini kurabilecek ve yepyeni bir hayata başlayabilecekti. Kısacası o boyutun Tanrısı artık Charlotte.

Chloe ise 2 sezondur ilk kez bu kadar geri planda kaldı. Sezon finalini Lucifer ve ailesine ayırmalarına sevindim yalan yok. Dizi bir ara Lucifer ve Chloe’nin “Ne zaman öpüşecek bunlar?” sorusundan başka hiçbir şeyi merak ettirmemeye başlamıştı. Ayrıca senaristlerin her önemli noktada Chloe’yi öldürmeye veya ölümcül bir şeye yakalanmasından sıkılmış olacaklar ki bu sezon finali tamamen Lucifer’a özel oldu. Hepimizin içinde Chloe’ye tüm gerçekleri anlatamayacağını bilse de KOŞ ULAN KOŞ SİGARALAR KENDİLİĞİNDEN YANDI BE modunda o telefon konuşmasını dinledik. Peki o an ne oldu? Lucifer’ı bayıltan kimdi ve uyandığı yer neresiydi? En önemlisi O KANATLAR NEREDEN ÇIKTI?!

luc

Lucifer’ın cildinden anlayacağımız üzere uzun zamandır orada baygın yatıyor. Dünyamıza benzese dahi tamamen çöl olan bir yerdeydi ve sanki bir savaştan çıkmışa benziyordu. Bazı teorilere göre annesinin yarattığı yeni evrende bir yer olduğu yazılmış ancak annenin daha fazla işe karıştılacağını sanmıyorum. Lucifer’ın yaptıklarının bir sonucu olarak kanatlarını geri alma ihtimali var ki, bizim gördüğümüz bayıldığı andan ayıldığı ana kadar geçen süreçte oldukça fazla bir zaman atlaması yaşanmış olabilir. Bizim zamanımızla öbür tarafın zamanı aynı olmayacağını eklersek Lucifer döndüğünde Chloe’yi yaşlı bulmaz merak etmeyin. Ancak Lucifer’ın kanatlarını geri kazanması olayı beni heyecandan komaya soktu sayın okur. Neden soktu çünkü Lucifer, hiçbir zaman kendini anlatamamış, iyi bir varlık olmasına rağmen asiliği yüzünden asırlar boyu cehenneme sürgün edilmiş ve insanlar dahi onu saçma lakaplarla anarken onun üzüntüsüyle empati kurabiliyordum. Bu empati sonucu ise kanatlarını geri kazandığında o en baştan beri hakettiği saygıyı, iyiliği geri kazanmasıyla beni mutlu etmeye yetti. Ancak Lucifer’ın kanatlarından çok, olduğu yeri yadırgadığını farketmiş olmalısınız. Bulunduğu yeri kesinlikle tanıdığını düşünüyorum. Bir başka ihtimal ise bunun flashback olduğu. Çok fazla bütçe olmadığından havalarda uçmak ve gözlerin kırmızı renge bürünmesi dışında epik sahneler göremiyoruz. Ancak Lucifer’ın asiliğini anlatacakları ve düşmeden hemen önceki melek formuyla görebilecek olma ihtimalimiz var mı? Bence var ve umarım bu gerçekleşir! Tanrı’ya açtığı isyan bayrağını ve o savaşı 5 dakika bile olsa görmek Lucifer dizisine seviye atlatır inanın.

Bu arada Tanrıça, Charlotte’ın bedeninden çıktıktan sonra daha önce ölen Charlotte’ın nasıl canlandığını merak ediyorsanız bir teorim var;

İnsan bedenine koskoca evreni yaratan Tanrıça girmiş. O beden otomatikman kendiliğinden iyileşmiş oldu. 

E, yani. Tanrıça’nın ışığı ile Charlotte ölümden dönmüş oldu. Hatta ilk yaptığı hareket boynuna-veya sırtına tam hatırlayamadım- saplanan bıçağın onun hatırladığı son detay olduğu için elini arkasına götürmesi detayı çok inceydi ve güzeldi. Bunu atlamamaları daha hoş oldu. Şimdi ise Dan için Chalotte ile bir ilişki yaşama ihtimali daha yüksek. Dan bir gün öldüğünde Tanrıça ile karşılaşırsa ne şaşırırdı he. Değil mi?

Artık yavaştan toparlamam gerekirse Lucifer, ilk sezonundan itibaren başladığı Chloe meselesini daha az irdeleyerek ibreyi tamamen Lucifer’a döndürerek doğru bir karar aldı. Artık yeni sezona kadar bu teorilerim ve sizin yapacağınız yorumlarla baş başa kalacağız. Aslında normal sezon 22 bölüme kadar uzatılmıştı ancak kış finaliyle öyle uzun bir ara verildi ki, fazladan 4 bölümü çekmemeye karar verdiler. Bence iyi de oldu. Saçma sapan cinayetlerle uğraşacağımıza gayet merak uyandıran bir şekilde sezon finaline girdi ve bize aylarca bunu düşünme şansı tanıdı. Lucifer’ın üçüncü sezonu geldiğinde ben yine buradan sizler için incelemelerimle karşınızda olacağım. Son olarak Chloe yani Lauren German’a olan aşkımı bir kez daha hatırlatarak sizlere veda ediyorum.

Yeni yayın döneminde görüşmek üzere!

Lucifer GIF - Find & Share on GIPHY

 

Okumaya Devam Et
yorum yapmak için tıkla!

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel2 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba5 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba5 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba