Connect with us

Bomba

STAR WARS: THE LAST JEDI FRAGMAN #1 İNCELEMESİ

Yayınlandı

on

Konu Star Wars olduğu zaman aldığım nefesi bile unutan biriyimdir. Gerçekten. Hayal dünyamda Anakin’in Chosen One iken paramparça oluşunu, her nefes alışında yaşadığı pişmanlıklarını düşünür empati kurmaya çalışırım. Hayatımın önemli bir kısmıdır Star Wars. Bu yüzden Orlando da düzenlenen 40. yıl özel etkinlikleri ve The Last Jedi panelinden bir fragman geleceği aşikardı. Ve çok büyük beklentiler, çok büyük bir sevgi selini arkasına alarak 8. Star Wars filmi olan The Last Jedi’ın fragmanını üzerimize saldılar.

Doğrusunu söylemek gerekirse başta bahsettiğim gibi her anımı Star Wars ile doldurabilecek biri olmama rağmen fragman bana inanılmaz bir şekilde Force Awakens’i anımsattı. En azından bu fragman için durum böyle. Rey yine güçlerini kavramaya çalışıyor, Poe’nun X-Wing’i yine havaya uçuyor, uzayın derinliklerinde yine SW klasiği olarak bir savaş yaşanıyor, Leia yine Direniş üstünde vs vs. Elbette farklılıklar var ve The Force Awakens’in hemen devamını anlatan bir yeni film izleyeceğiz. Ancak fragmanı izlediğim vakit çok fazla coşmadığımı ve bir HMM tepkisiyle izlediğimi farkettim. Art arda izledim yine durum değişmedi. He bu laflarımı bana yutturacaklar mı? KESİNLİKLE. Buna eminim. Kendine daha fazla güvenen bir Kylo Ren, güçlerini daha net kullanabilen bir Rey ve Jedi kavramının son bulması gerektiğini düşünen bir Luke Skywalker. Bunlar bile heyecandan deliye dönmeme sebep veriyor. En iyisi biz fragmanı tekrar bir izleyelim ve oradan da görseller ile detayına inelim.

 

rey1

Rey’in Jedi eğitimi sandığından çok daha zor geçtiğini görüyoruz. Peki bu nefessiz kalışının sebebi eğitimin zorluğu mu yoksa gördükleri mi? Luke NE GÖRÜYORSUN? dediği zaman AYDINLIK, KARANLIK VE DENGE‘yi gördüğünden bahsediyor Rey. Teorilere göre Rey’in CHOSEN ONE yani SEÇİLMİŞ KİŞİ yani GÜÇ’E DENGEYİ GETİREN kişi olduğu ihtimalinin çok arttığı yönünde. Bu kişinin önce Anakin Skywalker olacağı düşünüldü ancak sonu kabus oldu. Luke Skywalker ise barışı 30 yıl boyunca sürdürebildiğini düşünürsek Güç’e dengeyi getirdiğini söylemek ne kadar doğru olur? Bilmiyorum. Chosen One’a yakın olan en yakın aday şu an içi Rey gibi duruyor. Aile bağları ortaya çıktığı vakit bu ihtimal iyice kuvvetlenebilir.

rey2

Rey’in Jedi güçlerini klişe gibi duran ancak gücünün potansiyelini betimleyebildiğimiz bir sahneyi görüyoruz. Buram buram KYLO REN SEN KİM KÖPEKSİN‘in dünyaya ilanını yapıyor. Bakalım Rey gelişirken, Ben Solo’nun gelişimi ve karanlığa tamamen dönmesiyle nasıl güçlendiğini göreceğiz.

carri3

Carrie Fisher.. 2016’nın son günlerinde kaybettiğimiz Prensesimiz, Direniş’in lideri Leia’nın arkadan bir görüntüsü. Rey’in konuşmasında AYDINLIK kısmı temsil ediyor.

dark4

Kylo Ren’in çakma Vader maskesinin parçalandığını görüyoruz. Rey güçlenirken Kylo boş durmuyordur elbette. Supreme Lider Snoke ile birlikte karanlığı ne kadar benimsediğini göreceğiz. Ancak maskenin kırılması ve arka fondan Vader’ın nefesi neyi temsil ediyor? Kylo Ren’in Force Awakens’te içindeki iyiliği bu kask ile maskeliyordu. Artık buna ihtiyacı olmadığına kanaat getirip maskeyi parçalamış olması muhtemel. Rey’in konuşmasında KARANLIK kısmı temsil ediyor.

Dipnot: Arka fonda Darth Vader’ın nefesi dışında Obi-Wan Kenobi’nin A New Hope da söylediği“Seduced by the Dark Side” repliğini duyabilirsiniz.

tree5

Ve önemli bir an olarak Rey’in bahsettiği DENGE kısmı. Aydınlığı ve Karanlığı görebilen, hissedebilen çok Jedi ve Sith oldu ancak Denge? Yanlış hatırlıyorsam beni düzeltin ancak Denge’yi görebilen ilk kişi Rey oluyor. Ayrıca afişte görülen mavi ışın kılıcının kırmızıya dönüşmesi, Rey’in Denge’yi kuracak kişi olduğunun bir başka kanıtı gibi duruyor.

Üstte yer alan görsel ise hem aydınlık ve karanlığı betimlemesi açısından hem de kutsal bir mekan olduğunu gösteren bir an. Bunu ise şuradan çıkartıyorum.

sw-last-jedi12-990547

O mekan neresi ise bu kitabın olduğu yer olduğunu düşünüyorum. Bu kitap ise The Force Awakens filminin canon sayılan romanında yer alan Journal of the Whills kitabı olduğu teorisi konuşuluyor. Journal, George Lucas’a göre orijinalinde tüm SW evreninde olan bitenin yazıldığı bir kitaptı ve izlediğimiz hikayeler bu Journal’den seçiliyordu. Yaşanan her şey buraya kaydediliyordu. Bir kısmında ise şu satırlar yer almaktadır:

“First comes the day
Then comes the night.
After the darkness
Shines through the light.
The difference, they say,
Is only made right
By the resolving of gray
Through refined Jedi sight.”

Journal of the Whills, 7:477

Denge’nin ne demek olduğunu ve Jedi tarihini Rey’in çok daha iyi anlaması için Luke’un onu buraya getirmesi anlaşılabilir ancak eldivenli birinin bu kitabı bulduğunu görüyoruz. Fragmana göre eldiven takan tek bir kişi var:

ben10

İyiden iyiye Anakin Skywalker’a dönüşen Ben Solo! Karanlığa geçtikten sonra bu kitabın peşine düşmüş olabilir mi? Yoksa bir flashback sahnesi mi izleyeceğiz? İnanın bilmiyorum ve filme kadar da daha fazla bir şey öğrenmesem çok sevinirdim. Flashback demişken:

luke11

Luke Skywalker’ın kurduğu Jedi tapınağının Kylo Ren ve First Order tarafından yıkılışını görüyoruz. Bu fragman ağırlıklı olarak Rey’in Jedi eğitimine ve Luke ile Kylo Ren arasında geçen Jedi tapınağının yıkılması ve öğrencilerinin öldürülmesi olayına inilmesinden ibaretti. Muhtemelen film, bu kısımlara sağlam vaktini ayıracak.

phasma12

First Order ile Ren Şövalyelerinin birlikte Luke’un kurduğu tapınağı yıktığına işaret olan sahne ise bu. Başka bir kareden de olabilir elbette ancak tapınağın parçalanmasında First Order’ın etkisi olması yüksek bir ihtimal.

luke3

Hem fragmanın hem de büyük ihtimal filmin kırmızı çizgisini çeken söz Luke Skywalker tarafından söyleniyor:

“Jedi artık bir son bulmalı.”

Ben bu kısmın biraz bait olduğunu düşünüyorum. Rey’in adaya ilk kez gidip ışın kılıcını uzattıktan hemen sonra yaşanan bir konuşmaya daha yakın. Çünkü Rey’in Jedi eğitimi gördüğümüz üzere başlamış durumda. Jedi olayının bitmesini isteyen karamsar bir Luke neden Rey’e eğitim versin? Ona YENİ BİR UMUT olmadan hemen önce Luke’un Rey’e söylediği bir söz olduğunu düşünüyorum. Ayrıca sonradan söylemişse bile bunu söylemesenin sebebi Jedilar oldukça Sithlerin de olacağı, yani aydınlık oldukça karanlığın da olacağı düşüncesi olabilir. Jedi giderse Sith de olmaz ve böylece DENGE sağlanır düşüncesini mi düşünüyor Luke, bilemiyorum. Meraktan çıldıracağım!

Bunların dışında Poe’nun X-Wing’i parçalanıyor, Finn hala komadan çıkamamış durumda. Benim gördüğüm ince detaylar bunlardı. Siz de kendi gördüğünüz kısımları bizlerle paylaşın.

Star Wars: The Last Jedi 15 Aralık’ta sinemalarda. 

 

 

Okumaya Devam Et
yorum yapmak için tıkla!

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel4 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba7 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba7 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba