Connect with us

Bomba

Moffat’ın Doctor Who’da Yaptığı 5 Yanlış

Yayınlandı

on

Televizyon tarihinin en uzun süreli bilim kurgularından olan Doctor Who’nun yılbaşı özel bölümüne pek az zaman kaldı. Yılbaşı bölümünü beklerken biz de biraz oturup Doctor Who hakkında laflayalım dedik.

Dizinin çoğu takipçisi gibi ben de diziye modern seri ile başladım. Birkaç bölümü dışında klasik seriyi pek de izlemediğimi itiraf edeyim. Bu yüzden yapacağım tüm eleştiriler modern serinin yaptıkları baz alınarak yapılacaktır.

Ben dahil birçok Doctor Who hayranı son sezonlardan pek de memnun değil. Bunun sebebine aşağılarda değineceğiz fakat önce dilerseniz biraz dizinin Show Runner’ı payesini Russel T. Davies’ten devralan ve bırakmak bilmeyen Steven Moffat’tan bahsedelim biraz. Moffat ters köşeli hikayelerin şahı bir adam. Bir öyküyü nasıl parçalayacağını, parçaladığı öyküyü nasıl toparlayacağını çok iyi biliyor. İnanmıyorsanız Blink’i, Silence in The Library’i tekrar bir izleyin.

Kariyerine R. L. Stevenson’ın Dr. Jeykll ve Mr. Hyde isimli eserinden ilham alan Jeykll isimli diziyle başlayan Moffat daha sonra İngiliz komedisinin ne kadar güzel olabileceğini ispatlayan Coupling’i yapıyor. İlişkiler ve cinsellik üzerine bir dizide dahi izleyicileri ters köşelere yatıran Moffat yetmiyor Sherlock gibi bir modern dönem tv efsanesinin de arkasında Mark Gattis ile birlikte duruyor. Tüm bunlarla yetinmeyip ufak ufak sinema dünyasına da yaklaşmak isteyen senaristimiz Spilberg’in meşhur Tenten filminde de senaryo yazdı, hikayeye katkıda bulundu.

Şu yukarıdaki paragrafı bir kez daha okuyun. Ne kadar pırıl pırıl bir biyografi neredeyse her biri birbirinden şaheser işler değil mi? Hani yaptıkları sadece bunlardan ibaret olsa Steven Moffat’a laf edeni kendi ellerimle döverdim fakat başka şeyler de yaptı kendisi sağolsun: Clara Oswin Oswald karakterini dizinin başına sarmak gibi. Neyse ona da daha sonra değineceğiz.  Dilerseniz tek tek beş maddemize bakalım:

1- Hollywoodlaşmak/Amerikanlaşmak

Takipçileri bilir, İngiliz TV dizilerinin kendine has bir havası vardır. Prodüksiyonlar çok yüksek değildir, özel efektler göz almaz, müthiş aksiyon kareografileri görmezsiniz fakat yapım çok sağlam bir hikayeye ve muhteşem oyunculuklara yaslanır. Böyle olunca da gayet çekici hale gelir İngiliz dizileri. İngilizlerin bu soğuk ve karizmatik tavırları dizilerine yansır yani. Dizinin olayı tüm dünyayı etkiliyor olsa da dizinin mekanı, söylemi, görselliği aşırı şişip şova dönüşmez. Kıyamet kopacak olsa kıyameti dört beş kişinin gözünden anlatıp gösterişsiz bir güzellik sunar İngiliz dizileri.

İşte ilk sezonlarında Doctor Who’da böyleydi. Russel T. Davies müthiş bir mizah bilim kurgu dengesi kurarak dizinin düşük bütçesini hiç gözümüze batmayacak bir seviyeye getirmişti. Steven Moffat ise başa geçer geçmez dizinin özel efektlerini yapan firmayı değiştirdi. Bu izleyiciye daha kaliteli CGI efektler daha inandırıcı yaratık tasarımları falan kazandırdı. Dizinin görsel kalitesi şüphe götürmeyecek şekilde arttı ama dizi o buram buram İngiliz havasından uzaklaştı. Orta sınıf bir Amerikan dizisine döndü.

torchwood_jack_bio01-e1449090942625-1600x600

2- Maziye Sünger Çekme

Mazi derken kastedilen modern serinin Russel T. Davies’e ait kısmı burada. Steven Moffat Doctor Who’nun yönetimini eline alır almaz eskileri adeta çöpe attı. Davies zamanında yaratılıp Moffat zamanında da senaryoya dahil olan tek karakter sanıyorum River Song. O da karakterin bizzat Moffat tarafından yaratılıp ileriye dönük bir hikaye nüvesi olarak bırakılmasını hesaba katarsak çok şaşırtmıyor.

Kaptan Jack Harkness gibi muhteşem bir karakteri çöpe attı Moffat. 50. yıl özel bölümü olmasa David Tennant’ı bile göreceğimiz yoktu neredeyse. Doctor Who modern seri kendisi ile başlamış ilk Doctor’da Matt Smith’miş gibi davrandı.

3- Verimsiz Oyuncu Kullanımı

Moffat yönetiminde Doctor Who’nun başına gelen en güzel şeyler Karen Gillan ile Peter Capaldi. Bunu bizzat Capaldi’nin kendisi ile bile tartışabilirim. Şimdi hakkını yemeyelim Karen Gillan dizide gayet iyi kullanıldı. Amy Pond karakterinin yaratılışından Doctor ile bağına kadar Rory-Doctor ikileminden ikilinin diziden çıkışına kadar her şey çok iyi kurgulandı fakat Peter Capaldi basbayağı harcandı dizide.

Capaldi cidden muhteşem bir oyuncu. Benim şahsi sıralamamda en iyi Doctor payesini David Tennant ile paylaşıyor ve bunu kendisi üzerine yazılan berbat senaryolara rağmen beceriyor. Elinde hem muhteşem bir oyuncu hem de bir Doctor Who geeki var sayın Moffat. Şu adama neden bir sezon boyunca Clara’nın kaprislerini çektirdin? Söylendiği kadarıyla bu durum Capaldi’yi dahi rahatsız etmiş olacak ki adam “arkadaşlar bilim kurgu dizisi çektiğimizin farkındasınız değil mi? Pembe dizi çekmiyoruz!” diyerek senaryoya el atmak bazı kısımları değiştirmek zorunda hissetmiş kendisini.

Peter Capaldi’nin Doctor’luktan ne zaman ayrılacağına dair net bir açıklama yapmamasını da Moffat’a bağlıyorum ben. Adam Moffat gitsin doğru düzgün bir yazar gelsin de bir müddet Doctor’u oynamanın keyfini süreyim diyor muhtemelen. Ha Capaldi Moffat ile birlikte gider yeni gelen Show Runner Chris Chibnall yeni bir oyuncuyla başlamak isterse tam bir sefasını/cefasını durumu oluşacak demektir.

maxresdefault

4- Karanlık Doctor Oluşturma Projesinin Becerilememesi

Günümüzde senaristlerin her zor durumda kaldığında kullandığı bir formül bu. Geçmişteki bir şeyi al daha karanlık yaptık diyerek piyasaya sür. Nasıl olsa birileri yer. Superman yap sözgelimi ama daha karanlık olsun (mavi taytın üzerine kırmızı don giyip uçan bir adamı karanlık yap allah aşkına tam da ihtiyacımız olan şey bu evet!)

Bu “eskisinin biraz daha karanlık olanı” furyasının tonla örneğinden biri haline gelecekti sözde Doctor Who. Yalan söylemeyeyim bu karanlık olma halini de Doctor Who’ya çok yakıştırmıştım hatta bugüne kadar neden bunu görmedik diye hayıflanmıştım. Bin yıldır bu evrende gezip hemen hemen her şeyi görmüş, biri kendi ırkı olmak üzere iki gezegen dolusu türü yok ettiği zannıyla yaşamak zorunda kalmış, kime el attıysa en azından o kişinin hayatını tehlikeye atmış birinin yaşamı algılayışının da, ahlak anlayışının da, karakterinin de Ruşen Amca’nın Oğlu Sedat’tan biraz olsun farklı, birkaç ton olsun karanlık olması gerekiyordu zaten. Russel T. Davies zamanında Doctor’un karanlık yanları ince ince çok güzel vurgulandığı için merakla bekliyorduk.

