Connect with us

Bomba

Masum 5. ve 6. Bölüm İncelemesi – “Sona Yaklaşırken, Aman Ağzımızın Tadı Kaçmasın!”

Yayınlandı

on

Sokayım çiçeğine Tarık.”

Cuma günü, sezonun son dönemeci olan 5. ve 6. bölüm yayınlandı. Son 2 bölüme yaklaşırken, bazı şeyler keyifleri yerine getirdi ancak bazı durumlar da canlarımızı sıktı. Haydi gelin bakalım 5. ve 6. bölümde neler olmuş.

Ekran Resmi 2017-02-11 21.29.41

Her şeyden önce bahsetmeliyim ki Haluk Bilginer çok büyük oyuncu. Özellikle, Okan Yalabık ile karşılıklı oynadıkları sahneleri insan bayıla bayıla izliyor. Her sahnesi tekrar tekrar izlemelik. Senaryo gittikçe tırtlarken, dizi Haluk Bilginer, Okan Yalabık ve Nur Sürer’in omuzlarında büyüyor. Bu seçimler olmasa açıkcası bölümleri izlemeden bile bırakırdım. Bunun yanında, Emel’i oynayan Tülin Özen ve Selim’i oynayan Bartu Küçükçağlayan için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Sahne süreleri uzadıkça, ağızda kekremsi bir tat bırakıyorlar.

Kabaca oyunculukları övdükten sonra, şimdi Spoiler incelememize geçebiliriz.

5. ve 6. bölüm, sezon finaline 2 bölüm kala aslında çoğu sorunun cevabını verdi. Açıkcası bu cevaplardan ben çok tatmin olmadım. Bazılarında ise cevabı vermiş gibi yapıp başka taraflara savurdu. Hala birkaç soru var ancak sonuca ne kadar etki edecek veyahut seyircinin merakını cezbedecek mi benim için hala merak konusu.

5. Bölümde, Emel ile Selim’in ilişkisinin daha da ilerlediğini gördük. Bunun yanında, Emel kayınpederinin köyüne yakın bir yerde sevgilisi ile yolda öpüşmesi ve samimi olması da ayrıca bir tebriği hak ediyor. Bu husus konuşmalarda geçti ancak Emel’in hiçbir hareketinde de bu detayı yakalayamadık. Bu tepkisizliğin Emel’in umursamamazlığı mı yoksa senaryoda es mi geçildiği sorusu havada kaldı. Kaldı ki dışarıda çifti gösterdikleri tek sahnede de büyük abi Taner çiftin samimiyetini yakaladı.

Bu bölümde ayrıca Emel, Selim’in ses kayıt cihazını buldu. Hatırladığımız gibi bu ses kayıt cihazı Emel ile Selim’in ablasının seanslarının kayıtlarını içeriyordu. Bu durumda, Selim’in ses kayıt aletini romanı için kullandığını söylemesi ile son buldu. Geçen bölümlerde de hatırlayacağınız gibi Selim, Emel’in en sevdiği kitabı hediye etmişti ancak Emel bu kitabın bağlantısını sorgulamamıştı.

Bu bölümde, 4. bölüm sonundaki Rüya ve Yusuf konuşmasının bir kısmını gördük. Ancak bu konuşmanın içeriği çok kısırdı. Bunun yanında Rüya’nın dayak yemesi devam ediyor. Yusuf her ne kadar sorduysa da cevabı izleyiciler paylaşmadılar. Konuşma bittikten sonra Selahattin başkomiser ve Yusuf’un konuşmalarından Rüya önemli bilgiler verdiğini anlıyoruz ancak ne olduğu konusunu izleyiciyi ile paylaşmamayı tercih ettiler. Her ne kadar 6. bölümde Selahattin başkomiser, Cevdet komisere gidip Tarık’ı gözaltına almak istediğini söylese de bunun Rüya ile yapılan konuşmayla değil soruşturma dosyası sebebiyle olacağını düşünmenin daha sağlıklı olacağı kanaatindeyim. Karakol sekansındaki en ilgi çekici kısım ise Yusuf’un arabada bulduğu nottu.

Ekran Resmi 2017-02-11 21.30.34Emel banyodayken anahtarını kopyalamak için çalan Selim, bu anahtar ile Emel ve Tarık’ın evine girdi. Burada romanı için notlar aldı. Selim’in eve girmesi her ne kadar saplantılı karakterinin bir parçası olarak düşünsek bile neden eve girdiği benim için hala muamma. Bu ilişkiye en başta romanı için mi girdi yoksa romanı ilişki başladıktan sonra mı kurgulamaya başladı, belki bu sorunun cevabı eve girme konusunu daha çok açıklayabilirdi. Selim her ne kadar saplantılı bir karakter olarak tasarlansa da Emel ile ilişkisi başladıktan sonra daha “normal” bir insan olarak portre edilmişti.

Selim evde notlar alıp dolaşırken Taner’in eve Tarık’ın çiçeklerini sulamak için girmesi 2. bölümün sonundaki sahneyi açıkladı. Taner, Selim kaçmaya çalışırken Selim’i yakaladı ve Selim kaçmaya çalışırken Taner’in itmesi sebebiyle kafasını kalorifere çarparak öldü.

Benim bu sahne ile ilgili birkaç itirazım olacak. Öncelikle, Selim adeta yakalanmak için saklandığı yerden çıkması sekanstaki bütün gerilimi öldürdü. Belki biraz daha beklese, Taner çiçekleri sulayıp gidecekti ancak nedenini anlamadığımız bir şekilde kaçmayı tercih etti ve bu sonu oldu. Bunun yanında, Taner ile karşılaştıkları sahnede Bartu Küçükçağlayan’ın oyunculuğu izleyiciye Selim’in korktuğu hissini veremedi. Selim, yakalandıktan sonra ağlamaya başlaması ve yalvarması korkudan değil ama sanki senaryo öyle olduğu için öyle yapması gerekiyormuş gibi bir hava verdi. Bu bölümdeki, Serkan Keskin’in oyunculuğu ise sahneyi karikatürleştirmekten kurtardı.

İkinci itirazım ise, Taner’in neden hemen gömme seçeneğini seçtiği konusunda. Aslında, yaşanan ölüm kolayca meşru müdafaaya sokulabilirdi ancak o haldeki panikle apar topar arabaya sokup daha sonra da gömmek çok da fazla inandırıcı gelmedi.

Selim’i yanlışlıkla öldürmesi ile Taner ile ilgili bütün tahminlerimiz yanlış çıktı. Dizinin ilk bölümlerde hep Taner’in, çok acımasız, eşini döven, Selim’i ailesi veya Emel ile ilgili saplantısı için öldürdüğünü düşünmemiz istenmişti. Ancak gelinen noktada adeta bir kader mahkumuna dönüştü. Eşi başka biri tarafından darp edilen, Selim’i yanlışlıkla öldüren, babasının gözüne girmek isteyen ancak başaramayan zavallı bir adama döndü. Bu dönüşüm benim için fazla tatmin edici değildi.

Bu olaylardan sonra aslında dizinin başlarında sorulan bir soru daha cevabını buldu. “Evladın için nereye kadar gidersin?” Buradan anladık ki her ne kadar Cevdet komiser Taner’i fazla sevmese de yardım istediğinde koşarak gitti. Ancak bunun sonunda ise, “Benim “Tarık” diye bir oğlum yok.” diyerek de aslında bunu biraz da kendi namı için yaptığını gösterdi.

5. bölüm sonunda ise Yusuf arabasında bulduğu nottaki yere giderek Taner ile yüzleşti. Nermin, Yusuf’un Taner’i tutuklamak istediğini gördüğünde Yusuf’un kafasına kalas ile vurarak Yusuf’u etkisiz hale getirdi. Bu arada, Tunç’un ilişkisini kaydedenin de Taner olduğunu gördük.

Yusuf zaten daha ilk bölümlerde merceği bularak Taner’in yaşadığını anlamıştı. Kaldı ki daha sonra Taner eve girip kamerayı bıraktığında ise bütün şüpheleri yok olmuştu. Bu sebeple, burada neden Taner’i vurmak ya da tutuklamak istediğini anlamadım. Taner’in Yusuf’u da olayları anlatmak istediği için çağırdığı ihtimalinin ağır bastığını düşünürsek Yusuf’un davranışlarının mantıklı bir yere oturmadığını söylemek yanlış olmaz.

6. bölümdeki en önemli olaylardan biri, Selahattin başkomiserin Tarık’ı tutuklamak için gelmesiydi. Cevdet komiserle konuşurken de Cevdet’in Tarık’ın askerde yaşadığı olayla ilgili belgeleri yok ettiğini anladık. Ancak olayın detayları hala sırrını koruyor. Bunun yanında başkomiser, Yusuf’un kaybolduğunu ve Taner’in yaşadığını bildiğini de Cevdet Komiser’e söyledi. Bunları duyan Tarık, başkomiserin arabasına saklanıp İstanbul’a döndü.

Taner ile Selim’in kavga ettiği geceden kalan ses kayıt cihazını Tarık’ın bulması ve mutfağa koyması bölümde bir çok olayı fişekledi. Emel’in Selim’den haber alamaması ve ses kayıt cihazını bulmasıyla başlayan kavga sonucunda Tarık istemeyerek de olsa Emel’i öldürdü. Açıkcası bu kavga sekansı çok sıkıcıydı. Önceki bölümde zaten Taner ile Selim’in yaşadıklarını görmüştük. Seyircinin aşina olduğu bir olayın adeta gizem varmışçasına uzaması can sıkıcı bir durum. Bunun yanında Emel’i oynayan Tülin Özen’in aksayan oyunculuğu kavgayı daha çekilmez kıldı. Belki Taner ve Selim’in arbedesi ile bu kavga yer değiştirseydi, kavga daha katlanılabilir olabilirdi. Burada da Okan Yalabık’ın oyunculuğu biraz daha çekilebilir kıldı sahneyi. Kavgadaki bir diğer ayrıntı da Tarık’ın neden ambulansı aramak yerine abisini aradığıydı. Bununla ilgili cevabı umarım son 2 bölümde görürüz. Ailenin iki üyesinin de heyecan anında soğukkanlılıkla beklenmedik hareketler yapması son bölümlerde açıklanmadığı sürece dizinin eksi hanesine yazılacak olaylar olarak karşımıza çıkıyor.

Taner’in iki bölüm boyunca neden Selim’in ablasını takip ettiği ise hala açıklanmadı. Ayrıca, Taner’in nasıl elini kolunu sallaya sallaya dolaştığı da bir başka soru olarak karşımıza çıkıyor.

Ekran Resmi 2017-02-11 21.30.34

Bölüm sonunda ise Emel’in ölmediğini gördük. Taner taşırken, bir anda canlandı. Tabi burada, Tarık ve Taner’in neden daha önce nabzını yoklamadıkları muamma olarak kaldı. Açıkcası, Emel’in ölmediğine sevindim. Bir dizi için 2’den fazla kafaya darbeyle ölen çok fazla.

Bunlar yanında, iki bölümde de Taner’in neden Selim’in ablasını takip ettiği hakkında bir cevap verilmedi.

Sonuç olarak, güzel başlayan dizi son 4 bölümdür kendi adıma istenileni vermiyor. Tempo sorunu, yukarıda açıkladığım bazı can sıkıcı detaylar varken final bölümleri hakkında pek fazla umutlu olamıyorum. İnşallah yanılırım çünkü daha önce de anlattığım gibi Masum’un tutması hem sektör hem de izleyici için bir devrimin fişeği olacak.

Sizler neler düşünüyorsunuz? Yorumlarda yazın tartışalım!

 

Okumaya Devam Et
2 Comments

2 Yorumlar

  1. Olcay

    16 Şubat 2017 at 03:21

    Bence dizi çok başarılı, ama siz analiz yapma işinden pek anlamıyorsunuz.
    Masum, şahsen izlediğim en iyi yerli dizilerden biri ve oyunculukların her biri birbirinden kaliteli. Siz ise bazı isimlerin oyunculuklarını hiçbir mantığa dayandıramadan hak etmedikleri şekilde yeriyorsunuz, belli ki kişisel olarak garez beslediğiniz oyuncular olmasından kaynaklanıyor.. Ayrıca bir dizinin tüm izleyicilerini etkileyen bir sonla bitirilebilmesi için gelişme sürecindeki bölümlerde temponun iniş çıkış göstermesi normaldir ve olması gerekendir. Her an tempo bekleyen bir izleyiciye Amerikan tarzı aksiyon filmleri önerilebilir ancak…
    Ayrıca her açıklama getiremediğiniz için olumsuz eleştiri yapma fırsatı olarak kullandığınız detayı bir sonraki bölümde açıklığa kavuşturdukları halde, siz bu durumdan pek ders çıkartmışa benzemiyorsunuz.
    Masum, kalan iki bölümünde tüm taşların yerine oturacağı ve misyonunu başarıyla tamamlayacağı izlenimini şimdiden veren bir yapım olarak kendini gösterdi bana göre.
    Size de naçizane tavsiyem, bölüm analizleri yazma işini şimdilik bir kenara bırakıp bolca yabancı dizi izlemeye devam etmenizdir, zira bu işi yapabilecek bilgi ve birikime henüz sahip olmadığınız kanaatindeyim.

    • Doğacan Akören

      16 Şubat 2017 at 15:01

      Bir hafta kaldı zaten, ondan sonra masum ile ilgili bir şey girmeyeceğim o konuda rahat olabilirsiniz.
      Neyse, hiçbir oyuncuya kişisel garezim yok. Beni sahneye bağlayamıyorsa, beğenmiyorum bu kadar basit. Selim ile Taner’in karşılaştığı sahnede ben Selim’in korkusunu hissetmedim mesela o yüzden eleştirdim.
      Her an tempo da beklemiyorum aslında 40 dakika neredeyse durgun geçip son 5 dakika fırtına kopuyorsa orada tempo sorunu olduğunu düşünüyorum.
      Eleştirilerinizi anlıyorum, ben de Masum ve Blutv için kocaman bir yazı yazdım. Dizi sektörü ve streaming servisleri için önemlerinden bahsettim. Ağır eleştiriyorsam, ben Masum’u elit bir yapım olarak gördüğüm içindir. Alelade bir dizi olmadığını düşündüğüm için eleştiriyorum.

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel4 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba7 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba7 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba