Connect with us

Bomba

Masum 7. ve 8. Bölüm İncelemesi – “Umutlar Başka Bahara Kaldı”

Yayınlandı

on

Ben karımın karısı oldum.”

Masum Cuma günü yayınlanan 7. ve 8. bölümü ile final yaptı. Güzel başlayan dizinin sonu yeterince tatmin etmedi. Ancak, kendinin özel pozisyonundan dolayı genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim. Dizi sektöründe yeni bir kırılım yaratıp yaratamayacağı ise ileride cevaplanacak bir soru olarak kendini muhafaza ediyor. Temennilerimden biri ise “Bayrak” oyununun tekrar izleyici ile buluşması.

İsterseniz Spoilerlı incelememize geçebiliriz.

6. Bölümün sonu ile 7. bölüme başladık. Taner, Emel’i taşırken Emel’in uyanmasıyla müthiş bir sekans başladı. Burada, sigara detayı, Emel’in nerede düştüğünü hatırlaması gibi detaylar çok güzel düşünülmüştü. Böylece Emel, Taner’in aslında kendisine bir şey yapacağını bildiğini ancak kaçamadığı için küçük histeri krizlerine girdiğini görmek keyiflendirdi. Bu konuşma sonucunda Taner’in hali iyice üzücü bir hal aldı. Rüya’ya şiddet uygulayanın kendisi olmadığını biliyorduk ancak kimin neden yaptığı ile ilgili izleyici ile bir şey paylaşılmamıştı. Burada da Rüya’nın bir ilişkisi olduğunu ve Taner’in Rüya’yı çok sevdiğinden buna göz yumduğunu anladık. Darp izleri ise Rüya’nın “aşkından” kaynaklanıyormuş. Rüya’nın bu adama karşı bir şeyler hissettiğini düşünürsek, Taner ile Rüya’nın evliliğinin neden yapıldığı konusu gündeme geliyor. Ben çok açıklayamadım bu durumu.

Bunun yanında, Emel’in Tarık’ın Selim’i öldürdüğünden bahsettiği sırada Taner’in sessiz kalması da konuşmadaki ayrı bir ilgi çekici detay oldu. Kardeşi için bir çok şeyi göze alan bir adamın, kardeşine yapılan bu haksız itham için sesiz kalmasını karakteri ile fazla bağdaştıramadım. Kaldı ki, Taner yaşadıklarını anlatsa belki daha farklı bir yola girebilirdi hikaye.

Bunun yanında, konuşmada Tarık’ın askerdeki olayından bahsettiler ancak hala ne olduğu konusunda bir aydınlatma olmadı. Komutanı ile yaşadığı tatsız bir olaydan sonra travmaya giren Tarık’ın durumu o olaydan sonra daha da kötüleşmiş.

Bu konuşma sonunda ise Taner Emel’i boğarak öldürdü. Bu ölüm için Taner’in motivasyonunu anlamadım açıkcası. Emel polise gitse, zaten her şey Taner ve Tarık’ın lehineydi. Taner kırılma anlarında hep yanlış kararlar veren bir karakter olarak karşımıza çıktı ama bu yanlış kararları neden verdiğini bir türlü çözemedik diye düşünüyorum.

Yusuf’un ses kaydı resmini Sherlockvari hatırlaması ise dizide çok da önemli bir detay değildi. O ana kadar çoğu şey açıklığa kavuşmuştu zaten Yusuf’un bunu çözmesinin sonunda da çok da önemli olmadığını görmüş de olduk. Ses kaydındaki, Taner’in “Bunun Tarık ile alakası yok.” şeklindeki beyanını da bunu Tarık yaptı diye anlamak da biraz heyecanı düşürdü açıkcası.

Bölümün en büyük süprizi ise Selim’in yaşadığını öğrenmemiz oldu.

Ekran Resmi 2017-02-18 09.44.47

2. bölüm sonundaki gömme sahnesinde Selim aslında yaşıyormuş ancak sadece bayılmış. Bagajdan çıkardıktan sonra ise ölmeyip Taner’in elinden kaçmış ve bir teknede çalışmaya başlamış. Ablası ile buluşurken Selim’i gören Taner’in de son bölümlerde neden ablayı takip ettiği de açığa çıktı. Selim’i arayan Taner teknede Selim’i öldürüyor yani başladığı işi bitiriyor. Sebebini çözemediğimiz bir ölüm daha diziye fazla yakışmadı. Okuduğum kadarıyla bunun Taner’in içindeki cani duygulardan olduğunu söyleyenler var önceki bölümlerdeki Yusuf’la yaşlı adamı öldürdüğü sahneye dayanarak bu 6 ayı neden beklediği gibi bir dünya soru karşımıza çıkıyor. Kaldı ki Emel’i öldürürken de Selim yaşıyordu, bunu Emel’e söylese belki hiç böyle bir yola girmeyeceklerdi.

Bunun yanında, araba kazası sonucu sahte ölümün de Tarık’ı korumak için yapıldığını anlıyoruz. Burada da şu dikkatimi çekti, Cevdet komiser oğluna bu ana kadar çok iyi davranırken, Yusuf’un gelmesinden sonra bir anda ona kötü davranmaya başlaması da biraz havada kalmış. Cevdet komiser, Tarık’ın Emel’i öldürdüğünü biliyordu, burada tabi Taner’in öldürdüğünü anlamasıyla mı davranışları değiştiği sorusunun cevabına bakmak gerekiyor ancak bu konu hakkında küçük bir ima bile olmadığı için bu davranış değişikliği çok havada kalmış.

Son sahnenin bir öncesinde ise Tarık nedenini bilmediğim bir şekilde ailesini öldürüyor. Bu bölüm ve önceki bölümde Tarık’ın komutanı ile tanışmıştık, hatta Tarık tekmil bile veriyordu. Bu nedenle acaba komutanından böyle mi emir mi aldı da bütün aile fertlerini öldürdü sorusu akıllara geliyor. Gerçi bunun imasını yaptılar ama belki daha da açık olabilirdi. Bu kadar olay içerisinde en masum adamın Tarık olmasıyla yarattığı tezat ise bu sahneyi kurtarıyor açıkçası.

Ekran Resmi 2017-02-18 09.44.30

Dizinin son sahnesini ise hiç anlamlandıramadım. Rüyanın ilişki yaşadığı adamın Selahattin olduğunu öğreniyoruz. Öncelikle söylemek isterim ki her ne kadar bu bir oyundan uyarlansa da sonuçta artık eleştirdiğimiz materyal, dizi. Tiyatro belki daha az kişiyle olayların geçmesi metasına uygunken, dizide bütün olayların 5 kişi arasında geçmesi cidden sıkıcı bir durum. Rüya’nın ilişki yaşadığı adam Selahattin komiser olduğunu Yusuf’un yine Sherlockvari imgelemesiyle öğreniyoruz, aslında o noktaya kadar öğrenmeyen varsa diye koyulmuş gibi geldi o sahne. Selahattin komiserin düzgün bir karakter gelişimi yokken neden bu ilişkinin sokulduğu ise ayrı bir muamma. Kaldı ki bu ilişkinin dizinin dinamiklerine hiçbir etkisi de olmadı açıkcası. Belki aileden komple kurtulmak için Selahattin komiser Rüya’yı bu iş içine sokması belki anlayışla karşılanabilir. Bunun yanında, 40 sene silah arkadaşlığı yapan Cevdet komiserin bu ilişkiden haberi olmaması da (vardıysa da hissetiremediler.) ayrı açık olarak karşımıza çıkıyor. Son sahnenin, Selahattin’in Rüya’nın evine gelmesi ile bitmesi de sadece 2. sezon olacak mı sorusu dışında diziye başka bir şey eklemiyor.

Sonuç olarak, güzel başlamış bir dizi ağzımızda kekremsi bir tat bırakarak sonlandı. Masum, bu haliyle devrim bayrağını taşımaktan çok ötede olmasına rağmen bir kıvılcım olarak dikkate aldığımı zaman güzel bir iş. Bize Haluk Bilginer, Okan Yalabık ve Nur Sürer’in karşılıklı müthiş oyunculuklarını bile izletmesi başlı başlına yeterli ki zaten senaryonun aksadığı yerlerde bu müthiş oyuncular ciddi anlamda diziyi taşımışlar.

2. sezonu yapmaya karar verirlerse görüşmek üzere!

Siz Masum hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorum yazın, tartışalım!

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel2 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba5 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba5 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba