Connect with us

Bomba

STAR WARS: ROGUE ONE İNCELEMESİ -SPOILER-

Yayınlandı

on

George Lucas, bu dünya var oldukça yaşayacak olan sonsuz bir eser bırakmıştı bize. Sonrasında bu eser, Disney’e satıldı ve biz her yıl 1 adet Star Wars filmi izleyeceğimizi öğrendik. Sevindik, mutlu olduk, içimizde ki aydınlık ve karanlık tarafı dengede tutmaya çalıştık. Artık Güç bizimleydi! Bu gaz verici konuşmadan sonra Skywalker hikayesine kısa bir ara veren ve bizi geçmişe döndüren Rogue One’ı konuşalım. Disney’e satıldıktan hemen sonra Star Wars çizgi romanlarında satışlar inanılmaz bir şekilde artmıştı ve daima ilk 5 içerisinde yer alıyordu. Buna sebep olan MARVEL adı altında çıkmasından çok, eski evrenin neredeyse tamamının sıfırlanması ve anlatılmayan hikayelere daha fazla ağırlık verilebilmesiydi. Rogue One’da aynı yolu izleyerek, New Hope öncesi çalınan Death Star planlarını bize izletti. Bir düşünün, koskoca bir evren ve bu evren içerisinde sayısız gezegen, karakter izledik. Tüm bu kahramanların ana rolden yan rol hatta figüran ayarına düşürüldüğü ve hiç anlatılmayan insanların ana role geçtiği bir film izledik. Bu ciddi manada bir riskti ve bu riski tek kelimeyle HARİKA atlattılar. Rogue One, buram buram nostalji kokan havasıyla tüm Star Wars filmleri içerisinde en iyilerden biri olmayı başardı.

Fotoğraftan sonra SPOILER dolu olacak incelememe başlıyorum. Filme henüz gitmediyseniz buradan sonra okuyacaklarınız sizi ciddi anlamda üzebilir, bana sövebilirsiniz. Spoiler uyarımı yaptım ve başlıyorum!

rogue-one-darth-vader

Alışık olmadığımız bir şekilde açıldı Rogue One. İlk kez bir Star Wars filminde hikayenin özetini anlatan kayan yazı olmadan başladı. Bu bir SW filminde ilk kez oluyor ki bu olmadığı için istemsiz bir ağız kaymasıyla karışık MEH diyorsunuz. Bu yüzden Star Wars evrenini Lucaslı ve Lucassız olarak ayırmamız doğru olacaktır. Her açıdan. Çünkü Lucas, politikayı filmlerine öyle güzel yedirmişti ki biz filmleri izlerken hem Jedi’lara hem Sith’lere karşı empati kurabilmeyi başarıyorduk. Senatör Amidala’nın ülkesi Naboo’dan beri başlayan ve bugünlere kadar izlediğimiz konular daima politika üzerinden yürümüştü ve biz her görüşten her kesimin düşüncelerini biliyorduk. Yine Lucaslı dönemler bize bir sürü yeni gezegen, bir sürü yeni ırk görmemizi ve bu ırkların bir arada yaşadığı sayısız mekanı görme şansımız olmuştu. Lucas sonrası Disney, Force Awakens de hem politika olarak hem yeni gezegenler açısından sınıfta kalmıştı. Hatta hayranlar E BU NEW HOPE ? diyerek kafaları bile sıyırdı. Rogue One ve yönetmen Gareth Edwards bu hataya düşmemiş hatta George Lucas’tan bile fazla gezegen, mekan ve farklı türleri görmemizi sağladı. Hikaye ise gezegen yok edici silah projesi tekrar başladığı için Krennic’in Galen Erso’yu ziyaretiyle başlar. Galen, Death Star projesinin başı ve bugünlerin geleceğini bildiğinden kızını ve karısını yollamaya çalıştı ancak karısı dönerek kocasını kurtarmaya çalışırken Krennic tarafından öldürülüyor. Galen ise sonlarda söylediği gibi o olmasa bile bir başkası bu silahı tamamlayacağı için kendisi bu yola baş koyuyor ve Death Star’a ailesini kaybetmiş bir adam olarak gidiyor. Galen Erso’yu canlandıran Mads Mikkelsen filmin karanlık tonuna çok güzel uymuş. Dr. Strange’in kötüsü olduğunda çok beğenememiştim ancak ailesi ve evren için kendini feda eden baba rolünde oldukça başarılıydı. Sığınakta saklanan kızı Jyn ise asilerden Saw Gerrera kurtarıyor ve hayatını bu amaç için feda edeceği Asilere ilk adımını böylece atmış oluyor. Jyn’in karakter gelişimi tam tamamlanamadan hikayesi bitti. Karaktere film boyunca sorumluluklar yüklenmesine rağmen biraz yabancı kalıyor. Dişi bir Han Solo yaratmak istemiş olabilirler. Bu sırada ise olaylar gelişiyor ve Rebellion (Asiler) askerleri, gezegen yok edici Death Star’dan haberi olur olmaz bu silahın onların sonunu getireceği düşüncesiyle Kaptan Cassian Andor’u Jyn’in babası Galen Erso’yu öldürmesi için göreve yolluyorlar. Elbette Jyn ile birlikte. Bu yolculukta ise filmin en güzel detayı ile tanışıyoruz ki o da K-2SO. Bilmiyorum izlerken farkettiniz mi ancak imparatorluğun eski robotu olan K-2, bizim bildiğimiz Sheldon Cooper! Her konuşmasında resmen Sheldon’ı gördüm yani bu konu mutlaka The Big Bang Theory dizisinde işlenecektir. Sheldon’a bu kadar benzer bir robotu izleyince istemsiz onunla karşılaştırmaya başladım ve film boyunca bundan kurtulamadım. Ancak bu onun başarılı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Filmin mizah görevini tamamen K-2 üstlenmişti ve bu seviye tadında bırakıldığı için mutluyum. Çünkü Cumhuriyet çökmüş ve İmparatorluk ilan edilen bir sistem içerisinde herkesin korkuyla yaşadığı bir yerde fazla mizah sırıtabilirdi. Jyn, Cassian ve K-2 gittikleri Jedha gezegeninde tanıştıkları usta dövüşçü Chirrut ve silahtarı Baze ile tanışıyorlar. Burada Galen Erso’nun bir pilot aracılığıyla Saw Gerrera’ya ilettiği mesaj, tüm Star Wars evrenini etkileyecek kadar önem içeriyor çünkü Galen, Death Star’ın içine kimsenin farketmeyeceği kadar ufak ama etkili bir sistem yerleştirmişti. Tüm bu ufak detaylar Death Star’ın yok edilmesiyle son bulacağı için oldukça önemli.

donnie-yen-chirrut-imwe-star-wars-rogue-one-209958

Rogue One bize 35 sene önce çekilmiş bir hikayeyi anlattığını unutmadan izlersek, yönetmen ve oyuncuların mükemmel bir iş çıkardığını anlayabiliriz. O günün oyuncularını 2016’da tekrar izlemek ve hiçbir detayın atlanmadan aynı şekilde aktarmak inanın tahmin ettiğinizden de zor bir olay. İşleri ne o kadar para kazanıyorlar, bütçeleri var, ayetler var diyebilirsiniz ama Darth Vader karanlıklar içinden kırmızı ışın kılıcıyla çıktığında tüyleriniz diken diken oldu mu ? Oldu. Heh benim için bu kâfi. Tabi Rogue One’ı izlerken hepimizin tahmin ettiği veya etmediği şeyler vardı. Örneğin ana karakterlerin neredeyse hiçbiri öbür filmler de olmayacağını biliyorduk. Bu da onların planlar çalındığı sırada öldüğünü tahmin etmemize yol açıyordu ki öyle oldu. İmparatorluk döneminin sayısız kahramanlarından birkaçını izledik ve bu alt tema beni hoşnut kıldı. Çünkü bunun devamı gibi bir şey söz konusu olmayacaktı ve izlediğimiz tüm kahramanlar bu filmle sınırlı kalacaktı. Jyn’in Death Star patlaması sonucu ölmesiyle birlikte çok konuşulan Rey, Jyn Erso’nun kızı teorisi de çökmüş oldu. Öbür yandan ise canlarını verdikleri planların çalınması, imparatorluğun parçalanmasının ilk adımı olması bakımından gurur vericiydi. Tahmin edemediğimiz şeyler ise Darth Vader’ın mevzuya girişi, 3PO ve R2D2’nun klasik karı-koca atışmaları ama en özeli, en tüyleri diken diken eden kişi Leia idi. Leia’nın görüneceğini hayal bile edememiştim ancak filmin sonunda planlar eline tutuşturulduğunda Leia’yı gösterdikleri an içimdeki geek adam yine çığlık atmak istedi! Filmin başı ve ortalarında Senatör Organa’yı görmüştük ve kızından yani Leia’dan da bahsettiğinde dahi yüzüm tebessüm etmişken Leia’yı direk göstermek müthiş bir olaydı. Aklıma geldikçe hala tüylerim ürperiyor ve Leia’yı göstermeyi akıl eden kim/kimler ise önlerinde saygıyla eğiliyorum.

Easter Eggler

JEDHA

a-new-planet-called-jedha-1471031680

Film boyunca birden çok gezegen gördük ama buranın önemi farklı. Jedha, ışın kılıcının ham maddesi olan Kyber kristallerini barındıran bir şehir. Yönetmen Edwards, Jedha için şunları söylemiş;

“Eğer Jedi veya Güç’e inanıyorsanız, buranın hayatınızda mutlaka ziyaret etmeniz gereken bir yer olduğunu hissedersiniz.”

Işın kılıçlarının çıktığı ve Chirrut gibi Force’a inanan birilerinin çıktığı Jedha şehri, imparatorluk döneminde dahi Jedilar için uygun bir yer olarak bize aktarılıyor.

AT-ACT

at-act-walker_78783f1b

Bunları görünce savaş robotları AT-AT’ler ile karıştırmanız çok doğal. Ancak bunlar kargo taşımaları için üretilmiş olan AT-ACT’ler. Yani ismini açarsak All-Terrain Armored Cargo Transport. Death Star’ın inşaasında malzemeler bu dev robotlar ile sağlanıyordu. AT-AT’ler ise tamamen saldırı amaçlı yapılmış makinelerdi.

Cantina İkilisi

Bu abileri hatırladınız mı ? Luke, girdiği bar da ikisiyle atışmıştı ve aynı ikili Rogue One’da Jyn’e çarpmışlar ve anında kavga çıkarmışlardı. İkiliyi görmek tebessüm ettirdi.

Dejarik

image_bc196054

A New Hope ve Force Awakens de gördüğümüz müthiş satranç oyununu, Rogue One’da hologram olarak değil daha fiziksel haliyle görüyoruz. Jyn, Sam’in karşısına getirildiğinde Cassian,  Chirrut ve Base hapisteydi. Bu sırada Sam’in askerleri Dejarik oynamak ile meşguldü.

Tarkin

tarkin1

CGI ile karşımıza çıkan bir başka önemli karakter Tarkin oldu. İmparatorluk döneminin önemli komutanlarından olması ve onu tekrar görmek Rogue One’ın artı yönlerinden biriydi. Eskiden Tarkin’i canlandıran oyuncu Peter Cashing’in 1994 yılında hayatını kaybettiğini de belirtelim.

Death Star’ın zayıflığı ; Thermal Exhaus Port

syxhd

Death Star gibi bir silahın ne kadar saçma zayıf noktası var ? tartışmalarını mutlaka duymuşunuzdur. Ancak bunun yapım amacının Galen Erso’nun silahı yok etmek için olduğunu anladık ve bu kavga da burada bitmiş oldu.

Black Sabre

pre-vizsla-engaging-the-darksaber-in-battle-with-obi-wan-kenobi

Bir diğer adı Darksaber olarak geçen bu siyah kılıç, Jyn ve Cassian veri odasında planları ararken bahsedildi. Bu kılıç eskiden Jedi Order’a aitti. Ancak Old Republic’in düşüşüyle birlikte Mandalorialılar tarafından çalınıyor. Sonrasında ise kuşaktan kuşağa geçerek Phantom Menace’da izlediğimiz Darth Maul’un eline geçiyor. Tabi bunlar filmler de değil Star Wars: Rebels ve Clone Wars animasyonlarında geçiyordu. Filmler de hatırladığım kadarıyla ilk kez bahsedildi ve anladığımız üzere bu kılıç İmparatorluk tarafından saklanıyor. Ayrıca Saw Gerrera’da aynı şekilde animasyonlardan filme aktarılmış bir karakter.

Rogue One hakkında görüşlerim bu kadar. Kendi görüşlerinizi ve sizin gördüğünüz easter eggleri yorum olarak bize atın, birlikte tartışalım.

 

 

 

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel2 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba5 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba5 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba