Connect with us

Bomba

Masum 3. ve 4. Bölüm İncelemesi – “E Şimdi Ne Oldu?”

Yayınlandı

on

“Evin yakınlarında pazar kurulmuyor mu kızım?”

Masum’un 3. ve 4. bölümü Cuma günü BluTv’de yayınlandı.

Karakterlere odaklanan bu bölümler, ilk başta gösterdikleri ölümlerle ilgili neredeyse hiç bir gelişme yaşanmadı. Tempo problemlerinin bence devam ettiği bu bölümlerde biraz daha ölümlere yoğunlaşması kendi adına diziyi daha heyecanlı kılabilirdi. Aile dramasını odak noktasına almak isteyen dizinin bu bölümleri belki pilot olarak verilip daha sonra ilk iki bölümün yayınlanması daha tatmin edici sonuçlar doğurabilirdi kendi adıma. Bunlar yanında bu bölümün yıldızları Haluk Bilginer, Okan Yalabık ve Nur Sürer’di. Tülin Özen ise Okan Yalabık ile karşılıklı sahneleri dışında beklentileri fazla karşılamadığını düşünüyorum.

Resim arasından sonra SPOILER incelememize geçeceğiz. Bölümler ikişer ikişer yayınlandığı için ben de komple olarak almaya karar verdim. O yüzden yayınlanan bölümlerin ilkinden ikincisine de sarkan bir konu olursa aynı paragrafta incelenecek.

Ekran Resmi 2017-02-05 09.28.163. bölümün başındaki Selim’in rüyasını çok beğendim. Emel ile kendisinin müzikal sekansı böyle ciddi dizilerde de bu küçük nüansların izleyiciyi daha da bağladığını düşünüyorum. Bunun yanında Selim’in takıntısını bu şekilde göstermeleri çok akıllıca olmuş.

3. bölümün başlarında diğer bir ilginç olay ise Yusuf ve Taner’in yaşlı amcayı öldürmesi. Yusuf, istedikleri kamerayı eline aldıklarında yakalanır ve tam o sırada Taner arkadan büyük bir kalasla vurarak yaşlı adamı öldürür. Yusuf’un yaşadığı en büyük travmalardan biri bu. 30 sene geçmiş olmasına rağmen başına gelen her türlü olayda bu anıya gitmesi bunu gösteriyor. Yusuf’un başına gelen kötü olaylarda ayrıca bu kötü olayları hak ettiğini buna bağlaması yaşadığı travmanın büyüklüğünü gösteriyor. Bunun yanında Taner’in ağlaması dışında gayet soğukkanlı davranması da Taner’in küçüklükten beri problemleri olduğunu ve şiddete meyilli olduğunu anlamamızı sağlıyor.

Yusuf’tan konu açılmışken ailesi ile ilişkilerinden bahsetmeden geçmek olmaz. Aslında Yusuf’un, ailesi ile olan ilişkisi şu ana kadar dizinin gereksiz bir detayı olarak görünüyor. Kızı ile ilişkileri bir yana, ilk bölümde kızı söz konusu olunca Cevdet Komiser falan dinlemediğini gördük, genel aile tablosunun dizide nereye oturacağını kestirmek şu anda zor. Bunun yanında, bu ilişki benim fikrime göre Yusuf’a fazla da derinlik katmıyor. Bu arada, Yusuf’un karısının sevgili Tunç ise başka bir kadınla yakalanıyor ve bu ilişki başka bir dinamizm kazanıyor. Gerekli mi tartışılır ancak bir yere bağlandığı sürece sıkıntı olmaz.

3. Bölümün en önemli olaylarından biri de Selahattin komiserin, Yusuf’a verdiği cinayet soruşturmasını fazla toz kaldırmadan yapmasını söylediği oldu. Buradaki kilit durum, “kol kırılı yen içinde kalır” mottosu mu yoksa Cevdet Komiser’in ilk bölümde söylediği şekilde gidip konuşması mı sanırım. Bunu da ilerleyen bölümlerde anlayacağımızı umuyorum.

Bölüm sonunda, Taner’in Yusuf’un kafasına kalasla vurması ve kamerayı koyması da ikinci bölümde Taner’in yaşadığını anlayan Yusuf’un artık iyice emin olmasını sağlıyor. Bunun da nereye bağlanacağını merak içinde bekliyorum.

Ekran Resmi 2017-02-05 09.28.22Emel’in Tarık’ın ailesine açılması da 4. bölümün çok iyi bir şekilde başlamasını sağladı. Bu arada Emel ile Nermin’in ve Emel ile Cevdet Komiser’in sekansları çok başarılıydı. Ailenin Tarık’ın bu durumunu bilmesini ve aile içinde kalması için hiç olmamış gibi davranmaları seyirciye çok güzel yansıtılmıştı. Nermin’in Tarık’ın durumunu evde yeterince “kadın” olmayan Emel’e yıkması ve Cevdet Komiser’in de Emel’in psikolog ile görüştüm dedikten sonra modunu değiştirmesi aile ile Emel arasındaki gerilimin fitilini ateşleyen bir olay olarak karşımıza çıkıyor. 4. bölümde, jip başında Taner ile Cevdet Komiserin konuşması da bütün ailenin bu olayı bildiğini ancak kimseye söylemediğini gösteriyor.

Tarık’ın psikoz(?) durumuna gelirsek. Artık iyice emin olduk ki ne yaşadıysa askerde olan bir travmadan kaynaklanmış. Emel ve Selim’in psikolog ablası konuşmasından da bunun “Piskotik Episod” adlı bir hastalık olduğunu anlıyoruz. Ancak bunun yanında Tarık’ın annesini görmesinin bu hastalıkla bağlantılı mı yoksa bağımsız mı olduğunu ben anlayamadım. Askerlik günleri bu olsa da annesinin hayalini görmesi başka bir hastalık olarak adlandırılabilir belki. Bu arada, Tarık’ın patates soyarken Cevdet Komiserin bu durumu görüp Tarık’ın komutanı gibi davranması müthiş bir sekanstı. İki büyük oyuncunun bu kadar duygu yüklü bir sahne altından başarı ile kalkması Masum’u izlemek için en büyük nedenlerden biri.

Ekran Resmi 2017-02-05 09.28.26

Son olarak da Selim ile Emel’den bahsetmek gerekiyor. Selim bu bölümler itibariyle, düz şekerci çocuktan düz sapığa doğru evrildi. Ablası ile Emel’in seansları kaydedip dinleyerek Emel’in hoşlandıklarını bilmesi ve hayalindeki erkek portresi çizmesi hem rahatsız edici hem de keyifli bir detaydı. Bu şekilde Emel’i tavladı ve tatilde de birlikte oldular. Bu sekanslarda beni en rahatsız eden şey, Emel’in Selim’in ablasına bir kitaptan bahsetmesi ve odasında aynı kitabı bulması oldu. Burada tabi sıkıntı Selim’in bu kitap ile bağlantısını anlayamaması ise bence bu diziye gölge düşürdü. Eğer bunu bir an düşünüp kafasının arkasına attıysa ki bize böyle bir durum olduğu gösterilmedi o zaman daha iyi olabilirdi.

Ekran Resmi 2017-02-05 09.28.14

5. ve 6. bölüm için de Taner’in eşi Pınar’ın Yusuf ile konuşmaya gelmesi bizleri yine gelecek haftayı beklemek için bir sebep sundu.

Sonuç olarak bence ilk iki bölümün gerisinde kalan bir haftayı geride bıraktık. 8 bölüm sürecek bir dizinin iki bölümü sadece karakterlerin ilişkisine ayrılması, tempoyu büyük bir şekilde baltalıyor. Ancak 5. ve 6. bölüm biraz daha ölümlere yoğunlaşılacağını gösteriyor.

Okumaya Devam Et
1 Comment

1 Yorum

  1. banu hekimli

    5 Mart 2017 at 18:12

    şu emel selim ilişkisini ne ara gerçekleşti ki asansörde öpüştuler. inanın midem bulandı ardından bahsettiğiniz kitap ayrıntısı ayri mide bulantısı. yani bir kopukluk olmuş bu kadar kolay basit olmamalıydı. emelden tiksindim 😂

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel4 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba7 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba7 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba