Connect with us

Bomba

SUICIDE SQUAD FİLM İNCELEMESİ -SPOILER-

Yayınlandı

on

Suicide Squad, tüm dünyadan tam 1 hafta sonra nihayet ülkemizde gösterime girdi. Tüm eleştirmenlerin el birliği vermişçesine eksiyi bastığı bir DC filmi daha mı izleyeceğiz endişesi inanın içimi kaplamıştı. Tabi herkesin bir beyni olduğunu düşünürsek bu eleştirileri değil filmi kendimiz görüp, kendi yorumlarımızı yapabilmemiz gerektiğini düşünenlerdenim.

Peki film nasıl mı ?

AŞIRI TATLI !

Yapılması gerekenlerin yapıldığı, yapılmaması gerekenlerin ise biraz göze battığı ancak eleştirmenlerin yerden yere vuracağı kadar kötü bir film asla değil. Şahsım adına şunu söyleyebilirim ki Suicide Squad, DCEU filmleri içerisinde ki en başarılı film. 

Bunları uzun uzun sizlerle konuşup, olabildiğince filmin içerisindeki olumlu/olumsuz yanları ve çizgi roman referanslarını yazacağım. Ancak filmi henüz izlemediyseniz bu yazının tüm film hakkında SPOILER dolu olacağını söylemek istiyorum.

SPOILER DOLU YAZIMIZA HEMEN BAŞLAMAK İSTİYORUM. İZLEDİKTEN SONRA HERKESİ BURADA GÖRECEĞİM, YOKLAMA VAR ! 

Haydi başlıyoruz !

Olaylar Superman’in kendini dünya için feda etmesi sonrası insanların ve devletin gözünden meta-human sorununa çözümler aranması ile başlıyor. Gerçekten Superman, dünya’yı olağanüstü bir şekilde değiştirmiş, insanlık kendini hiç bu kadar aciz hissetmemişti. Tüm bunlar ise Superman’in sadece ahlaki değerleri iyi olduğu için insanlığın ucuz yırttığını ancak gelebilecek bir başka Superman’in bu şekilde olmayacağı, kötü biri olabileceği yönündeki sorunlar herkesin ortak düşüncesi olmuş durumda. Burada devreye giren ARGUS’un başı Amanda Waller, kendince 3.dünya savaşı olarak gördüğü tüm bu olayları engellemek adına kötülerden oluşan bir mini orduyu Amerika hükümetine kabul ettirmeye çalışmasıyla süreç hızlanıyor. Burada devreye giren Enchantress, herkesin düşüncelerini tek bir hareketiyle değiştirerek Task force X timinin kuruluşunu tüm yetkililere onaylatıyor. Büyücü Enchantress’in kalbine sahip olan Amanda Waller ise onu bu şekilde kontrol edebileceğini düşünerek muhtemelen film içerisindeki en büyük şapşikliği yapıyor. Bu derece kendine güvenen bir kadından beklenmeyecek kadar saf bir düşünceydi bu. Tabi filmin bir villianı olmalıydı ve bu da Enchantress idi. Filmin düşmanı kim belli değil yav ehe diye gevezelik yapanlar mutlaka olacaktır ama benim için kapı gibi bir düşmandı. Bunu iyi yanlarda yazacağım, hatta hemen o kısma geçelim bence. Evet.

OLUMLU YANLARI ;

BATMAN/BRUCE WAYNE’İN OLDUĞU HER SAHNE 

Suicide-Squad-Batman-Saves-Harley

Film öncesi herkesin bir ortak görüşü daha vardı o da fragmanların yine çok fazla şey gösterdiğiydi. Yani Batman’i fragmanlarda değil filmde görmüş olsak muhtemelen stratosfere kadar yükselmiştik. Buna rağmen, Batman’in gözüktüğü her sahnede nirvanaya ulaştım. Arkadaş, bir kahraman bu kadar mı güzel yansıtılır ? Deadshot’ı ve Harley’i hapishaneye yollayan kişinin Batman olması kadar doğalı olamazdı. Özellikle Deadshot’ın arkasından aniden gelişinde koltuktan uçmamak için kendimi zor tuttum. Müthiş ötesiydi ve görmeye doyamıyorum ! Bu Batman solo filmi değildi bu yüzden filmin içine kattıkları ve karakterleri bize tanıtmasında aldığı rol tam tadındaydı. Son sahnede ise sahneye tekrar çıktı ve Justice League’in kuruluşuna Amanda Waller’dan aldığı meta-human dosyası ile başladığı ortaya çıkmış oldu. Justice League fragmanıda yayınlandığı için Barry Allen’ın, Arthur’un yanına nasıl ulaştığıda böylelikle cevaplanmış oldu. O açığı iyi kapattılar.

JOKER

İnsanlığın en önemli sorusu ölümsüzlüğü bulmanın ardından Heath Ledger sonrası Jared Leto’nun Joker rolünün üstesinden kalkıp kalkamayacağıydı. Hiç merak etmeyin, Joker nefis olmuş ! Bunu Ledger’in Jokeri ile yan yana getirmek çok yanlış olur. İkisinin canlandırdığı aşırı iki farklı uctaki Jokerler. Bu yüzden geçmişe saygı, geleceği severek hayatımıza devam etmeliyiz bence. Megalomanyaklığı harika yansıtan bir Jokerimiz var. Her sahneye çıkışında filmin gidişatını değiştirdi. Asıl villian Enchantress idi belki ama Joker’in amacı farklı olsaydı Amanda Waller dahil, tüm intihar timini yok edebilecek kadar deli bir karakter yansıtıldı bizlere. İnanın film boyu BATMAN VS JOKER anlarını hayal etmekten filmin belli bir süresini kaçırdım. Bu ikilinin karşı karşıya geleceği solo Batman filmi, eğer doğru ellere bırakılırsa (Evet Zack Snyder sen değil) gelmiş geçmiş en iyi süper kahraman filmini izleyebiliriz. Joker’in sahnelerinin kısalığı ve olan sahnelerininde kesilmiş olması çoğu kişiyi rahatsız etti ki aralarında bende varım ancak bu film Joker filmi değildi. O yüzden az ama öz olması beni tatmin etti. Tabi kesilen sahneleri aşırı merak ediyorum. Onlarıda yakında görürüz, merak etmeyin.

ENCHANTRESS 

June Moone, arkeolog olarak çıktığı bir gün girmemesi gereken bir mağaraya girerek büyücünün ruhunu hapsolduğu yerden kurtarır ve bedeni büyücü tarafından ele geçirilir. June Moone rolünü canlandıran manken Cara Delevingne’den pek haz etmeyen biriydim. Tumblr’a hitap edebilmek için onun seçildiğini söyleyenler az değildi ama rolünün üstesinden başarıyla kalkmayı geçtim, hayatımda izlediğim en gerilim dolu villain olmuş çıkmış ! Ciddi anlamda ben çok beğendim. O deliliği, yıllarca bir biblo’nun içinde hapsolmuş kötü ruhun hareketlerini çok iyi yansıtmamış mı sizce ? Süper kahraman filmleri arasında en iyi villain sıralamasında rahat ilk 3’e girecek bir karakterizasyon ortaya çıkarılmış. Belki film içerisinde herşey çok hızlı gerçekleşti ve bu erkek kardeş nerden çıktı yahu dedik ama tek başına bile harikaydı !

HARLEY QUINN

Gönlümüzün efendisi, biricik Harleen Quinzel’in sinemalara ilk kez kanlı canlı aktarımı başarıyla atlatıldı ! Filmin mizahi kısmını ağırlıklı olarak sırtına yüklemişti ve tüm ciddi ciddi olaylar yaşanırken Harley ile nefes alışlarımız filme çok iyi yedirildiğini düşünüyorum. Ne az ne fazla, her şey yerli yerindeydi. Sadece Joker’i kaybettiğini düşündüğü bar sahnelerinde herkesin ciddileştiği anda bir garip durdu. Gerçi orada herkes ufaktan bir saçmalıyordu, Diablo hariç. O sahne dışında Harley Quinn çizgisinden hiç şaşmadı. Fazla risk alıp çizgi roman çizgisine kaymaması iyi olduğunu düşünüyorum. Oradaki dünya ile bizim izlediğimiz dünya aynı şekilde yansıtılması bazen sıkıntılar doğurabiliyor. Ben çok beğendim. Sadece herkese birer rol vermek adına Harley’e daha fazla süre verilmesini isterdim çünkü onada doyamadık desek yeridir. Neyse, evlerine yani Gotham City’e döndüler ve daha çok göreceğiz gibi. Son olarak Harley’i tanıttıkları sahnede ROBİN’İN ÖLÜMÜNE SUÇ ORTAĞI yazısını atlamamak lazım. Biliyorsunuz ki Batman v Superman filminde Robin’in kostümü Bruce Wayne tarafından asılmıştı. Onu Jokerin öldürdüğü açıklanmıştı demek orada Harley’de vardı. Robin’in ölümü için açık bir kapı bırakıldı. Keşke bir RED HOOD hikayesi gelse.

NAYS TI MİÇ YA ! 

FLASH 

NEKjXqhl9gZ0NQ_1_2

Maalesef Batman gibi onu da filmin içerisinde olacağını film gösterime girmeden hemen önce öğrenmiştik. Yinede Flash’ı görmek beni aşırı sevindiren bir andı. Kaptan Boomerang’ın Central City olması muhtemelen bir banka soygununda yakalayıp hapse göndermesi doğru bir hamleydi. Yani başkasına yakalansa garip durabilirdi ama Kaptanın en büyük belalısı Flash tarafından yine alıkoyulması çok tatlı bir an oldu. Barry Allen’ı dizi aleminden sonra film evreninde de iş üstünde görmüş olduk ve benim başka sorum kalmadı. Ezra Miller, Barry Allen’ı gerçekten güzel oynuyor.

EL DIABLO 

sst006

Tüm çevresine zarar verdikten sonra tövbe edip imana gelen bir karakter olarak tasarlanan Diablo, film içerisinde beni heyecandan yerimden fırlatan bir başka karakter oldu. Enchantress’in erkek kardeşi ile savaştığı sırada büründüğü gerçek iblis formuna hayran kalmamak elde değildi ! Bluray’i çıktığı vakit o sahneyi açıp açıp tekrar izlemeyi şimdiden planladım. Aşırı iyi değil miydi o anlar ? Ailevi hikayesi çok acıklıydı ve öfkesinden sonra içindeki yaratığın kontrolü ele geçirip tüm ailesini yok ettiği gerçeğini Harley’in zoruyla kabul etti ve Enchantress ile olan savaşta kendini feda eden bir başka babayiğit oldu. Karakteri film boyunca en çok gelişen kişiydi. Gelişimin her anını bize iyi aktardıklarını düşünüyorum. Çoğu karaktere bunu yapamadılar maalesef.

DEADSHOT 

Ekibin “abisi” konumuna en baştan yerleştirilen karakter oldu. Will Smith’in geriye kalan tüm oyunculardan daha ünlü olmasından mıdır babacan bir karakter yaratmak istediklerinden midir bilemem elbet ama karakteriyle bağ kurabildiğimiz en net kişi oldu. Floyd Lawton olarak hiçbir kişiyi ıskalamaması durumunu Harley muhabbetinde ISKALADIM TÜH diye gözümüze sokmasalardı daha iyi olabilirdi tabi. Onun dışında her an ön plana çıktı ve son atışı yine o yapmış oldu. Rick Flag ile atışmaları güzeldi ve bunu Phil Jackson ile anlatmaya çalışması basketbol severler tarafından gururla izlendi ! Ayrıca Enchantress’in herkese hayal ettiği sahneleri gösterirken Deadshot’ın hayali Batman’i öldürmek olduğunu gördük. Buna kendisi bile inanmamıştı. Orada aşırı güldüm. Belki solo Batman filmine yol yapılmıştır. Neden olmasın ?

SOUNDTRACKLER

Tüm şarkılar muhteşemdi. Özellikle Eminem/Without me’nin çalındığı yere bayıldım. Geriye kalan Bahomian Rapsody, You don’t own me, Ballrom Blitz, Heathens gibi şarkılar filme çok güzel bir hava kattılar.

OLUMSUZ YANLAR ;

JOKER’İN HARLEY İÇİN PRISON BREAK YAŞATMASI

Başta söylediğim gibi, bu Joker veya Batman filmi değil Suicide Squad filmiydi. Yani isteseler ne Joker’i ne Batman’i buraya sokmazlardı ve bizde bön bön izlerdik. O yüzden bu kadarına ben tamamım. Sadece Joker’i filme yedirmek için düşündükleri konu bana çok yanlış geldi. Çizgi romanlarda genelde Harley, Joker’e takıktır ve Joker gerektiğinde tokadı basar gerektiğinde ölüme terkeder. Aslında başta buna yakın bir sahne izledik. Araba ile kaçışları sırasında Batman’in Joker ile Harley’i bulması sonrasında arabayı denize atmasıyla kaçması bir olmuştu. Sonrasında ki takıntısını anlamak pek mümkün olmadı. Tüm film boyunca Harley’i bir yerden kurtarmaya çalıştı. Yani ben, Joker’i filme koymak için yanlış bir yöntem seçtiklerini düşünüyorum.

SLIPKNOT

Herhangi bir şey dememe gerek var mı ? Koyulduğu her fragmanda bir yerlere tırmanıyordu ve orada da kaldı. Cidden, boyunlarına konulan bombanın gerçek olup olmadığını kontrol etmek için filme katılmış bir karakter dışında başka bir şey olmayı başaramadı. Keşke hiç olmasaydı. Filmin en kötü tarafıydı bana göre.

HERKESE BİR ROL VEREYİM DERKEN HERKESE DAHA AZ ZAMAN AYRILMASI

Yani bu benim şahsi düşüncem. Hatırlayacak olursanız Avengers Age of Ultron’da ilk kez olabildiğince kalabalık bir grup yan yana gelmişti ve herkese zaman ayıralım derken ortaya saçma bir sürü şey çıkmıştı. Burada ise durum tam tersiydi. Yani herkese bir pay biçelim derken ön plana çıkabilecek karakterler de geride kalmış oldu. Yani Slipknot’a vereceğin süreyi komple Harley’e kaydırsan belki ben daha mutlu olabilirdim. Bir tek Deadshot istisna oldu ve filmin önüne geçti. Tabi katılır, katılmazsınız o ayrı ama bence bazı karakterlere daha fazla süre verilmeliydi.

RICK FLAG 

Tüm film boyunca bu adamın Deathstroke’a dönüşeceğini düşünerek geçirdim. Kalıp ve yetenekler açısından uygun bir adaydı aslında. Gerçi bilinmez belki ilerde dönüşebilir ama olumsuz kısma koyma sebebim ona tüm bunları yapma sebebinin klişe konusu aşk olmasıydı. June Moone’a tutulması ve Amanda Waller’ın onu kukla gibi oynatması bana biraz MEH geldi. Daha iyi olabilirdi sanki.

Çizgi roman referansları ; 

BELLE REVE 

694f0530-3a2b-0134-0cbe-0a0b9a139ea7

Tüm ekibin tutulduğu hapshaneyi hatırlıyor musunuz ? Heh orası Belle Reve. Çizgi romanlarda tehlikeli meta-humanların ve risk düzeyi yüksek suçluların tutulduğu bir hapishane. Arrow dizisinde adını duymuştuk. Hatırlayan ? Yok, süper !

SUPERMAN T-SHİRT’LERİ SATAN ELEMAN

Bibbo_Bibbowski_0002

Amanda Waller, yetkililerin olduğu restauranta girmeden hemen önce Superman’in anısına satılan REMEMBER t-shirtlerini hatırlıyorsunuzdur. Heh onları satan çizgi romanlarda Bibbo Bibbowski adı bir karakter. Superman’in ölümünü ticarete dökmüş, kanında Türk kanı taşıdığı net bir şekilde belli olan bir eleman. Yani orada burada gördüğünüz Superman t-shirtleri ahanda bunun. KANAYAN S sembolünü Death of Superman hikayesinde tanıtan kişi. Minik bir referans olarak değerlendirebiliriz.

NEW JERSEY 

gotham-nj-193740

Deadshot’ın ARGUS dosyasına göre Gotham şehri New Jersey içerisinde gözüküyor. DC Extented Universe’te ilk kez karşımıza çıkan bu bilgi, 93 basımlı Batman : Shadow of the Bat hikayesinde geçmiş.

ARKHAM ASYLUM

Gotham’ın tüm delilerinin kapatıldığı yer olan Arkham, DCEU içerisinde ilk kez gözüktü. Harley Quinn’in tanıtımı sırasında gözüken Arkham, Batman v Superman filminde Batman’in, Lex’i tehdit ettiği sırada sözü geçmişti.

JESTER SUİT

4e1106f7a494b5860066e19db7f8994e-193646

Alex Ross imzalı Joker ve Harley Quinn çiziminin birebir aynısını filmde görmek beni aşırı sevindiren easter egglerden biriydi. Kabul edin, o an bir mutlu olmadınız mı ? Harley’i çizgi roman kostümleri içinde görmek elbet bir garipti ama o alana güzel bir selam çakıldı.

JOHN F OSTRANDER FEDERAL BİNASI

80’li yıllarda Suicide Squad’ı yazmaya başlayan yazarlardan biri Ostrander. İntihar timini günümüz hale getiren kişilerden biri. Eski yazarlardan birini filmde kuşatmanın olduğu binalardan birine verilmesi hoş detaydı.

23 NUMARALI UÇAK VE 23 SİMGELERİ

Film boyunca 23 sayısı amma çok koymuşlar diyordum ki birkaç anlamı varmış. Yabancı kaynaklardan baktığıma göre Suicide Squad’ın 23.sayısında Barbara Gordon ilk kez ORACLE olarak gözükmüş. Tabi film ile alakası yok ama güzel bir bilgi bence.

GOLDEN TREE

Midway City’nin camekanlarından birinde görülen Golden Tree, çizgi romanlarda dünyayı karanlıklardan yöneten bir grupmuş. Onları görür müyüz bilmem ama referans onlara olduğu neredeyse kesin. Midway City demişken burası bildiğimiz Chicago. Hawkman ve Doom Patrol serilerinde karşımıza çıkan bir şehir.

ENCHANTRESS’İN ERKEK KARDEŞİ : The Incubus 

Suicide-Squad-Trailer-Subway-Explained

Film boyunca farkettiyseniz hiç adı geçmedi bu elemanın. Resmi ağızdan bir doğrulama yok ama o yaratığın Incubus olduğu düşünülüyor.

HARLEY’İN ORİJİNİ

New 52’de Joker tarafından ACE CHEMICALS’ın kimyasal fıçılarına itilen Harley, burada kendi isteğiyle atlıyor. Tabi tek değişiklik bu değil ama en gözle görüleni bu.

 

CAPTAIN BOOMERANG’IN SLIPKNOT’I ÖLDÜRTMESİ

1988 yılında ekibe ilk kez katılan Slipnot, Captain Boomerang tarafından tekrar aldatılarak bir bomba yüzünden kolunu kaybetmesine sebep oluyor.

Filmde ise aynı şekilde ikna ederek bu sefer komple ölümüne sebebiyet veriyor.

 

Özetle ; Suicide Squad, verdiğiniz paranın karşılığını size kat ve kat veren aşırı eğlenceli, tatlı bir film. Bu filmden Joker vs Batman bekleyen varsa hiç gitmemesini öneririm. Çünkü değil. Ben sinemadan mutlu ayrıldım. Sizinde öyle ayrılacağınızı düşünüyorum. 

İncelemem bu şekilde son buluyor. Sizin düşünceleriniz neler ? Eklemek istediğiniz şeyler olursa yorumlarda mutlaka bahsediniz. Umarım incelemeyi beğenirsiniz ve bize yardımcı olmak adına Facebook sayfalarınızda paylaşırsınız, çok seviniriz !

YORUM BIRAKMAYI UNUTMAYIN ! 

Okumaya Devam Et
7 Comments

7 Yorumlar

  1. web tasarım

    15 Ağustos 2016 at 22:34

    Dün Suicide Squad'ın arasındayken kendimize bir şeyler alıyorduk işte, arkamızdaki çocuk "Flash çok kötü oynadı yaa" dedi, AMK WTF? + İlave olarak Suicide squad'ın 2. yarısı da ilki kadar kötü mü ona göre salondan çıkıp iskender yemeye gideceğim benim vaktim değerlidir

    • Anıl Kaleli

      16 Ağustos 2016 at 18:03

      Hahahah filmin ikinci yarısını bitirip iskender yemeye gitmiş olmak, hakkındır !

  2. intihar timi

    16 Ocak 2017 at 23:48

    gerçekten zahmet verilerek hazırlanmış harika bir inceleme olmuş tebrik ederim..

    • Anıl Kaleli

      17 Ocak 2017 at 00:42

      Cidden yorucuydu hala hatırlıyorum 🙂 Çok teşekkür ederim.

  3. Didem

    21 Mart 2017 at 17:18

    Ya ben filmin sonunu anlayamadım ben affleck çıktı ortaya sok oldum ….çözemedim yani yardımcı olur musunuz?

    • Anıl Kaleli

      21 Mart 2017 at 19:33

      Justice League’i kurmak amacıyla Amanda Waller’dan meta-humanlara ait olan dosyayı aldı. Oradan da Flash, Aquaman vs. bulup tek tek görüşmeye gidiyor işte. Justice League fragmanını izleyin daha iyi anlarsınız 🙂

  4. direkizle

    12 Ekim 2017 at 14:36

    eline koluna sağlık çok güzel içerik olmuş.. biraz daha kısa olsaydı okuması daha zevkli olabilirdi 😀

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Justice League İncelemesi ve Tüm Çizgi Roman Referansları!

Yayınlandı

on

-SPOILER OLMAYAN KISIM-

Kutluhan’ın Görüşleri

Villian, solo hikayeler, diyaloglar, espriler, efektler, yan karakterler filmi bir bütün olarak karşımıza çıkardı. Avengers’tan üstün olması hem yıl olarak hem de karakterler açısından beklenen bir şeydi. Şöyle açıklayayım, sinemanın süper kahraman evreninde kimse Kaptan Amerika, Iron Man, Hulk, Thor diye çıldırmıyor. Hulk, her zaman solo hikayesiyle etkileyecidir ama Avengers’ta büyük düşmana karşı kullanılan bir silahtan başka bir şey değil. Thor, Tanrı olmasına rağmen dünyada karınca sayılabilecek güçlerle savaştı. Civil War senaryosu da iyi işlenmesine rağmen Iron Man vs Captain America durumu, görkem barındırmadı. İşte tam burada Justice League karakter avantajını kullanacaktı ve başardı. Superman vs Batman’de yapılan hatalar görülmüş ve karakterlerin derinine inilmiş. Cyborg, fragmanda sıradan bir Mortal Combat, Terminator tarzı bir karaktermiş gibi görünüyorken, derinliğiyle filmin en iyi karakteri olmaya aday olması, yaşadığım sağlam twistlerdendi. Siyahi karakterlerin hep komedi öğesi olarak kullanıldığını görüyoruz. Ama bu filmde bu tabu yıkılıyor ve Barry Allen devreye giriyor. Hiçbir karakter rolünden sapmıyor ve tutarlı bir kurgu ortaya çıkıyor. Ayakta alkışlanacak konu bu. Fazla karakterin işlenmesi bir dezavantajken, bu durumu lehine çeviren Zack Snyder, muazzam sahnelerle bizi ekrana kitlemeyi başardı.

Yan karakterler filmde büyük önem taşıyordu. Henry Allen (Flash’ın Babası), Silas Stone (Cyborg’un Babası), Lois Lane derin sahnelerin mimarlarıydı. Aksiyon filminin temposunu düşüren, göz dolduran sahneler, Justice League’in artı yanıydı. Ancak ekstra bir soundtrack yoktu. Hala “Is She With You” parçasından ekmek yeniliyor. Hans Zimmer ile tekrar işbirliği yapılmalı.

Zack Snyder da hala ayrıntılı ya da sade kareler mevcut değil. Hızlı geçişler, ağır CGI vardı. Michael Bay’i gömdüğümüz bir ayrıntı vardı. GAL GADOT’UN KALÇASI! Transformers serilerinde kadın başrolün kalçasından sahne bağlayan Michael Bay’i eleştirmiştik. Aynısını Zack abimiz de Wonder Woman’a yaptı. Ve sahneyi izlemek yerine gözlerin tek bir noktaya kaymasına neden oldu. Hatta şöyle kaba bir görüş belirteyim. Erkek izleyiciler için Gal Gadot, kadın izleyiciler için Henry Cavill, çocuk izleyiciler için de Ezra Miller kullanılmış. Kısacası her kesime hitap bu şekilde gerçekleştirilmiş.

Anıl’ın Görüşleri

DCEU’nun göz bebeği sonunda karşımıza çıktı. Beklediğimize değdiğine inanarak sözlerime başlamak istiyorum. Fragmanları uzun süredir göremediğimiz bir şekilde akıllıca kullandılar ve bunun ödülünü çoğunluğun filmi beğenmesiyle alacaklarını düşünüyorum. Evet, bir fragman bile ne kadar önemli bunu anlamış olduk. Hiçbir fragman bize Superman’i göstermediği gibi hiçbir fragman bizlere filmin sonu hakkında bilgi vermedi. Sırf filme heyecanlandırmak adına fragmanlardan bizlerin hevesini kırmadı. Bu bile artı puanla gitmemi sağladı filme.

Peki soruyorsunuz, “FİLM NASILDI?” diye. Haklısınız. Justice League, süper kahramanlar evreninde hem ekibi en iyi toparlayan hem çizgi romandan beslenme konusunda beyaz ekrana aktarılan en iyi film. Bir diğer sorunuz olarak akıllarda beliren AVENGERS DAHİL Mİ? sorusuna evet, o da dahil. Kısaca özetleyecek olursam DCEU, artık MCU’yu yakaladı. Her yazımda bahsettiğim o geriden gelme eksikliği, hızlı ama temelsiz filmler geride kaldı ve Justice League resmen yumruğunu masaya vurdu! MCU’nun artık yavaştan alma, tek filmlik kötülere sığınma hakkı kalmadı. Justice League’in MAYIS AYINA KADAR heyecanla konuşulacağını ve filmin etkisinden çıkılmayacağını düşünüyorum. Neden Mayıs derseniz elbette ki Marvel’ın 10 yıllık planının, ilmek ilmek işlediği evreninin son ve en büyük halkası Infinity War gelecek. Tekrarlıyorum; Mayıs ayına kadar Justice League, çizgi romanlardan beslenen ve ekibi bir araya oldukça mantıklı sebeplerle bir araya getiren en iyi filmdir.

Özetle;

Justice League > Avengers > Avengers Age of Ultron.

Spoilersız buraya kadar aktarabildim. Görselden sonrası alabildiğine SPOILER alabildiğine REFERANSLAR içerecektir.

-SPOILER OLMAYAN KISIM BİTTİ-

Haydi başlayalım!

SPOILER İNCELEMESİ:

Filmi M.Ö (Moladan Önce) ve M.S (Moladan Sonra) diye ayırmak istiyorum. İlk bölümü olduğu gibi fragmanlarda izledik diyebiliriz. Gayet güzel bir taktik olduğunu anlıyorum bunun çünkü ilk bölümde fragmanları art arda koyulmuş halde izlediğimi düşünürken, filmin ikinci kısmında ise her sahneyi yeni izliyoruz ve heyecan kat sayımız inanılmaz artıyor. İlk kısmı nötr bir halde izlerken, ikinci kısmı Barry Allen’ın her gördüğü şeye verdiği AWESOME tepkisini vererek izlediğimi farkettim. Zaten bu filmi kurtaran iki etmen vardı;

1- Superman

2- The Flash

Filme 10 üzerinden 8.2 veriyorsam ki vereceğim, o 1.2 puanı Flash, 2 puanı Superman verdirtiyor.

Gelin karakterleri teker teker inceleyelim.

Batman:

Ben Affleck’in Batman’i bırakacağı haberleri her gün karşınıza çıkıyordur. Artık clickbait halini aldı ve gerçek bile olsa kimse inanmayacak duruma düştü. Ancak filmde görüyoruz ki Ben Affleck, hala en iyi Batman. Bunu daha filmin ilk sahnesinde neredeyse çığlık attıracak kadar güzel çekilmiş bir Gotham sahnesinde anlıyoruz. Suçluyu Batmanvari hareketlerle yakaladıktan sonra Parademons ile yaptığı dövüşün çekimleri çok güzeldi. Resmen kendimi Batman çizgi romanı okuyormuş gibi hissettim. Her attığı adım, Gotham’ın her bir karesi çizgi romandan fırlamış gibiydi. Sonrasında ekibin ve dünyanın Superman’e ihtiyacı olduğu metninin altında, Superman’in ölümü için kendini suçlu hissetmesi yatıyordu. Bunun karşılığını vermek adına Mother Box ile Superman’i ölümden döndürdü ve bu, o an için mantıklı bir karardı. Tek şikayetim Justice League yeni bir ekip olsa bile, güçlerini yeteri kadar yansıtamamış olmalarıydı. Yani Superman olmasa Steppenwolf dünyayı ele geçiriyordu. Bu, içinde Wonder Woman, Aquaman, Flash ve Batman’in yer aldığı bir gruba bence hakaret oldu. Evet Steppenwolf hayvan gibi güçlü ama gördüğünüz üzere bir Doomsday değil Darkseid hiç değil. Film öncesi aklımda Steppenwolf’un bir an önce harcanıp Superman ile uğraşmaları vardı. Böyle olsaydı sanki daha güzel bir film bitirişi olurdu ancak bu halini sevmediğim anlamına gelmiyor.

Wonder Woman:

Hani böyle deliler gibi aşık olursunuz ve sevdiğiniz insana bakarken gözleriniz falan dolar ya? Wonder Woman’ı izlerken aynen böyle oluyorum. Ağlamaklı olmuyorum tabii ama Gal Gadot’dan gözlerimi bir saniye ayıramıyorum. Bakışlar, gülümseme, dudak yapısı, vücut yapısı, role girişi BEN AMAZONUM LAN diye bağırıyor yahu. Bir insan bir role bu kadar mı yakışır?! Her sahnesini hakettiği şekilde harika tamamladı.

Wonder Woman’a doyamadığımı daha iyi anladım. İkinci ve üçüncü filmlerini hemen çekseler de sonsuza kadar wondergazm olsak. Bakın o derece güzeldi. Burada da tek şikayetim Cyborg’a BEN DE SENİN GEÇTİĞİN YOLLARDAN GEÇTİM HA klişesini yaşamasıydı. Bu klişe her süper kahraman dizisinin 1 numaralı cümlesiyken filmlere taşınması tüylerimi diken diken etti ama o kadar güzel bir insan bunu söylüyor ki.. İçimden her dediğine ÇOK WONDER ANNECİĞİM diyip diyip filmi tamamladım.

Superman’in hayata döndürülmesi konusunda endişeleri ise çok doğruydu. Zaten ağır silah Lois Lane gelmeseydi Steppenwolf’dan önce Superman hepsini yok edecekti. Kal-El yapma bunu dediğinde Superman’i tokatlayasımız geldiyse bile Diana, rolünün hakkını sonuna kadar verdi. Kahramanlar Çağının bir daha gelmeyeceğini düşünüyordum cümlesinin için boştu ve bunu doğru bir şekilde doldurmalarına sevindim Amazonlar, Atlantisliler ve İnsanlar bir araya gelip geçmişte Steppenwolf’u yenilgiye uğratmışlar. Filmin güzel noktalarından sadece bir tanesiydi.

The Flash:

Barry Allen’ı anlatmaya nereden başlayacağımı bilmiyorum. DC sinema evreninin Spider-Man kontenjanını dolduruyor desek sanırım yalan olmayacaktır. Babası Henry Allen’ın annesi Nora Allen’ı öldürdüğü yalanı ile yıllardır hapishane’de yatışını hem çizgi romanlardan hem de The Flash dizisinden yeterince aşinayız. Bu yüzden çok fazla detaya girmeyeceğim. Sadece Barry’nin Barry Allen’dan çok Wally West havasında bir karakter olduğunu tartışabiliriz.  Barry ile orijinal kızıl Wally’nin birleşimi sonucu sinematik evrende bir Barry Allen’a sahibiz. Memnun muyum? Kesinlikle!

Şimdiden Justice League filminin en büyük kazancı solo The Flash filmi oldu. Eminim hepiniz Barry Allen’ı kendi filminde Reverse Flash ile dövüştüğü anları düşünüp yerinizde duramıyorsunuzdur. Zaten CCPD’de işe girdiğini babasına gösterdiğini düşünürsek solo film için her şey yerli yerinde. Dizideki gibi günlük meta humanlar, sıradan cinayetler değil ilk konu Reverse Flash olacaktır ki, solo Flash filminin adı Flashpoint olarak geçtiğimiz günlerde açıklanmıştı. Flashpoint, DCEU evreni için erken olduğunu düşünüyordum ancak babası Henry Allen’ın KENDİ GELECEĞİNİ YARAT tarzı cümlelerin içi Flashpoint ile doldurulacağını varsayıyorum. Flashpoint sayesinde Thomas Wayne göreceğimizi düşünürsek bugüne kadar işlenmiş en iyi filmi izleyebiliriz! Ama o zamana dek Rick and Morty seven, kaygılı, sevecek Barry Allen imajıyla idare edeceğiz. Justice League’den en çok aklında hangi sahneler kaldı diye sorsanız hepsinde Flash var. Karakteri ne kadar sevdiğimi ve ne kadar doğru anlattıklarını buradan anlayabiliriz. Mesela sivilleri kamyonla kaçırırken yandan Clark’ın evi taşıdığı sahne ve end credits sahnesi gibi. Tek kelimeyle kusursuzdu.

Aquaman:

Film içerisinde Jason Momoa’nın karizmatik bir Aquaman yaratması dışında beni çok cezbetmedi. Zaten sevilmesi zor bir karakter ve Momoa’nın tüm çabalarına rağmen ancak bu kadar olmuş. Solo filmi bence hiç gelmesin direk The Flash’ı yapın. The Hulk gibi sadece Justice League filmlerinde görelim balık adamımızı. Ama o solo film gelecek maalesef.

Aklımda kalan tek sahnesi, Wonder Woman’ın kementiyle bağlandığı ve doğruları art arda sıraladığı yerdi. Sağlam ve tam bir Joss Whedon sekansıydı. Zaten tek beğendiğim yer o sahne ve Momoa’nın karizmasıydı.

Cyborg:

Maalesef tek beğenemediğim ve sahnelerinin bir an önce geçmesini dilediğim iki karakterden biriydi. Diğeri elbette Lois Lane idi ama onu konuşmaya gerek duymuyorum ehe.

Cyborg’un yaşadığı iç travma ne kadar mantıklı olsa da, biz bunu hissedemedik. Çünkü ne yaşadığı kazayı izlettiler ne Cyborg oluncaya dek yaşadığı acıları. Justice League filminde buna vakit ayıramamaları çok normal ama 10 saniyelik bir flashback bile karakterle bağ kurmamızı sağlardı. Bu şekilde dışarıdan babasına atarlanan ergen bir kolej öğrencisinden başka bir şey değildi. Mother Box kutularını ayırarak Superman ile birlikte günü kurtarmış gibi göründü ama Superman olmasa tüm Justice League’in öleceği gerçeği yine değişmedi. Cyborg, maalesef bu filmin en zayıf karakteriydi.

Superman:

Gelelim filmin en güçlü kısmına. Adı gibi SUPER! Varlığı gibi UMUT DOLU!

Superman, Man of Steel’den beri karakter işlevi en çok irdelenen Justice League üyesi oldu. O yüzden onunla empati kurabilmemiz Batman üzerinden gerçekleşti.

Ailesi oldu, Büyüdü, Aşık oldu, Yaşadı ve Öldü.. 

Buna benzer bir cümle kurmuştu Batman, Superman için. Çok doğruydu. Kriptonlu bile olsa o da bir insandı ve Dünya’nın kurtulması için canını vermişti. Dünya tekrar tehlikeye girdiğinde ise onu bir kez daha kurtardı. Bu adam daha ne yapsın?!

Ancaaaaak, dünyayı kurtarmadan önce Justice League üyelerini teker teker, dinlene dinlene dövdüğü sahnede kendimden geçtim. Death of Superman hikayesindeki siyah kostümü bekledim ancak Clark kıllı göğüsleriyle dövüşmeyi seçti. Üstünde HOPE yokken bu dövüşü yapması bence çok daha anlamlıydı. Siyah kostümlü, saç sakal karışmış bir Superman’i görmeyi çok istesem de, bu sahne daha iyi çekilemezdi. Üstadım bir kolunda Wonder Woman diğer kolunda Aquaman, göğsünde Cyborg’u durdurmuşken Barry Allen’a attığın bakış neydi? Yani sıradan bir Parademons olsam o bakışı gördükten sonra o evreni terk ederdim. Yani inanın Marvel ve DC filmleri içerisinde en ama en sevdiğim dövüş sekansıydı! Hele hele o TELL ME.. DO U BLEED?! hatırlatması neydi öyle Superman Bey? Batman’in çene kemiklerini teker teker kırarken yaptığı bu hatırlatma bile bana yetti. Müthiş bir nokta atışıydı yahu müthiş! Övmek istiyorum, lügatım yetmiyor. Ne kadar sevdiğimi siz anlayın!

Filmi tıpkı evleri, gemileri taşıdığı gibi tek başına sırtladı ve bize harika ötesi bir Superman izletti. Bunun için Henry Cavill’a bir teşekkür borçluyuz.

Steppenwolf:

Görünüş itibariyle en iyi villain olabilir fikrine sahiptim ancak CGI çok göze batıyordu. Zaten tek filmlik Marvel kötülerine benzer bir sonu olacağını tahmin etmek zor değildi. Ancak verdiği etki ve yıkım büyük oldu. Sağlam yeni kurulmuş bir Justice League’in karşısına çıkabilecek en iyi villainlardan biri olmuş.

En önemli etkisi ise Darkseid adını zikretmesi oldu. Zaten Darkseid adım adım gelişini hissettiriyordu. Önce Batman’in rüyalarında gördüğü Omega işareti, gelecekten gelen Barry Allen’ın uyarıları ve şimdi de Steppenwolf’un sözleri. Yalnız Darkseid, Steppenwolf’a benzemez. Onu yenebilmek için çok daha güçlü ve daha kalabalık bir Justice League’e ihtiyaçları var.

Dipnot: Fragmanlarda gördüğümüz en önemli üç sahne filmde yoktu. İlki Bruce Wayne’in Superman veya Supergirl hologramına baktığı sahne, ikincisi ise Alfred’in yanına yer gök titreterek gelen Superman  sahnesi, üçüncüsü ise Barry’nin muhtemelen Iris’in yanında kırılan cama parmağını koyduğu sahne. Uzatılmış versiyon bunlarla dolu olacağı için heyecanla o halini beklemek lazım.

Kutluhan’ın Görüşleri

Şöyle bir durum vardı; Batman vs Superman filmini silecek bir senaryo mevcuttu. Superman’in bir sillesiyle ölebilecek durumda Batman. Yani bu versus muhabbeti fazla anlamsız geldi filmden sonra. Kriptonmuş, Martha’ymış hikaye. Superman, DC evreninin kralıdır. Mantık açısında kabulümüzdür. Biri uzaylı biri zengin. Ama Batman’in ihtişamı korunmalı. Nightcrawler ile bunu denediler ama yemedi. Ekibi kuran Batman oldu yine yemedi. Bunun sebebi Nolan’dır. Sadece Batman’i değil, Jim Gordon ve Alfred’i de oyuncularla bütünleştirdi. Seyirci, Gary Oldman ve Michael Caine’i arıyor.

Karakter çatışmaları tadındaydı. Wonder Woman’ın Bruce Wayne’i tokatlaması tatlıydı. Aquaman’in aksiliği, Jason Momoa ile uyuşuyordu. Superman’in görkemli girişi, filmin zirvesi olsa da, Justice League’in gözbebeği Wonder Woman’dı. Solo filminin üzerine bir sürü şey katsa da kollarını birleştirmesinden daha fazlasını görmek istiyoruz. Ares’e Doomsday’e Steppenwolf’a bu yeteneğini kullandın. Ama Superman’e yetmedi. Ben hala Superman’in tek başına Steppenwolf’u yenebileceğini düşünüyorum. Diğer filmde Darkseid’i villian olarak, Green Lantern’i de ekipe katılmış bir şekilde görürsek, film zirveye oturacaktır.

Superman’in ölümünün saldığı korku, Amerika’daki müslümanlara yapılan zulüm, Rusların radyasyon bölgesindeki yaşamı, karakterlerin kişisel acıları, senaryonun insanın içine işlemesini sağladı. Sıradan bir iyi kötü mücadelesi olmamalıydı ve olmadı. Bu açıdan tebrik ediyorum senaryo ekibini. Tabular yıkılmışken daha orijinal konularla aramıza katılmasını diliyoruz. Çünkü Infinity War çok iddialı geliyor. Justice League, Logan hariç bütün Marvel filmlerinden iyi olabilir. Ama Infinity War, bu rekabeti hareketlendirecektir.

Anıl’ın da belirttiği gibi fragman ve filmin ilişkisi muazzamdı. Diyor ki, evet ben bu karakterleri CGI ile harmanlayacağım. Bunu filmde göreceksiniz. Ama daha fazlasını filmde bulacaksınız. İşte buna saygı duyulur. Çünkü sinema, çok şey barındırır. Her konuda tatmin etmelisinizdir. Fragman’dan tutun filmin ismine, afişine, sloganına kadar. Justice League: Superman Uyanıyor… Bir Ertem Eğilmez Filmi… Olmadı değil mi? Ama “You Can’t Save the World Alone” gibi uyumlu bir sloganla yola çıkıp, karakterleri içimize işleyebildiniz. Superman twisti yaptınız. He, yine Martha fiyaskosu gibi Lois’i gördüğü gibi eriyen bir Superman gördük. Yıkıcı Superman kısmı biraz daha uzun sürebilirdi. Ama Wonder Woman’a attığı kafa bile tüyleri diken diken yapmaya yetti.

Nolan haricinde başarılı bir DC filmi görmek bizi sevindirdi. Ancak Stan Lee’nin yorumunu aklınızdan çıkarmayın. DC de Marvel de para kazanma peşinde. O yüzden eleştirileri göz önünde bulundurun ve körü körüne bir karakter için sinemaya gitmeyin. Sektör can çekişiyor. CGI’a boyun eğmemeliyiz. Nolan’dan alınacak dersler mevcut. Umarım gelecek solo DC filmleri derinlik içerir ve CGI’a güvenmez. Bu yüzden Justice League’i IMAX’te izlemenize gerek yok. Herhangi bir kaliteli sinema salonu işinizi görecektir.

 

Easter Eggler:

  • Barry Allen, Bruce Wayne ile konuşurken işaret dilini Gorilce bildiğinden bahsediyordu. Bu elbette Grood’a bir referanstı. Flash’ın şu ana dek sadece Captain Boomerang ile mücadele ettiğini gördük ama Gorilla Grood’a yapılan referans sonrası mücadele ettiği sadece Boomerang olmayabileceğini akıllara getirdi.

 

  • Parademonslar, filmde de bahsedildiği üzere Yeni Tanrıların oluşturdurduğu Apokolips’in askerleridir. Darkseid’in ayak seslerini Parademonslardan anlayabilirsiniz. Hem Steppenwolf’u hem Parademonsların yaratıcısı ise Jack Kirby’dir.

 

 

  • Justice League filmi, benzerlik açısından Justice League: Origin hikayesini temel almışa benziyor. Orada da Parademonslar, Mother Boxlar, Steppenwolf ve Darkseid işlenmiş, Superman yine herkesi teker teker dövmüştü.

 

  • Batman’in 20 yıldır Batman olduğu bir kez daha vurgulandı. Bir diğer vurgulanan ise Alfred’in patlayan Penguenler ile uğraştıkları zamanları özlediği oldu. O zamanları anlatan bir Batman filmi şart!

 

  • İlk sahnede Batman dövüşürken JANUS işaretini görüyoruz. Bu işaret Batman’in düşmanlarından Black Mask’a aittir. Black Mask, DCEU içerisinde var olduğunu anlıyoruz.

 

  • Batman’in Parademons ile yaptığı dövüş, Batman’in ilk kez çizgi romanda gözüktüğü sayı olan Detective Comics #27’in kapağı ile birebir benzemektedir. Tıpkı Batman v Superman: Dawn of Justice’de yer alan Dark Knight kapağı gibi.

 

  • Filmin müzikleri arasında 89 yapımı Batman’in ve 78 yapımı Superman: The Movie’nin soundtrackleri de yer alıyor.

 

  • Wonder Woman’ın durdurduğu teröristlerden birini tanıdınız mı? Tanımadıysanız o terörist Game of Thrones’dan Ramsey Bolton’ın babası Roose Bolton’ı canlandıran Michael McElhatton idi.

 

  • Kahramanlar Çağı sırasında, bir adet Green Lantern ve herkesin Shazam sandığı bir adet Zeus’u görüyoruz. Green Lantern öldüğü sırada yüzük, onu hakedecek yeni sahibini arayışa çıkıyor. Zeus olduğunu ise Steppenwolf’un Eski ve Yeni Tanrılar olarak ayrıştırmasından anlayabiliriz. Zeus, Ares gibiler Eski Tanrı, Darkseid gibiler Yeni Tanrı olarak adlandırılır.

 

  • Bruce Wayne’nin bahsettiği “As if the doomsday clock has a snooze button.” cümlesi, şu sıralar Watchmen ile DC evreninin birleştiği event olan Doomsday Clock’a bir selam şekliydi.

 

  • Barry’nin Stephen King hayranı olduğunu anlamış olmalısınız. Superman’in ölümden dönüşünü HAYVAN MEZARLIĞI GİBİ OLMASIN olarak betimlemişti. Okumayan veya izlemeyenler için Hayvan Mezarlığı, ölen insanların gömüldüğü yerden cani halleriyle tekrar canlandığını anlatan bir korku-gerilim romanıdır.

 

  • Flash ile Superman’in end credits sahnesi ise tüm çizgi roman severleri eminim ki duygulandırmıştır. Çizgi romanlarda bu ikilinin yarışı oldukça ünlüdür. Eskiden beri çizgi romanlarda, animasyonlarda bu konu işlenmiştir.

 

  • Son sahnede ise Lex Luthor ve Slade Wilson/Deathstroke’u görüyoruz. Lex, hapisten kaçmış ve anlaşılan Legion of Doom’u kurma adımlarına başlamış. Suicide Squad ekibinden buraya bir transfer olabilir ancak Gotham Sirens ve Deathstroke solo filmlerinin geleceği belliyken Legion of Doom hangi filme saklanır inanın bilmiyorum.

Evet Kara Büyücü severler, siz filmi nasıl buldunuz? Görüşlerinizi yorum olarak bizlere atmayı unutmayınız.

Dostoyevski!

Okumaya Devam Et

Bomba

The Handmaid’s Tale İncelemesi – Emmy’e Doyamayan Dizi!

Yayınlandı

on

“Sitedeki ilk yazım ne hakkında olmalı?” diye uzunca bir süre düşündükten sonra, son zamanlarda izlediklerim arasında beni en çok etkileyen dizi The Handmaid’s Tale ile başlangıç yapmaya karar verdim.

Yapımcılığını Bruce Miller’ın üstlendiği, Kanadalı yazar Margaret Atwood’un 1985’te çıkan ”Damızlık Kızın Öyküsü” adlı distopik romanından uyarlanan The Handmaid’s Tale; kadınların ikinci sınıf vatandaş olarak görüldüğü, çalışmalarına ve mülk sahibi olmalarına izin verilmediği, eşcinselliğin yasak olduğu, din ile yönetilen bir otokrasi devletinde bir Handmaid (cinsel köle) olarak yaşayan, Mad Men’den Peggy Olson rolüyle tanıdığımız Elisabeth Moss’un canlandırdığı June Osborne (Offred)’nün hayat hikayesini, psikolojik sorunlarını ve iç dünyasında yaşadığı sıkıntılarını  oldukça açık ve etkileyici bir biçimde gözler önüne seriyor.

Olaylar Amerika Birleşik Devletleri’ni ele geçiren ”geleneksel değerlere geri dönme’‘ amacı taşıyan totalitaryan ülke Gilead’da yaşanıyor. Geriye kalan az sayıda doğurgan kadından biri olan June, dünyadaki insan nüfusunu devam ettirebilmek amacıyla diğer tüm doğurgan kadınlar gibi Handmaid olmak zorunda bırakılıyor. Genel olarak, June’un, beyni yıkanmış diğer Handmaidler, hizmetçi Marthalar ve hizmet ettiği insanlar arasında kime güvenip kime güvenmemesi gerektiğini çözmeye çalıştığı psikolojik iç savaşına tanık oluyoruz.

Türkiye’de çok fazla ses getirmiş olduğunu düşünmesem de, ilk sezonuyla dünya çapında oldukça etki bırakan dizi birçok Emmy Ödülüne layık görüldü:

-Dram türünde en iyi yardımcı kadın oyuncu
-Dram türünde en iyi senaryo
-Dram türünde en iyi dizi
-Dram türünde en iyi kadın oyuncu
-Dram türünde en iyi yönetmen
-Bir saatlik diziler arasında en iyi görüntü
-Dram türünde en iyi misafir kadın oyuncu
-Kısa Dizi ya da TV filmleri arasında en iyi kurgu
-Modern ya da fantastik diziler arasında en iyi prodüksiyon tasarımı

Ayrıca, Emmy Ödülleri dışında iki tane Gold Derby ve bir tane TCA ödülü kazandı.

Normalde aksiyonu az, hareketsiz dizileri pek sevmeyen biri olmama rağmen The Handmaid’s Tale favori dizilerimden biri haline geldi. Peki bunun sebebi ne? Öncelikle dizinin ana konusunun sıradışı olması bence çok büyük bir artı. Ayrıca; çocukları ellerinden alınmış anneler başta olmak üzere karakterlerin trajik olaylardan sonra yaşadıkları psikolojik sürecin oldukça gerçekçi ve duygulara işleyebilen bir biçimde gösteriliyor oluşu, kullanılan ışıklandırma, ses efektleri ve müziklerin dizideki distopik ve karamsar havayı çok iyi hissettirebilmesi, ufak detaylara dahi çok fazla dikkat edilmesi, dizideki aktörlerin usta oyunculuğu ve George Orwell’ın 1984 adlı romanında da olduğu gibi, yaşanılanları ana karakterin gözünden görmemiz ve onun iç dünyasına birebir tanık olmamız dizinin diğer artıları.

Black Mirror, 1984, Mülksüzler ve Fahrenheit 451 distopik eserler hoşunuza gidiyorsa The Handmaid’s Tale’i de seveceğinizden eminim. Eğer yukarıda saydığım eserlerden hiçbirini okumadıysanız/izlemediyseniz de bu türe ilk adım olarak kesinlikle The Handmaid’s Tale ile başlamanızı öneririm.

Okumaya Devam Et

Bomba

The Walking Dead 8.Sezon 4.Bölüm “Some Guy” İncelemesi

Yayınlandı

on

Walking Dead, başarısı ile birlikte zirvede en çok tartışılan dizilerden biridir. Bunun nedeni 8 sezon sürmesi olabilir. Post-apokaliptik bir dünyayı işliyor olmaları, en başta çekici geliyordu. Ama şimdi o hissi ne kadar alıyoruz? İşte bu tartışılıyor. Çünkü ben, artık yaratıcı ve mantıklı şeyler görmek istiyorum. İnsanların çoğu zombi olduysa, dünyanın dengesinde bir şeyler değişmeli. Doğal afet görmedik. Sise gömülmüş şehirler, renkler, karamsarlıklar görmek istiyorum. Ben bunları isterken, 8.Sezon’a aksiyonu bol şekilde giriş yaptı. 4 bölümdür de aksiyon durmak bilmiyor. Ama bu bölüm hepsinden iyiydi. Şimdi Spoiler içeren incelememde bunu konuşacağız.

Ezekiel ile Carol arasındaki ilişki, başından beri beni etkiliyordu. Ve bu bölümde zirveyi gördü. Aktör olarak Aragorn’u oynayan Ezekiel, sürekli motive eden konuşmalar yapıyordu. Rick de güzel stratejiler izlerken, Saviors sessiz kalıyordu. Negan’da Peder ile sıkışmışken Saviorsları merak ediyorduk. Tek bir adam bile kaybetmeyen Kral Ezekiel, mitralyözün gazabına, geçen bölümün sonunda uğradı. Ama öyle böyle değil. Açık alanda zafer sarhoşu olan Kingdom ekibi, paket oldu. Ama kendilerini krallarının önüne atmayı bildiler. Bu çok ağır bir sahneydi. Liderler önemlidir ancak askerlerin de böyle harcanması insanın yüreğini dağlıyor. Hayatta kalma mücadelesini işleyen dizide böyle bir sahne görmek, insan psikolojisinin derinlerine iniyor. Saliselik bir kararla krallarının önüne atlamaları gerçekçiliğini ise tartışılır bir durum. Ayağından yaralanan Ezekiel’in oradan kaçmaya çalışması da bölümün temasıydı. Pusudan kurtulan diğer arkadaşları da Ezekiel için ölmeye devam etti.

Yine herkesin can verdiği anlarda, önemli karakterlerin kurtulduğuna şahit olduk. Carol o saldırıda içeriye girmeyi başarmış. Kadın bilgisayar oyununda God Mode açmış gibi geziyor. Silahı alıp savaşı leyhlerine çevirmeleri için Carol savaşa devam ediyor. Tek başına yine ortalığın camını kıran Carol, Ezekiel’ı kurtarmak için silahın peşini bıraktı ama motor sesi, başarılı bir sekanstı. Silahın peşine düşmeye gerek yoktu. Çünkü bu civarda bu motoru kullanabilecek tek kişi vardı… (Masal anlatır gibi oldu.)

Ezekiel yine kurtulmuş ve daha kim kendini feda edebilir derken, yadigar Kaplan geldi ve mındar oldu. Kükremesiyle görkemli görkemli gezen yadigar, az göründü ve hiç oldu resmen. Beşiktaş’ın “Feda” Sezonu gibi bir bölümdü. Fedaları beğenmesem de Ezekiel’ın “Ben Kral falan değilim!” isyanı bölümün, hatta son sezonların en can alıcı sahnelerinden biriydi. Ki senarist bu sahneyi düşünmüş, çevresine sahneler yazarak bu bölümü oluşturmuş diyebiliriz. Yönetmenliğe dair tek sahne ise, kanalizasyonla birleşen kaplan kanıydı.

 

İlk sahneyi unutmadım. 40 dakikayı harcayabilirlerdi. Az önce beraber savaştığı insanlar artık zombiydi. Muazzam bir sahneydi. Her karakter bu acıyı belli dönemlerde yaşadı. Carl, annesini öldürmek zorunda kaldı. Daha kısa ve daha kaliteli bir yapım olsa, her bölüm ağlatabilecek sahneleri ve konusu bulunmakta. Örneğin Carol’ın Lizzie’yi öldürmesi, hala dizinin en iyi sahnesidir. Üstüne sahne gelmedi. Neyse konumuzu dönelim. Bunların dışında Resident Evil havasında bir araba kovalama sahnesi çekmişler. Gerçekçilik yine dibe vursa da Daryl’in artistik girişi her şeye bedeldi.

“Ben Kral falan değilim! Senin majestelerin de değilim! Hiçbir şey değilim. Sıradan bir adamım.”

Bu replikle zirveyi gören “Some Guy” bölümü, 8. Sezonun en anlamlı bölümüydü. Ezekiel hem Kral’dı hem Aktör hem de sıradan bir adamdı. Bu bölümden sonra aynı Ezekiel’ı görmemeliyiz. Değişim istiyoruz. Bu evrende Negan ve Rick’in savaşından fazlası olmalı. Bu bölümde bunu hissettik. Umarım devamı gelecektir. Haftaya görüşmek üzere, sağlıcakla kalın.

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Bomba6 gün ago

Justice League İncelemesi ve Tüm Çizgi Roman Referansları!

-SPOILER OLMAYAN KISIM- Kutluhan’ın Görüşleri Villian, solo hikayeler, diyaloglar, espriler, efektler, yan karakterler filmi bir bütün olarak karşımıza çıkardı. Avengers’tan...

Bomba2 hafta ago

The Handmaid’s Tale İncelemesi – Emmy’e Doyamayan Dizi!

“Sitedeki ilk yazım ne hakkında olmalı?” diye uzunca bir süre düşündükten sonra, son zamanlarda izlediklerim arasında beni en çok etkileyen...

Bomba2 hafta ago

The Walking Dead 8.Sezon 4.Bölüm “Some Guy” İncelemesi

Walking Dead, başarısı ile birlikte zirvede en çok tartışılan dizilerden biridir. Bunun nedeni 8 sezon sürmesi olabilir. Post-apokaliptik bir dünyayı...

Bomba2 hafta ago

En Underrated Diziler #2: Luther!

Biz bir Underrated diziler yazısı başlatmıştık ve ilk olarak Person of İnterest‘i tanıtmıştım. Uzun süre boyunca yeni bir dizi yazılmamış olduğunu...

Bomba3 hafta ago

X-Men, Her An Marvel’a Geri Dönebilir! Disney, Fox’u Satın Almak İçin Harekete Geçti!

Başlığı olabildiğince nazik ve ilgi çekici seçmek için elimden geleni yaptım ancak yazımın içerisinde baya gaza gelmiş, baya kendinden geçmiş...

Bomba3 hafta ago

The Walking Dead 8. Sezon 3. Bölüm Monsters İncelemesi

Bu inceleme The Walking Dead 8. Sezon 3. Bölüm hakkında SPOILER içermektedir.  Monsters yani Canavarlar bölümün adıydı. Bölümün adı neyse...

Bomba3 hafta ago

“The Lord of the Rings” dizisi neden olmamalı? Açıklıyoruz!

Marvel’i televizyona taşıdılar. Ölüm Defteri’ni görmezden geldik. Westworld ve Fargo, uyarlama seçimini, filmleri temel alıp ancak filmlerin senaryolarından bağımsız ilerleyerek...

Bomba3 hafta ago

The Gifted 1.Sezon 5.Bölüm ”boXed in” İncelemesi

Aksiyon dolu 4.bölümden sonra temponun biraz daha yavaşlayacağı öngörülebilirdi. Öyle de olmuş, fakat bu kalitenin düşmesini de gerektirir miydi? Ne...

Bomba3 hafta ago

Infinity War’da Beklenmedik Yeni Karakterler Olacak. Söyleyenler ise Russo Kardeşler!

Infinity War ve Thanos’un ayak sesleri artık gittikçe yaklaşıyor. Yaklaştığı için geçtiğimiz yaz gizlice izletilen fragman tüm dünya vatandaşları olarak...

Bomba4 hafta ago

The Walking Dead 8. Sezon 2. Bölüm The Damned İncelemesi

Bu inceleme The Walking Dead 8. Sezon 2. Bölüm hakkında SPOILER içermektedir. Rick ve tayfasının Negan’ın karakollarını teker teker basma...

Bomba