Connect with us

Bomba

MARVEL GİZLİ SAVAŞ GANİMETLERİ BÖLÜM 2: DEVRAN KİMİN, EVENTLAR NASILDI?

Yayınlandı

on

Öncelikle iki yazı arasında bu kadar uzun zaman geçtiği için okuyan okumayan (??) herkesten özürü bir borç bilirim. Şahsi yoğunluktu, ülke gündemiydi derken arada yeni sayılar çıktı ben anca yazıyorum (neyse ki yeni sayılar çok şey değiştirmedi). Bu yazıda bir öncekinin tersine daha az seri üzerine olacak ve asıl olarak şu ana kadar çıkan eventler üzerinden bir portre çizmeye çalışacağım. İlk yazıma ise şuradan ulaşabilirsiniz. Hadi başlayalım!

Seriler

yazi-2

BİR BAŞARISIZLIK HİKAYESİ: MUTANT GÖRÜNÜMLÜ INHUMANLAR

Marvel, film hakları sebebiyle iki binler ortalarından beri mutantları hasır altı etme meselesi herkesin aşağı yukarı bildiği bir şeydi. Geçen yazıda da bahsettim biraz. Bu hasır altı etme House Of M’le sayılarını iki yüze düşürmeyle başladı, Cyclops gibi ikonik karakterleri kriminalize etmeyle devam etti ancak AvX sonrası tekrar artan mutant nüfusunun fanlarda yarattığı “bir ihtimal daha mı var?” umuduna, Secret Wars sonrası Marvel NOW! ikinci fazı öldürücü, öldürmezse sürüncürücü asıl darbeyi indirdi: Terrigen zehri!

Dilsiz kral Black Bolt’un -evet bayaa kötü espri- Fear Itself serisinde son kurtuluş deyip Atillan’ı patlatması sonucu Inhumanlar evsiz kalmış, kraliyet ailesi halkın arasına inmişti. Dark Reign dönemi havada asılı kalmış Asgard tadında bir hikaye beklerken sadece, gerçekler can yaktı. Atillan’daki terrigenlerin patlama sonucu dünyanın atmosferine dağılması, ilk başta yaratıcı duran, ama yayın politikasını hesaba katınca çok da üzerine düşünülmediği fark edilen bir “şey” oldu. Terrigenin, inhumanlara can verdiği kadar, mutantları zehirlediği gerçeği. Bu meselenin, en nihayetinde bir Inhumans vs X-Men serisi getireceği belliydi ve ona ayrıca aşağıda değineceğim. Bu kısmı bütün bu olanlar ışığında başarısız Inhuman politikasıyla sınırlı tutacağım.

Terrigenin atmosfere karışması sadece Mutantların değil, Inhumanların da gidişatı için ciddi bir belirleyici oldu. Önceleri sadece Royal Family kararı ve gözetimiyle Terrigenle etkileşime girerek güçlerini kazanan Inhumanlar, şu an sokakta yürürken, iddaa kuponu yaparken, tamamen rastgele bir şekilde iki Terrigen bulutundan (hoş artık bire düştü) birine denk geldiği anda kısa süreli olarak kozada kalıp, genlerinde aktive olmayı bekleyen yetenekleriyle dünyaya geri dönüyorlar. Bu mesele size bir şey hatırlatıyor mu? Yani, hayatın sıradan akışı içerisindeyken, bir anda daha önce varlığını bilmediğiniz güçlere kavuşuyorsunuz. Hmm, bir anda önünüzde tekerlekli sandalyede her daim takım elbiseli bir kel adam da gelse tam olurmuş aslında! Bu aşırı orijinal değişim, direkt Inhumanlardan soğumama sebep olmuştu uzun süre. Yani, ne gereği vardı? Mutantları evrenden çıkarıcaz, çıkartırken Inhumanları Mutant gibi yapacağız, bir yandan da direkt Inhumanların can suyuyla mutantları öldüreceğiz. Eee? Eeesi, işte Bryan Singer kapımızda ağlayacak. Sonuç ise fanların baskısı, düşen satışlar, Fox’la minik flörtleşmeler sebebiyle… Baharda on tane yeni X-Men serisi gelecek, IvX’de de Mutantlar haklı gibi olacak! Eh yani. Tabii bir yandan da dünyanın en ünlü süper kahraman takımlarından birinin yüzbinlerce fanı Inhumanlardan nefret eder hale gelecek, ön açıcı hikayeler yazamamış olacağız, Royal family de geri tekrar uzaya dönecek. Hikayelerden çok bahsedemedim biliyorum, ama öncelikli olarak bunları anlatmam gerektiğini düşündüm. Çünkü şu an Inhuman ve X-men serilerinde olan biten her şey, iyi hikaye kurgulama kaygısından çok bu çerçevede giden ne olacağını kapağı açmadan anlayabildiğimiz serilerle geçiyordu. Ta ki.. Neyse onları hep aşağıda event incelemelerinde anlatacağım.

Inhumanların şu ana kadar geçen yolculuğu nasıldı peki? Yani tüm bu olup biten ekonomik kaygılı politikalara rağmen. Aslına bakılırsa, kontrolsüz Inhuman popülasyonu, baya bir yeni karakter getirdi. Özellikle Inhuman diye adlandırılan bu toplam, çok derinlikli karakterler olma iddiası taşımasa da renk kattı diyebiliriz. Bunun dışında, tahta Medusa’nın geçişi iyi bir değişim oldu bence. Bolt’un kafasına göre tüm Atillan’ı paramparça edip ortadan kalkması sonucu herkesi toplayıp dünyada New Atillan’ı kuran Medusa’nın, Bolt’u görünce bak tahtın da seni bekliyordu kafasında olması inanılmaz saçma olurdu. Ayrıca daha çok konuşan bir baş karakter de biraz açmadı değil. Sıfırdan bir düzen kurma çabası, Mutantlarla yaşadığı gerilimler, CW2’nin merkezinde bir Inhuman olması.. Kısacası bütün torpillerine rağmen şu an Marvel evrenindeki tüm sorunların merkezinde bir ırkı temsil ediş şekli, Medusa’nın karakterizasyonuna ciddi katkılar sağladı. Johnny Storm ile sevgili olması dışında. O senin kardeşinin exi be Medusa.. Yapma Medusa. Bu arada bütün bu torpillerden en çok nasibini alan karakter Karnak oldu ki ismi geçmezse çok büyük ayıp olurdu. Kıyafetine yapılan değişim, adı konmasa da boyunun biraz uzatılması ve kafasının biraz küçülmesi, dünyada olmanın getirdiği dertlerden ötürü tüm kahramanlara koyduğu postlar ve süper gücünün her şeydeki zayıflığı görmesi olması gibi bir yaratıcılık örneğinin hikayelere kattığı derinlik, deha.. Şu Inhuman kayırma meselesinde bence nadir olumlu gelişmelerden. Hala daha saçma olan detay, Mutantlara benzesinler ama çok da benzemesinler diye, Inhumanlara da ünlü Inhumanlara da insanların, toplumun herhangi bir tepki göstermemesi. Yani yıllarca no more mutie diye diye insanlar android oldu, kiliseler neo nazi bürolarına döndü, çocuk yaşta mutantlar parklarda öldürüldü (God loves, man kills, hala okumayan varsa da kalmasın artık) ama ne hikmetse adı Inhuman olunca, sokakta yürüyen insanın bir anda -terrigen tetiklese de neticede genlerindeki modifikasyondan ötürü- güçlere sahip olması, fiziksel değişimleri kimsede hiçbir şekilde tepki yaratmadı. İnsanlar Crystal’e gittiği her yerde seçim turundaki milletvekili muamelesi yapıyor, Gorgon kucakta bebek seviyor filan. Neyse, Inhuman hikayesi şu an itibariyle böyle. Okunur mu, okunur. Ama kıl olmadan okuyana helal olsun.

Agents Of Shield: Dizisi tuttu çizgi romanını yapalım… Tersi miydi yoksa?

Çizgiromanda soldakini geri istiyoruz

Çizgiromanda soldakini geri istiyoruz

          Dizi için kafama silah dayasalar ağzımdan bir tane kötü söz çıkaramaz kimse. Baş döndürücü kurgusu, oyunculukları, her temanın başarılı şekilde altından kalkmaları. Bu yazı bir dizi incelemesi olmadığı için detayına girmeyeceğim ama izlemeyen kalmasın istiyorum. Çizgi romanla alakalı aynı şeyleri söyleyebileceğimden emin değilim. Karakterler, farklı yolculuklar izlese de diziyle aynı: May, Fitz, Coulson, Emma, Quake, Ward, Deathlok. Hikayeler aynı dizinin filmlerle kurduğu ilişki gibi ana eventlerden neredeyse hiç kopmuyor. Ancak… Açık konuşmak gerekirse şunun ayrımına varılması gerekiyor: Çizgi roman uyarlaması bir TV dizisi için “yeterli” olabilecek elementler, hali hazırda o çizgi roman evreninde olan bir seriyi kurtarmıyor. Hele de bu serinin, Jessica Jones gibi street level, yani iki üç mafya, birkaç çok da güçlü olmayan kötü adamla da yazılır diye geçiştirilemeyecek şekilde, evrendeki tüm anomalileri izleyen, dünya çapında bir istihbarat örgütünü anlattığını düşünürsek. Fitz’i ya da Coulson’ı tv ekranında büyülenerek izleyebiliyorsam, Shield gözümde siyah tulum giyen adamlardan daha havalı bir hale gelebiliyorsa bunun bir sebebi de zaten öyle çizgi romandaki gibi yetmiş seksen senedir olan değil, ilk filmi çıkalı daha sekiz sene olmuş bir evrenin (MCU+TV departmanı) içinde, bu karakterlerin daha anlam kazanabiliyor olması. Düşünün orijinal Nick Fury bile yok. Ama mesele çizgi roman olunca, kimse tipi Elizabeth Hendstridge’e benzetilmeye çalışılmasından başka bir olayı olmayan karaktere çok da fazla ısınamıyor. Ya da kaale alamıyor. Açıkçası bari meta karakterleri arttıralım anlamlı olur mantığı aslında kötü olmasa da, bu artı karakterin kalıcı bir Deathlok olması, ne bileyim, üzüyor. Topu topu bir seri için ne çok derdin varmış okuma geç diyebilirsiniz, ama siz bunu demeden gördüğüm birkaç sorundan daha bahsedeyim. Çünkü bu mesele tek bir seriden kaynaklı endişelerim değil sadece, genel anlamda hem DC’de hem Marvel’de dizi ya da filmlerde tutan karakterlerin, konseptlerin ya da elementlerin çizgi romana yansıtılma şekliyle alakalı aslında. Arkadaşlar bu gözler 2000’de çekilen ilk filmin gazıyla bütün X-Men’in motorcu çetesi gibi gezdiği serileri de gördü. Bakın X-Men diyorum, hani renkleriyle çıkış yapmış seri. Böyle çok fazla çıkıştan bahsedebiliriz. CW dizilerinin tarzı da New 52’nin yüz yıllık DC karakterlerine getirdiği tonlama farkıyla bağlantılı olması da bence baya kötüydü, ya da ben çok komplocu ve zor beğenen bir insanım. Ama hala bence çok anlaşılamamış, hatalara müsait bir konu Tv/sinema ve çizgi roman ilişkisi. Agents Of Shields bu sorunu biraz daha ileri bir seviyede yaşıyor. Yani diziyi dört sezondur izleyebilirsiniz, Coulson’ı çok iyi tanıyor olabilirsiniz, ama elinize serinin bir sayısını aldığınız zaman, Coulson’ın motivasyonlarının ya da derinliğinin çizgi roman evreninde verilmiş olduğunu görmek istersiniz. Çünkü aynı evren değil, çizgi roman evreninde olan bir çok şeyin yaşanmadığı bir evrende pişmiş karakterlerin, damdan düşer gibi çizgi romanlarda reislik yapması, oturmuyor.

shield-142747

İki evren arasında da asla böyle bir denklik kurulamayacağı düşünülürse de, keşke daha iddiasız bir pozisyonda başlasaymış bu bir grup Shield ajanının maceraları. Yani Batmanvari bir şekilde zihninde tüm kahramanlarla alakalı bir yok etme planı olan Coulson, dizide dahi sırıtabilecekken çizgi romanda… Olmamış. Bir başka ve bu bahsettiğim tersinden uyarlamaların önemli sorunlarından biri de, hali hazırda çizgi roman evreninde var olan bir karakterin, dizide ya da filmde yorumlanış şeklinin, orada tuttu diye aynı şekilde geri çizgi romana uyarlanması. Ki Marvel Ultimate serisi çıkararak bu konuda olabilecek en mantıklı hamlelerden birini yapmıştı zamanında.Bütün evreni yıkmaları ne kadar alakalı bilemeyeceğim ama, beklemezdim. Yani siz dizi için Quake karakterini alıp, Inhuman bu aslında diyebilirsiniz. Nick Fury’s Secret War’a dayanan efsane orijinini alıp, yerine genç, kimsesiz hacker -aşırı yaratıcılık- hikayesi koyabilirsiniz. Karakter çizgi romandaki kadar karanlık, sert olmayabilir. Çünkü tekrar ediyorum, bu dizi evreni ve çizgi romanlarla paralellik göstermesini imkansız kılacak milyar tane farkı var, hikaye bazında da,kendi doğalarının getirdiği sebeplerden ötürü de. Ancak, bir karakteri alıp, dizideki hali tuttu diye olduğu gibi çizgi romanda da değiştirmeye çalışmak… Orada dur! Yani sen 16 yaşında onuncu seviye Shield ajanı olmuş, kısa dönem başına geçmiş, Nick Fury’yı -hayır işte Coulson’ı değil mesele orada başlıyor- kendine baba figürü edinmiş, soğuk kanlı bir karakteri alıp, Fitz ayarında bir şey haline getirmeye çalışınca, olmuyor, okunmuyor. İnsanlar bu kadın Winter Soldier’le gezegen basmıyor muydu, May’le ne işi olur demez mi sanıyorsunuz. Durum böyle olunca sayıyı açınca Daisy Johnson değil Chloe Bennet görüyorum. Bu hatalar silsilesinden dönerler umarım. Ki Quake’in baharda Ms Marvel ile ortak seri çıkartacağını da düşününce. Ama dizi fıstık gibi. İzleyin.

 

Uncanny Avengers nereye gidiyor???

      yazi-4        

  Uncanny Avengers, başından beri hep Marvel’in en başarılı işlerinden oldu. “Yıllarca kahramanım diye gezdiniz bir tane mutantın elinden tutmadınız” başlıklı haklılık payı olan atarın başlangıç olarak gerçekten iyi bir motivasyon olduğu belliydi. Özellikle Rogue gibi mutasyonu görece kendisine ağır bedeller ödeten bir mutant ve Scarlet Witch gibi nefret objesi karakterler, iyi seçim olmuştu. Buna Havok’un biriktirdiği her daim ikinci adam kompleksi, yeni yazarlar editörler zaman zaman ısrarla reddetmeye çalışsa da Wolverine’in asla örnek uygun bir karakter olmaması… Uzar gider. Hakeza karakterler değişse de hikayeler konusunda hiçbir belli bir kalitenin altına düşülmedi. AXIS eventi başlı başına Uncanny Avengers ekibinin üzerine kurulmuştu, Havok’un zamanda yolculukları, tam bir çakal retconu olmasına rağmen Scarlet Witch ve Quick Silver’in High Evolutionary ile hikayesi derken, Secret Wars’a kadar gayet güzel gelmişti. Başlıktan ve gidişatımdan şu an buraya bir “ama” gelecek havası yarattığımı biliyorum ancak hayır. Çünkü bence hala o kalite bozulmadı umarım da seri bir gün iptal olana kadar da bozulmaz.

Malum Secret Wars sonrasının en büyük şoku Deadpool’un Avengers üyesi olmasıydı. Bu üyeliğin bir ara/tematik takım için olması “hea o zaman olur ya” havası yaratsa da bence bu seride iyi gitmeyen tek şey o oldu. Yani tamam, en problemli ve tartışmalı Avengers takımında, kahraman bunalımlarından uzak, nispeten gri bir karakter olarak diğer üyelere yaptığı çıkışlar, ders vermeler biraz farklı bir Wade okuma şansı verse de, işin içine Deadpool katınca çizerinden yazarına seriye bütünüyle bir mizahi hava katmaya çalışmak biraz haksızlık oldu. Şuna katılırım, şu an elde zirilyon tane Avengers ekibi var, üzerine benzer temalı Champions çıktı, bu serilerden birinin farklı bir ton yakalaması, o serinin de zaten üyelerinin hepsi tartışmalı karakterlerden oluşan bir takım olması mantıklı. Ama yine de bu kadar bütünsel bir değişim biraz abartılı oldu. Onun dışında, her zamanki gibi bütün eventlerle iyi bir bağlantı kuran, gerektiğinde mutantların Cap’e, “Steve anlıyoruz etik falan ama ölüyoruz biz de birader” ayarı çeken hatta bununla kalmayıp Steve Rogers dağıtıyorum ekibi diyince hepsi birden dağılmayız sensiz devam ederiz cevabı gözlerimi yaşartmadı değil. Şu ana kadar sıkıldığım herhangi bir düşmanları sorunları hiç olmadı. Mutantların en çok geri plana itildiği dönemde dahi Unity Squad’a bu kadar özenilmiş olması çok ciddi bir mutluluk kaynağı oldu benim açımdan. İleriki dönemler, Inhumans vs X-men nasıl etkiler bilemiyorum, biterse de geride kaliteli hikayeler bırakarak biter. He bir de içimde kalmasın, keşke Hank Pym ölmese idi, hadi öldü daha orijinal bir şekilde ölseydi Ultron’un etkisinde düşman olmak yerine.

New Avengers: Son 20 yılda içinde AIM ve arıcılık geçen şakalardan sıkıldınız mı? Aa durun daha yeni başlıyoruz ama yanında efsane bir Da Costa Portresi veriyoruz

yazi-5               

Kendime sürekli hatırlatmam gereken bir şey kısa başlıklar yazmayı öğrenmekse, diğeri de New Avengers serisine bu kadar geç başlamak. Benim için “yaa biraz bakayım” fikriyle ve biraz Civil War 2 tie-inleri sebebiyle çok ortadan başlamıştı New Avengers serüveni. Sonradan değerini fark edip yuttuğum seri sanıyorum SW sonrası ivme kazanan seriler arasında başı çekiyor. New Avengers diyince insanın aklında disassembled sonrası kurulan Spideyli Loganlı seri gelirdi normal şartlarda hep ama artık benim aklımda direkt olarak Da Costa’lı, AIMli, Pod’lu seri geliyor. Ve umarım hep böyle kalır. Öncelikle, AIM, bilimi radikal bir ideoloji haline getirmek gibi bence efsane motivasyonu olan bir örgüt olmasına rağmen, son yıllarda diğer bütün villain ekiplerinin gölgesinde kalmıştı. Bu ekibi tekrar parlatmak yerine komple iyi hale getirmek, bunu yaparken de hala ana motivasyonlara gönderme yapmak, arada bırakmak uygulamada da sorun çıkarmayan, kaliteli bir fikirdi. İkinci olarak, tarihin tozlu sayfaları arasından aşırı özgüvenli bir Da Costa da bu seri için hiçbir seçimin boşa olmadığını kanıtladı. Hikayenin hiçbir şekilde durağanlaşmadığı, aslında yılların klişesi olan en ufak detayların bile önceden düşünülmüş teknolojik cihazlarla belirlenmiş olması, her sıkıntı için dört beş planı olan çok zeki lider ve onunla hiçbir zaman tam uyum içinde olmayan ekibi, çok da bir şey vaat etmemesi gereken bir plottu. Ama karakter seçimleri ve olayların akışına yaptıkları dolu müdahaleler seriyi okunur yaptı. Daha fazla anlatıp her şeyi özetlemek istemiyorum, okuyun, okutun!

Eventler

Serileri bu kez biraz kısa tuttum, hem yazıyı gereğinden çok uzatmak istemememden hem de eksik olan serileri farklı ortaklıklar üzerinden yazı dizisi haline getimeyi düşündüğümden böyle bir yola girdim. Şimdi, başarısıyla başarısızlığıyla, eventlere geçelim.

Avengers-Standoff: Nick Fury gidince küfür edecek kimse bulamadınız mı? Çözümü Kolay!

yazi-6

Bu event, benim sıfır beklentiyle, hatta olup bittikten biraz da sonra baktığım bir hikayeydi. Ne kadar yanıldığımı tahmin bile edemezsiniz. Bu senenin Marvel için fena halde provakatif event senesi olduğu düşünülünce, şu ana kadar okuduklarım arasında en kalitelisinin en iddiasızı olmasını olması gereken şey olarak mı, enteresanlık olarak mı yorumlamak gerekir bilemedim. Hikaye, gerçekliği değiştirme gücü olan kozmik küpleri (kobik) kullanarak suçluların hapisten kaçmasını engellemeye çalışan Maria Hill’in, yaptığı şey fark edilince bu kez yine gizli bir şekilde gerçeği bükerek hapishaneyi bütün süper suçluların kendilerini sıradan insan sandıkları bir kasabaya çevirip, hepsinin beynini yıkadığını ve bütün bunları altı yaşında bir çocuk formatında, o duygusal zekada bir kobiğe yaptırdığını düşünün. Nick Fury dünyada güvenilecek son insan mıydı? Manyaklıkta sınır yok. Marvel’in kozmik olanlar hariç büyük eventlerinde hep politik ya da siyaset felsefesi argümanlarına dayanan ve özenilmiş hikayeler yazıyor olması keyifli oluyor. Civil War ya da Dark Reign dönemi bence bunun iyi örnekleri. Pleasant Hill eventi dediğimiz belki 20 sayıyı geçmiyor ama 20 sayı da dolu dolu geçiyor. Maria Hill’in bir önceki vukuatını da ifşa eden Rick Jones’in bu vesileyle yeni bir ruh haliyle Marvel evrenine dönüşü, bütün bu olaylar sırasında Sam Wilson ve Steve Rogers’ın politik ayrışması, dünyanın en şeytani ve tehlikeli insanları dahil olsa herhangi bir kişinin beyninin yıkanıp, farkındalığının yok edilerek hapsedilmesi, insanların bilinci dışında iyi olmaya zorlanması. Hepsi de aslında kolay cevap verilemeyecek, gündelik hayatla çok iç içe problemler. Tartışmasız bütün Avengers takımlarının Shield’ın karşısında durması, yeni AIM’in rolü bütün bunlar görece kısa bir eventi beklenmedik şekilde zenginleştiren öğeler. Bunun yanına uzun süredir okumaktan bu kadar keyif almadığım bir Baron Zemo’nun öyküdeki rolünü ve Captain America 75. yıl sayısının da bir Standoff tie-ini olması. İnsan daha ne ister? Sam ve yaşlı Rogers arasındaki gerilim sürerken kobikin Rogers’i tekrar genç yapması ve iki kaptana birden ihtiyaç olup olmaması sorunsalı, hikayenin sonunda Red Skull’in kobiki etkisi altına alıp Steve’i eskiden beri Hydra ajanı olduğuna inandırması. Bu arada söylediğim son iki şey bana saçma gelen gelişmeler ancak ikisinin de sebebinin kobik olması, ikisinin de kısa süreli olacağı izlenimi veriyor. Sırf bu yüzden bile okunur.

Civil War 2: Aynı derede 85457565. kere yıkanmaya çalışmak

yazi-7

Eğer genel olarak da çizgi roman incelemesi okuma sevginiz varsa Civil War 2 ile ilgili pek de güzel bir şey okumadığınızı tahmin ediyorum. Nitekim Marvel’in bile saçmaladığını sonradan fark edip yavaş yavaş bu event hiç olmamış gibi davranmaya başladığını düşünüyorum. Özellikle ilkiyle karşılaştırınca, bütün kahramanları ilgilendirmesi gereken meselenin artık tie-in sayısı bile günden güne azalan bir seri olması hem üzücü hem de bu tutan her haltın ikincisini yapma, film gazıyla promosyon olarak dev öyküye girme hevesini de parçalar belki artık çizgi roman şirketlerinin. Hikaye, geleceği görme yeteneği olan-ya da iddia edilen- bir Inhuman üzerinden gelişiyor. Fikir güzel aslında. Peşin hüküm süper güçlüler dünyasında da bir hassasiyet oluşturur mu? Kundaktaki Hitler öldürülür mü? Bu sorular, işi gücü dünyaya yardım olan kahramanların gözünde nerede duruyor. Peki neden tutmadı? Hikayenin aşırı dağınık gidişatı, karakterizasyonu sıfırdan yazılmış bir Carol Danvers, kimin niye hangi tarafta olduğunu açıklayacak motivasyonların yazılmaya üşenilmesi… Ve tabii ki kırılma anları. Benim için Hawkeye’in Bruce Banner’i öldürmesi çok da abartılı bir olay değildi. Hikaye içinde gerçekten çok önemli bir an mıydı? Elli senedir ne yapabileceği, kapasitesi belli olan bir karakterin, ben artık kontrol edemiyorum diye Barton’a vasiyet yazması, tüm bunların Tony Stark ve Carol Danvers geriliminin başladığı zamana denk gelmesi. Hikaye için biraz doldurma gözüken bu kısmın bence asıl değerli yanı Hawkeye üzerinden gelişen kısmıydı.

Süper kahramanlar açısından hain olarak bakılan, Danvers’in bile savunamadığı ama halk kahramanı ilan edilen bir Clint Barton. Avengers’in en köklü üyelerinden biri diğerini isteği üzerine öldürüyor. Avengers’in senelerce süper gücü olmadığı için aşağılık kompleksi çeken üyesi, en güçlü ve hayatı bu güçle lanetlenmiş üyesini öldürüyor. Ben bu ikileme daha fazla fırsat tanınabilinirdi gibi geliyor. Özellikle Friction’in yazdığı ödüllü seriden sonra geçtiği her seriyi hevesle okuduğum bir Hawkeye ve artık değişen dünyada, hem de güçlerinin kontrol edebilen yeni bir Hulk varken, kapalı kapılar ardında bir yandan umutsuzca çözüm bulmaya çalışıp bir yandan da bunalımda olan bir Banner bence daha iyi bir odak olabilirdi. Ayrıca cenaze sahnesindeki ikilik de çok damardı, az kahramanın katılıp, binlerce insanın protesto ettiği başka bir kült karakter bulmak zordur, bunu unutmamaları iyiydi. Peki başka ne oldu? War Machine, Carol’in peşinden Ulysses’in kehaneti doğrultusunda Thanos’a daldı, öldü. She-Hulk uzun süre komada kaldı, kuzeninin ölümünü öğrenerek uyandı. Miles yine Ulysess’in kehaneti sonucu Steve Rogers’i öldürme şüphesiyle suçlandı. Ve bütün bunların da ötesinde, henüz ana eventin son sayısı çıkmamış olsa da, Spider-Man’in son sayısının bir Civil War 2 aftermath olmasından öğreniyoruz ki, Marvel sonunda muradına ermiş: (ÇOK AŞIRI SPOILER) Tony Stark ölmüş.

Bu kısım hakkında pek bir şey söylemek için belki henüz erken, ama yanlış giden dinamiklerin ısrarla sürdürülmesinden ibaret bir seriye böyle bir ölüm koymak, ölüme de ölene de hakaret gibi. Ne mi kastediyorum? Captain Marvel olduğundan beri sert kadın güçlü kadın rol modeli haline getireceğiz diye geçmiş motivasyonunu psikolojik yapsını bir anda sıfırladıkları bir Carol Danvers var. Marvel’ın politik doğrucu hamlelerinin çoğunun aslında ne kadar sorunlu olduğu üzerine ayrıca bir yazı yazmak istiyorum ama şurası çok açık: Sırf filmini çekeriz diye tulum giydirdiğiniz bir karakterden bir anda tüm taşları yerinden oynatacak bir idol yaratamazsınız. Şu an okuduğum her hikayede sadece bir sarışın Maria Hill görüyorum. Son derece despot, muhafazakar, dar görüşlü ama nasılsa herkese posta koyacak kadar özgüvenli. Bu sorun bence sadece bu eventi değil, Carol Danvers’i merkezine koyan tüm hikayeleri olumsuz etkiliyor. Son raddede Ultimates’e, türlü Avengers ekiplerine, genç kahramanlara önüne çıkan herkese posta koyması ama kimsenin ağzını açmaması. Çok olumsuz konuşuyorum ama baştan sona neredeyse her şey sorunlu. Peki güzel olabilecek ne var? Ulysses’in kehanetlerinin temeli hala açıklanmış değil. Son çıkan sayıda Wasteworld’e gittiğini gördük. Benim aklıma gelen teori, Ulysess’in kehanetlerindeki temel sorunun 616 ve 1610 evrenlerinin birbirine karışması sonucu iki evrende var olan gelecek ihtimallerinin birbirine karışması. He Wasteworld’un ne alakası var diyebilirsiniz? 1610’un olası bir geleceği olabilir -evet Ultimate X-Men ve Old Man Logan hikayeleri birbirini tutmuyor çoğu yerde- multiverse çapında bir karışıklık olabilir ya da bu birbirine girmiş evren Ulysess’in ayarını bozmuş olabilir. Bu teorinin ne getirisi olabilir? Sırra kadem basmış, yaptıklarından kimsenin haberi olmayan Reed Richards ortaya çıkabilir, her şeyi açıklayabilir 1610’a ne olduğu anlaşılabilir. Şu an için açıkçası her şeyi düzelteceğiz diye yola çıkıp tüm evreni dağıtan seriden son beklentim bu.

 

Death Of X: Çizgiroman Tarihinin En Beklenmedik Güzellikte Ölümü

dox

Death Of X, aşağı yukarı tüm X-Men serilerinde olduğu gibi çıkışı aylar önceden beklenen, ama kızgınlıkla ama keşke olmasalarla beklenen bir mini seriydi. Ve en önemli başarılarından biri de,tüm bu olumsuz eleştirileri boşa çıkaracak bir şaheser olmasıydı. Okuyan herkes artık her şeyı Lemire Soule ortak yazsın, madem bu kadar güzel bir hikaye çıkabiliyordu biz yıllarca niye bu kadar çile çektik diye kafasını duvarlara vurdu. Peki neydi bu kadar kötü olması beklenen ama muazzam ötesi bir seri yaratan hikaye?

Herkesin artık olacağını bildiği bilmese de tahmin ettiği şey, Cyclops’un ölümüydü. AvX sürecinde Phoenix etkisine girerek Xavier’i öldüren, ardından çıkan ve Bendis’in gönül aldığı Uncanny X-Men serisinde bir karakterin çağlar boyu daha ne kadar gelişim gösterebileceğinin en iyi örneği olan “devrimci” Slim, Secret Wars sonrası evrende görünürde yoktu. Birkaç sayı sonra Inhumanlarla savaşırken öldüğünü öğrendik, hatta cesedi Sinister elinde mundar olmuştu, ama hala bu savaşın ne olduğunu niye çıktığını diğer mutantların nasıl hala Inhumanlarla bu kadar iyi geçinebildiğini öğrenenememiştik. Gerçi onun sebebini ancak IvX’de görebildik, ona da geleceğim.

Death Of X, Muir adasında Maddrox’un bilinmez bir sebepten ötürü Cyclops’un ekibinden yardım istemesiyle başlıyor. Adaya varan ekip, Terrigenin, Mutantlara lanetini olabilecek en sert ve en acı verici şekilde resmetmiş. Hepsinin bedenleri çürümeye başlamış onlarca Maddrox. Cyclops’un ve hatta sanırım ilk kez bir Mutantın Terrigenin zehrine tanıklık edişi bu anla, bu tek kişilik katliamla ortaya çıkmıştı. Ardından okuduğumuzdan anladığımız(!), Cyclops’un Emma ve Cuckoos’un yardımıyla tüm dünyaya kendi projeksiyonunu yansıtarak Inhumanlara karşı savaş ilan etmesiydi. Sonrasında yavaş yavaş koca yürekli Mutantlar savaş için Cyclops’un yanına toplandı. Sunfire’den Colossus’a, senelerdr hasretini çektiğimiz Wolfsbane’den Strong Man’e enteresan bir ordunun kuruluşunu izledik. Ancak hala Cyclops’un ne yapacağı, savaşın buluta nasıl ve ne kadar zarar vereceği hala belirsizdi. Bu arada çok gizemli bir Emma-Magneto diyaloğu yaşadık. Benzerlerinin Cuckoos’un kendi aralarında konuştuğu şey, Emma’nın kimsenin görmediği sadece çok az kişinin farkında olduğu bir şey yaptığıydı. Bunu serinin sonunda görecektik.

Ve üçüncü sayının sonlarında savaş başladı. Madrid’de Crystal’in takımıyla beraber Terrigen bulutundan mutantları kurtarmaya çalışan X-Men ekibi, önce Cyclops’un savaş çağrısı ardından da yeni bir Inhuman’ın kendince olası bir felaketi engellemek için tarafsız noktadaki X-Men takımını “uyutması”nın yarattığı gerilim derken…. Magneto sahneye çıkar, yanındaki saldırı timiyle beraber Mutant Inhuman demeden herkese dalar. Ama asıl amaç mahalle kavgasından ibaret değil. Lütfen.. Cyclops’tan bahsediyoruz, Emma’dan bahsediyoruz.. Nitekim asıl plan, Alchemy’yi ikna edip Sunfire eskortluğunda bulutların kimyasını değiştirerek pasifize etmek imiş. Bu noktada artık Royal Family’nin de bulutları korumak için sahneye inişine tanıklık ediyoruz. Ancak Cuckoos’un akıllı dikkat dağıtmaları sonucu Alchemy hayatı pahasına da olsa bulutlardan birini zararsız hale getirmeyi başarır. Buradan sonrası çizgi roman tarihinin 80 yılı içinde bence okunup okunabilecek en epik bölüm. Çok mu abartıyorum? Okuyun siz karar verin.

İkinci bulutu o an için engelleme şansı olmayan Cyclops, hayatının tümünü özetleyen bir konuşmayla, arkada gözü yaşlı binlerce okur ve burnu kanayan(?) bir Emma bırakarak Black Bolt’un önüne çıkar. O zamana kadar herkesin bir gariplik olduğunu sezdiği küçük enstantanelere, o konuşmada bir yenisi daha eklenir. “I am not even a person anymore (ben artık bir kişi değilim)”. Cyclops’un final konuşmasının nereye bağlanacağı son sözlerinde epik bir şekilde kendini gösterir. “Ben artık yokum, benden geriye sadece fikirlerim kaldı. Ama iyi olan kısım şu ki, fikirler asla ölmez!” Şu cümleden sona enternasyonel çalmaya başlıyor, herkes ayağa kalkıp slogan atıyor. Yok. Geriye kalan, saniyeler içinde parlayan bir vizör ve Bolt’un ölümcül çığlığı. Ve bütün bunlar olurken ne olacağını başından beri bilen, niye alnını tuttuğu, niye burnunun kanadığı, hiç elmas formuna geçmediğini, yani salağa yatmayalım, hikayede anlatılmayan nasıl bir telepatik işle uğraştığını ve dört sayı boyuncaki bütün gariplikler cenaze sahnesinde ortaya çıkıyor.

Mezarı başında Storm’un onore edici konuşmasından sıkılan Emma ve Havok’un kalabalıktan uzaklaşışını görüyoruz önce. Sanırım herkesten önce olan bitendeki bütün garipliği farkedenin kardeşi olması gerektiğine karar veren yazarlar, Havok’a başından beri sorulması gereken ama bizim olayların akışından ve muazzamlığından aklımıza gelmeyen soruyu sordurur: Cyclops neden kendini bu şekilde feda etti? Hala daha bir bulut varken, her ne kadar efsanevi bir şekilde olsa da gerçekten kendini öldürmesi mantıklı mıydı? Bu sorular sorulurken, biz okurlar bakmaya korkarken yavaş yavaş bir laboratuara girilir. Ve kimsenin tahmin etmediğini Emma söyle. Scott aslında Muir adasına ilk adım attığında Terrigen zehirlenmesi geçirir ve yere yıkılır. Bunu tek gören Emma yanına geldiğinde ağzından son sözleri dökülür: “Böyle bitmemeli”. Ondan sonra olan her şeyin aslında Emma’nın planı olduğu, dört sayının çoğunda gözüken Cyclops’un aslında onun yansıttığı projeksiyonu olduğu gerçeği okurun yüzüne tokat gibi vurulur. Yani Cyclops’un dehası senelerce bir çok hikayede iyi şekilde işlenmişti. Ancak bu hikayenin gerçek kahramanının Emma olması ve aslında bu dört sayılık kült olmaya aday serinin sadece epik değil aynı zamanda muazzam bir kurgu eseri olması. Daha sayfalarca övebilirim ve sanırım tek bir eleştirim yok, okuduktan sonra da ekrana bön bön bakmıştım yarım saat. Tek diyebileceğim eğer hala okumadıysanız, iade-i itibar niteliğinin çok üzerinde olan bu seriyi mutlaka okuyun.

 

  Inhumans vs X-Men. Bari bu sefer..!

Geliyorlaaar

Geliyorlaaar

Aslında henüz iki sayısı ve bir tie-ini çıkmış bir seriyle ilgili çok fazla söyleyebileceğim bir şey yok. Secret Wars sonrası dönemin en büyük çelişkisinin sanırım son çözülüşüne tanıklık edeceğimiz seri, şu ana kadar çok keyifli eşleşmelere ve planlara tanıklık etti. Sıralama isabet oldu, çünkü aslında Cyclops’un ölümünden sonra geçen sekiz ayda Mutantların da Inhumanların da boş durmadığı, oportünist Beast’in herhangi bir bilimsel çözüm bulamaması halinde bir savaş durumu için iki tarafın da hazırlık içinde olduğunu öğreniyoruz. Henüz ilk sayıdan, Beast herhangi bir çözüm bulamadığını ve hatta iki hafta içinde kalan tek terrigen bulutunun tüm atmosfere karışacağını ve mutantlar için dünyann hiçbir şekilde yaşanabilir olmayacağını söylemesi üzerine dananın kuyruğu kopar. Emma, Magneto ve Storm sekiz ay öncesinden tasarladıkları planlarını uygulamaya koyar, öncesinde de “yaa savaşmayalım marsta yaşayalım” diyen gerizekalı Beasti çarpıp (baya baya şimşekle), revire kaldırırlar. Sonrasında olanlar ise gerçekten AvX’te becerilemeyen her şeyin yani iyi bir serinin ihtiyacı olan tüm elementleri karşılar cinsten. Karnak’a karşı Jean+Cuckoos+Fantomex, Crystal’İn ekibine karşı Magneto, Black Bolt’a karşı Emma ve Dazzler -sanırım Karnakla beraber en yaratıcı eşleştirme- ve geri kalan herkesin New Atillan işgali. Şu zamana kadar gördüklerimiz bunlardı, he bir de Fantomex’in Karnak’ın güçlerini kullanarak Someday şirketinin sistemini çözmesi ama sonra kendi çıkarına kullanmaya karar vermesi. Tabii şu ana kadar Medusa’nın nasıl bir hazırlık yaptığını göremedik, muhtemelen ikinci sayı da inhumanların avantajında geçecek. Bekleyip göreceğiz, ama eğer yanılmıyorsam, sonunda yaraşır bir karşı karşıya geliş hikayesiyle karşı karşıyayız.

Bundan sonrasında Marvel serilerini haftalık incelemeler üzerinden ve geçmişi de kapsayan yazı dizileriyle yazmayı planlıyorum. Elbette ki olan biten her şey bu iki yazı dizisinde anlatılan kadar değildi ancak diğerlerini genel incelemeler şeklinde değil daha özel, tek odaklı yazılarla anlatmaya çalışacağım. Yine, eleştirilerinizi, taleplerinizi, olursa da iyi dileklerinizi bekliyorum.

Bomba

Avengers: Infinity War İncelemesi – Yeni Bir Bakış Açısı ve Tüm Easter Eggler!

Yayınlandı

on

27 Nisan Cuma günü, çok önemli bir olay gerçekleşti. İnsanların ateşi bulması gibi, sanat rönesansı, din reformu ve hatta hatta sanayi devrimi yaşamış Dünya, 27 Nisan Cuma günü en az bunlar kadar önemli bir “Sinema Devrimi” yaşadı. Ben, Avengers: Infinity War’u bu şekilde özetliyorum. Filmin artısı, eksisinden bahsetmiyorum. Elbette artıları, eksileri, klişeleri her süper kahraman filminde olduğu gibi bunda da var. Ancak sıradan bir insan olarak yarınımı zor planlayabiliyorken Marvel Stüdyo’nun 10 seneyi fazla riske girmeden, garantici bir yol ile dahi olsa ilmek ilmek işlediği, hatalardan çok başarıyla karşımıza çıktığı 10 senelik bir devrimden bahsediyorum. Tüm sinema filmlerinin, daha çekim aşamasındayken bile planlarını Disney-Marvel filmlerinden uzak tutarak planladığı bir süreçten bahsediyoruz. Marvel’in çağdaşı, en büyük rakibi DC bile sadece bu evrene yetişebilmek adına daha emeklemeden koşmaya çalıştı. Sonuçlarını hepimiz biliyoruz. Bu açıdan Marvel, 2000’li yılların en büyük devriminin, en büyük planlamasının son halkasını 27 Nisan günü Infinity War ile bizlere sundu. Şimdi gelin bu epik filmin detaylarına girelim.

Yazımız buradan itibaren SPOILER içermektedir.

Infinity War Avengers GIF by Marvel Studios - Find & Share on GIPHY

 

Infinity War, adına yakışır bir şekilde tüm evreni ilgilendiren bir meseleyi konu alıyordu. O meselenin adı da Thanos idi.

Öncelikler her zaman söylediğim bir konu şudur ki, bir filmin düşmanı ne kadar iyi ise filmde o kadar tutar. Marvel’ın en büyük eksikliğini yaşadığı villain konusu, Thanos ile kökünden çözüldü. 10 yıllık planlama tamamen buna mı odaklıydı bilinmez ancak Thanos, bildiğimiz kötülerden değildi. Çünkü kendi düşüncesine göre evren, bir denge içinde olmalıydı. Bu dengenin önünde ise sınırsız nüfusa ve isteğe karşılık sınırlı kaynaklar yer alıyordu. Evrenin dengesi ancak yaşayan nüfusun yarısını fakir, zengin, büyük, küçük ayırmadan öldürmekten geçiyordu. Thanos’un düşüncesini biz insanlar soykırım olarak görsekte onun böyle bir hayali var ve karakterini oturtan olay tamamen bu denge meselesi. O yüzden Thanos’un yaptığını yanlış bulurken, onu anlayabiliyorsunuz. Yanlış olduğunu düşünseniz dahi onunla empati kurabiliyorsunuz. Ben bu empatiyi en son Darth Vader ile kurabildiğimi şu an anımsıyorum. İşte Infinity War’un güzelliği burada yatıyor. Sinema tarihinin en sevilen kötüsü Darth Vader ile Thanos’u yan yana bir cümle içerisinde geçirebiliyorsunuz. Elbette bu benim kişisel düşüncemdir ancak sizlerin de içten içe bunu düşündüğünüzü tahmin edebiliyorum.

Thanos’un motivasyonu, tüm stoneları toplayarak bu dengeyi tek bir parmak şıklatmasıyla sağlamaktı. Titan’ın evreni dengelemek için yola çıkması elbette o yolun Avengers ile kesişmesine yol açtı. 3 taşın direkt olarak bizimkilerin elinde olmasının (Loki’yi de artık bizden sayıyorum) doğal bir süreci olarak Thanos, Avengers ve Galaksinin Koruyucuları ile birden fazla karşılaştı. Hepsinde de ekiplerimizin hem taşlar hakkında ne kadar az bilgisi olduğunu ve Thanos’un yanında ne kadar güçsüz kaldıklarını anlamış olduk. Üstelik Russo kardeşler, Avengers gibi bir ekibin Thanos’un yanında ne kadar aciz duruma düştüğünü bizlere birden fazla kez gösterme cesaretinde bulundular. Bizim 10 yıl boyunca şikayet ettiğimiz ne kadar detay varsa ki örneğin tek filmlik villainlar, cesur kararlar alınamaması gibi soruların cevaplarını tamamen son filme sakladıklarını anlıyoruz. Bunun için bile Infinity War, tüm sinema severlerin kalbinde çok özel bir başarı çıtası olarak duracak. Bir Yüzüklerin Efendisi için gösterilen saygı ve sevgi, hem şimdi hem ileride Infinity War içinde gösterilecek. Benim kısa süreçli kehanetim bu yönde.

 

Infinity War Avengers GIF - Find & Share on GIPHY

 

Filmin adı direkt olarak Avengers ile başlasa bile, Infinity War bir Thanos filmidir. Spider-Man: Homecoming’in başında yazdığı BU BİR PETER PARKER FİLMİDİR ibaresi yoktu belki ama Thanos’un solo filminde gözüken Avengers üyeleri dersek sanırım kimse karşı çıkmayacaktır. Filmin bu gidişatta ilerlemesi, sona doğru giderken bizim kafalarımızın karışıklığı yerine herkese empati yaparken bulmamızı sağlıyor.

Espriler ve umutsuzluğun bu kadar dengede tutulabilmesine ise ayrı hayran kaldım. Bir önceki sahnede gülerken diğer sahnede gözleriniz tamamen açılmış bir şekilde şoka girebiliyordunuz ve daha az önce güldüğünüzü unutuyordunuz. Russo kardeşler, tıpkı Thanos gibi bu filmde denge’yi harika bir şekilde kullanmış. Hollywood’un en çok para kazanan ünlülerini tek bir filmde buluşturacaksın ve hepsine aynı süreyi aynı diyaloğu sorunsuz bir şekilde vereceksin? Bu denge değil de nedir arkadaşlar? Konuşurken basit konular gibi gelebilir ancak dışarı çıkarken 2 arkadaşınızı yan yana getiremiyoruz bazen yahu. Oradan yola çıkın gerisini siz düşünün.

Tüm bu süreç ise Thanos’un güneşin karşısına geçerek gururlu bir şekilde gülümsediği an içindi. Kahramanlarımızın yarısından fazlasıyla birlikte tüm evrenin yarısı öldü. Beni en çok üzen ölüm şahsen en sevdiğim kahraman olan Spider-Man oldu. Tom Holland’ın orada yeni kahraman olmuş, genç bir Peter Parker olarak ÖLMEK İSTEMİYORUM cümlesini ağlayarak tekrar etmesi her seferinde kalbimi paramparça edecek. O sahne için tek ama tek bir isteğim vardı.. Bir gücüm olsaydı ve Russo Kardeşler’e ulaşabilseydim ölmeden önce son cümlesinin gökyüzüne bakarak “ÜZGÜNÜM BEN AMCA..” olmasını söylemek olurdu. Bu ölüm zaten üzücüydü ancak destansı olması için tek eksik bu cümleydi. Olmadı tabii bu ancak Peter Parker’ı öldürmek bile çok cesur bir karardı. Sadece bu yüzden bile Russolara ve senariste hayran olmamak elde değil. Ölen kahramanlarımızın listesini bir verecek olursak baştan sona;

  • Heimdall
  • Loki
  • Gamora
  • Bucky
  • Black Panther
  • Scarlet Witch
  • Vision
  • Falcon
  • Groot
  • Doctor Strange
  • Spider-Man
  • Star-Lord
  • Drax
  • Mantis
  • Nick Fury ve Maria Hill (End Credits)

Kalanlar ise klasik Avengers ekibimiz Captain America, Iron Man, Thor, Hulk, Black Widow, War Machine’nin yanı sıra Nebula, Rocket, Okoye ve M’Baku kaldı.

İlk Avengers filmine geri dönecek olursak orijinal kadro yaşarken, yenilerin neredeyse tamamı öldü. Buradan çıkabilecek bir ihtimal şu, gelecek filmde eskilerin yeniler için kendini feda ederek ölümlerin değişmesi ve bu sayede New Avengers olarak yola devam edilmesi. Bu akla hemen gelen, en basit çözüm umarım bunu denemezler ve ölümlerin arkasında dururlar.

Gelelim bu işin nasıl çözüleceğine. Aklımda 3 teori var;

1- Gamora’nın ruhunun ruh taşına hapsedildiği ve ikinci filmde Thanos’u bu şekilde içeriden durduracakları. Infinity Stones, Thanos ile birlikte yok olabilirler.

2- Dr. Strange’in 14.000.653 ihtimalden sadece birinde kazandıkları süreci o andan itibaren başlatmış olduğu. Bu ihtimalde ise Tony Stark’ın hayatı çok önemliydi. Bunun yaşanmasının 20 dk öncesinde Stark-Parker ve Taş arasında seçim yapması gerekirse taşı seçeceğini söyleyen bir kadim büyücü anında kararını değiştiriyor ve taşı düşmana veriyorsa bu, o tek ihtimal sürecinin çoktan başladığını gösteriyor. Kendisinin fedakarlık yapıp ölümünü görse bile bu süreci başlatan Strange, bitiren ise Tony Stark olacak gibi duruyor şu an için.

3- Filmin sonunda Nick Fury’nin sinyal gönderdiği Captain Marvel, hikayenin en büyük unsurunu oluşturabilir ve Thanos’u yenmede çok güçlü bir müttefik olabilir.

Umarım dördüncü bir seçenek çıkar ve tüm izleyenleri tatmin edecek bir şekilde Marvel’ın yeni faz filmleri şekillenir. Bu faz şekillenirken ise tek isteğim, Spider-Man geri dönerse artık Tony Stark’ın hegomanyasından çıkması. Spider-Man’in MCU’ya dönüşü hayatımda aldığım en heyecan verici haberlerden biri iken yavaştan pişman olmaya başladığımı hissediyorum. Tony ile olan ilişkisi iyice Rick and Morty’e bağladı. Bu da beni oldukça rahatsız ediyor.

Gelelim Easter Egglere ve filmden önemli anlara;

  • Loki’nin Thor için kendini feda etmeden önce BİZDE DE HULK VAR sözü ilk Avengers filmine gönderme olmakla birlikte sırf bunu Loki söyledi diye inanılmaz hoşuma gitti ve ilk maddeye eklemek istedim.
  • Hulk belki sadece bir kere sahneye çıktı ama bana film boyunca yeten HULK vs THANOS’u görmemizi sağladı. Ağır dayak yedi belki ama o versus’u görmeseydim çok mutsuz olurdum.
  • Çizgi romanlarda dünyayı uyarmaya gelen Hulk değil Silver Surfer idi. Ancak “THANOS GELİYOR” sözü ikisinin de kullandığı ortak nokta oldu.

  • Loki ölmeden önce Thanos’a teklif ettiği REHBERLİK hizmetini çizgi romanda da sunuyor ve bunu yapıyordu. Filmde ise kandırma yolunu seçerek Loki’yi erkenden öldürdüler ki, çok iyi bir karardı. Thor’un motivasyonu tamamen buradan kaynaklı oldu ve mantıklıydı.
  • Aklıma takılan bir soru var, takipçiler aydınlatırsa memnun olurum. Thanos, bu filmde eldiveni Cüce Eitri’ye zorla yaptırdı ancak Age of Ultron’un sonunda “FINE, I’LL DO IT MYSELF” cümlesiyle eldiveni kendisi Xandar’a benzer bir yerden alıyordu. O sahne için;

End Credits sahnesini saymamış olmaları bir ihtimal ancak burası cüce şehri falansa bir şey diyemem elbette.

  • Thanos’un görevini başarıyla yerine getirip sonunda dinlenebileceği bir yer teması, çizgi romanda ÇİFTÇİ THANOS olarak işlenmişti.

  • Tony Stark’ın Ebony Maw’a yaptığı Squidward benzetmesi MCU tarihinin en komik esprisi olabilir. Düşündükçe hala gülüyorum.
  • Thor, MCU tarihinde çekilen filmler hatta dizilerin bile gerisinde kalan bir karakter oldu. Ragnarok filminde Thor’u nihayet çizgi roman karizmasına yaklaştırmışlardı. Infinity War filminin ise Thanos ile birlikte en büyük yıldızıydı. Wakanda savaşında gösterdiği performansla tüm izleyenleri kendinden geçirdi.
  • Cüce Eitri’yi biricik Tyron Lannister’ımız Peter Dinklage canlandırdı. Eitri’nin çizgi romanlarda ilk çıkışı 1983 yılında yayımlanan Thor Annual 11.sayısıdır.
  • Thor’un MCU içerisinde 1500 yaşında olduğunu öğrendik.
  • Spider-Man’in Thanos’un yüzüne ağ atması bir ilk değil. Daha önce çizgi romanda da aynısını yapıyor.

 

  • Filmde en büyük süprizi Red Skull’ın geri dönüşü ile yaşamıştık. Ben filmde kendimi tutamayıp OBAAA diye bağırdığımı hatırlıyorum öyle güzel bir detaydı. Belki Thanos’un generallerine katılsaydı çok daha güzel olabilirdi ancak Ruh taşını koruyan biri olması ayrı anlamlıydı. Tek bir sahnesi olmasından ötürü karakteri bu sefer Hugo Weaving değil, The Walking Dead’de Aaron olarak tanıdığımız Ross Marquand canlandırdı.
  • Tony’nin Pepper ile konuşmasında çocuklarının olduğunu görmesi ve ismini Morgan olarak koyduklarını hatırlıyorsunuzdur. Morgan Stark, çizgi romanlarda var olan bir karakterdi. Kendisi Tony’nin kuzeniydi ve ikili, hiç anlaşamazlarmış. Sonrasında Morgan Stark, bir trafik kazası geçirerek ölüyor.
  • Groot’un film boyunca oynadığı oyun 81 yılına ait Defender idi. Filmde The Defenders’ı beklerken oyun isminde görebildik ancak.. Neyse. 
  • Thanos, Reality Stone’u kullanarak Mantis ve Drax’ı şekilden şekle soktuğunu hatırlıyor olmalısınız. Çizgi romanlarda ise bunu Nebula’ya ve Thanos’un erkek kardeşi Eros’a bunu uyguluyordu. Şekil A’da görüleceği üzere;

 

 

Okumaya Devam Et

Bomba

Avengers: Infinity War Film İncelemesi – Hem Spoilersız Hem Spoilerlı!

Yayınlandı

on

Yazımızın ilk kısmında SPOILER YOKTUR. FİLMİ İZLEMEYENLER AŞAĞIDAKİ SPIDER-MAN GİF’İ VE SPOILER UYARISI ALANA DEK YAZIYI OKUYABİLİRSİNİZ.

Dipnot: Anıl’ın full Spoiler dolu ve Easter Eggleri anlattığı yazısı ise yakında karşınızda olacak 🙂

Tam 10 yıl… Iron Man filmi ile başlayan MCU macerası, tüm hızıyla devam ediyor diyemeyeceğim. Infinity War filmine kadar en iyi film bana göre hep Iron Man oldu. Robert Downey Jr. uzun süre en iyi oyuncu seçimi olarak MCU’nun yüzü oldu. Sonra az bir ihtişamla Thor geldi. Başarılı komedisiyle Guardian of Galaxy, iyilik emsaliyle Captain Amerika, mistik sanatıyla Dr. Strange ve sebebini bilmediğim bir şekilde büyük gişe başarısı yapan Black Panther geldi. Agent of Shield da televizyonda senaryosuyla boy gösterdi. Koskoca 10 yıl, Infinity War filminin hazırlığıydı. Başarılı filmlerin arkasında hep bu hazırlı yatmıştır. Senaryo hazırlığı uzun yıllar sürer. MCU bu hazırlığı beyaz perde de yaptı. Sürekli gelişen ve evrilen senaryolarıyla 2018’e geldi. Bitti mi? Hayır. Ant-Man ve Captain Marvel filmleriyle birlikte, Avengers’ın son filmine hazır olacağız. Bu sinema stratejisinin başarısına sinir oluyor ancak ayakta alkışlıyorum. Gelelim Infinity War filmine…

Halihazırda efsane olan Avengers Theme, Infinity War filmine süper kahraman girişlerini süsleyerek, en iyi film müziklerinden biri olarak hafızlara kazındı. Peki 2 milyar $ hasılatı geçeceğini düşündüğüm bu yapımın başarısı neydi? Öncelikle demin konuştuğumuz 10 yıllık serüven. İzleyici kitlesini koruyup, sürekli artırması. Bir film önce Black Panther ile elde edilen büyük başarı bunun ilk kanıtı. Spider-Man’in efsane sözüyle devam edeyim. “Büyük güç büyük sorumluluk getirir.” MCU’nun karşı karşıya kaldığı durum buydu. Bu kadar hayran kitlesi, bu kadar film büyük beklenti yarattı. Ve beklentiyi karşılayıp, ikinci filme daha büyük bir beklenti yarattı. DC, çığ gibi büyüyen bu başarının altında kaldı. Infinity War’ın yanında Justice League, çocuk filmi gibi kaldı. Hatta Captain Marvel ile, Wonder Woman başarısını da ellerinden almak istiyorlar. Brie Larson ile bunu yapabileceklerini düşünmesem de, Captain Marvel’in güçleri buna imkan sağlıyor. Peki Marvel filmlerini sevmeyen ben, Infinity War’u neden beğendim? Ona geçelim.

Malum sahne – Hulk’un Loki’yi dövmesi- ile Marvel komedisine karşı cephe almıştım. Deadpool ile komedi filmi budur deyip, küçümsemeye devam ettim. Ama sonra Thor Ragnarok’ta malum sahneye gönderme yaparak beni de güldürdükleri vakit, beyaz bayrağı çektim. Son noktayı Infinity War koyacaktı. Filmin yarısında tüm salon kahkahalarla gülerken ben gülümsemeden öteye geçmedim. Hala küçümsüyordum. Ama filmin sonunda bu kahkaha atan insanları birden ağlatmaya başladıklarında bu başarının önünde eğildim. Senaryo olarak da, hala en iyi süper kahraman filmi olan Dark Knight’a rakip olacak tek film olduğunu kabullendim. Kurgusu, soru işaretleri, gizemi, finali, villian prensipleri, yan hikayeler, giriş, duygu değişimleri on numara beş yıldızdı. Göze batan Cgi sahnelerinin yanı sıra, muazzam planlar ve sekanslar bulunuyordu. Bu sahnelerde iki düşman – Thanos ve Iron Man- boy gösteriyordu. Robert Downey Jr. ve Josh Brolin, MCU filmlerinin üzerinde bir oyunculuk sergiledi film boyunca. Ama yalnız kalmadılar. Her ekibin hikayesini ayrı bir filmmiş gibi izlediğimiz bu harika yapımda, diğer süper kahramanlar da bizi etkilemeyi başardı. Rocket, Thor, Heimdall, Gamora, Wanda, Star Lord, Spider-Man.. Ufacık sahneler, unutulmayacak duygular yaşattı.

Bu bir sanat filmi değil o yüzden derin bir yönetmenlik beklemiyordum ancak tatmin oldum. Bir Tarantino ya da Nolan ekibi olmadığı için senaryo, diyalog beklemiyordum, tatmin oldum. Tiyatral oyunculuk bekliyordum, doğal oyunculukla karşılaştım. Bu artı yönler ve daha fazlası nedeniyle Infinity War, sinemada izlenmeyi hak ediyor. Buradan sonra spoiler içeren yoruma geçip, beğenmediğim kısımlara değineyim.

Infinity War Avengers GIF by Marvel Studios - Find & Share on GIPHY

 

SPOILER İÇERİR:

Çizgi romanlarla uyumu, hikayeleri değiştirip kurguya dahil etmeleri muazzamdı. Red Skull’ın eksik kalmış hikayesi tamamlandı. Thor’un halkını, kardeşini ve dostunu kaybettikten sonra intikamına kadar gelen hikayesi dopdoluydu. Rocket ile dertleşirken ağlaması, intikam için Nidavellir’in ışığına maruz kalışı, Wakanda’daki savaşa girişi ve Thanos’a son darbeyi vuruşu… Ragnarok ile birlikte gerçek bir Tanrı olan Thor, bu filmle zirveyi gördü.

Captain America, mükemmel bir giriş yapsa da, fragmanda bizi kandıranlardandı. Sahte bir Hulk sahnesinin yanı sıra, eldiveni tutabilen Captain America; Thor, Iron Man, Dr. Strange hatta Iron-Spider’ın yanında eksik kaldı. Thanos tehlikesi mevcutken Captain America’ya güvenmeyen, tutuklayın diyen Bakanlık, herhangi bir varlık gösteremedi. Nick Fury bile parmak şıklatmasında on saniye önce olanları öğreniyor. Bu da Wakanda ve Titan’da geçen savaşların, senaryoyla uyumunu gösteriyor. İnsanların, Ant-Man ya da Hawkeye’ın ulaşamayacağı iki bölgede büyük savaş gerçekleşti. Bu da klasik New York istilasını kırmış oldu. Hulk’ın uyanamaması, hayran kitlesini sinir etse de başarılı bir yan hikayeydi. Araları kötü olan Bruce-Hulk ikilisi kendi hikayesini finale taşıdı.

Hugo Weawing, ufak bir rol için Red Skull’a dönmemesinin yanı sıra, Peter Dinklage’in ufak bir rol için Infinity War’a girmesi enteresan uç noktalardı. Gerçi bu ufak rolü Peter, fazla iyi oynadı. Yüz hatları yeter. Dev Cüce tezatı da beğendiğim yanlarındandı. Taşlara gelirsek, 4 taş için bir feda mevcuttu. Wanda, Vision’u feda ederken, Strange, Iron Man için taşı feda etti. Thanos ve Quill ruh taşı için Gamora’yı öldürmeyi göz aldı. Ve biri başardı da! Başta bahsettiğim gülen hayranları ağlatan sahneler ağırlıkla bunlar oldu.

Thanos’un Death’e aşkını işlememeleri ve bunu Gamora üzerinden yapmalarının yanı sıra, Dr. Strange’in sahneleri haricinde beklemediğim bir duygu yaşamadım filmde. Birçok karakterin öleceğini biliyorduk. Tony’nin ölümü bekledim ki bu beni ağlatabilecek tek sahne olurdu. Çünkü Pepper ile aile kurma hayalleri güzel bir sahneyle işlenmişti. İlk filmde kurtulsa da ikinci filmde ölmesini bekliyorum. Yıllardır korktuğu tüm arkadaşlarını kaybetme durumu gerçekleşmiş olsa da, ikinci filmde tüm arkadaşlarını geri getirdiğinde kendisinin ölmesi olası. Kısacası onları geri getirmek için düşünmeden kendini feda edecektir. 2 film oluşunun dezavantajları var. İlk filmde ölenlerin diğer filmde geri geleceğini herkes biliyor artık. Teoriler önemli değil. Gelecekler mi gelecekler. Önemli olan bunun olması için ne feda edecekleri. Thanos’un filmi olan Infinity War’dan sonra, ikinci film Avengers ekibinin filmi olacak ve mutlu son gelecek. Başta da söylediğim gibi en iyi süperkahraman filmi Dark Knight bile mutlu sonla bitmişti. Rises filmi bu yüzden rezalettir gözümde. Batman nükleer bombayı havada patlatıyor, şehri için kendini feda ediyor ama bir bakıyorsun CatWoman ile balayında Paris’te. Hoş değil. Mutsuz son istiyorum. Wanda’nın rage atıp herkesi öldürmesini istiyorum. Çok mu?

Film, muazzam bir Cgi başarısı olarak tarihte yerini alacaktır. Bazı sahnelerde suratlar yapma dursa da, Thanos, çizgi romandaki halinden kat kat iyiydi. Ağlayan bir villian… Sinemada izleyin, 2 milyar dolar hasılatı görelim. Sağlıcakla kalın.

Okumaya Devam Et

Bomba

2017’nin Hayal Kırıklığı Yaratan Filmleri

Yayınlandı

on

Uzun süredir gerek eğitim durumu gerekse yolculuklarımdan dolayı yazamıyordum. Hali hazırda vaktim olmasa bile evren ve sinema savaşları ile geçen bu yılın küçük bir değerlendirmesini yapmayı kendime borç bildim.

Öncelikle 2017 yılı; birbirini hiç tanımadan sadece mesajlar ile bir araya gelebilen, samimi bir şekilde kar amacı gütmeden fikir alışverişi yaptığımız, bir kişi dahi olsa ulaşmaktan, yeni şeyler kazandırmaktan çekinmeyen bu ailenin, küçük de olsa bir parçası haline geldiğim, her şekilde güzel hatırlayacağım bir yıl olacak.

Ama, 2017′ de sinema da her şey güllük gülistanlık değildi. Bu durum vizyona da yansıdı. Gelin listeye bir göz atalım.

RESIDENT EVIL:FINAL CHAPTER

Önce oyunu ile tanışıp filmlerine yönelmiştim. Kendimce daha çok olayın içinde yer alabildiğim için oyunlarını filmlerine her zaman tercih ederim. Ancak finale yakışmayan, bayağı ve ruhsuz olmuş. Serinin en kötü anlarında bile hepimiz Mila Jovovich ile filme tutunduysak da artık o ruh kalmamış. Son film şimdiye kadar gördüğüm en kötü uyarlama ve CGI’lara sahip. Film boyunca müthiş bir isteksizlik hakim. Bitse de gitsek havasında son bir iş çıkmış ortaya. Mila Jovovich de tek başına bir yere kadar.

Sanki FPS oyununu hayatında hiç oynamamış birinin ilk defa aksiyon-savaş içerikli bir oyunu izlemesine maruz kalıyorsunuz gibi bir his uyandırdı.

DUNKIRK

Bomboş. Koskoca bir hiç. Yüzü bile gözükmeyen Tom Hardy. İnsanı olaydan soğutan bir durağansızlık. Anlamsız bir zaman bükümü. Belgesel yapayım derken, yarısında filme karar vermek. En ünlü psikologların bile ‘Bitmedi mi daha?’ diye soracağı bir drama. Nolan’ın eline yüzüne bulaştırdığı bir zaman kaybı olmuş kendileri. Büyük umutları boşa çıkarmakta başarılıydı.

TRANSFORMERS: THE LAST KNIGHT

Git gide yıprananlar diye listeyi değiştirsem daha iyi olacak sanki. Efsane seri her seferinde bir adım daha geriye düşüyordu ki, dibi boylayana kadar. Öncelikle belirtmeliyim, iyi robotların yaramaz robotlarla savaşması iki saat yirmi sekiz dakika gibi bir süre beni tutamaz. Üstelik öyle kendini tekrar ediyor ki, süre iki kat yavaş geçiyormuş gibi geliyor. Mark Wahlberg gibi bir zamanın bitik efsanesi filmde başrol oynayınca insan kendine kızıyor ‘Baştan anlamalıydım!’ diye.

Tek olumlu puanı alan şey ise, dünyanın insanlıktan önce bu yaşlı arabalara ait olması teması olmuştu.

TESTERE 8

Ben hayatımda böyle rezalet görmedim. Bir kere bile heyecanlandırmayan film olay örgüsü olarak 2. filmin kopyası olarak da hiç bir yeni şey katmamış durumda. Jigsaw öleli 10 yıl geçmesine rağmen adamları işi hala devam ettiriyor. Bu zaten 4. filmden itibaren mükemmel dizayn edilmiş bir iplik gibi çözülüp 7. filmde her şeyin başladığı yerde mükemmel bir şekilde son bulmuştu. Arayış içinde yeni yönetmeni ile birlikte yeniden canlandırılmaya çalışılan efsane, yine aynı son ile biterek kendini yenilemedi. başı ve sonu belli olmayan bir film gibiydi. Seriyi hiç izlemeyenler doğrudan bu filmi izleyebilirler. O kadar alakasız. 2. filmin kesilmiş sahneleri deseler daha iyiydi.

MUMYA

Açık ara en berbat film olabilme potansiyeline sahip bir film. Mantık hataları ile başlayan sahneler zorlama çarpışmalar ile devam ediyor. Karanlık evreni, dandik espriler ile süslemeye çalışmışlar. Efsaneleşen Rachel Weisz’lı Mumya serisinin parodisi olarak yayımlansa daha iyi olurdu. Akıllarımızdaki Tom Cruise’den uzak sıkıcı birini saatlerce izlemek bayıyor. Bütün stüdyoların Marvel çakması universe oluşturma çabası insanı soğutuyor.

KONG:KAFATASI ADASI

Görüntüler ve atmosfer olarak büyüleyici gibi gözükse de, Godzilla’nın aynısı. İnsanlık tekrar tekrar ölüme ve sona inanmışken başka bir yaratık tarafından kurtarılıyor.Amaçsız karakterlerle süslenmiş, neresinden tutsan elinde kalan bir film.

JUSTICE LEAGUE

Listenin olmazsa olmazı, belki de kendine ilk sıradan yer bulabileceği tek yer olan film. Kötülüğü, talihsizlikleri, demirbaş Batman’in halleri, kıyas içinde olduğu Marvel’in ezmesi derken baskılara rağmen böyle bir ekibi toplayıp film çıkarmak saygı duyulacak bir iş. Ancak Marvel ile kıyas içinde oluşu iki kat beklentileri boşa çıkarmasını sağladı. İzleyiciler zaten beklentilerini belirli bir seviyeye çekmişlerdi. Marvel her zaman olduğu gibi daha iyisini yapınca Fanboylar bile DC’den soğudu. Suicide Squad ile haber veren DC, yine de elinden geleni yaptı ama ilerleyemeyerek 2017’ye yenilgi ile veda etti. Oyuncu kadrosu potansiyeline yakışmayan derecede hayal kırıklığı olmuştu.

Öyle ya da böyle 2017 yılını geride bırakıyoruz. Ne dersiniz? Sizinde bu yıl büyük umutlar ile bekleyip boşa çıkan filmleriniz oldu mu? Umarım 2018 yılında herkesi memnun eden evrenler ortaya çıkar ve genişlerler. Mutlu Yıllar Karabüyücü Ailesi!

Okumaya Devam Et
Advertisement

Facebook

Bombalamasyon

Bomba2 sene ago

Avengers: Infinity War İncelemesi – Yeni Bir Bakış Açısı ve Tüm Easter Eggler!

27 Nisan Cuma günü, çok önemli bir olay gerçekleşti. İnsanların ateşi bulması gibi, sanat rönesansı, din reformu ve hatta hatta...

Bomba2 sene ago

Avengers: Infinity War Film İncelemesi – Hem Spoilersız Hem Spoilerlı!

Yazımızın ilk kısmında SPOILER YOKTUR. FİLMİ İZLEMEYENLER AŞAĞIDAKİ SPIDER-MAN GİF’İ VE SPOILER UYARISI ALANA DEK YAZIYI OKUYABİLİRSİNİZ. Dipnot: Anıl’ın full...

Bomba2 sene ago

2017’nin Hayal Kırıklığı Yaratan Filmleri

Uzun süredir gerek eğitim durumu gerekse yolculuklarımdan dolayı yazamıyordum. Hali hazırda vaktim olmasa bile evren ve sinema savaşları ile geçen...

Genel2 sene ago

Star Wars: The Last Jedi İncelemesi – Skywalker Efsanesine Saygı Duruşu!

Herkese merhaba. Star Wars: The Last Jedi’ı izledik ve incelememizi hazırladık. İncelemeyi Kutluhan ile Anıl farklı açılardan, farklı bakış açılarıyla...

Bomba2 sene ago

The Walking Dead 8.Sezon 8.Bölüm “How It’s Gotta Be” İncelemesi

Kutluhan’ın incelemesi: The Walking Dead, 8. sezona hızlı bir giriş yapmıştı. Resident Evil filmi gibi konu değiştirmiş,  zombi mücadelesi insanların savaşına...

Bomba2 sene ago

Inhumans 1.Sezon 4. 5. ve 6. Bölümleri İnceleme ve Easter Eggleri

Bu dizi, çok sancılı süreçlerden geçerek ekranlarımıza geldi. Ortaya bu konsept ile çıkabilecek çok güzel işler varken, elimizdeki sonuç ne...

Bomba2 sene ago

En Underrated Diziler #3 : Falling Skies!

Doğancan Gedik’in başlattığı ve Person of Interest ile Luther hakkında yazmış olduğu ”En Underrated Diziler” serisinde mutlaka olması gerektiğini düşündüğüm...

Bomba2 sene ago

Agents of Shield 5.Sezon Part 1 ve Part 2 İncelemesi: Orientation!

Marvel hayranları şu sıralar ellerini kana bulamış ve Punisher’ı bitirmiş, Infinity War fragmanıyla yükselmiş, Black Panther’i ve tabi ki Infinity...

Bomba2 sene ago

İddialar Gerçek Olmak Üzere! Disney, Fox’un Haklarını Aldığını Haftaya Açıklayabilir!

Biliyorsunuz ki, şu sıralar en önemli konu Disney’in 20. Century Fox’un çoğunluk hakkını satın alıp alamayacağı idi. Hatta haberini X-Men,...

Bomba2 sene ago

The Walking Dead 8. Sezon 7. Bölüm İncelemesi: Time For After

Bu inceleme The Walking Dead 8. sezon 7. bölüm hakkında SPOILER içermektedir. 8. sezon hayal kırıklıkları ile yoluna devam ediyor....

Bomba