Derken Capaldi’ye nasıl bir Doctor karakteri uygun gördüklerini gözlemledik. Zannediyorum Moffat’ın karanlık karakterden anladığı huysuz ihtiyar diyeceğim adam Sherlock ve Moriarty karakterlerini harika yazdı. Oyuncu taşıyamadı diyeceğim çarpılırım diye korkuyorum. En makul seçenek şu oluyor sanırım. Steven Moffat iyi bir öykü anlatıcısı olsa da bin yıldır yaşayan bir adamın ruh halini anlayıp anlatabilecek kadar iyi bir yazar değil.

doctor-who-moffat-pushes-clara-doctor-romance

Clara sen ne diyon yine allasen?

5- Berbat Bir Companion Yazımı

Bu konu üzerine ayrıca bir içerik üretebilir, bilimsel olarak Clara Oswald karakterinin en az bir sezon önce ölmesi gerektiğini ispatlayan bir makale yazabilir, Clara’nın dehşet verici derecede kötü tavırlarının Doctor Who hayranları üzerindeki psikolojik etkisini anlatan üç ciltlik bir roman kaleme alabilirim.

Halbuki çok iyi başlamıştı Impossible Girl hikayesi. Karaktere biraz olsun özenilse ve tadında bırakılsa bugün kendisini hala saygıyla anıyor olurduk. Hikayenin çıkış noktası güzeldi oyuncu hanım ablamız Jenna Louise Coleman gayet tatlı görünüyordu. Sonra ne oldu? Clara karakteri bir companionın yapmaması gereken hemen tüm hareketleri yaptı.

Companion neydi? Companion emekti. Dizinin başından beri izleyicinin kafasından geçen soruları sorup izleyiciye hikayeyi tanıtma amacı taşıyordu companionlar, yani bir anlamıyla dizinin içinde söz alabilen seyirci idi. Bunun yanı sıra Doctor’un kötü tarafa geçmesini engellemek gibi, Doctor’un şefkatini merhametini diri tutmak gibi amaçları da oluştu zaman içinde companionların. Clara Oswald ise Doctor’a yardım etmek bir yana her fırsatta laf sokan, utanmasa uzay zaman kırılmaları hakkında bile Doctor’a ders vermeye kalkışacak, her haltı muhteşem derecede bilen her türlü acıyı dibine kadar yaşamış bir karakter olarak göründü son iki sezonda.

Kah ölen sevgilisinin depresyonuyla Doctor’a çemkirdi, kah bin yaşındaki adamı salak yerine koydu. “Aslında uzayda zamanda pek gezesim yok ama n’apalım artık çok ısrar ettin cınım” edalarıyla Tardis’in içinde dolaştı. Peter Capaldi’nin gözüktüğü ilk bölümde resmen Doctor’un içinde bulunduğu kriz durumuna falan değil “yea taş gibi adamdı bu neden yaşlandı ki birden buruş buruş oldu, utanırım ben bunu yanımda gezdirmeye” diye üzüldü. Doctor da gerçekten peygamber sabrı var arkadaşlar ben olsam aa bak yıldız kayıyor diye Tardis’in kapısına kadar çağırır sonra tekmeyi koyduğum gibi karadeliğin birine yollardım. Doctor ne yaptı? kıymet verdi, düzeltmeye çalıştı, ukalalıklarını çekti.

Moffat ne yaptı? Dizinin jeneriğine Clara’nın sıfatını ekledi. Evrenin her köşesini dolaşan kadına zerrece karakter gelişimi yapma ihtiyacı duymadı. Tardis’e ilk adım attığında nasılsa hep öyle kaldı Clara. Tüm bu olaylardan sonra kalktı bir de utanmadan Clara’ya kendi özel Tardis’ini verdi. Evladım olsa arabanın anahtarlarını vermeyeceğim Clara’ya Tardis verdi arkadaşlar.

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel4 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba7 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba7 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba