Connect with us

Bomba

LUKE CAGE : 1. SEZON 10-11-12. BÖLÜM İNCELEMESİ

Yayınlandı

on

Yavaş yavaş Luke Cage incelemelerimizin sonuna doğru geliyoruz, Harlem’in kanunsuz kahramanının solo dizisini incelemeye kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Onuncu Bölüm: Take It Personal

Bölümümüz Burnstein ve Claire’in Luke’un vücudundan Judas mermilerini çıkarma çabasıyla başlıyor. Mermileri çıkarmak için Claire gözünü karartıp ısıyı arttırmayı ve tuz eklemeyi öneriyor. Burada karakterin ileride zor kararlar alırken korkmadan bunu yapabileceğini görüyoruz. Luke iyileştikten sonra Reva hakkında gerçekleri öğreniyoruz. Reva Connors karakteri çizgi romanlara 1972 senesinde Luke Cage’in arkadaşı olarak girmiş ve ömrü iki sayılık olmuştur. (Heroes For Hire #1-2) Sonrasında 1981’de Power Man and Iron Fist #68’de Carl Lucas’ın eski nişanlısı olarak flashbacklerde yer almıştır. Reva için dizide böyle bir twist yazmalarının sebebi sanırım karakterden kurtulup Luke ve Jessica’nın arasını düzeltme isteği.

parisa-fitz-henley-as-reva-connors_episode-4

Luke revanın belleğinden gerçekleri ve çalışmanın detaylarını öğrendikten sonra sinirlenip her yeri yıkıyordu. Sonrasında Claire belleği geri aldı ama Burnstein çoktan verileri yedeklemişti. İşte burada çok net bir şekilde Burnstein’i ve projelerini görmeye devam edeceğimizi görüyoruz. Diamondback konusuna gelirsek, çizgi romanlarda Luke Cage’in kardeşi James Lucas Jr’dır ve bu karakter de supervillain olan Coldfire’a dönüşüyor. Coldfire’ı belki gelecekse ikinci sezona saklıyor olabilirler. Ya da kardeşi üvey kardeş yapıp, Coldfire’ı Diamondback olarakta öne sürmüş olabilirler.

luke-cage-season-1-episode-10-640x300

Zaten anladığımız üzere Luke ve Claire’in Luke’un doğduğu kasabaya döndükleri sahnede artık kesin bir şekilde Diamondback ve Luke Cage’in kardeş olduklarını öğreniyoruz. Evet dizimiz kardeşi kardeşe kırdırıyor!

Diamondback polisi ve halkı Luke Cage’e yönlendirmek ve Judas mermilerini satmak için bir polisi öldürüp benim adım Luke Cage diye bağırıyor. Bu sahne aslında Diamondback’in kostümünün bir ön gösterimi niteliğinde. Ayrıca sahne pek çok olay için tetikleyici görevi üstleniyor. Arkasından dizinin ana teması olan siyahilere yönelik hak ihlalleri polislerin sokaklarda Luke Cage’i bulmak için yaptıklarıyla keskin bir şekilde aktarılıyor. Ayrıca polislerden birisinin siyahi bir çocuğa saldırması halkın öfkesini iyice arttırıyor.

maxresdefault

Bu krizi fırsata dönüştürmek isteyen Mariah Dillard, Harlem’s Paradise’da hem polis şiddetini hem de Luke Cage’i protesto eden bir miting düzenliyor. Mitinge Luke Cage, Claire ve Misty Knight’ın da gitmesi olayları iyice kızıştırıyor. Burada oldukça önemli bir kısım var, Misty Knight’ın kolundan vurulması! Misty Knight çizgi romanlarda kolunu kaybediyor ve yerine Tony Stark tarafından yapılmış bir biyonik kol takılıyor. Dizide bunu yapacaklar mı yoksa sırf easter egg olsun diye mi gösterildi bilinmez.

On Birinci Bölüm: Now You’re Mine

Dizinin en büyük olaylarından birisini konu alıyor bu bölüm. Diamondback ve adamları Luke Cage ve Misty Knight’a saldırıyorlar. Saldırı sonrası Harlem’s Paradise’ın kapılarını kapatıyor ve içeride kalan insanları rehin alıyorlar. Luke ve Misty mutfağın altında bir depoda saklanırlarken Claire ve Candace rehineler arasında.

49997721d7a82b8fa_w

Bölümün en önemli göndermelerinden birisi Claire’in Candace’ın ayağını tedavi ederken Sugar’ın Clair’e “Night Nurse” demesi. Evet, zaten biz Claire’in Night Nurse olacağını biliyorduk ama bir dalga geçme şeklinde bile olsa dizide Night Nurse isminin geçmesi oldukça hoşumuza gitti.

Ve Blake Kule! (Evet yerli altyazı sitelerinde böyle çevirenler varmış) Blake Tower, Daredevil dizisinin ikinci sezonunda da gördüğümüz savcı yardımcısı Tower belediye başkanını temsilen olay yerine gelmiş.

blake-tower-assistant-district-attorney-luke-cage-daredevil

Claire’in Luke’a ulaşmak için yaptığı plan ve Diamondback’in bir adamına saldırıp onu alt etmesi mükemmeldi Sonrasında zaten Luke’un çıkıp ortalığı biraz temizlemesi yine aksiyonu yüksek sahneler izletti bize. Claire ve Misty’nin Shades’i alt ettikleri sahne de içimizin yağını eritti resmen. Diaomondback’in Luke’u atlatmak için Candace’ı kullanması oldukça zeki bir hareketti.

Diamondback’in kaçırdığı Boone’u OBAMA olarak betimlemesi ve yukarı çıkartılırken YES WE CAN göndermesi, Obama’nın başkan adaylığı sürecinde kullandığı slogana selam çakmıştır.

On İkinci Bölüm: Soliloquy of Chaos

Luke polisler tarafından yakalanınca Misty’nin yanına gidip kaçmasını önlemek adına Luke suçluymuş gibi konuşma yapmasıyla başladı bölüm ve tabiki Luke polisleri atlatıp kaçmayı başardı. Pop’ın berber dükkanında tıraş olan bir polisin de yardımıyla elbette.

Luke’un bir dükkana girip soygunu önlemesi ve dükkanda gerçek bir rapçi olan Method Man ile karşılaşması da çok güzeldi. Arkasından Method Man’in katıldığı bir programda “Bulletproof Love” (Kurşungeçirmez Sevgi) şarkısını seslendirmesi Luke Cage’i iyiden iyiye bir Harlem kahramanı yaptı. Sokaklarda insanlar Luke Cage’e destek olmak için kurşun delikli kapüşonlularla gezmeye başladılar.

Bu sahnenin hemen öncesinde her Marvel işinde olduğu gibi bir Stan Lee cameosu vardı. Luke dükkana girmeden önce sokakta bir ilan görüyor ilanda polis kıyafetiyle Stan Lee’yi görüyoruz -ki Daredevil’da da aynı fotoğrafı karakolda görmüştük- afişin altında “Bir suç mu gördün, bildir!” yazıyor.

luke-cage-stan-lee-cameo

Diamondback Shades’i kefalet ödeyerek hapisten çıkarıp Zip’e öldürtmeyi planlıyordu ama Zip işi beceremedi ve Shades, Zip’i öldürdü. Shades’in de yükselişini izliyoruz yavaştan zaten Mariah ile birlik olup Luke’a Diamondback’e karşı birlik olmayı teklif etmeleri de bunun göstergesi.

Ve Turk yeniden göründü. Adeta hiç sevilmeyen ama mecburen karşılaşınca sohbet edilen akraba gibi bir karakter. Diamondback için çalışmaya başlayan Turk daha anlaşmalarının üzerinden bir gün bile geçmeden Diamondback’i satıp yerini Luke’a söyledi. Tabi ne kadar sevmesek de karakteri oldukça işe yarayan bir karakter.

Domingo’nun adamları Domingo’yu gazlayıp Diamondback’e saldırmaya karar verdiler. Tabi ki de belalarını buldular. Güzel bir çatışma izledik biz de. Luke Cage, Turk’ten aldığı bilgiyle olay yerine geldiğinde iş işten geçmişti tabi.

Ve final sahnesi! Shades ve Dillard, Luke’a anlaşma teklif etmeye geldiler. Tabi Misty’de Luke’u takip edip oraya gelmişti. Shades ve Dillard’ı tam tutuklayacaktı ki içeriye bir el bombası geldi. Evet yine Pop’ın dükkanının içine ettiler. Tabi ki bombayı atan Diamondback hem de kostümlü! Bobby’nin “pimp stormtrooper” göndermesi de gayet güzel ve yerinde bir göndermeydi. Kostüm incelemesini final bölümü yazımızda yapacağız.

frame_15_delay-0-1s frame_17_delay-0-1s

Geriye kaldı bir bölüm! Bir sonraki yazımızı bekleyin!

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel2 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba5 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba5 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba