Connect with us

Bomba

LUKE CAGE : 1. SEZON 1-2-3. BÖLÜM İNCELEMESİ

Yayınlandı

on

Marvel Netflix birlikteliğinin meyvelerini toplamaya devam ediyoruz. Daredevil ve Jessica Jones’tan sonra Luke Cage de kendi solo dizisiyle karşımıza çıktı. Biz de izledik ve ilk üç bölümün incelemesiyle karşınızdayız!

Birinci Bölüm: Moment of Truth

how-luke-cage-fits-into-netflix-s-marvel-universe-paving-the-road-for-the-defenders-mike-736621

Dizimiz Jessica Jones’tan ve Daredevil’in ikinci sezonundan sonrasını anlatıyor. Luke Cage Harlem’e yerleşmiş ve burada kendini gizleyerek yeni bir hayat kurmuş. Gündüzleri eski karısı Reva’nın babasının berber dükkanında temizlik yapıyor akşamları ise Cottonmouth tarafından işletilen Harlem Paradise’da bulaşıkçılık yapıyor.

Bölümümüz tam anlamıyla bir giriş bölümü olduğu için uzun uzun Harlem kültürünü ve karakterleri anlatan sahnelerle dolu. Bu açıkçası Luke Cage’i bilmeyenler için biraz sıkıcı bir bölüm olmasına sebep oluyor. Yani Luke Cage dizisi geliyor diye değil de yeni dizi gelmiş bir bakayım diyenler için ilk bölüm pek bir şey vadetmiyor. Sonuçta Cottonmouth’u görünce ya da Diamondback’in adını duyunca heyecanlanmıyorsanız bu bölüm sizin için çok sıkıcı geçecek demektir. Cottonmouth demişken, çizgi romanlarda ilk kez Power Man’in 1974 tarihli 18.sayısında ilk kez karşımıza çıktı. Cornell’in mekanında görülen tablo ise 20 Aralık 1993 tarihli Rolling Stones dergisinin kapak sayısı.

mahershala-ali-cottonmouth-luke-cage

Pop’s karakteri çok güzel yansıtılmış. Sokak için anlamı da çok güzel vurgulanmış bence. Onun bir berberden daha fazlası olduğunu zaten ilerleyen bölümlerde de göreceğiz. Aynı şekilde Cottonmouth da oldukça güzel yansıtılmış bence. Karakterin ne kadar psikopat olduğunu ilk bölümden görebiliyoruz. Dizi oldukça kanlı ve oldukça rahatsız edici sahneler içereceğini çok güzel müjdeliyor bu bölümde. Silah ticareti sahnesi de bunun bariz bir örneği.

luke-cage-trailer-breakdown-17-pic

Ayrıca bölümde MCU filmlerinde yaşananların görüntülerinin korsan cd olarak satılıyor olması da güzel bir detaydı. Daredevil dizisinden tanıdığımız Turk karakterini de burada görmek güzel oldu. Son olarak Luke Cage’in mahallesini korumak için küçük bir kavgaya girmesi ve kavga sonunda Heros for Hire göndermesi gayet hoştu. Pops’ın Luke’a taktığı lakaplardan biri de Power Man idi. Bu lakap, Luke Cage’in çizgi romanlarda ki ilk süper kahraman isimlerinden biriydi. Misty Night karakteri Marvel evreninde 1975 yılından beri var olan bir kişi. Iron Fist ile de haşır neşir bir karakter ve o dizide de ortak olarak görebiliriz güzel kıvırcık polisimizi.

Adı geçen iki önemli detay daha vardı. Seagate hapishanesi ve HAMMER silahları. Önemi ise Marvel Sinematik Evreninde de bu isimleri duymuştuk. Iron Man 3 filminin sonunda Ben Kingsley’nin sahte Mandarin olarak hapis hayatını anlatan Marvel one-shot hikayesi All Hail The King’i izlemişsinizdir. Heh o hapishane, Seagate hapishanesiydi. HAMMER isminide Iron Man 2 filminde duymuştuk.

İkinci Bölüm: Code of the Streets

İkinci bölümümüz kötü giden silah ticareti sonrası parayla kaçan Chico’nun polis, Cottonmouth ve Luke Cage tarafından aranmasını anlatıyor. Polis elinde çok fazla bilgi ve imkan olmadığı için oldukça yetersiz kalıyor tabi ki de. Cottonmouth’un adamları da pek yol kat edemiyor. Fakat Luke kısa bir sürede buluyor.

Bölümün güzel yanlarından birisi Pop’ın geçmişine odaklanan kısımlarıydı. Cottonmout ve Pop’ın bir geçmişinin olması ve Pop’ın nasıl bu günlere geldiğinin anlatılması gayet hoşuma gitti. Ayrıca o dükkanın neden bu kadar önemli olduğunu ve tarafsız bölge haline geldiğini de görmüş olduk bu bölümde.

luke-cage-trailer-breakdown-14-pic

Chico, Pop’ın dükkanına geldiğinde Turk kesin bir pislik yapacak dedim ve şaşırtmadı. Chico’nun Pop’ın dükkanında olduğunu Tone’a söyledi. Aslında her şeyi başlatan anıydı bölümün. Bu andan sonra tüm karakterler oturmaya başladı. Pop’ın öldürülmesi gerekiyordu. Evet karakter çok güzel bir karakterdi ama Luke Cage’in Luke Cage olması için bu ölüm gerekliydi. Ayrıca bu ölümden sonra Cottonmouth ne kadar şerefsiz bir insan da olsa adeta bir Fisk ya da Don Falcone gibi saygıyı hak eden bir karakter olduğunu gösterdi.

luke-cage-trailer-breakdown-21-pic

Bölümde Misty Knight’ın basket sahnesi de oldukça hoştu. Dizinin en iyi yaptığı şeylerden birisi de konuyu ilerletirken araya eğlenceli ama konuyla bağlantılı sahneler koyması.

Üçüncü Bölüm: Who’s Gonna Take the Weight?

Sonunda Luke Cage izlemeye başladığımız bölüm dersem abartmış olmam sanırım. Pop’ın ölümü Luke için büyük bir dönüm noktası oldu adeta. Doğal olarak Pop’ın dükkanı da daha önemli bir konuma geldi. Pop’ı onurlandırmak istemesi ve berber dükkanını tekrar açmaya karar vermesi Luke Cage’in sokaklara inmesini sağladı.

luke-cage-netflix-marvel-comics-easter-eggs-references

Chico’dan gelen bilgilerle Luke’un Cottonmouth’un bazı depolarına baskın düzenlediği sahneler sonunda Luke Cage diye bağırmamıza sebep oldu. Aksiyon dozu oldukça iyi ayarlanmış sahnelerdi bunlar. Ama esas büyük baskın efsaneydi. Çekimler, kan, koreografi, renkler ve ışık her şeyiyle mükemmeldi sadece fragmandaki müzik kadar gaz değildi müzik seçimi ama sahnenin mükemmelliğine gölge düşürmedi bu. Duvardan parça koparmak ve koltukla adam dövmek gibi yaratıcı sahneler kullanmak da oldukça keyifli hale getiriyordu izlemeyi.

marvel-luke-cage-mike-colter

Luke’un bu baskınlardan sonra sadece bir çanta para alması -ki o da Chico’nun payı olarak düşünüldüğünde temsili bir miktar- hem karakterini gösteren hem de zekasını gösteren bir sahneydi. Aldığı parayı Pop’ın berber dükkanı için Bobby Fish’e götürmesi de mükemmeldi.

Son sahnede Cottonmouth’u elinde roketatarla görünce oha dedim. Yani gerçekten, oha! Sonra Luke da roketi görünce hemen üzerine atlayacak ve durduracak diye beklerken Netflix bize kesenin ağzını ne kadar açtığını gösterdi ve bütün binayı yerle bir etti!

Oldukça güzel bir üç bölümdü, bir sonraki yazımızda 4,5 ve 6. bölümleri inceleyeceğiz.

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel2 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba5 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba5 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba