Connect with us

Bomba

Sinema’nın En İyi Bestecileri ve Soundtrack’leri!

Yayınlandı

on

Televizyon… Radyo’nun resimlisidir. Vizontele filminin efsane repliklerinden yalnızca bir tanesi. Peki ya Sinema? Sinema benim için kitabın resimlisidir. Oyuncular ve yönetmenlik… Yeterli mi? Bence değil. 12 Angry Men bir başyapıttır ama en iyi film diyemem. Çünkü sinema sınırsız bir yol ise en iyi olmak için her zaman bir şans vardır. Sessiz sinema oyununu bilirsiniz. Bazen filmleri kelimelerle anlatırsınız. Bu zor kısımdır. Oyunu kolaylaştıran ise efsaneleşmiş sahneleri kullanmaktır. İlkokulda Usual Suspects filmini, düzgün yürürken aksayarak yürümeye geçerek anlatmıştım. Sinema’ya bağlanışımın zirvesi ise müzikler oldu. Muazzam filmler ömürde bir kere izlenerek geride bırakılmamalı. Peki ya şöyle bir şansınız var ise? Bir filmi iki kere izlediyseniz, müziklerine de hayran kaldıysanız, o film artık sizin bir parçanızdır. Müzikler zihninizde yankılandığında gözlerinizin önüne sahneler gelecektir. Müzik çalarıma bir soundtrack albümü koyarak bütün bir filmi izleyebiliyorum. Böyle bir yeteneğe sahip olmak, en iyi film müziği bestecilerinden geçiyor. Hem bu özelliği paylaşmak hem de o tanıdığınız dehaları tekrar hatırlamak istiyorum. Bu listeleri numaralandırmak, gereksiz rekabet yaratacağı için kullanamayacağım. Hadi başlayalım.

John Williams (1932, ABD)

Sanat, özgünlükle pekiştiğinde sonsuzluktan payını alır. 5 Oscar MV5BMjY5MTgzMTQ1NF5BMl5BanBnXkFtZTYwNDg3OTcz._V1_UY317_CR4,0,214,317_AL_
(E.T. – Star Wars – Jaws – Schindler’s List – Fiddler on the Roof) sahibi John Williams da gerçek bir sanatçıdır. Bahsettiğim yeteneği size sağlayabilen biridir. Imperial March’ı duyduğunuzda gözlerinizi kapatıp, karanlıkta Darth Vader sahnelerini canlandırabilirsiniz. Schindler’s List’in müziğini dinlediğinizde Oskar’ın son tiradını hatırlayarak ağlayabilirsiniz. Bunlar geçmişten günümüze gelen başarıları. Hedwig’s Theme… E250 telefonların zil sesi mi olmadı, iğrenç sesli arkadaşlarımızın mırıldanmalarına konuk mu olmadı? Harry Potter’ın kitaplarının efsaneleğini biliriz ancak bu müziği hiç duymamış olmayı diler miydiniz? Catch me if you can, The Terminal, Superman ve Star Wars’ın bütün yapımları… Jurassic Park ve Indiana Jones da efsanelerindendir. Bütün iyi filmlerin müziklerini sen mi yapacaksın ey John Williams! Hayır! O halde devam edelim.

Ennio Morricone (1928, Italya)

Geçmişten günümüze bir tat daha. Onur ödülüne ve The Hateful Eigp07871a8p80ht ile Oscar’a layık görülmüştü. Bence bu bir hakaret. Tamı tamına 522 yapımda emeği bulunan bir insandan bahsediyoruz. İnsan olduğuna inanmak bile zor. Ennio, The Good The Bad and The Ugly filminin final sahnesinde Ecstasy of Gold parçasını kullanmıştı. 5 dakika boyunca 3 kişi birbirine bakıyor. Filmin etkisi hariç, müzik olmasa filmi kapatsan kimse bir şey diyemez. Ancak müzik sahneyle öyle bir bağdaşıyor ve seni de hapsediyor ki sinema salonlarında alkışlar kopuyor. Aynı filmin yönetmeni Sergio Leone 229 dakikalık bir filmle karşımıza çıkıyor. Bir başyapıt ama o kadar uzun bir filmi izlemenizi kolaylaştıracak bir etken var. Sergio’nun ayrılmadığı bestecisi Ennio Morricone. Once upon a time in West, Mission to Mars, Dolar üçlemesi, Nuovo Cinema Paradiso, Punto e Basta, The Untouchables ve The Legend of 1900. Benim favorim sizlerin aksine 1900 Efsanesi filminin soundtracklarıdır. Sizlere de önerir, saygımı sunar ve devam ederim.

Howard Shore (1946, Kanada)

Şaşırtmadım değil mi? Benim gibi bir The Lord of the Rings hayranının es geçemeyeceği bir bestecidir kendisi. Ama bugün burda tek yapımının bu olmadığını hatırlatmak için bulunuyor. Ov tabii en iyisi Yüzüklerin Efendisi ANCAK birazdan sayacağım filmlerin müzikleri,image_howard-shore-image bir insanın ömrünün özetidir. Eastern Promises, The Aviator, The Game, Spotlight, The Departed, Hugo, (Twilight-Eclipse, neden yaptın bunu neden!), GANGS OF NEW YORK, Se7en, Ed Wood, Philedelphia, The Fly, The Hobbit Trilogy ve en iyi işlerinden biri olan The Silence of the Lamb! Birçok başarılı yönetmenin ya da senaristin geçmişinde bu kadar fazla iyi yapım yoktur. Bir insan ömrüne bu kadar harika işler sığdırmak takdire şayan bir iş. Geçen sene Yüzüklerin Efendisi müzikaline gittim ve bu senede gideceğim. Hayatımda tattığım en güzel duyguydu. Howard Shore’a borçluyuz ve ayakta alkışlamakla yetinmeyeceğiz. Her sinema muhabbetinde anıp onurlandıracağız. Yeteneğe dönersek, Lotr soundtrack albümünü baştan sona dinlerseniz filmi replikleriyle birlikte izleyeceksiniz. Bu filmde müzikler sadece sahnelerle birleşmemiştir. Replikler, mimikler, her şeyle bütündür. O yüzden bu bir şanstır. Beylikdüzü’nde oturduğum zamanlar, toplu taşımada zaman böyle geçerdi. Mükemmel soundtrackler ile filmi yeniden izleyebilmek.

https://www.youtube.com/watch?v=zSNcrx3Cd1k

Hans Zimmer (1957, Almanya)

Sadece Lion King filmiyle Oscar’a kavuşmuştur. Ama kim takar o heykel parçasını! Hans Zimmer, Yaratıcı tarafından sinemayı güzelleştirmek için dünyaya yollanmış bir hediyedir. Mükemmel filmlerde imzası vardır isterseniz yeteneği kullanıp filmi izleyebilirsiniz zihninizde. Ama es geçedebilirsiniz. Çünkü her parçasının özgün güzelliği vardır. Bir klasik müzik harikası olarak dinleyebilir, Mozart’a Beethoven’a rakip gösterebilirsiniz. Ben sözlü müzikleri pek sevmem. Müzik listem klasik müziklerle doludur. Hans Zimmer da çoğunluğu kapsar. Nolan ile umarım hiç kopmazlar. O halde sayıma geçeyim. MV5BMzc2MjMzMjY4MV5BMl5BanBnXkFtZTcwODAzODU2Mw@@._V1_UY317_CR4,0,214,317_AL_Sadece Nolan ile olanlar: Interstellar, Inception, Batman Trilogy, The Prestige. Çok uzun bir listeye gireceğiz şimdi. Rain Man, True Romance, The Thin Red Line, The Lion King, The Rock, As Good as It Gets, Gladiator, Mission Imposeble II, Hannibal, Pearl Harbor, Black Hawk Down, The Ring, The Last Samurai, Tears of the Sun, King Arthur, Madagascar, The DaVinci Code, Pirates of the Carribean Trilogy, Kung Fu Panda, Angels & Demons, Sherlock Holmes, The Pasific (Dizi), Rango, Man of Steel, Rush, 12 Years Slave, Chappie, Amazing Spider Man 2, Inferno, Hidden Figures, Batman v. Superman, Planet Earth 2(Belgesel) ... Ve Dunkirk’ü iple çekiyoruz. Ayıp değil mi şimdi bu? En iyi filmleri mi yazdım yoksa Hans Zimmer’ın işlerini mi bilmiyorum. Nolan ile olan yapımları o kadar iyi ki kelimeler yetmiyor anlatmaya. Interstellar benim favorimdir ama Inception’ın Time’ı, Batman serisinin Like Dog Chasing Cars, The Prestige’den A New Trick de atlanamaz. Peki ya Gladiator harikasından sonra benzer ezgilere sahip olan Pirates of the Carribean’a ne demeli?! Atv ana haber mi lanet olsun ki hayır! Karayip Korsanları soundtrack albümü konusunda Yüzüklerin Efendisi ile yarışabilecek nadir bir seridir. Hans Zimmer’a diyorum ki sakın ölme, S.T.A.Y. 

Ramin Djawadi (1974, Almanya)

Meslektaşlarının yanında gencecik kalan bir sanatçı olan Ramin Djawadi, listede yer alması gerekenlerdendir. Dizi dünyasında bir dev olmasının yanı sıra sinemada ve oyun sektöründe de güzel işlere imza atmıştır. Tamam tamam boş yapıyorum. GAMRamin_Djawadi_PHOTO2E OF THRONES! Çoğunuz onu bu diziyle tanıdı. Kendisi bu diziden fazlasıdır ama diğer yapımlarını toplasanız sanırım bir Game of Thrones etmeyecek. Daha iyi müzik yapamaz dedikçe, her sezon harikalar
yaratıyor. Dizinin introsuyla imzasını atmıştı ama onunla yetinmedi. Red Wedding’de Rains of Castamere ile şaha kalktı. Khalesi’ye Mhysa parçasını besteledi, hikayeye Two Sword ve You are no son of Mine bestesiyle yön verdi, The North Remembers ile Stark’ları besteledi. Doydu mu hayır! Son sezon öyle bir şey yaptı ki ben buradayım dedi. Light of the Seven ile hepsini geride bıraktı. Winds of Winter ve The Tower da şahanedir ama Light of the Seven… Daha fazla konuşamayacağım. İşlerini listeleyip veda ediyorum. Sağlıcakla kalın. Westworld, Person of Interest, Gears of War 4, Medal of Honor, Pasific Rim, Warcraft, Flash Forward, Prison Break, Iron Man, Blade, Mr. Brooks…

 

Okumaya Devam Et
1 Comment

1 Yorum

  1. Pingback: Anonim

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel4 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba7 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba7 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba