Connect with us

Bomba

SUICIDE SQUAD FİLM İNCELEMESİ -SPOILER-

Yayınlandı

on

Suicide Squad, tüm dünyadan tam 1 hafta sonra nihayet ülkemizde gösterime girdi. Tüm eleştirmenlerin el birliği vermişçesine eksiyi bastığı bir DC filmi daha mı izleyeceğiz endişesi inanın içimi kaplamıştı. Tabi herkesin bir beyni olduğunu düşünürsek bu eleştirileri değil filmi kendimiz görüp, kendi yorumlarımızı yapabilmemiz gerektiğini düşünenlerdenim.

Peki film nasıl mı ?

AŞIRI TATLI !

Yapılması gerekenlerin yapıldığı, yapılmaması gerekenlerin ise biraz göze battığı ancak eleştirmenlerin yerden yere vuracağı kadar kötü bir film asla değil. Şahsım adına şunu söyleyebilirim ki Suicide Squad, DCEU filmleri içerisinde ki en başarılı film. 

Bunları uzun uzun sizlerle konuşup, olabildiğince filmin içerisindeki olumlu/olumsuz yanları ve çizgi roman referanslarını yazacağım. Ancak filmi henüz izlemediyseniz bu yazının tüm film hakkında SPOILER dolu olacağını söylemek istiyorum.

SPOILER DOLU YAZIMIZA HEMEN BAŞLAMAK İSTİYORUM. İZLEDİKTEN SONRA HERKESİ BURADA GÖRECEĞİM, YOKLAMA VAR ! 

Haydi başlıyoruz !

Olaylar Superman’in kendini dünya için feda etmesi sonrası insanların ve devletin gözünden meta-human sorununa çözümler aranması ile başlıyor. Gerçekten Superman, dünya’yı olağanüstü bir şekilde değiştirmiş, insanlık kendini hiç bu kadar aciz hissetmemişti. Tüm bunlar ise Superman’in sadece ahlaki değerleri iyi olduğu için insanlığın ucuz yırttığını ancak gelebilecek bir başka Superman’in bu şekilde olmayacağı, kötü biri olabileceği yönündeki sorunlar herkesin ortak düşüncesi olmuş durumda. Burada devreye giren ARGUS’un başı Amanda Waller, kendince 3.dünya savaşı olarak gördüğü tüm bu olayları engellemek adına kötülerden oluşan bir mini orduyu Amerika hükümetine kabul ettirmeye çalışmasıyla süreç hızlanıyor. Burada devreye giren Enchantress, herkesin düşüncelerini tek bir hareketiyle değiştirerek Task force X timinin kuruluşunu tüm yetkililere onaylatıyor. Büyücü Enchantress’in kalbine sahip olan Amanda Waller ise onu bu şekilde kontrol edebileceğini düşünerek muhtemelen film içerisindeki en büyük şapşikliği yapıyor. Bu derece kendine güvenen bir kadından beklenmeyecek kadar saf bir düşünceydi bu. Tabi filmin bir villianı olmalıydı ve bu da Enchantress idi. Filmin düşmanı kim belli değil yav ehe diye gevezelik yapanlar mutlaka olacaktır ama benim için kapı gibi bir düşmandı. Bunu iyi yanlarda yazacağım, hatta hemen o kısma geçelim bence. Evet.

OLUMLU YANLARI ;

BATMAN/BRUCE WAYNE’İN OLDUĞU HER SAHNE 

Suicide-Squad-Batman-Saves-Harley

Film öncesi herkesin bir ortak görüşü daha vardı o da fragmanların yine çok fazla şey gösterdiğiydi. Yani Batman’i fragmanlarda değil filmde görmüş olsak muhtemelen stratosfere kadar yükselmiştik. Buna rağmen, Batman’in gözüktüğü her sahnede nirvanaya ulaştım. Arkadaş, bir kahraman bu kadar mı güzel yansıtılır ? Deadshot’ı ve Harley’i hapishaneye yollayan kişinin Batman olması kadar doğalı olamazdı. Özellikle Deadshot’ın arkasından aniden gelişinde koltuktan uçmamak için kendimi zor tuttum. Müthiş ötesiydi ve görmeye doyamıyorum ! Bu Batman solo filmi değildi bu yüzden filmin içine kattıkları ve karakterleri bize tanıtmasında aldığı rol tam tadındaydı. Son sahnede ise sahneye tekrar çıktı ve Justice League’in kuruluşuna Amanda Waller’dan aldığı meta-human dosyası ile başladığı ortaya çıkmış oldu. Justice League fragmanıda yayınlandığı için Barry Allen’ın, Arthur’un yanına nasıl ulaştığıda böylelikle cevaplanmış oldu. O açığı iyi kapattılar.

