Connect with us

Genel

Star Wars: The Last Jedi İncelemesi – Skywalker Efsanesine Saygı Duruşu!

Yayınlandı

on

Herkese merhaba. Star Wars: The Last Jedi’ı izledik ve incelememizi hazırladık. İncelemeyi Kutluhan ile Anıl farklı açılardan, farklı bakış açılarıyla inceledi. Umarım okurken zevk alırsınız. İlk olarak Kutlahan’ın önce SPOILERSIZ sonra SPOILERLI incelediği yazı ile başlıyoruz. Daha sonra Anıl’ın tamamen SPOILERLI incelemesini bulabilirsiniz.

Kutluhan’ın incelemesi:

May The Force…

Seri filmlerin asıl başarısı, oluşturduğu sağlam hayran kitlesidir. Eleştirmenler filmin kritiğini, yapabilir, puanlar verebilir, yerebilir ya da övebilir. Ama bu profesyonelliğin dışında, bu serileri hayatının parçası yapan insanlar var. Nevzat Aydın’ı örnek vereyim. Star Wars filmleri için salon kapatıyor ve yemek sepeti çalışanlarına ücretsiz izleme fırsatını tanıyor. Bir işletme stratejisi olması bir yana, kendisinin büyük bir Star Wars hayranı olması bunun asıl sebebi. Bu örneğin dışında, 21 Ekim 2015’de dünyanın çoğu yerinde film gösterimi yapıldı; Geleceğe Dönüş serisinin. Hobbit serisi ve Karayip devam filmleri çıktığında hayran kitlesi gişede yalnız bırakmadı. Filmler ne kadar zayıf olursa olsun. Değinmeye çalıştığım nokta şu ki, filmi sadece filmin kalitesiyle değil hayranlarının tepkileriyle de ölçeceğim. Önce SPOILER olmadan sonra SPOILER içererek inceleyeceğim. Shall we begin?

Hayran kitlesi, The Force Awekens filmine nazaran The Last Jedi’yı daha fazla beğenmiş durumda. Çünkü ilk filmlerinden itibaren etkileyici finaller yapan Star Wars filmlerine nazaran The Force Awakens, Rey’in yükselişi ve Luke’un ortaya çıkışı haricinde fazlasıyla drama yönelmişti. Hatta Rogue One filmini daha iyi bulmuştum (Ben hala Rogue One’cıyım). Ancak The Last Jedi, Star Wars  ruhunu derinden hissettiren en başarılı yapım oldu. Karakterler, diyaloglar bunun kanıtı. Bir de Rian Johnson dokunuşu mevcut. Looper’ı ve Breaking Bad’in en iyi bölümlerinden biri yöneten Rian Johnson, J.J Abrams’dan daha iyi bir iş çıkarmış. Uzay savaşları, karanlık sahneler, geçişler ve renkler muazzamdı. Filmin en sevdiğim yönü görsel bir şölen olmasıydı. Sinemada izlemenizi öneriyorum. Oyunculuklar, efektler ve eski filmlerle olan bağlantısı, filmin başarısını sağlıyor ve hayran kitlesini tatmin edecek hale getiriyor. Bir şey eksik değil mi? Evet. Puanını kırdığım tek nokta, her Star Wars filminde bulunan klişelerin devam etmesi ve zayıf senaryosu. “Luke, I’m your Father.” sahnesiyle çıtayı yükselten serinin, etkileyici senaryolarla devam etmesi gerek. A New Hope adlı sağlam bir umut kıvılcımı filmi olmasına rağmen, iki buçuk saatlik filmin senaryosu da umut kıvılcımı çıkarmak üzerineydi. Bu yüzden senaryosu beni tatmin etmedi. Hatta ilk yarıda fazlasıyla sıkıldım ancak görselliğin etkisiyle ikinci yarıyı getirebildim. Tema ve konu değişmiyor ama sahneler değişiyor. Yüksek tempodan birden alçalışa geçiyor. Senaryo buna yeterli değildi ve beni bir hayli yordu. Bilim-kurgu kalitesinden dolayı Star Trek taraftarı olan beni, senaryo çekemedi.

Görselden itibaren SPOILER!

The Force Awakens finalinden sonra, bu film Luke Skywalker’a yöneldi. Akıl hep oradaydı. Yani merak öğesi hep Luke’un ne yapacağıydı. Sonrasında Kylo ve Rey’in kararını merak etmeye yöneldik. Bu da bende diğer sahnelerin bir an önce geçmesi isteğini uyandırdı. Finn, Rose ve DJ’in macerası beni içine çekmedi. Baya baya umursamadım. Her zamanki gibi bir görevleri vardı ama seyircinin içinde bulunduğu duruma uygun değildi. Şahsi konuşuyorum, Rebels saldırıdan kurtulacak mı, kaçacaklar mı, umut yeşerecek mi umursamadım. Beklediğim şey Luke’tu ve geldi. Enterance yani giriş diye bir yapı vardır. Luke’un girişi fazla iddialı ve tatmin ediciydi. Peki nasıl sonlanacak derken Force’un güzel bir yanını gördük ve Luke’a veda ettik. Tatmin edici bir twist olduğu konusunda hemfikir olmalıyız. Bombardımandan yara almadan kurtulan Luke’un savunmasını göstermediklerinde anlamalıydık. Güç kalkanı mı kullandı ne yaptı derken İsyancılar’ın kaçmasını sağlayan Luke, adadan hiç ayrılmamıştı. Görsellik tavan yapmışken, Luke’un da Yoda ve Obi-Wan gibi göçüşünü izledik. Tüyler hala diken diken değil mi?

Yoda mı dedi birisi? Rogue One’ı Darth Vader ile süsleyen ekip The Last Jedi’yı da Yoda ile süslemeyi uygun buluyor. Filmin isminde Jedi geçiyor mübarek, keşke Yoda da olsaydı filmde gibi bir boşlukla bizi yolcu etmedi. Yoda’yı getirdi! Buna elindeki tüm imkanları kullanmak denir. Bu kadar başarılı bir serinin devamı için elindeki her şeyle saldırması gerek. Ve bunu yaptılar. O yüzden eleştirmek için bize fazla bir şey bırakmadılar. Luke ile R2D2, C-3PO, Leia karşılaşmaları bizi geçmişe sürüklemeye devam etti. Kendisine karşı gelen General Hux’ı etkisiz hale getiren Kylo, bize Darth Vader’ı hatırlattı, isyankarlığıyla ve mücadelesiyle Anakin’i hissettirdi. Han Solo olmasa da gemisini semada görmek bize yetti.

Captain Phasma’yı gördük ama niye gördük bilmiyorum. Paramparça olan gemiden kurtulan Finn ve Rose’un karşısında durabilir misin allasen*. DJ karakteri senaryo için fazlasıyla önemliydi. Çünkü bu filmin en dolu yanı Master Codebreaker’ın bulunduğu gezegendi. Las Vegas’a benziyordu. Ve savaşın devamlılığı için iki tarafa silah satanlar bulunuyordu. Huzur ve zenginlik içinde yaşıyorlardı. Savaş ise onları ilgilendirmiyordu. Gerçek dünyayla bağlantı kuran bu kurgu, takdire şayandı. İmparatorluk ve Cumhuriyet savaşıyor ama dışında neler oluyor? Bunu işleyerek beni tavlayan filmi biraz daha irdeleyelim.

General Holdo ve Poe’nun uyuşmazlığı iyi bir kurguydu ama ben Poe’da o pişmanlığı göremedim. Umarım son filmde görürüz çünkü Poe ve Finn’in planı fiyaskoyla sonuçlandı. Film gerçekten, liderden bağımsız ilerleyen planlara karşı bir eleştiri olsun diye bu kurguyu işlediyse ne ala. Çünkü DJ’i oraya getiren Finn, kaçış planının bozulmasına neden oldu. Bu affedilecek bir şey değil. Leia’nın yokluğu bu kargaşaya neden olmuş gibi gösterildi ama Leia’nın da arkasında iş çevirebilirdi bizim itaatsiz pilotumuz. General Holdo demişken, iyi bir liderin özelliklerini sana anlatmak isterim uygun bir zamanda. Bunların en önemlisi doğru karar vermektense kararı en hızlı bir şekilde vermektir. Yani madem geride kalıp ölmeyi bekleyeceksin, o MUAZZAM sahneyi daha önce izleyebilirdik. Gerçek anlamda muazzamdı. Beni yine tavladınız. İzlediğim ilk günden beri ışık hızında giden bir aracın başka bir araca çarpmasını düşünürdüm. Ve bunu bir intihar planı olarak gerçekleştirmek beni nirvanaya ulaştırdı. Ama daha erken be Holdo’cum. Biraz daha erken. Çünkü yine figüranlar öldü ve başroller yaşadı. Finn’in intihar planını bozan Rose’a da buradan saygılarımı gönderiyorum. Daha duygusal ve daha güzel bir sahneyi, dramatize edip mahvettiğin için. Repliği paha biçilemez olsa da böyle delikanlı sahnelerin yarıda kesilmesinden hoşlanmıyorum.

“Biz nefretle saldırarak değil arkadaşlarımızı kurtararak bu savaşı kazanacağız!”

Sinema dünyasının bir tanesi. Yani sinema dünyasının bütün enteresan karakterlerini oynayan bir tane oyuncusu… Andy Serkis, Supreme Leader Snoke karakterinde harika bir iş çıkardı. İlk bölümdeki Kylo – Rey bağlantısı bizi biraz sıkıp biraz da etkilese de güzel bir yere bağlandı. Rey’i tuzağa düşürme planıymış. Güzel mi güzel. Peki sen gerizekalı mısın? Kylo’yu sürekli yerin dibine sokuyorsun. Adamın içinde yükselen aydınlığı görüyorsun hala düşman olmaya çalışıyorsun. Korkuyla beslenen bir lider olabilirsin ama seni takip edecek kişileri manipüle etmeyi bileceksin.  Aklını okuyorum dediğin adam seni böbreğinden pıçaklar böyle. Bu arada Snoke, korumaların senden daha gösterişli ve sağlam. Bil istedim. Bu konuya da gelmişken, dövüş sekanslarının başarısına değinelim. Uzay savaşı tatmin ediciyken, Işın Kılıcı dövüşleri de gayet başarılıydı. Kylo ve Rey ikilisi gaza getirdi izleyiciyi. Körpe Rey de Kylo’yu karanlığa iten insanlar arasında yerini aldı. Yine bir düzen kuralım deyip elini uzatan adamın elini tutsaydın belki içindeki aydınlığı yükseltebilirdin. Aklına girebilirdin, yanında kalabilirdin, manipüle edebilirdin, uykusunda öldürebilirdin. Ne bileyim reddederek çıldırmak yerine daha iyi şeyler yapabilirdin!

Buzdan tüyleriyle tilkiler, adadaki yerliler ve o sinemanın en tatlı yaratıkları arasına girebilecek olan minik tür. Filmin yine artılarındandı. Tatlı hayvanların sahnesinde koskoca adamların kahkaha attığını gördüm. Ben onlara gülmedim şahsen. Ben yerlilere bayıldım.

Sanırım filmi beğenmişim. Senaryo ve klişe sahneler haricinde bir eksi göremedim. Eski karakterleri kullanmanın bir taktik olduğunu düşünsem de Chewbacca, Yoda, Luke, C-3PO karakterlerini beyaz perdede izlemeye devam etmek isterim. Bir başka film incelemesinde görüşmek dileğiyle.

… Be With You!

Anıl’ın İncelemesi:

Star Wars benim göz bebeğimdir. Kolumda Darth Vader dövmesi, duvarımda türlü türlü SW posterleri yer alan biri olarak yeni filmi 2 sene boyunca nasıl beklediğimi en iyi siz anlarsınız. Ben bu filmi övmeye fragmandan itibaren başlamak istiyorum. Yaz aylarından itibaren fragmanlarla bizi türlü düşüncelere itmeyi başardılar ve biz, filmi izleyene kadar çoğu şeyi netleştiremedik. Bu film başladığınız hepimiz için artı noktaydı. Luke karanlık tarafa geçecek ve Leia’nın bu duruma nasıl tepki vereceğini aklımızda düşünüp durmadık mı? Heh işte başarı budur. Fragmanlarda düşündüğümüz çoğu şeyin filmde olmaması. Bu bile başlı başına filmin her sahnesini merakla izlememi sağladı.

İstiyorsanız gelin bir en baştan özetleyerek, araya düşüncelerimi sıkıştırarak devam edelim.

Star Wars evreninde Rebels ile Emperor güçlerinin savaşı hiç bu kadar taraflı bir hal almamıştı. İmparatorluk güçleri daima üstün savaş teknolojisine sahipti ve Rebels ise daha hafif ancak kaçışı kolay, gerilla taktiği ile saldırıp kaçabilecekleri düşük teknolojilerle savaşıyorlardı. George Lucas’ın diplomatik, siyasal ve savaş siyasetini bu ufak detaylar da dahi görebilirsiniz. Zaten Lucas’ın çektiği filmlerin neden hala sevildiğinin bir göstergesi bu politikayı doğru kullanmasıdır. Bunu Force Awakens de hiç görememiştik. Ancak The Last Jedi bu hataya düşmemiş. Örneğin hikayelerini Rogue One tarzı bulsam da, Finn ve Rose’un yaşadıkları yer politikanın en güzel anlatıldığı yer idi. Canto şehri, silah satılıcılığı sayesinde zengin olmuş bir sürü kalbur üstü insanın yaşadığı yer olmakla birlikte, dışarıda süren savaşın bir tarafı değillerdi. Aksine iki taraf için sattıkları silahlarla zengin olmuşlar ve hayatlarını yaşıyorlardı. Oranın masum, fakir köy çocukları ise baskı ve işkencelerle yılanın başını küçükken ezme politikasına maruz kalıyorlardı. İşte en sevdiğim kısımlardan biri tam olarak buydu. Diktatörlük, İmparatorluk gibi demokrasinin olmadığı düzenleri anlatmak için çok güzel bir taktik uygulanmış. Lucas’ın anlatmak istediği düzene geri dönüldüğü için çok teşekkür ederim.

Snoke hakkında konuşmak istiyorum izninizle. Force Awakens ile başlayan süreç, Snoke’un ne kadar yüce ve güçlü bir sith lordu olduğu üzerinden ilerliyordu. Hatta onu canlandıran Andy Serkis, The Last Jedi girmeden hemen önce yaptığı bir röportajda, Snoke’un hem Vader’dan hem Sidious’dan çok daha güçlü olduğundan bahsetmişti. Tüm bunlar olunca beklenti de aynı şekilde yükseliyor. Ancak gelin görün ki HER ŞEYİ GÖREBİLEN, HER ŞEYİ HİSSEDEBİLEN, KOSKOCA EVRENDE REY VE KYLO’YU FORCE İLE BİRBİRİNE BAĞLAYABİLECEK GÜÇTE BİR SİTH LORDU, Kylo’nun el hareketleri ile ışın kılıcını ona döndürmesini göremiyor! Snoke’un ikiye bölünüşünü müziksiz bir şekilde izlerken nasıl sinirim bozuldu anlatamam. Daha bir dakika önce MUHTEŞEM REY’i Force ile titretmesini izlerken, bir dakika sonra adam ikiye bölündü. Yani inanın Andy Serkis film çekimleri sırasında gelip BENİM ÇOK ACİL BİR İŞİM ÇIKTI BENİ HEMEN ÇIKARIN dese ancak bu kadar kötü bir ölüm sahnesi çekilebilirdi. Star Wars tarihinde Darth Vader’ın Sidious’ı kucaklayıp aşağı atma sahnesini bile geçti bu bölüm. SW tarihine kara bir leke olarak geçti maalesef. Ancak bir arkadaşım bana Reddit de bu konunun konuşulduğunu ve Kylo’nun ışın kılıcını Rey’e doğru uzattığından ve o öldürme isteğini hissettiğinden ışın kılıcının döndürüldüğünü göremedi yazıldığından bahsetti. Yine de saçma. Aklımın almadığı şeyler benim için saçmadır, üzgünüm ama böyle.

Snoke’un ölümü kötüydü ancak ölene kadar ettiği laflar hepimizin içinin yağlarını eritmiş olmalı. Kylo Ren’e SEN VADER DEĞİLSİN, MASKE TAKMIŞ KÜÇÜK BİR ÇOCUKSUN dediğinde zevkten dört döndüm. Force Awakens’den beri bu lafı çoğumuz düşünüyorduk ve Snoke laps diye bunu söyleyince kendimden geçtim. Çünkü çok haklı ve çok yerinde bir tespitti. Kylo, Vader değildi. Asla olamayacaktı. Yeni üçleme Sith tarafını bu şekilde ilerletiyor zaten ancak genele bakarsak SW tarihi Anakin Skywalker’ın hikayesidir. Luke’un Han Solo’nun Leia’nın değil. Anakin, Force’a denge getirecek kişi iken, kötülüğü yücelttiği için tüm bunları yaşıyor ve izliyoruz. Hikaye 100 yıl sonra SKYWALKER SAGA’dan çıksa bile hikaye Anakin’in hikayesidir. İsteyenle tartışırım bunu. O yüzden Snoke’un diyaloglarına 10 üzerinden 10 veriyorum.

Gelelim bu filmin ana karakteri, SW tarihinin efsanesi ve bu efsaneye ne kadar yakıştığını gördüğümüz Luke Skywalker’a. Fragmanda Jedi’ın bitmesi gerektiğini söylemişti ve hepimiz şaşırmıştık. Korkum, bu lafın altını dolduramayacak olmalarıydı ancak çok yanıldım. Müthiş doldurdular yahu! Luke’un söylediği lafları hemen bir hatırlayalım. Bu karanlık durumda olmalarının başlıca sebebinin Jedi düzeni olduğundan bahsetti Master Skywalker. Palpatine’i Cumhuriyet’in lideri yapan ve onun Dart Sidious olduğunu anlayamayacak kadar kör, kibirli olan Jedi düzeni idi. Bunun yanı sıra Darth Vader’ı yetiştiren de yine Jedi düzeniydi. Luke, babası dahi olsa tüm bu kötülüğün yaşanmasında Jedi’ların kibrini öne sürdü ve köküne kadar haklıydı. Jedi düzeni kibir içindeydi ve tüm bu düzenin suçlusu olarak Jedi düzenini görüyordu Luke. Genele bakarsak sözlerinde oldukça haklıydı. Ancak Luke’un yanıldığı bir detay vardı ki, bunu Rey ona hatırlattı…

O düzen, seni de çıkardı Master Skywalker.

Şu tartışmanın kalitelisine bakar mısınız ya? Nasıl bu filmi sevmeyeyim, nasıl olumsuz konuşayım? Sadece bu diyalogları ve son savaş sahnesi için bile en iyi SW filmlerinden biri olmaya aday. Zaten benim için 9 SW filmi arasında 3. sırada artık. Gerisini siz düşünün.

Son sahneye gelecek olursak The Last Jedi’ın neden en iyi SW filmlerinden biri olduğunu anlayabiliriz. Luke’un Leia ile son diyaloğu, C-3PO’ya göz kırptığı an tüm geçmişin aklınızdan film şeridi gibi geçmesi… Bu tür duygusal dokunuşlar beni çok etkiler ancak bu çok fazlaydı. O duygularla Luke Skywalker’ı son bir kez savaş sahnesinde izleyeceğimizi anladığımız an, işte tam o an doruklara ulaştığımız noktaydı. Kylo Ren ergeninin tüm silahları Luke’un üstüne sıkmasından sonra Luke’un omuz silkme hareketinde ise olduğum yerde bayılmama sebebiyet veriyordu. coolluk tam olarak bu andı! İlerde çocuğum bana COOL OLMAK NEDİR BABA? diye sorarsa sadece bu sahneyi izleteceğim.

Daha sonra ise Kylo Ren sonunda erkek olmaya karar vererek aşağı indi ve Luke’un karşısına çıktı. Ben Luke’u son kez sahnelerde izlediğimizin farkındaydım ancak Force ile orada olduğunu göremeyecek kadar kör olmuştum. Son derece gazla izlerken Kylo’nun Luke’u bölemediğini hatta Luke’un orda bile olmadığını anladığımda bu filmin mükemmelliğini anladım. Son atışı yani beni kalbimden vuran ise Luke’un Yoda’nın hatırlattığı gibi SEN HALA O UFKA BAKAN ÇOCUKSUN demesine irdeleme yapılırcasına ufka bakarken Force Ghost olmasıydı. Bakın bu filmin kötü yanları elbette var. Onlardan da bahsedeceğim ancak geneline bakarsak SW külliyatında kullanmadıkları çok az detay kaldığını anlarsınız. Bu kadar kökenlerine bağlı, geçmişine saygılı başka bir SW yapımı izlemedim. Force Awakens’in yaptığı hataya düşmedi. Yani yeni bir NEW HOPE izlemedik. Burada izlediğimiz geçmişin yaptıklarına karşı duyulan inanılmaz bir saygı eşliğinde yeni nesile yol açmaktı. Ben The Last Jedi’ı bu şekilde özetliyorum.

Olumsuz yanlarından bahsedecek olursak SW’de Disney’in mizahi yönüne bir dokunuş olduğunu hepimiz fark ettik. Mizahlar güzel miydi? Meh, hayır. Şahsen Luke’un Rey’i eğittiği sahnede Luke’u değil direk Mark Hamill’i gördüm, izledim. Bu kadar umutsuz, ciddi durumda böyle espriler SW’ye yakışmıyor. İlla yapacaksan yerlilerin Rey’e sinir oluşu gibi yapacaksın. Bu kısım gayet güzeldi. Bunun dışında yapılan mizahlar sanki kamera arkası çekimlerini izletiyormuş havası yarattı.

Bir diğer olumsuz kısmı savaş sahnelerini çok uzatmalarıydı. Çünkü ana karakterlerden bağımsız bir savaşı izletiyorsun ve biz öbür tarafta neler olduğunu merak ederken bu uzay gemisini takipleme kısımları çok uzun sürdü. Ancak Haldo’nun ışık hızında Sith kruvazörlerine dalışı ve ardından gelen sessizlikte çok sanatsal bir sahneydi. Bakın olumsuz yanlarını sayarken bile övülecek bir yer buldum.

Finn ve Rose’un ışık hızıyla onlara doğru gelen gemiden sağlam çıkan 2 karakter olması saçmalığı, Rey’in güçlerinin hala belirsizlikte bırakılması ve ailesinin sıradan birer kişiler olduklarının ortaya çıkması diğer olumsuz yanlardan birkaçıydı. Gerçi ailesinin sıradan birileri çıkma ihtimalini ben hala düşük görüyorum. 2 sene sonra dedi dersiniz.

Güzel film arkadaşlar The Last Jedi. Siz olmamış, SW’ye hakaret diyenlere bakmayın. Elbette kötü yanlarını daha çok gören insanlar olabilir ancak yeni nesil SW filmleri arasında çok iyi bir şekilde hatırlayacağım kesin.

İncelememiz hakkında yorumlarınızı esirgemeyin. Kendi görüşlerinizi inceleme altında yorum yapabilir, birlikte tartışabiliriz.

Son olarak;

May the Force be with u..

 

Okumaya Devam Et
Advertisement
1 Comment

1 Yorum

  1. Aybars

    16 Aralık 2017 at 10:46

    Merhabalar, öncelikle belirtmek isterim ki ben çok büyük bir Star Wars hayranıyım fakat bu filmde kesinlikle istediğim tatmin ediciliği bulamadım (7. Filmden daha iyi olmasına rağmen). Bu eksikliklerin disneye bağlı olduğunu düşünüyorum, 7. Filmdeki gibi filmi normal bir film gibi çekmişler, film bi SW filmi normal bir film gibi olmamalıydı. Filmin isminde koskoca Last Jedi yazıyor bütün film boyunca aradığımız bu last jedi neden dağın başında bir ezik gibi kendini öldürmeye geldiğini söylüyor. Koskoca Skywalkerı yermişler ve bu soydan gelecek başka bir jedi bulunmuyor bari bu filmde, biraz jedi, sith savaşı yaşatsalardı iki lightsaber savaşı izleyebildeydik, onu da geçtim en azından AT-T lerin lazerlerini lightsaber ile dodgelasaydı bence çok daha etkili olabilirdi ama ben bu filmde luke skywalkera ve skywalker ailesine yapılan bir hakaret gördüm. Rey in jedi olmasına takılıyorum bir yandan da çok basit bir karakter ve jedi a dönüşmesi çok basit geliyor zannımca. Eski filmleri hatırlarsak anakin bir gerçek bir jedi olabilmek için ne kadar uğraştı hatıradım ve bu filmlerin bir sw ye dahil olamicağını düşündüm. Onun dışında eğlenceli bir film sayabiliriz ama bir SW sayamıyorum. Disney umarım son filmde biraz kendini eski SW lere yöneltir diyorum sadece . Teşekkürler…

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Inhumans 1.Sezon 4. 5. ve 6. Bölümleri İnceleme ve Easter Eggleri

Yayınlandı

on

Bu dizi, çok sancılı süreçlerden geçerek ekranlarımıza geldi. Ortaya bu konsept ile çıkabilecek çok güzel işler varken, elimizdeki sonuç ne yazık ki hüsran oldu, eminim ki Marvel dizileri arasında hem en az izlenen hem en az sevilen yapım olarak yerini almıştır. Dizinin iyi olduğu yanları az da olsa vardı, ben de bölümleri hatırlatıp kısaca neler iyiydi, gerekirse neler kötüydü, ve gözlerden kaçmış olabilecek easter egglere değineceğim.

Dizinin kötü çıkmasının sebep olduğu bir durum daha var ki bunu son bölümü izleyenler tahmin edeceklerdir ben de orada bahsetmeyi tercih ediyorum, fakat hepimiz Inhumans ailesi çok daha görkemli bir şekilde, hatta sinemada kullanılsın isterdik bundan şüphem yok.

Make Way for… Medusa

Bölüm Medusa ve Felicity çakması karakter Louise’nin Dünya’da Black Bolt’u aramasını, Karnak ve Jen’in ilişkisini, Gorgon’un ekip ile maceralarını anlatıyor. Ayrıca yine bu bölüm Maximus’un Dünya’daki doktor Evan Declan ile çalıştığını öğreniyoruz. Maximus Dünya’ya ne ara bu kadar yayıldı, orada iletişime geçebileceği, gerektiğinde kullanabileceği kontaklar edindi hiçbir şekilde bilmiyoruz ve dizi buralara girmiyor. Ayrıca Gorgon’un sahnelerinde benim yüzümden öldü muhabbeti artık milyon kere izlemiş olduğumuz için mide bulandırdı. Karaktere gereken gelişimi, değişimi her defasında senaristler bu yolla vermek zorunda değiller. Attilan’da ise Maximus genetik konseyi – amaçları ne bu konseyin?! – kendi tarafına çekiyor. Bölümün güzel yanları mı? Sadece easter eggler.

Onlar da;

  • Bölüm ismi ”Make Way for… Medusa” Amazing Spider-Man vol 1 62.sayısındaki öykünün ismine bir gönderme.
  • Karnak’ın Dünya’da giydiği giysiler son yıllardaki çizgi romanlarda giydikleri ile birebir aynı.

Something Inhuman This Way Comes…

Bu bölüm ise Black Bolt, Medusa ve Louise ailenin kalan üyelerini arıyor. Gorgon da aynı zamanda Karnak’ı arıyor. Bölüm içinde Karnak Gorgon ilişkisine odaklanan bir flashback de görüyoruz. Şu Ay’dan Amerikan bayrağını sökmeli bu sahne bize Gorgon’un zekasının ne kadar yerlerde olduğunu gösteriyor. Karnak ise yeni aşkı Jene ile kaçıyor. Aralarındaki bir sahnede Karnak’ın Jene’e ”senin ırkın farklı olan herkese kötü tepki verme eğiliminde, özellikle de otorite sahiplerine” kısmı güzeldi. Beklemediğim diziden geldiği için şaşırttı diyebilirim. Jene ile yakalandıklarında, dövüş sahneleri, Gorgon’un yardıma gelişi, bu kısımlar bölümün en iyi sahneleriydi. Bölüm sonunda ise aile buluşuyor, tekrar ayrılmak için! Easter eggler ise yine yüze tebessüm konduran cinstendi.

Easter eggler;

  • Bölüm ismi yine bir çizgi roman sayısı Black Bolt:Something Inhuman This Way Comes’dan gelmekte.
  • Karnak’ın eli ile kurşunu ikiye böldüğü sahne muazzamdı, diziyi izlememin üstünden günler geçmesine rağmen aklımda kalan sahnelerden biri, ve tamamen çizgi romandan alınma.

 The Gentleman’s Name is Gorgon

Bölüm Maximus’un Kraliyet Ailesi tarafından tahtından edildiği bir kabusu görmesiyle açılıyor. Crystal aileye şimşekler yaratarak mesaj gönderiyor. Black Bolt ve Medusa Crystal’in yanında, Karnak ve Gorgon ise tuzak olduklarını bildikleri halde Auron’a doğru gidiyorlar. Maximus ise Dünya’ya onun için savaşmaları adına madencileri gönderiyor. Cidden ”bu mu planın Maximus?” diye sorgulamamak elde değil. Bu bölümdeki bir flashback sahnesi ise Gorgon, Karnak ve Maximus’un eğitim sahnesi. Maximus güzel resmedilmiş. İyi bir sahneydi fakat neden üstünde spor taytı var ve Attilan’daki bütün her şey taht odasında yapılıyor?! Attilan’da Tibor karakteri ise Maximus’a bir darbe planlıyor fakat başarısız oluyor ve bölüm sonunda Maximus tarafında boğazı kesilerek ölüyor, yoksa Ramsey mi demeliyiz? Son olarak fake Cyclops’umuz Mordis’imiz ise Gorgon’un kendini feda etmesi sonucu yeniliyor. Triton’dan sonra Gorgon’un da ölümü kesinlikle saçma dizi bütün karakterlerine yanlış davranıyor ve hepsini tek tek harcıyor.

Easter Eggler;

  • Medusa’nın daha önce Dünya’da yaşadık sözleri çizgi roman’a bir göndermeydi. Çizgi romanlarda 60’lı yıllarda Inhumans ailesi, hatta Attilan ilk olarak Dünya’da bulunmaktaydı, 80’li yıllardaki sayılarda ilk olarak Ay’a taşındılar.
  • Maximus boğaz kesme sahnesi kesinlikle bir Ramsey Bolton göndermesi.
  • Dave Crystal’e God of Thunder diye hitap ediyor, Marvel evreninde bu lakabın sahibi tabi ki de Thor.

 

Şimdilik bu kadar, diziyi Mcu’u eksiksiz takip etmek istiyorum diyorsanız, çerezlik bir dizide olsa izlerim diyorsanız bir iki günde ard arda bölümler izleyerek bitirebilirsiniz. Fakat bahsettiğim gibi, çok kaliteli bir dizi, hatta kaliteli bir dizi beklemeyiz! Bu gibi beklentiler için sizi yine abc’nin dizisi Agents of Shield’a alalım.

Son iki bölümün incelemesinde görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Agents of Shield 5.Sezon Part 1 ve Part 2 İncelemesi: Orientation!

Yayınlandı

on

Marvel hayranları şu sıralar ellerini kana bulamış ve Punisher’ı bitirmiş, Infinity War fragmanıyla yükselmiş, Black Panther’i ve tabi ki Infinity War’u beklemeye koyulmuşken bir de her hafta bekleyecekleri Mcu’nun televizyon alanında ilk göz ağrısı Agents of Shield’ın 5.sezonu 1 Aralık günü başladı. İlk iki bölümü yeni izleyebildim ve dizi bende herhangi bir önemli detayı atlamadan yazma şevki uyandırdı. Bilmeyenler için belirtmekte fayda var, sezon açılışına özel ilk iki bölüm birlikte yayımlandı. Şu sıralar yine benim yazdığım; Inhumans, The Gifted dizileri incelemelerinde geri kalmış olsam da arayı en kısa zamanda kapatacağım. Şu an bizi ilgilendiren diziye, Agents of Shield’a hemen görselden sonra, Spoiler dolu bir şekilde dönelim.

Ekibimizin bu sezon uzaya gideceğini 4.sezon final sahnesinden zaten biliyorduk, fakat bilmediğimiz geleceğe gidilecek oluşuydu. Kaç yıl olduğunu bilmiyoruz fakat ilk bölümden öğreniyoruz ki ekip bir Kree karakolu/savaş üssünde mahsur, etrafta ”Roaches” denilen devasa uzaylı yaratıklar var ve Dünya Daisy Johnson’ımız Quake’imiz tarafından yok edilmiş vaziyette. Dizinin Mcu’nun kalanına özellikle filmlere olan bağı bu sezon yapılan açıklamalara göre daha da azalacakmış. Bu beni üzse de diziler-filmler arası kopukluk artık kabullenilmesi gereken bir durum. Fakat neyse ki bu uzay macerası da, gelecekte geçiyor oluşu da Infinity War sırasında şehirde beliren devasa bir çember şeklindeki uzay aracı varken ”bu ekip ne yapıyordu?” sorusunu sormamızı engeller nitelikte. Çünkü orada bile değillerdi diyebileceğiz. Aynı soru tek tek Netflix dizilerindeki karakterler içinde sorulmalı ve sorulacaktır da, sonuçta Peter’ın fragmanda gördüğü şey şehirde belirdiğinde, Luke Cage kahve içmeye devam etmez herhalde? Orada nasıl bir cevap bulurlar, bir cevap vermeye tenezzül dahi ederler mi bilmiyorum.

Bu konu şöyle kalsın, Agents of Shield MCU ile bağını hem güzel koparmış, hem de uzaya giderek istediği an bir bağ kurabilecek noktaya da gelmiş. Malumunuz filmler de uzaya kayıyorken bakarsınız bir sürpriz olur. Bölüme dönersek, iki bölüm de bize neler olduğunu basit bir dilde açıklarken bir yandan da yeni soru işaretleri doğurdu. Ama iyi anlamda. Kafanız karışsa da, kendinizi ”neler oluyor?” derken bulsanız da ardından küçük bir açıklama geldi. Bölümler oldukça espriliydi de. Dizinin film klişeleriyle dalga geçmesi ve ekibin etrafı ararken dağılmayı reddetmesi oldukça komikti. Belirtilmesi gereken bir önemli detay ise, dizi geçmiş sezonlarına ve Mcu’daki diğer uzay elementlerine de oldukça atıfta bulunuyor. En basitinden, görünüşe göre bu sezon bol bol Kree ırkı göreceğiz. Bu atıflardan en sonda Easter Egg’ler kısmında bahsedeceğim.

Hikayeye biraz daha değinmek gerekirse, aslında geçen sezonun Framework temasına biraz benziyor. Evet, bu sefer sanal bir gerçeklikte değiller, ama gelecekteler ve Dünya yok olmuş. Ne kadar şu an sadece hayatta kalmaya çalışıyor olsalar da bu yok oluşu engellemeye çalışacaklarını düşünmek zor değil. Bu da bizi şu an yaşananların ve yeni karakterler Deke, Tess, Kasius’un geçiciliğine getiriyor. Aynı Framework’te olduğu gibi.

Ekipten Fitz ise onlarla gelmemiş. Kendisi Dünya’da mı, başka bir yerde mi bilinmez ama yardım etmeye çalışıyor. Fitz ile Simmons’ın ayrı düşmesi artık bir Agents of Shield klasiği oldu denebilir. ”Ee uzay nasıl olmuş?” derseniz, yakın zamanda Inhumans izlemiş bünyeme şahane geldi. Beklediğimden çok daha iyiydi, uzay gemisinin, o boşlukta süzülen asteroidlerin, her şeyin görsel efekti harikaydı. Tabii ki dizi hala düşük bütçe sıkıntısı çekiyor olsa gerek ki bölümlerin çoğu küçük, kapalı alanlarda, dar ve birbirine benzeyen koridorlarda geçiyor. Ama bunlar sorun teşkil edecek seviyede değil. Ayrıca aksiyon, dövüş sahneleri yine az ve özdü. İnsanların yaşadığı ”Deniz Feneri” denen yer örneğin, dizayn olarak çok başarılıydı. Zaten bölümde bir çok sahne, özellikle uzay sahneleri akıllara Guardians of the Galaxy’i getiriyor. İç mekanlar ise bende direkt Star Wars izlenimi uyandırdı. İnsanların bulunduğu o bölüm bir Asi İttifakı tesisi gibiydi, Yo-Yo ve Mack’in öldürülmek için götürüldüğü oda ise soğuk Hoth gezegenindeki Assi üssünden bir oda gibi. Bu gibi detayları görmek de çok hoştu. Sonuç olarak, yaşananların gerçeği ne kadar etkileyip etkilemeyeceğinden yine emin olamayacağımız bir Agents of Shield sezonu izleyeceğiz gibi duruyor. Fakat şikayet ettiğim sanılmasın, tekrara düşülmediği sürece sorun yok. Ve dizinin bu hatayı yapacağını sanmıyorum. İlk sezonun başladığı günü hatırlıyorum da, şu an geldiğimiz nokta ve kat ettiğimiz yol tek kelimeyle muazzam. Bu seyrini sürdürürse harika bir sezon geliyor, şimdiden kendinizi hazırlayın!

Easter Eggler

  • Diziye katılan Deke karakteri özellikle daha ilk sahnesiyle; uzayda taktığı kaskı, belindeki düğmeye basınca  uçmasını sağlayan çizmeleri ve giyimi ile aşırı derecede Star Lord’a benziyor.

 

  • Set olsun, kostümler olsun, efektler olsun aşırı derece bir Star Wars, Guardians of the Galaxy benzerliği!
  • Dünyayı yok eden güç Daisy olduğu söylendi ancak orada yaşayan insanlar dünya’da olup bitenler hakkındaki çoğu olayı hikaye veya efsane olarak biliyorlar. Dünya’yı patlatanı Quake sanıp sezon finalinde Thanos olduğu ortaya çıkar mı? Ya da Daisy’nin yok edişini engelleseler ve yine de Dünya’nın yok olduğunu – bu sefer Thanos tarafından – görseler nasıl olur? Tabi, ki uçuk teoriler fakat ekip uzaydayken açıklamalara zıt olsa da bir MCU bağı beklememek olmaz.
  • Yo-Yo’nun uzayda da bir Shield yok mu mesela, Spear (Mızrak) dediği sahne Shield’ın uzay ayağı sayılabilecek örgüt Sword’a gönderme. Fakat Sword’un hakları Fox’ta.
  • Yine Sword sahnesinde öğreniyoruz ki Fury’nin Coulson’a verdiği kara kutuda uzaydaki insanlar ya da üsler hakkında bir bilgi yok.
  • Howard Stark göndermesi!
  • Ekip kendini ilk uzayda bulduğunda Coulson’a bunun Ghost Rider ile yaptığı anlaşma ile bir ilgisi olup olmadığını soruyorlar. Coulson da ilgisi olmadığını söylüyor, bu anlaşmayı bu sezon görür müyüz? Çünkü yine gelen açıklamalara göre 4.sezonda olduğu gibi dizi birden çok hikaye arkı işleyecekmiş. Geçen sezon bunlar LMD ve Ghost Rider idi.
  • Son aklıma gelenlerden biri ise Kree’ler ve deney yaptıkları Inhuman’ların bahsi geçiyor, hatta bir noktada Ay’da gizli bir üsten de bahsediliyor tabi ki ilk akla gelen Attilan, Inhuman şehri.

Okumaya Devam Et

Bomba

The Walking Dead 8.Sezon 4.Bölüm “Some Guy” İncelemesi

Yayınlandı

on

Walking Dead, başarısı ile birlikte zirvede en çok tartışılan dizilerden biridir. Bunun nedeni 8 sezon sürmesi olabilir. Post-apokaliptik bir dünyayı işliyor olmaları, en başta çekici geliyordu. Ama şimdi o hissi ne kadar alıyoruz? İşte bu tartışılıyor. Çünkü ben, artık yaratıcı ve mantıklı şeyler görmek istiyorum. İnsanların çoğu zombi olduysa, dünyanın dengesinde bir şeyler değişmeli. Doğal afet görmedik. Sise gömülmüş şehirler, renkler, karamsarlıklar görmek istiyorum. Ben bunları isterken, 8.Sezon’a aksiyonu bol şekilde giriş yaptı. 4 bölümdür de aksiyon durmak bilmiyor. Ama bu bölüm hepsinden iyiydi. Şimdi Spoiler içeren incelememde bunu konuşacağız.

Ezekiel ile Carol arasındaki ilişki, başından beri beni etkiliyordu. Ve bu bölümde zirveyi gördü. Aktör olarak Aragorn’u oynayan Ezekiel, sürekli motive eden konuşmalar yapıyordu. Rick de güzel stratejiler izlerken, Saviors sessiz kalıyordu. Negan’da Peder ile sıkışmışken Saviorsları merak ediyorduk. Tek bir adam bile kaybetmeyen Kral Ezekiel, mitralyözün gazabına, geçen bölümün sonunda uğradı. Ama öyle böyle değil. Açık alanda zafer sarhoşu olan Kingdom ekibi, paket oldu. Ama kendilerini krallarının önüne atmayı bildiler. Bu çok ağır bir sahneydi. Liderler önemlidir ancak askerlerin de böyle harcanması insanın yüreğini dağlıyor. Hayatta kalma mücadelesini işleyen dizide böyle bir sahne görmek, insan psikolojisinin derinlerine iniyor. Saliselik bir kararla krallarının önüne atlamaları gerçekçiliğini ise tartışılır bir durum. Ayağından yaralanan Ezekiel’in oradan kaçmaya çalışması da bölümün temasıydı. Pusudan kurtulan diğer arkadaşları da Ezekiel için ölmeye devam etti.

Yine herkesin can verdiği anlarda, önemli karakterlerin kurtulduğuna şahit olduk. Carol o saldırıda içeriye girmeyi başarmış. Kadın bilgisayar oyununda God Mode açmış gibi geziyor. Silahı alıp savaşı leyhlerine çevirmeleri için Carol savaşa devam ediyor. Tek başına yine ortalığın camını kıran Carol, Ezekiel’ı kurtarmak için silahın peşini bıraktı ama motor sesi, başarılı bir sekanstı. Silahın peşine düşmeye gerek yoktu. Çünkü bu civarda bu motoru kullanabilecek tek kişi vardı… (Masal anlatır gibi oldu.)

Ezekiel yine kurtulmuş ve daha kim kendini feda edebilir derken, yadigar Kaplan geldi ve mındar oldu. Kükremesiyle görkemli görkemli gezen yadigar, az göründü ve hiç oldu resmen. Beşiktaş’ın “Feda” Sezonu gibi bir bölümdü. Fedaları beğenmesem de Ezekiel’ın “Ben Kral falan değilim!” isyanı bölümün, hatta son sezonların en can alıcı sahnelerinden biriydi. Ki senarist bu sahneyi düşünmüş, çevresine sahneler yazarak bu bölümü oluşturmuş diyebiliriz. Yönetmenliğe dair tek sahne ise, kanalizasyonla birleşen kaplan kanıydı.

 

İlk sahneyi unutmadım. 40 dakikayı harcayabilirlerdi. Az önce beraber savaştığı insanlar artık zombiydi. Muazzam bir sahneydi. Her karakter bu acıyı belli dönemlerde yaşadı. Carl, annesini öldürmek zorunda kaldı. Daha kısa ve daha kaliteli bir yapım olsa, her bölüm ağlatabilecek sahneleri ve konusu bulunmakta. Örneğin Carol’ın Lizzie’yi öldürmesi, hala dizinin en iyi sahnesidir. Üstüne sahne gelmedi. Neyse konumuzu dönelim. Bunların dışında Resident Evil havasında bir araba kovalama sahnesi çekmişler. Gerçekçilik yine dibe vursa da Daryl’in artistik girişi her şeye bedeldi.

“Ben Kral falan değilim! Senin majestelerin de değilim! Hiçbir şey değilim. Sıradan bir adamım.”

Bu replikle zirveyi gören “Some Guy” bölümü, 8. Sezonun en anlamlı bölümüydü. Ezekiel hem Kral’dı hem Aktör hem de sıradan bir adamdı. Bu bölümden sonra aynı Ezekiel’ı görmemeliyiz. Değişim istiyoruz. Bu evrende Negan ve Rick’in savaşından fazlası olmalı. Bu bölümde bunu hissettik. Umarım devamı gelecektir. Haftaya görüşmek üzere, sağlıcakla kalın.

Okumaya Devam Et
Advertisement

Facebook

Bombalamasyon

Bomba8 ay ago

Avengers: Infinity War İncelemesi – Yeni Bir Bakış Açısı ve Tüm Easter Eggler!

27 Nisan Cuma günü, çok önemli bir olay gerçekleşti. İnsanların ateşi bulması gibi, sanat rönesansı, din reformu ve hatta hatta...

Bomba8 ay ago

Avengers: Infinity War Film İncelemesi – Hem Spoilersız Hem Spoilerlı!

Yazımızın ilk kısmında SPOILER YOKTUR. FİLMİ İZLEMEYENLER AŞAĞIDAKİ SPIDER-MAN GİF’İ VE SPOILER UYARISI ALANA DEK YAZIYI OKUYABİLİRSİNİZ. Dipnot: Anıl’ın full...

Bomba12 ay ago

2017’nin Hayal Kırıklığı Yaratan Filmleri

Uzun süredir gerek eğitim durumu gerekse yolculuklarımdan dolayı yazamıyordum. Hali hazırda vaktim olmasa bile evren ve sinema savaşları ile geçen...

Genel1 sene ago

Star Wars: The Last Jedi İncelemesi – Skywalker Efsanesine Saygı Duruşu!

Herkese merhaba. Star Wars: The Last Jedi’ı izledik ve incelememizi hazırladık. İncelemeyi Kutluhan ile Anıl farklı açılardan, farklı bakış açılarıyla...

Bomba1 sene ago

The Walking Dead 8.Sezon 8.Bölüm “How It’s Gotta Be” İncelemesi

Kutluhan’ın incelemesi: The Walking Dead, 8. sezona hızlı bir giriş yapmıştı. Resident Evil filmi gibi konu değiştirmiş,  zombi mücadelesi insanların savaşına...

Bomba1 sene ago

Inhumans 1.Sezon 4. 5. ve 6. Bölümleri İnceleme ve Easter Eggleri

Bu dizi, çok sancılı süreçlerden geçerek ekranlarımıza geldi. Ortaya bu konsept ile çıkabilecek çok güzel işler varken, elimizdeki sonuç ne...

Bomba1 sene ago

En Underrated Diziler #3 : Falling Skies!

Doğancan Gedik’in başlattığı ve Person of Interest ile Luther hakkında yazmış olduğu ”En Underrated Diziler” serisinde mutlaka olması gerektiğini düşündüğüm...

Bomba1 sene ago

Agents of Shield 5.Sezon Part 1 ve Part 2 İncelemesi: Orientation!

Marvel hayranları şu sıralar ellerini kana bulamış ve Punisher’ı bitirmiş, Infinity War fragmanıyla yükselmiş, Black Panther’i ve tabi ki Infinity...

Bomba1 sene ago

İddialar Gerçek Olmak Üzere! Disney, Fox’un Haklarını Aldığını Haftaya Açıklayabilir!

Biliyorsunuz ki, şu sıralar en önemli konu Disney’in 20. Century Fox’un çoğunluk hakkını satın alıp alamayacağı idi. Hatta haberini X-Men,...

Bomba1 sene ago

The Walking Dead 8. Sezon 7. Bölüm İncelemesi: Time For After

Bu inceleme The Walking Dead 8. sezon 7. bölüm hakkında SPOILER içermektedir. 8. sezon hayal kırıklıkları ile yoluna devam ediyor....

Bomba