JOKER

İnsanlığın en önemli sorusu ölümsüzlüğü bulmanın ardından Heath Ledger sonrası Jared Leto’nun Joker rolünün üstesinden kalkıp kalkamayacağıydı. Hiç merak etmeyin, Joker nefis olmuş ! Bunu Ledger’in Jokeri ile yan yana getirmek çok yanlış olur. İkisinin canlandırdığı aşırı iki farklı uctaki Jokerler. Bu yüzden geçmişe saygı, geleceği severek hayatımıza devam etmeliyiz bence. Megalomanyaklığı harika yansıtan bir Jokerimiz var. Her sahneye çıkışında filmin gidişatını değiştirdi. Asıl villian Enchantress idi belki ama Joker’in amacı farklı olsaydı Amanda Waller dahil, tüm intihar timini yok edebilecek kadar deli bir karakter yansıtıldı bizlere. İnanın film boyu BATMAN VS JOKER anlarını hayal etmekten filmin belli bir süresini kaçırdım. Bu ikilinin karşı karşıya geleceği solo Batman filmi, eğer doğru ellere bırakılırsa (Evet Zack Snyder sen değil) gelmiş geçmiş en iyi süper kahraman filmini izleyebiliriz. Joker’in sahnelerinin kısalığı ve olan sahnelerininde kesilmiş olması çoğu kişiyi rahatsız etti ki aralarında bende varım ancak bu film Joker filmi değildi. O yüzden az ama öz olması beni tatmin etti. Tabi kesilen sahneleri aşırı merak ediyorum. Onlarıda yakında görürüz, merak etmeyin.

ENCHANTRESS 

June Moone, arkeolog olarak çıktığı bir gün girmemesi gereken bir mağaraya girerek büyücünün ruhunu hapsolduğu yerden kurtarır ve bedeni büyücü tarafından ele geçirilir. June Moone rolünü canlandıran manken Cara Delevingne’den pek haz etmeyen biriydim. Tumblr’a hitap edebilmek için onun seçildiğini söyleyenler az değildi ama rolünün üstesinden başarıyla kalkmayı geçtim, hayatımda izlediğim en gerilim dolu villain olmuş çıkmış ! Ciddi anlamda ben çok beğendim. O deliliği, yıllarca bir biblo’nun içinde hapsolmuş kötü ruhun hareketlerini çok iyi yansıtmamış mı sizce ? Süper kahraman filmleri arasında en iyi villain sıralamasında rahat ilk 3’e girecek bir karakterizasyon ortaya çıkarılmış. Belki film içerisinde herşey çok hızlı gerçekleşti ve bu erkek kardeş nerden çıktı yahu dedik ama tek başına bile harikaydı !

HARLEY QUINN

Gönlümüzün efendisi, biricik Harleen Quinzel’in sinemalara ilk kez kanlı canlı aktarımı başarıyla atlatıldı ! Filmin mizahi kısmını ağırlıklı olarak sırtına yüklemişti ve tüm ciddi ciddi olaylar yaşanırken Harley ile nefes alışlarımız filme çok iyi yedirildiğini düşünüyorum. Ne az ne fazla, her şey yerli yerindeydi. Sadece Joker’i kaybettiğini düşündüğü bar sahnelerinde herkesin ciddileştiği anda bir garip durdu. Gerçi orada herkes ufaktan bir saçmalıyordu, Diablo hariç. O sahne dışında Harley Quinn çizgisinden hiç şaşmadı. Fazla risk alıp çizgi roman çizgisine kaymaması iyi olduğunu düşünüyorum. Oradaki dünya ile bizim izlediğimiz dünya aynı şekilde yansıtılması bazen sıkıntılar doğurabiliyor. Ben çok beğendim. Sadece herkese birer rol vermek adına Harley’e daha fazla süre verilmesini isterdim çünkü onada doyamadık desek yeridir. Neyse, evlerine yani Gotham City’e döndüler ve daha çok göreceğiz gibi. Son olarak Harley’i tanıttıkları sahnede ROBİN’İN ÖLÜMÜNE SUÇ ORTAĞI yazısını atlamamak lazım. Biliyorsunuz ki Batman v Superman filminde Robin’in kostümü Bruce Wayne tarafından asılmıştı. Onu Jokerin öldürdüğü açıklanmıştı demek orada Harley’de vardı. Robin’in ölümü için açık bir kapı bırakıldı. Keşke bir RED HOOD hikayesi gelse.

NAYS TI MİÇ YA ! 

FLASH 

NEKjXqhl9gZ0NQ_1_2

Maalesef Batman gibi onu da filmin içerisinde olacağını film gösterime girmeden hemen önce öğrenmiştik. Yinede Flash’ı görmek beni aşırı sevindiren bir andı. Kaptan Boomerang’ın Central City olması muhtemelen bir banka soygununda yakalayıp hapse göndermesi doğru bir hamleydi. Yani başkasına yakalansa garip durabilirdi ama Kaptanın en büyük belalısı Flash tarafından yine alıkoyulması çok tatlı bir an oldu. Barry Allen’ı dizi aleminden sonra film evreninde de iş üstünde görmüş olduk ve benim başka sorum kalmadı. Ezra Miller, Barry Allen’ı gerçekten güzel oynuyor.

EL DIABLO 

sst006

Tüm çevresine zarar verdikten sonra tövbe edip imana gelen bir karakter olarak tasarlanan Diablo, film içerisinde beni heyecandan yerimden fırlatan bir başka karakter oldu. Enchantress’in erkek kardeşi ile savaştığı sırada büründüğü gerçek iblis formuna hayran kalmamak elde değildi ! Bluray’i çıktığı vakit o sahneyi açıp açıp tekrar izlemeyi şimdiden planladım. Aşırı iyi değil miydi o anlar ? Ailevi hikayesi çok acıklıydı ve öfkesinden sonra içindeki yaratığın kontrolü ele geçirip tüm ailesini yok ettiği gerçeğini Harley’in zoruyla kabul etti ve Enchantress ile olan savaşta kendini feda eden bir başka babayiğit oldu. Karakteri film boyunca en çok gelişen kişiydi. Gelişimin her anını bize iyi aktardıklarını düşünüyorum. Çoğu karaktere bunu yapamadılar maalesef.

DEADSHOT 

Ekibin “abisi” konumuna en baştan yerleştirilen karakter oldu. Will Smith’in geriye kalan tüm oyunculardan daha ünlü olmasından mıdır babacan bir karakter yaratmak istediklerinden midir bilemem elbet ama karakteriyle bağ kurabildiğimiz en net kişi oldu. Floyd Lawton olarak hiçbir kişiyi ıskalamaması durumunu Harley muhabbetinde ISKALADIM TÜH diye gözümüze sokmasalardı daha iyi olabilirdi tabi. Onun dışında her an ön plana çıktı ve son atışı yine o yapmış oldu. Rick Flag ile atışmaları güzeldi ve bunu Phil Jackson ile anlatmaya çalışması basketbol severler tarafından gururla izlendi ! Ayrıca Enchantress’in herkese hayal ettiği sahneleri gösterirken Deadshot’ın hayali Batman’i öldürmek olduğunu gördük. Buna kendisi bile inanmamıştı. Orada aşırı güldüm. Belki solo Batman filmine yol yapılmıştır. Neden olmasın ?

SOUNDTRACKLER

Tüm şarkılar muhteşemdi. Özellikle Eminem/Without me’nin çalındığı yere bayıldım. Geriye kalan Bahomian Rapsody, You don’t own me, Ballrom Blitz, Heathens gibi şarkılar filme çok güzel bir hava kattılar.

OLUMSUZ YANLAR ;

JOKER’İN HARLEY İÇİN PRISON BREAK YAŞATMASI

Başta söylediğim gibi, bu Joker veya Batman filmi değil Suicide Squad filmiydi. Yani isteseler ne Joker’i ne Batman’i buraya sokmazlardı ve bizde bön bön izlerdik. O yüzden bu kadarına ben tamamım. Sadece Joker’i filme yedirmek için düşündükleri konu bana çok yanlış geldi. Çizgi romanlarda genelde Harley, Joker’e takıktır ve Joker gerektiğinde tokadı basar gerektiğinde ölüme terkeder. Aslında başta buna yakın bir sahne izledik. Araba ile kaçışları sırasında Batman’in Joker ile Harley’i bulması sonrasında arabayı denize atmasıyla kaçması bir olmuştu. Sonrasında ki takıntısını anlamak pek mümkün olmadı. Tüm film boyunca Harley’i bir yerden kurtarmaya çalıştı. Yani ben, Joker’i filme koymak için yanlış bir yöntem seçtiklerini düşünüyorum.

SLIPKNOT

Herhangi bir şey dememe gerek var mı ? Koyulduğu her fragmanda bir yerlere tırmanıyordu ve orada da kaldı. Cidden, boyunlarına konulan bombanın gerçek olup olmadığını kontrol etmek için filme katılmış bir karakter dışında başka bir şey olmayı başaramadı. Keşke hiç olmasaydı. Filmin en kötü tarafıydı bana göre.

HERKESE BİR ROL VEREYİM DERKEN HERKESE DAHA AZ ZAMAN AYRILMASI

Yani bu benim şahsi düşüncem. Hatırlayacak olursanız Avengers Age of Ultron’da ilk kez olabildiğince kalabalık bir grup yan yana gelmişti ve herkese zaman ayıralım derken ortaya saçma bir sürü şey çıkmıştı. Burada ise durum tam tersiydi. Yani herkese bir pay biçelim derken ön plana çıkabilecek karakterler de geride kalmış oldu. Yani Slipknot’a vereceğin süreyi komple Harley’e kaydırsan belki ben daha mutlu olabilirdim. Bir tek Deadshot istisna oldu ve filmin önüne geçti. Tabi katılır, katılmazsınız o ayrı ama bence bazı karakterlere daha fazla süre verilmeliydi.

RICK FLAG 

Tüm film boyunca bu adamın Deathstroke’a dönüşeceğini düşünerek geçirdim. Kalıp ve yetenekler açısından uygun bir adaydı aslında. Gerçi bilinmez belki ilerde dönüşebilir ama olumsuz kısma koyma sebebim ona tüm bunları yapma sebebinin klişe konusu aşk olmasıydı. June Moone’a tutulması ve Amanda Waller’ın onu kukla gibi oynatması bana biraz MEH geldi. Daha iyi olabilirdi sanki.

Çizgi roman referansları ; 

BELLE REVE 

694f0530-3a2b-0134-0cbe-0a0b9a139ea7

Tüm ekibin tutulduğu hapshaneyi hatırlıyor musunuz ? Heh orası Belle Reve. Çizgi romanlarda tehlikeli meta-humanların ve risk düzeyi yüksek suçluların tutulduğu bir hapishane. Arrow dizisinde adını duymuştuk. Hatırlayan ? Yok, süper !

SUPERMAN T-SHİRT’LERİ SATAN ELEMAN

Bibbo_Bibbowski_0002

Amanda Waller, yetkililerin olduğu restauranta girmeden hemen önce Superman’in anısına satılan REMEMBER t-shirtlerini hatırlıyorsunuzdur. Heh onları satan çizgi romanlarda Bibbo Bibbowski adı bir karakter. Superman’in ölümünü ticarete dökmüş, kanında Türk kanı taşıdığı net bir şekilde belli olan bir eleman. Yani orada burada gördüğünüz Superman t-shirtleri ahanda bunun. KANAYAN S sembolünü Death of Superman hikayesinde tanıtan kişi. Minik bir referans olarak değerlendirebiliriz.

NEW JERSEY 

gotham-nj-193740

Deadshot’ın ARGUS dosyasına göre Gotham şehri New Jersey içerisinde gözüküyor. DC Extented Universe’te ilk kez karşımıza çıkan bu bilgi, 93 basımlı Batman : Shadow of the Bat hikayesinde geçmiş.

ARKHAM ASYLUM

Gotham’ın tüm delilerinin kapatıldığı yer olan Arkham, DCEU içerisinde ilk kez gözüktü. Harley Quinn’in tanıtımı sırasında gözüken Arkham, Batman v Superman filminde Batman’in, Lex’i tehdit ettiği sırada sözü geçmişti.

JESTER SUİT

4e1106f7a494b5860066e19db7f8994e-193646

Alex Ross imzalı Joker ve Harley Quinn çiziminin birebir aynısını filmde görmek beni aşırı sevindiren easter egglerden biriydi. Kabul edin, o an bir mutlu olmadınız mı ? Harley’i çizgi roman kostümleri içinde görmek elbet bir garipti ama o alana güzel bir selam çakıldı.

JOHN F OSTRANDER FEDERAL BİNASI

80’li yıllarda Suicide Squad’ı yazmaya başlayan yazarlardan biri Ostrander. İntihar timini günümüz hale getiren kişilerden biri. Eski yazarlardan birini filmde kuşatmanın olduğu binalardan birine verilmesi hoş detaydı.

23 NUMARALI UÇAK VE 23 SİMGELERİ

Film boyunca 23 sayısı amma çok koymuşlar diyordum ki birkaç anlamı varmış. Yabancı kaynaklardan baktığıma göre Suicide Squad’ın 23.sayısında Barbara Gordon ilk kez ORACLE olarak gözükmüş. Tabi film ile alakası yok ama güzel bir bilgi bence.

GOLDEN TREE

Midway City’nin camekanlarından birinde görülen Golden Tree, çizgi romanlarda dünyayı karanlıklardan yöneten bir grupmuş. Onları görür müyüz bilmem ama referans onlara olduğu neredeyse kesin. Midway City demişken burası bildiğimiz Chicago. Hawkman ve Doom Patrol serilerinde karşımıza çıkan bir şehir.

ENCHANTRESS’İN ERKEK KARDEŞİ : The Incubus 

Suicide-Squad-Trailer-Subway-Explained

Film boyunca farkettiyseniz hiç adı geçmedi bu elemanın. Resmi ağızdan bir doğrulama yok ama o yaratığın Incubus olduğu düşünülüyor.

HARLEY’İN ORİJİNİ

New 52’de Joker tarafından ACE CHEMICALS’ın kimyasal fıçılarına itilen Harley, burada kendi isteğiyle atlıyor. Tabi tek değişiklik bu değil ama en gözle görüleni bu.

 

CAPTAIN BOOMERANG’IN SLIPKNOT’I ÖLDÜRTMESİ

1988 yılında ekibe ilk kez katılan Slipnot, Captain Boomerang tarafından tekrar aldatılarak bir bomba yüzünden kolunu kaybetmesine sebep oluyor.

Filmde ise aynı şekilde ikna ederek bu sefer komple ölümüne sebebiyet veriyor.

 

Özetle ; Suicide Squad, verdiğiniz paranın karşılığını size kat ve kat veren aşırı eğlenceli, tatlı bir film. Bu filmden Joker vs Batman bekleyen varsa hiç gitmemesini öneririm. Çünkü değil. Ben sinemadan mutlu ayrıldım. Sizinde öyle ayrılacağınızı düşünüyorum. 

İncelemem bu şekilde son buluyor. Sizin düşünceleriniz neler ? Eklemek istediğiniz şeyler olursa yorumlarda mutlaka bahsediniz. Umarım incelemeyi beğenirsiniz ve bize yardımcı olmak adına Facebook sayfalarınızda paylaşırsınız, çok seviniriz !

YORUM BIRAKMAYI UNUTMAYIN ! 

Okumaya Devam Et
6 Comments

6 Yorumlar

  1. web tasarım

    15 Ağustos 2016 at 22:34

    Dün Suicide Squad'ın arasındayken kendimize bir şeyler alıyorduk işte, arkamızdaki çocuk "Flash çok kötü oynadı yaa" dedi, AMK WTF? + İlave olarak Suicide squad'ın 2. yarısı da ilki kadar kötü mü ona göre salondan çıkıp iskender yemeye gideceğim benim vaktim değerlidir

    • Anıl Kaleli

      16 Ağustos 2016 at 18:03

      Hahahah filmin ikinci yarısını bitirip iskender yemeye gitmiş olmak, hakkındır !

  2. intihar timi

    16 Ocak 2017 at 23:48

    gerçekten zahmet verilerek hazırlanmış harika bir inceleme olmuş tebrik ederim..

    • Anıl Kaleli

      17 Ocak 2017 at 00:42

      Cidden yorucuydu hala hatırlıyorum 🙂 Çok teşekkür ederim.

  3. Didem

    21 Mart 2017 at 17:18

    Ya ben filmin sonunu anlayamadım ben affleck çıktı ortaya sok oldum ….çözemedim yani yardımcı olur musunuz?

    • Anıl Kaleli

      21 Mart 2017 at 19:33

      Justice League’i kurmak amacıyla Amanda Waller’dan meta-humanlara ait olan dosyayı aldı. Oradan da Flash, Aquaman vs. bulup tek tek görüşmeye gidiyor işte. Justice League fragmanını izleyin daha iyi anlarsınız 🙂

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel1 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba4 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba4 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba6 gün ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba